jack the ripper - en çok favorilenen tanımları (1. sayfa)
1.
maslow'un ihtiyaçlar hiyerarşisi
maslow teorisi veya maslow'un ihtiyaçlar hiyerarşisi, amerikalı psikolog abraham maslow tarafından 1943 yılında yayımlanmış bir çalışmada ortaya atılmış ve sonrasında geliştirilmiş bir insan psikolojisi teorisidir.
maslow teorisi, insanların belirli kategorilerdeki ihtiyaçlarını karşılamalarıyla, kendi içlerinde bir hiyerarşi oluşturan daha ''üst ihtiyaçlar''ı tatmin etme arayışına girdiklerini ve bireyin kişilik gelişiminin, o an için baskın olan ihtiyaç kategorisinin niteliği tarafından belirlendiğini söz konusu etmektedir. maslow'un kişilik kategorileri kendi aralarında bir dizilim oluştururlar ve her ihtiyaç kategorisine bir kişilik gelişme düzeyi karşılık gelir. birey, bir kategorideki ihtiyaçları tam olarak gideremeden bir üst düzeydeki ihtiyaç kategorisine, dolayısıyla kişilik gelişme düzeyine geçemez.
• fizyolojik ihtiyaçlar: bunlar insanın hayatta kalması için biyolojik gereksinimlerdir; hava, gıda, içecek, barınak, giyim, sıcaklık, uyku ve cinsellik.
bu ihtiyaçlar karşılanmazsa, insan vücudu en iyi şekilde çalışamaz. maslow, diğer tüm ihtiyaçlar bu ihtiyaçlar karşılanana kadar ikincil hale geldiğinden fizyolojik ihtiyaçları en önemli olarak kabul etmiştir.
• güvenlik ihtiyaçları: bireyin fizyolojik ihtiyaçları karşılandıktan sonra, güvenlik ve güvenlik gereksinimleri göze çarpar. insanlar yaşamlarında düzen, öngörülebilirlik ve kontrol isterler. bu ihtiyaçlar aile ve toplum tarafından karşılanabilir (örneğin polis, okullar, iş ve tıbbi bakım).
duygusal güvenlik, finansal güvenlik (istihdam, sosyal refah vb.), yasa ve düzen, korkudan kurtulma, sosyal istikrar, mülk, sağlık ve refah (kazalara ve yaralanmaya karşı güvenlik vb.) bunlara örnek verilebilir.
• sevgi ve aidiyet ihtiyaçları: fizyolojik ihtiyaçlar ve güvenlik ihtiyaçları karşılandıktan sonra, insan ihtiyaçlarının üçüncü seviyesi sosyallik ve aidiyet duygularını içerir. kişilerarası ilişkilere duyulan ihtiyaç davranışı motive eder.
dostluk, samimiyet, güven ve kabul, sevme ve sevilme, bir grubun parçası olmak (aile, arkadaşlar, iş vb.) bu basamakta ihtiyaç duyulan şeylerdir.
• saygı ihtiyaçları: maslow'un hiyerarşisinde dördüncü düzeydir. iki kategoriye ayrılır: bunlardan ilki kendine saygı (haysiyet, başarı, ustalık, bağımsızlık vb.) iken diğeri başkalarından saygı duyma arzusudur (statü, prestij vb.).
maslow, saygı ve itibar ihtiyacının çocuklar ve ergenler için en önemli ihtiyaçlar olduğunu ve gerçek benlik saygısından önce geldiğini belirtir.
• bilişsel ihtiyaçlar: ilgi ve anlayış, merak, keşif, anlam ve öngörülebilirlik ihtiyacı.
• estetik ihtiyaçlar: takdir, güzellik, denge, form vb.
• kendini gerçekleştirme ihtiyacı: maslow'un hiyerarşisinde en üst düzeydir ve bir kişinin potansiyelini, kendini gerçekleştirmesini, kişisel gelişimini ve en yüksek deneyimleri aramasını ifade eder. maslow bu seviyeyi, mümkün olan her şeyi başarma, kişinin "olabileceği her şeyi olma" olma arzusu olarak tanımlamaktadır.
• kendini aşma ihtiyacı: kişi, kişisel benliğin ötesine geçen değerlerle motive edilir (örneğin, mistik deneyimler ve doğa ile ilgili belirli deneyimler, estetik deneyimler, cinsel deneyimler, başkalarına hizmet, bilimin peşinde koşma, dini inanç, vb.).
bu ihtiyaçların alacağı özel biçim elbette kişiden kişiye büyük değişiklik gösterecektir. bir bireyde ideal bir anne olma arzusu şeklinde olabilir, diğerinde atletik olmak olarak ifade edilebilir ve yine başka bir kişide resim çizmeyle veya icatlarla ifade edilebilir. maslow, ihtiyaç sırasının dış koşullara veya bireysel farklılıklara bağlı olarak değişebileceğini söyler. örneğin; bazı bireyler için benlik saygısı ihtiyacı sevgi ihtiyacından daha önemlidir. bir başkası içinse yaratıcılık ihtiyacı en temel ihtiyaçların yerine bile geçebilir.
maslow ayrıca çoğu davranışın çok motivasyonlu olduğuna dikkat çekmiş ve “herhangi bir davranışın sadece bir tanesinden ziyade temel ihtiyaçların birkaçı veya tümü tarafından aynı anda belirlenme eğiliminde olduğunu” belirtmiştir.
maslow teorisi, insanların belirli kategorilerdeki ihtiyaçlarını karşılamalarıyla, kendi içlerinde bir hiyerarşi oluşturan daha ''üst ihtiyaçlar''ı tatmin etme arayışına girdiklerini ve bireyin kişilik gelişiminin, o an için baskın olan ihtiyaç kategorisinin niteliği tarafından belirlendiğini söz konusu etmektedir. maslow'un kişilik kategorileri kendi aralarında bir dizilim oluştururlar ve her ihtiyaç kategorisine bir kişilik gelişme düzeyi karşılık gelir. birey, bir kategorideki ihtiyaçları tam olarak gideremeden bir üst düzeydeki ihtiyaç kategorisine, dolayısıyla kişilik gelişme düzeyine geçemez.
• fizyolojik ihtiyaçlar: bunlar insanın hayatta kalması için biyolojik gereksinimlerdir; hava, gıda, içecek, barınak, giyim, sıcaklık, uyku ve cinsellik.
bu ihtiyaçlar karşılanmazsa, insan vücudu en iyi şekilde çalışamaz. maslow, diğer tüm ihtiyaçlar bu ihtiyaçlar karşılanana kadar ikincil hale geldiğinden fizyolojik ihtiyaçları en önemli olarak kabul etmiştir.
• güvenlik ihtiyaçları: bireyin fizyolojik ihtiyaçları karşılandıktan sonra, güvenlik ve güvenlik gereksinimleri göze çarpar. insanlar yaşamlarında düzen, öngörülebilirlik ve kontrol isterler. bu ihtiyaçlar aile ve toplum tarafından karşılanabilir (örneğin polis, okullar, iş ve tıbbi bakım).
duygusal güvenlik, finansal güvenlik (istihdam, sosyal refah vb.), yasa ve düzen, korkudan kurtulma, sosyal istikrar, mülk, sağlık ve refah (kazalara ve yaralanmaya karşı güvenlik vb.) bunlara örnek verilebilir.
• sevgi ve aidiyet ihtiyaçları: fizyolojik ihtiyaçlar ve güvenlik ihtiyaçları karşılandıktan sonra, insan ihtiyaçlarının üçüncü seviyesi sosyallik ve aidiyet duygularını içerir. kişilerarası ilişkilere duyulan ihtiyaç davranışı motive eder.
dostluk, samimiyet, güven ve kabul, sevme ve sevilme, bir grubun parçası olmak (aile, arkadaşlar, iş vb.) bu basamakta ihtiyaç duyulan şeylerdir.
• saygı ihtiyaçları: maslow'un hiyerarşisinde dördüncü düzeydir. iki kategoriye ayrılır: bunlardan ilki kendine saygı (haysiyet, başarı, ustalık, bağımsızlık vb.) iken diğeri başkalarından saygı duyma arzusudur (statü, prestij vb.).
maslow, saygı ve itibar ihtiyacının çocuklar ve ergenler için en önemli ihtiyaçlar olduğunu ve gerçek benlik saygısından önce geldiğini belirtir.
• bilişsel ihtiyaçlar: ilgi ve anlayış, merak, keşif, anlam ve öngörülebilirlik ihtiyacı.
• estetik ihtiyaçlar: takdir, güzellik, denge, form vb.
• kendini gerçekleştirme ihtiyacı: maslow'un hiyerarşisinde en üst düzeydir ve bir kişinin potansiyelini, kendini gerçekleştirmesini, kişisel gelişimini ve en yüksek deneyimleri aramasını ifade eder. maslow bu seviyeyi, mümkün olan her şeyi başarma, kişinin "olabileceği her şeyi olma" olma arzusu olarak tanımlamaktadır.
• kendini aşma ihtiyacı: kişi, kişisel benliğin ötesine geçen değerlerle motive edilir (örneğin, mistik deneyimler ve doğa ile ilgili belirli deneyimler, estetik deneyimler, cinsel deneyimler, başkalarına hizmet, bilimin peşinde koşma, dini inanç, vb.).
bu ihtiyaçların alacağı özel biçim elbette kişiden kişiye büyük değişiklik gösterecektir. bir bireyde ideal bir anne olma arzusu şeklinde olabilir, diğerinde atletik olmak olarak ifade edilebilir ve yine başka bir kişide resim çizmeyle veya icatlarla ifade edilebilir. maslow, ihtiyaç sırasının dış koşullara veya bireysel farklılıklara bağlı olarak değişebileceğini söyler. örneğin; bazı bireyler için benlik saygısı ihtiyacı sevgi ihtiyacından daha önemlidir. bir başkası içinse yaratıcılık ihtiyacı en temel ihtiyaçların yerine bile geçebilir.
maslow ayrıca çoğu davranışın çok motivasyonlu olduğuna dikkat çekmiş ve “herhangi bir davranışın sadece bir tanesinden ziyade temel ihtiyaçların birkaçı veya tümü tarafından aynı anda belirlenme eğiliminde olduğunu” belirtmiştir.
devamını gör...
2.
gaslighting
bireyin kendi hafıza, algı ve akıl sağlığını sorgulayıp irdelemeye iten bir çeşit psikolojik kötü yönlendirmedir. bireyde veya seçilen grupta şüphe uyandırma, kalıcı inkar, çelişki ve yalan yoluyla peyderpey dikte edilir ve fark edilmesi kimi zaman güçtür.
bu manipülasyonun uygulanma şekilleri farklılık gösterse de temel olarak üç şekilde yapılır.
bunlardan birincisi, sözlü şekilde bir şeyleri ifade edip bu bilgileri her seferinde tekrardan farklı şekillerde anlatmaktır. böylece karşıdaki kişinin algılarını allak bullak etmek amaçlanır. ikinci yöntem ise fizikseldir; evde bulunan eşyaların yerlerini sürekli değiştirmek ve bir süre sonra olması gereken yerlerine tekrar koymak şeklinde gerçekleştirilir. böylece eşyayı ilk başta ait olduğu yerde göremeyen ama bir süre sonra tam orada bulan kurbana bu durumdan bahsettiğinde "ne saçmalıyorsun, hep oradaydı o" gibisinden tepkiler verilir. bu durum zamanla yine kendisinden şüphe etmesine yol açar. üçüncü yöntem ise bir olayın detaylarından bilinçli olarak bahsetmemek, daha sonra ise önceden bahsetmiş gibi konuşmak ve karşıdaki insana hafıza kayıpları yaşadığı vurgusunu yaparak aklını bulandırmak üzerinedir.
bu manipülasyonun uygulanma şekilleri farklılık gösterse de temel olarak üç şekilde yapılır.
bunlardan birincisi, sözlü şekilde bir şeyleri ifade edip bu bilgileri her seferinde tekrardan farklı şekillerde anlatmaktır. böylece karşıdaki kişinin algılarını allak bullak etmek amaçlanır. ikinci yöntem ise fizikseldir; evde bulunan eşyaların yerlerini sürekli değiştirmek ve bir süre sonra olması gereken yerlerine tekrar koymak şeklinde gerçekleştirilir. böylece eşyayı ilk başta ait olduğu yerde göremeyen ama bir süre sonra tam orada bulan kurbana bu durumdan bahsettiğinde "ne saçmalıyorsun, hep oradaydı o" gibisinden tepkiler verilir. bu durum zamanla yine kendisinden şüphe etmesine yol açar. üçüncü yöntem ise bir olayın detaylarından bilinçli olarak bahsetmemek, daha sonra ise önceden bahsetmiş gibi konuşmak ve karşıdaki insana hafıza kayıpları yaşadığı vurgusunu yaparak aklını bulandırmak üzerinedir.
devamını gör...
3.
koku hafızası
duygusal yönü güçlüdür çünkü hafızaya daha spesifik ve belirgin veriler sunar. aniden duyumsadığımız bir koku bizi seneler önceki hatıralarımıza doğru güzel ya da acı bir yolculuğa çıkarabilir. kokuyla özdeşleşen hisler, hafızada diğer duyularla işlenen anılara göre oldukça yüksek bir yoğunluğa sahiptir. işte buna, yani kokuların anılarımızı yeniden canlandırabilmesine proust fenomeni adı verilir.
marcel proust 9 yaşındayken astım hastalığı yüzünden ailesi tarafından illiers şehrine gönderilir. burada annesinin onun için yapmış olduğu kurabiyeleri yerken, kurabiyelerin kokusu kendisine büyüleyici bir haz verir. yıllar sonra proust tesadüfen bu kokuyu yeniden duyduğunda çocukluk günlerinin o anlarına dair her ayrıntıyı anımsadığını fark eder. bu kokuya bağlı anılarını deşen proust, yine bu anılardan aldığı ilhamla 3 bin sayfalık kayıp zamanın izinde adlı romanını yazar. proust, kaleminin gücünü kokuyla anıları arasındaki etkileşimi çözme yeteneğine bağlamıştır. koku ve uzak hatıraların hafızayla ilişkisi de proust’a ithafen proust fenomeni olarak anılmaya başlanır.
marcel proust 9 yaşındayken astım hastalığı yüzünden ailesi tarafından illiers şehrine gönderilir. burada annesinin onun için yapmış olduğu kurabiyeleri yerken, kurabiyelerin kokusu kendisine büyüleyici bir haz verir. yıllar sonra proust tesadüfen bu kokuyu yeniden duyduğunda çocukluk günlerinin o anlarına dair her ayrıntıyı anımsadığını fark eder. bu kokuya bağlı anılarını deşen proust, yine bu anılardan aldığı ilhamla 3 bin sayfalık kayıp zamanın izinde adlı romanını yazar. proust, kaleminin gücünü kokuyla anıları arasındaki etkileşimi çözme yeteneğine bağlamıştır. koku ve uzak hatıraların hafızayla ilişkisi de proust’a ithafen proust fenomeni olarak anılmaya başlanır.
devamını gör...
4.
sarılmaya ihtiyaç duymak
insanoğlunun en saf ve masum ihtiyacıdır bu arzu. yalandan sevişirsin ama yalandan sarılmazsın, sarılamazsın.
“insanlık kadar eski olan bu hareket iki vücudun kavuşmasından çok daha fazlasını ifade eder. sarılmanın anlamı şudur: sende bir tehlike sezmiyorum, yanında olmaktan korkmuyorum, rahatlayabilir, kendimi yuvamda hissedebilirim, beni koruyan ve anlayan birisi var. birine isteyerek her sarıldığımızda ömrümüzün bir gün uzadığına inanılır. lütfen, şimdi sarıl bana.”
(bkz: paulo coelho)
“insanlık kadar eski olan bu hareket iki vücudun kavuşmasından çok daha fazlasını ifade eder. sarılmanın anlamı şudur: sende bir tehlike sezmiyorum, yanında olmaktan korkmuyorum, rahatlayabilir, kendimi yuvamda hissedebilirim, beni koruyan ve anlayan birisi var. birine isteyerek her sarıldığımızda ömrümüzün bir gün uzadığına inanılır. lütfen, şimdi sarıl bana.”
(bkz: paulo coelho)
devamını gör...
5.
dünyadaki en korkunç gerçek
bir gün ölüp yok olduğunda senin dışındaki her şeyin sanki sen hiç var olmamışcasına devam edeceği gerçeği.
devamını gör...
6.
hamam böceği teorisi
google'ın ceo'su sundar pichai, hamam böceği teorisi'ni şöyle anlatıyor:
restoranın birinde bir gün aniden bir hamam böceği belirdi ve orada bulunan bir kadının üzerine çıktı. kadın korkudan çığlık atmaya başladı. paniklemiş yüzü ve titreyen sesiyle, can havliyle hamam böceğini üzerinden elleriyle atmaya çalışırken zıplamaya başladı. onun bu tepkisi bulaşıcı olmuştu, bulunduğu gruptaki diğer insanlar da paniklemişti. kadın sonunda hamam böceğini üzerinden atmayı başardı derken… başka bir kadının üzerine düştü hamam böceği. şimdi aynı şeyleri yaşamak için sıra gruptaki diğer bir kadındaydı. garson hemen imdatlarına koştu. bu nöbet değişiminde, bu sefer de hamam böceği garsonun üzerine düştü. garson dimdik durdu, kendini toparladı ve gömleğindeki hamam böceğinin davranışlarını gözlemledi. kendine yeterince güvendiğini hissettiğinde, hamam böceğini parmaklarıyla tutarak, restorandan dışarı attı.
''ee bu teori bize ne anlatıyor? özet geç'' dediğinizi duyar gibiyim.
hayatımızda karşılaştığımız olaylara tepki vermek yerine anlamlı bir yanıt vermeliyiz. yaşantımızda kaosu yaratan esas şey, bir sorunun kendisinden ziyade soruna olan yaklaşımımızdır. tepkiler içgüdüsel olarak gösterilen hareketlerdir; fakat cevaplar etraflıca düşünülerek oluşturulmuş şeylerdir.
karar sizin.
restoranın birinde bir gün aniden bir hamam böceği belirdi ve orada bulunan bir kadının üzerine çıktı. kadın korkudan çığlık atmaya başladı. paniklemiş yüzü ve titreyen sesiyle, can havliyle hamam böceğini üzerinden elleriyle atmaya çalışırken zıplamaya başladı. onun bu tepkisi bulaşıcı olmuştu, bulunduğu gruptaki diğer insanlar da paniklemişti. kadın sonunda hamam böceğini üzerinden atmayı başardı derken… başka bir kadının üzerine düştü hamam böceği. şimdi aynı şeyleri yaşamak için sıra gruptaki diğer bir kadındaydı. garson hemen imdatlarına koştu. bu nöbet değişiminde, bu sefer de hamam böceği garsonun üzerine düştü. garson dimdik durdu, kendini toparladı ve gömleğindeki hamam böceğinin davranışlarını gözlemledi. kendine yeterince güvendiğini hissettiğinde, hamam böceğini parmaklarıyla tutarak, restorandan dışarı attı.
''ee bu teori bize ne anlatıyor? özet geç'' dediğinizi duyar gibiyim.
hayatımızda karşılaştığımız olaylara tepki vermek yerine anlamlı bir yanıt vermeliyiz. yaşantımızda kaosu yaratan esas şey, bir sorunun kendisinden ziyade soruna olan yaklaşımımızdır. tepkiler içgüdüsel olarak gösterilen hareketlerdir; fakat cevaplar etraflıca düşünülerek oluşturulmuş şeylerdir.
karar sizin.
devamını gör...
7.
cahil insanlarla baş etme yolları
aynen diyerek konuyu kapatmak ve tartışmaya dahil olmamak.
unutulmamalıdır ki küçük insanlar kişilerle, vasat insanlar olaylarla, büyük insanlar fikirlerle uğraşır.
unutulmamalıdır ki küçük insanlar kişilerle, vasat insanlar olaylarla, büyük insanlar fikirlerle uğraşır.
devamını gör...
8.
bir evin huzurlu olduğunu gösteren detay
annenin mutlu olması.
eğer bir evde anne mutluysa ve gülümsüyorsa o evde huzur var demektir; çünkü bir anne bütün aile bireylerinin üzüntüsünü, sıkıntısını, mutluluğunu, sevincini yüzünde ve sesinde taşır.
eğer bir evde anne mutluysa ve gülümsüyorsa o evde huzur var demektir; çünkü bir anne bütün aile bireylerinin üzüntüsünü, sıkıntısını, mutluluğunu, sevincini yüzünde ve sesinde taşır.
devamını gör...
9.
ebeveynlerin kabullenemedikleri gerçekler
çocuklarının kendilerinden bağımsız bir birey olduğu gerçeği.
devamını gör...
10.
cahilim demenin alternatif yolları
“kitap okumuyorum, eksikliğini de hissetmiyorum.”
devamını gör...
11.
hayata dair ilginç tespitler
dünyada belli ve sabit miktarda mutluluk vardır. bu yüzden birinin mutluluğu kesinlikle bir başkasının mutsuzluğudur.
devamını gör...
12.
az kişinin bildiği muhteşem kelimeler
(bkz: merdümgiriz)
insanlardan çabuk sıkılan, kalabalık ortamlardan pek hoşlanmayıp yalnızlık isteyen kişi.
insanlardan çabuk sıkılan, kalabalık ortamlardan pek hoşlanmayıp yalnızlık isteyen kişi.
devamını gör...
16.
kronik depresyon
günlük aktivitelere ilgi kaybı, umutsuz hissetmek, üretkenlikten yoksun olmak, düşük özgüven ve genel bir yetersizlik hissi gibi semptomlarla yıllar boyunca devam ederek ilişkilerinizi, okulunuzu, işinizi ve gündelik yaşantınızı önemli ölçüde etkileyen depresyon türü.
eğer kronik depresyondan muzdaripseniz mutlu durumlarda bile iyimser olmakta zorlanabilir; kasvetli bir kişiliğe sahip olmaktan, eğlenememekten, mutlu olamamaktan ve yetersiz hissetmekten şikayet ederseniz. kronik depresyon majör depresyon kadar şiddetli olmasa da mevcut depresif ruh haliniz hafif, orta veya şiddetli olabilir. kronik depresyonun doğası nedeniyle depresyon belirtileriyle baş etmek zordur; ancak konuşma terapisi (bkz: psikoterapi) ve ilaç kombinasyonu bu durumun tedavisinde etkili olabilir. kronik depresyonun kesin nedeni bilinmemektedir. majör depresyonda olduğu gibi birden fazla neden olabilir.
biyolojik farklılıklar: kronik depresyona sahip olan kişilerin beyinlerinde fiziksel değişiklikler olabilir. bu değişikliklerin sebebi hala belirsiz olmakla beraber araştırmalar devam etmektedir.
beyin kimyası: nörotransmiterler, doğal şekilde oluşan ve depresyonda rol oynayan beyin kimyasallarıdır. son araştırmalar, bu nörotransmiterlerin işlev ve etkisindeki değişikliklerin ve duygudurum dengesinin korunmasında yer alan nörosirküitler ile ne şekilde etkileşime girdiklerinin depresyon ve tedavisinde önemli bir rol oynayabileceğini göstermektedir.
kalıtsal özellikler: kronik depresyon, ailesinde kronik depresyon öyküsü olan kişilerde daha yaygın gibi görünmektedir. depresyona neden olabilecek genleri bulmak için yürütülen çalışmalar devam etmektedir.
yaşantı: majör depresyonda olduğu gibi sevilen birinin kaybı, maddi problemler veya yüksek düzeyde stres gibi travmatik olaylar bazı insanlarda kalıcı depresif bozukluğu tetikleyebilir.
eğer kronik depresyondan muzdaripseniz mutlu durumlarda bile iyimser olmakta zorlanabilir; kasvetli bir kişiliğe sahip olmaktan, eğlenememekten, mutlu olamamaktan ve yetersiz hissetmekten şikayet ederseniz. kronik depresyon majör depresyon kadar şiddetli olmasa da mevcut depresif ruh haliniz hafif, orta veya şiddetli olabilir. kronik depresyonun doğası nedeniyle depresyon belirtileriyle baş etmek zordur; ancak konuşma terapisi (bkz: psikoterapi) ve ilaç kombinasyonu bu durumun tedavisinde etkili olabilir. kronik depresyonun kesin nedeni bilinmemektedir. majör depresyonda olduğu gibi birden fazla neden olabilir.
biyolojik farklılıklar: kronik depresyona sahip olan kişilerin beyinlerinde fiziksel değişiklikler olabilir. bu değişikliklerin sebebi hala belirsiz olmakla beraber araştırmalar devam etmektedir.
beyin kimyası: nörotransmiterler, doğal şekilde oluşan ve depresyonda rol oynayan beyin kimyasallarıdır. son araştırmalar, bu nörotransmiterlerin işlev ve etkisindeki değişikliklerin ve duygudurum dengesinin korunmasında yer alan nörosirküitler ile ne şekilde etkileşime girdiklerinin depresyon ve tedavisinde önemli bir rol oynayabileceğini göstermektedir.
kalıtsal özellikler: kronik depresyon, ailesinde kronik depresyon öyküsü olan kişilerde daha yaygın gibi görünmektedir. depresyona neden olabilecek genleri bulmak için yürütülen çalışmalar devam etmektedir.
yaşantı: majör depresyonda olduğu gibi sevilen birinin kaybı, maddi problemler veya yüksek düzeyde stres gibi travmatik olaylar bazı insanlarda kalıcı depresif bozukluğu tetikleyebilir.
devamını gör...
18.
psikoz
kişiyi gerçeklerden yani dış dünyadan koparan; düşünce, algılama, konuşma ve davranış sorunlarına neden olan bir beyin hastalığıdır.
kişinin çevresinde olup bitenleri algılama şekli, olaylara bakış açısı ve diğer insanlarla olan ilişkileri psikozun etkisiyle yeni bir hal alır. psikozda olan kişi gerçek dünya ile kendi bozulmuş olan düşünce ve duygudurum dünyasını aynı anda ve uyanıkken yaşar. düzgün algılama ve değerlendirme onun için yabancıdır. kişinin önceden değer verdiği kavramlar anlamını birer birer yitirirken kendi dünyasında yarattığı değerler, korkular, düşünceler ve diğer kavramlar ön plana çıkar.
çoğu zaman psikoz ve şizofreni halk arasında birbirinin yerine kullanılsa da psikoz kavramı şizofreninin de içerisinde olduğu bir grup ruhsal bozukluğun yarattığı gerçeklerden kopuk, kaotik ve kendine özgü ortak ruhsal durumu tanımlar. bu ruhsal durum şizofreninin yanı sıra bipolar bozuklukta, psikotik depresyonda, paranoid bozuklukta ve başka bazı hastalıklarda da izlenebilir. belirtiler kişiden kişiye değiştiği için psikoz farklı şekillerde tecrübe edilebilir.
uyku düzeninde ve iştahta değişiklikler, toplumsal yaşamdan uzaklaşma, kişisel temizliği aksatma, günlük rutinlerin bozulması, dikkat dağınıklığı ve dalgınlık, anlam verilemeyen hareketlilik veya durağanlık, ilişki kurma biçiminde değişiklikler ve huy değişiklikleri gibi belirtiler erken uyarı işaretleridir.
sanrı ve halüsinasyon ise en kritik psikotik belirtilerdendir. halüsinasyon tecrübe eden hasta kişi, "kafasının içinde sesler duyabilir" ya da "derisinin altında ilerleyen bir şey" gibi var olmayan şeyleri görebilir veya hissedebilir. kendine dokunulduğunu, bir şeyler yapıldığını düşünebilir. sanrılar ise değiştirilmesi güç yanlış inanışlardır. hasta kişi, eşinin kendini aldattığını hatta bunu çok yakınlarıyla yaptığı gibi yanlış inanışlara saplanıp kalabilir. hatta uzaylılar tarafından hamile bırakıldığını ya da içinde çip olduğunu düşünmek gibi çok daha saçma şeylere inanabilir. sanrılar insanı huzursuz etmekle birlikte bunları yaşayan kişinin karşısındaki insana düşmanca davranmasına veya iletişim kurmamasına sebep olabilir. bazen bu gerçekle hayalin karışması, kendini güçlü hissetme şeklinde de meydana gelebilir. kişi, kendini bir ünlü bir film yıldızı, toplumsal veya manevi bir önder, evliya ya da bir mehdi, peygamber ya da tanrı sanabilir. televizyonda kendi hakkında konuşulduğunu veya şarkıların özel olarak kendi için gizli mesajlar içerdiğini ya da kendinin özel güçlere sahip olduğunu düşünebilir. başka insanların düşüncelerini okuyabiliyordur veya kendi düşünceleri başkaları tarafından okunuyordur. kişi, takip edildiğini, kendine tuzak kurulduğunu ya da çeşitli güçler ve kişilerce kontrol edildiğini düşünebilir.
kişinin çevresinde olup bitenleri algılama şekli, olaylara bakış açısı ve diğer insanlarla olan ilişkileri psikozun etkisiyle yeni bir hal alır. psikozda olan kişi gerçek dünya ile kendi bozulmuş olan düşünce ve duygudurum dünyasını aynı anda ve uyanıkken yaşar. düzgün algılama ve değerlendirme onun için yabancıdır. kişinin önceden değer verdiği kavramlar anlamını birer birer yitirirken kendi dünyasında yarattığı değerler, korkular, düşünceler ve diğer kavramlar ön plana çıkar.
çoğu zaman psikoz ve şizofreni halk arasında birbirinin yerine kullanılsa da psikoz kavramı şizofreninin de içerisinde olduğu bir grup ruhsal bozukluğun yarattığı gerçeklerden kopuk, kaotik ve kendine özgü ortak ruhsal durumu tanımlar. bu ruhsal durum şizofreninin yanı sıra bipolar bozuklukta, psikotik depresyonda, paranoid bozuklukta ve başka bazı hastalıklarda da izlenebilir. belirtiler kişiden kişiye değiştiği için psikoz farklı şekillerde tecrübe edilebilir.
uyku düzeninde ve iştahta değişiklikler, toplumsal yaşamdan uzaklaşma, kişisel temizliği aksatma, günlük rutinlerin bozulması, dikkat dağınıklığı ve dalgınlık, anlam verilemeyen hareketlilik veya durağanlık, ilişki kurma biçiminde değişiklikler ve huy değişiklikleri gibi belirtiler erken uyarı işaretleridir.
sanrı ve halüsinasyon ise en kritik psikotik belirtilerdendir. halüsinasyon tecrübe eden hasta kişi, "kafasının içinde sesler duyabilir" ya da "derisinin altında ilerleyen bir şey" gibi var olmayan şeyleri görebilir veya hissedebilir. kendine dokunulduğunu, bir şeyler yapıldığını düşünebilir. sanrılar ise değiştirilmesi güç yanlış inanışlardır. hasta kişi, eşinin kendini aldattığını hatta bunu çok yakınlarıyla yaptığı gibi yanlış inanışlara saplanıp kalabilir. hatta uzaylılar tarafından hamile bırakıldığını ya da içinde çip olduğunu düşünmek gibi çok daha saçma şeylere inanabilir. sanrılar insanı huzursuz etmekle birlikte bunları yaşayan kişinin karşısındaki insana düşmanca davranmasına veya iletişim kurmamasına sebep olabilir. bazen bu gerçekle hayalin karışması, kendini güçlü hissetme şeklinde de meydana gelebilir. kişi, kendini bir ünlü bir film yıldızı, toplumsal veya manevi bir önder, evliya ya da bir mehdi, peygamber ya da tanrı sanabilir. televizyonda kendi hakkında konuşulduğunu veya şarkıların özel olarak kendi için gizli mesajlar içerdiğini ya da kendinin özel güçlere sahip olduğunu düşünebilir. başka insanların düşüncelerini okuyabiliyordur veya kendi düşünceleri başkaları tarafından okunuyordur. kişi, takip edildiğini, kendine tuzak kurulduğunu ya da çeşitli güçler ve kişilerce kontrol edildiğini düşünebilir.
devamını gör...
19.
bir kadının tehlikeli olduğunu gösteren detaylar
ince dudaklar.
ince dudaklı olup tehlikeli olmayan masum bir kadına hayatımda hiç denk gelmedim.
ince dudaklı olup tehlikeli olmayan masum bir kadına hayatımda hiç denk gelmedim.
devamını gör...
20.
pareto ilkesi
80/20 kuralı olarak da bilinen pareto ilkesi, sonuçlarımızın %80’inin eylemlerimizin %20’sinden ileri geldiğini belirtir.
daha anlamlı bir deyişle, pareto ilkesi elde edeceklerinizin büyük çoğunluğunun gün içinde çok az eylemden ya da üç kelimeyle anlatılırsa “az ama öz” eylemlerden ileri geleceğini savunur. pareto ilkesi'nin son derece etkili olduğu ve ekonomi, sağlık, spor ve günlük yaşantının pek çok unsurunda kendini gösterdiği kanıtlanmıştır. bu ilkeyi doğrulayan en ilginç bulgulardan bazıları şöyledir:
• iş dünyasında pareto ilkesi: belli bir firmada, tüm müşterilerin %20’si, toplam kârın %80’ini oluşturur.
• sağlık alanında pareto ilkesi: tüm hastaların %20’si, tüm sağlık harcamalarının %80’inin nedenidir.
• bilişimde pareto ilkesi: tüm yazılım hatalarının %20’si, tüm yazılım çökmelerinin %80’inin sorumlusudur.
• suç önlemede pareto ilkesi: suçların %80'i suçluların %20'si tarafından işleniyor.
pekala pareto ilkesi gerçekten yaşamınızı nasıl daha iyi hale getirebilir?
pareto ilkesi'nin vurguladığı en önemli şeylerden biri, yaşamdaki çoğu şeyin eşit şekilde dağılmamış olması ve kontrol altına alınmazsa kaçınılmaz olarak giderek daha fazla zaman kaybettirici faaliyetler yapacağımız ve bunun da bizi giderek daha verimsiz sonuçlara götüreceği gerçeğidir.
yapmanız gereken, ortalama bir günü analiz etmek ve yaptıklarınızı, her bir görevin getirdiği sonucu, bu sonucunun ne kadar önemli olduğunu ve o görevi tamamlamanın ne kadar sürdüğünü not almak.
80/20 kuralını tek bir görev için gereken eylemlere bölebilir, olası zaman kaybını kontrol edebilir ve bununla nasıl başa çıkabileceğinizi seçebilirsiniz. en önemli husus, kendinize karşı dürüst olmanız ve size zaman kaybettiren şeyleri, bunun nedenlerini ve daha iyi bir sonuç elde etmek için bunun gerekli olup olmadığını belirlemektir.
sonuçta hepimiz sadece insanız, saatlerimiz ve enerjilerimiz sınırlı. bu bağlamda, pareto ilkesi'nin stratejik bir plan tanımında bize çok büyük yardımları olabilir ve yaşamlarımızı daha kolay hale getirmese de kesinlikle daha verimli hale getirmemize yardım edebilir.
daha anlamlı bir deyişle, pareto ilkesi elde edeceklerinizin büyük çoğunluğunun gün içinde çok az eylemden ya da üç kelimeyle anlatılırsa “az ama öz” eylemlerden ileri geleceğini savunur. pareto ilkesi'nin son derece etkili olduğu ve ekonomi, sağlık, spor ve günlük yaşantının pek çok unsurunda kendini gösterdiği kanıtlanmıştır. bu ilkeyi doğrulayan en ilginç bulgulardan bazıları şöyledir:
• iş dünyasında pareto ilkesi: belli bir firmada, tüm müşterilerin %20’si, toplam kârın %80’ini oluşturur.
• sağlık alanında pareto ilkesi: tüm hastaların %20’si, tüm sağlık harcamalarının %80’inin nedenidir.
• bilişimde pareto ilkesi: tüm yazılım hatalarının %20’si, tüm yazılım çökmelerinin %80’inin sorumlusudur.
• suç önlemede pareto ilkesi: suçların %80'i suçluların %20'si tarafından işleniyor.
pekala pareto ilkesi gerçekten yaşamınızı nasıl daha iyi hale getirebilir?
pareto ilkesi'nin vurguladığı en önemli şeylerden biri, yaşamdaki çoğu şeyin eşit şekilde dağılmamış olması ve kontrol altına alınmazsa kaçınılmaz olarak giderek daha fazla zaman kaybettirici faaliyetler yapacağımız ve bunun da bizi giderek daha verimsiz sonuçlara götüreceği gerçeğidir.
yapmanız gereken, ortalama bir günü analiz etmek ve yaptıklarınızı, her bir görevin getirdiği sonucu, bu sonucunun ne kadar önemli olduğunu ve o görevi tamamlamanın ne kadar sürdüğünü not almak.
80/20 kuralını tek bir görev için gereken eylemlere bölebilir, olası zaman kaybını kontrol edebilir ve bununla nasıl başa çıkabileceğinizi seçebilirsiniz. en önemli husus, kendinize karşı dürüst olmanız ve size zaman kaybettiren şeyleri, bunun nedenlerini ve daha iyi bir sonuç elde etmek için bunun gerekli olup olmadığını belirlemektir.
sonuçta hepimiz sadece insanız, saatlerimiz ve enerjilerimiz sınırlı. bu bağlamda, pareto ilkesi'nin stratejik bir plan tanımında bize çok büyük yardımları olabilir ve yaşamlarımızı daha kolay hale getirmese de kesinlikle daha verimli hale getirmemize yardım edebilir.
devamını gör...