morseverr yazar profili

morseverr kapak fotoğrafı
morseverr profil fotoğrafı
rozet
karma: 5422 tanım: 136 başlık: 23 takipçi: 118
hey there i am using whatsapp

son tanımları | başucu eserleri


bulunduğunuz yerdeki hava durumu

kar yağacak bildirimi gelen canım şehrimde hava günlük güneşlik
devamını gör...

vejetaryen (kitap)

taze bitirmişken yazmazsam olmazdı sanırım. öncelikle güney kore dramalarını çok seven biri olarak edebiyatına giriş yapmayı hep istiyordum. bu da 2024 nobel edebiyat ödülü almış bir kitapla olmalıydı diyerek güney koreli yazar han kang'ın 2016 yılında yayımlanan vejetaryen isimli kitabıyla başladım.

efenim konuya gelirsek kitap 3 öyküden oluşuyor. öyküler ayrı okunsa da değişmeyecek olay örgüsü birlikte de çok güzel birleşiyor aslında. *. ilk öyküde fazlasıyla sıradan hayatı olan yonghe ile eşinin hayatını tamamen değiştiren olayı eşin gözünden okuyoruz. bir gün eve geldiğinde çocukken çok sevdiği etleri yememeye başlayan ve vejetaryen olmaya karar veren karısının dolaptaki tüm etleri hatta yumurta balık ne kadar hayvansal gıda varsa çöpe atmasıyla olarlar başlıyor. * bu durumun ciddiyetini aileyle paylaşan eş bir akşam yemeğinde yonghe'nin babasının zorla et yedirme çabaları ile bileklerini kesmesiyle karısını hastaneye kaldırıp tüm bu olanları gözden geçiriyor ve ilk hikâye sonlanıyor. ikinci hikaye ise kitabın herkes tarafından en rahatsız edici bulunan kısmı sanırım. eniştenin* tarafından anlatılan, insan olmanın sınırını, ahlaki düşünceleri sanatla zorlayan bir öykü. bu da pek güzel bitmiyor sonucu akıl hastanesi. ve son öykü ablanın ağzından. kız kardeşinin gün geçtikçe hiçbir şey yemeyip erimesi, onu düzenli ziyaret edip yemeye ikna etmeye çalışması ve yonghe'nin de dediği gibi kimsenin onu anlamaması ile devam ediyor.

kitap bize asla ana karakter olan yonghe 'nin düşüncelerini onun ağzından vermiyor. hep onu tabiri caizse gözlemleyen yakınındaki kişilerden ve bakış anılarından dinliyoruz. bir kadının rüyasında gördüğü korkunç şeylerin sebebinin et olduğunu düşünmesi aslında et yememesinin temel sebebinin bu içgüdüsel korku olmasını, bir insanın nasıl yok olma yolunda (ama kendine göre yeni bir varoluş bence bu) ilerlediğini okuyoruz. hayvan olmayı , hayvansal hiçbir şeyi kabul etmemeyi, bitki olmak istemeyi okuyoruz. hastalıklı gelebilecek bu düşünceler aslında bizi sorgulamaya itiyor bence. çünkü bazı seçimlerin sebepleri belki de bizim doğuştan, çocukluk döneminde getirdiğimiz saplantılarımız, takıntılarımız, travmalarımız olabilir.
ben kitabı ne kötü ne de rahatsız edici buldum . aksine olayların ana karakter dışındaki gözlerle anlatılmasını, hayal güçleri hep çok farklı çalışan bu korelilerin böyle düşündürücü ve güzel bir hayal gücüne sahip olmasını, bedeni, şiddeti, tercihleri bu kadar güzel anlatmasını sevdim.

tek eleştirim çevirideki hatalar. isimlerin neden yong hee gibi klasik korece şekilde çevrilmediğini, türkçeleştirirken eski kelimelere başvurulduğunu anlamda kaymalar yapıldığını pek anlamamış olsam da yazarı ve yazdıklarını sevdim. kendisinin diğer kitaplarını da muhakkak okuyacağım.

2016 booker ödüllü 2024 nobel edebiyat ödüllü bu kitaba bence şans verilmeli.
devamını gör...

günaydın sözlük

uzun zamandır buraya yazıyordum. günaydın sözlük. buralarda henüz güneş doğmamış olsa da benim için gün başladı. sabahları kahve içmeyi bıraktım o yüzden buraya elimde kahve ile foto atamayacağım sorry . neyse işler bekler. herkes için musmutlu bir gün diliyorum.
devamını gör...

an itibarıyla yazarların nerede olup ne yaptığı sorusu

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
yeni kitaba başladım bu gece bitirme niyetiyle okuyorum.
devamını gör...

mumlar sonuna kadar yanar

macaristan yazar sándor márai'nin 1942'de yazdığı kısa ama çok büyük etkiye sahip romanı. ben yapı kredi yayınları 'ndan okudum. 114 sayfa ve çevirisini eser tezel yapmış.


mumlar sonuna kadar yanar’ı bitirdiğimde, bir hikâyenin sonuna gelmiş gibi değil de uzun süredir içimde dolaşan bir soruyla baş başa kalmış gibi hissettim. kitap boyunca anlatılan şeyler yüksek sesle söylenen gerçekler değildi; daha çok, insanın kendine bile itiraf edemediği duyguların yavaş yavaş yüzeye çıkışıydı.
bu roman bana dostluğun ne kadar kutsal olduğu kadar ne kadar kırılgan da olabileceğini düşündürdü. yıllarca taşınan bir suskunluğun, tek bir gecede sözcüklere dökülmesi hem rahatlatıcı hem de yaralayıcıydı.
márai’nin yaptığı şey, bir ihanet hikâyesi anlatmaktan çok, insanın içindeki adalet duygusunu sorgulatmaktı. gerçekten affediyor muyuz, yoksa sadece hatırlamayı mı erteliyoruz? bu soruları kendime de sordum durdum.
okurken en çok etkilendiğim şey, zamanın romandaki ağırlığı oldu. geçmiş, geçmişte kalmıyor; aksine karakterlerin bugünkü varoluşunu sessizce şekillendiriyor. bu da ister istemez beni kendi hayatıma döndürdü: ben hangi kırgınlıkları yıllardır içimde saklıyorum? hangilerini “geçti” sanıyorum ama aslında hiç geçmedi?
márai’nin dili çok sakin ama bu sakinlik aldatıcı. her cümle, insanın içine doğru ilerleyen bir adım gibi. yürekte ağırlık oluşturan cinste adımlar. kitabı hızlıca bitirmek mümkün ama etkisi geçmiyor. bitirdiğimde kendimi biraz hüzünlü, biraz düşünceli ama en çok da insan ilişkilerinin karmaşıklığına karşı daha dikkatli hissettim. bu sorgulamalar ve benim zihnimde, kalbimde oluşanlar birkaç gün geçmeyecek ve ben bu kitabı hayatımın bazı dönemlerinde tekrar tekrar okuyacağım.


mumlar sonuna kadar yanar, bana göre dostluk, sadakat ve yüzleşme üzerine yazılmış en sessiz ama en güçlü romanlardan biri. okuduktan sonra insanın içindeki bazı mumlar gerçekten de sonuna kadar yanıyor.


herkese gönülden tavsiyemdir.
devamını gör...

normal sözlük yazarlarının 2026'da okuduğu kitaplar

(bkz: normal sözlük yazarlarının 2025'te okuduğu kitaplar) başlığında ay ay okuduklarım listesini tutmuştum sıra 2026'da. bu sene hedef daha fazla hadi bakalım.

okudukça eklemeler yapacağım.


ocak
1. mumlar sonuna kadar yanar-sándor márai (5/5)
2. bir ada inşa etmek-alain gilliot(3.5/5)
3. böyle küçük şeyler-claire keegan (3/5)
4. dün-agota kristof (4/5)
5. vejetaryen-han kang (4/5)
6. zamanın kısa tarihi-stephen hawking(555/5)
devamını gör...

dolittle

allah'ım bu ne güzel filmdir!!
2020 amerikan yapımı , yönetmeni stephen gaghan , başrollerde ise robert downey jr.*, harry collet, antonio banderas, michael sheen, carmel laniado, jim broadbent givi isimler yer almakta. ayrıca seslendirmelerde de tom holland, selena gomez, octovia spencer, rami melek gibi bilindik isimler yer alıyor. ben pek tabii türkçe dublaj ile izledim filmi.

konusuna gelecek olursak hayvanların dilini anlayan dr. john dolittle bu yeteneğinin kraliçe tarafından dikkat çekmesi ile kendisine bir malikane hediye ediliyor ve burada türlü hayvanların tedavisini üstleniyor. o sırada tanıştığı kaşif lilly 'ye aşık oluyor. birlikte dünyayı dolaşıp keşifler yapıyorlar. bir gün lily kimsenin gerçek olduğuna bile inanmadığı cennet ağacı meyvesini aramak için bir keşfe çıkıyor ama geri dönmüyor. hayata ve insanlara küsen dolittle artık kimseyle konuşmuyor. bir gün hastalanan kraliçeyi iyileştirmesi istenen dolittle sırf malikane kapanmasın, hayvan dostları dışarıda kalmasın diye eşi lilly nin hakkında yazdığı günlüğü bularak cennet ağacı meyvesini aramaya çıkıyor ve macera da burada başlıyor.

bir animatik film gibi görünse de diyaloglar, o hayvanlar ve yaşananlar o kadar güzel ve iç ısıtan türdendi ki. zaten hayranı olduğum adamın bu filmini daha önce nasıl izlemedim diye kendimi sorgulamadım değil vallahi. ben çok beğendim. ailecek de izlenebilecek, keyifli vakit geçirmelik , yüzde sürekli tebessüm barındıran mükemmel bir film.
devamını gör...

bir deliler evinin yalan yanlış anlatılan kısa tarihi

neredeyse yazarın tüm kitaplarını okumuş biri olarak gözümü korkutmuştu ama yarabbi bu nasıl güzel bir kitaptır. resmen ba-yıl-dım!

kitap karadeniz'de bulunan, sırtı denize dönük bir ruh sağlığı hastanesi ve bu hastanedeki başhekim, hastalar, doktorlar, tarihinde yer alanlar, ucundan bucağından buraya yaşamı değmiş her bir insanın hatta bir nesnenin hikayelerini okuyoruz. kurgu o kadar ustaca ki kitabın başında okuduğunuz biriyle ortada sonda karşılaşabiliyorsunuz. karakterler tam yurdum insanı. yaşam tarzları, fikirleri, maddi durumları vs vs. yani ben iyi ki ilk ayfer tunç kitabı olarak bunu okumamışım. çünkü diğer hepsi çok eksik kalırdı. o kadar o kadar güzeldi. ben ne desem eksik kalır. her bir karakter üstüne uzun uzun konuşulacak türden.
500 küsür sayfa öyle aktı gitti ki asla sıkmadı, yormadı merakla okuttu kendini. ya ben bu kadına bir kez daha hayran oldum ki olmamak elde mi ki?
devamını gör...

togg

t10f fiyatının açıklandığında alma hayallerimizi biraz rafa kaldıran, babamda t10x'i olan yerli otomobilimiz. her ne kadar bir otomobil ilgilileri kadar anlamasam da t10x'ten aşırı memnunum. bir kadın gözüyle bakarsak arabanın tipi çok güzel. bagajı çok büyük, cam tavanı içeriyi ferah gösteriyor. ses sitemi olarak maridian kullanılması ve o sesi sonuna kadar açıp arabayı kullanmanın keyfi başka hiçbir yerde yok. diğer araçların aksine ön konsolu tamamen kaplayan ekran bence aşırı kullanışlı. 3 ana kısma bölünüyor ve siz o üç kısımda nerede hangi uygulama olsun isterseniz seçiyorsunuz. profil tanımlama arabaya bindiğin anda yüz tanıma ile otomatik açılıyor ve koltuk ayarı, ayna ayarları vs size göre otomatik halloluyor. bence arabanın çekiş gücü de yeterli 8 küsür saniyede 100e ulaşıyor. üç modu var sport, eco, normal. bunlar kullanıma göre elinizin alıştığı ve konfor sağlayan modlat. yokuş inerken rejeneratif sayesinde araç şarj oluyor bu mük özellik de şarj tasarrufu sağlıyor (bizim gibi bol yokuşlu şehirlerde özellikle) . araçta kontrol sağlanan tuşlar da yeterli bence hele ses ve medya için ortadaki yuvarlak tuş aşırı pratik ve kolay. aracın içi geniş bir kere bu rahat. ayrıca araçta 360 derece kamera olması park ederken aşırı rahat ki otomatik park sayesinde ben koca aracı her yere kolayca park ediyorum. araç içi kamera sayesinde aynadan arkada oturanları göremeseniz de kamerayla görüyorsunuz. ayrıca araç içindeki sensörler bir çocuk veya hayvan arabada kalırsa sizi uyarıyor , arka koltukta kemer takmazsan ötüp duruyor. onun dışında bence en büyük eksi şarj etmeye gidince trugo da hep kayıtlı kartı silme sıkıntısı. bazen ödeme yapamıyor ve şarj olayında zorlanıyor insan ama neyse ki müşteri hizmetleri 7/24 hizmet sağlıyor uzaktan hallediyorlar. artık anahtarsız giriş olması da bir artı bence telefonla her şeyi hallediyorsun.
kısacası bütçeme uygun olsa t10f alacaktım ama nasip değilmiş şimdilik babadaki t10xle devam. birkaç farklı elektrikli araç denedim ama bana togg konforunu ve euro ncap 5 yıldızı ile güvenini veremedi.
siyasi bakıştan çok arabaya ve yerli olmasına bakınca ben gerçekten gurur duyuyorum. ne olacağı belli olmayan çin markalarını yanında uzun menzili ve güvenliğiyle benden de 5 yıldızı alıyor. imkanı olanın almaktan çekinmezsin gereken bir araç bence.

ayrıca bu iğrenç trafikle şehirde birkaç keç arkadan vurdular gram çizik dahi olmadı.*. bu da güvenlik duygusunu artırıyor tabii.
devamını gör...

anın fotoğrafı

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

24 kasım öğretmenler günü

atanmış, atanamamış, ücretli, kadrolu, sözleşmeli vb. sıfatlara maruz kalsa da öğretmen bunların dışında öğretmendir. bu gün de bir bireye dokunmak, bir şeyler öğretmek için çabalayan , mesleğini hakkıyla yapan tüm öğretmenlerimizi sevgi ve saygıyla anımsamak için bir vesiledir. bir çocuğun dünyasına ışık olmayı başarmış ve bunun için çabalayan tüm meslektaşlarım günümüz kutlu olsun.
devamını gör...

bon appetit, your majesty

2025 netflix yapımı, fantastik romantik güney kore dizisi. dizi 12 bölümden oluşuyor.
fgrd tarafından yazılan diziyi jang te yoo yönetmiştir. başrollerde ım yoon ah*, lee chae min*, kang han na,yoon seo ah, choi gwi hwa, oh eu shik ve niceleri yer almakta.

dizi michelin yıldızlı bir restoranda çalışmak için aşçılar arasında yapılan yarışmayı koreli aşçı yeon ji yeong'un kazanması ile başlıyor. *. yarışma konusu ise sarau mutfağını modern bir şekilde sunmak. yarışma fransa'da yapıldı. kızımız kore'ye dönerken babasının istediği çok eski bir kitabı ona götürmek için alıyor, uçakta kitaba kahve dökülüyor kız da tuvalette silerken neymiş bu kitap diye şöyle bir göz atıyor. aman o da ne ola ki birden bire kelimeler parlıyor bişiler oluyor hoop kızımız 500 yıl öncesine jeson hanedanlığına ışınlanıyor. tabii doğal olarak bunu anlamıyor, kıyafetleri görünce tarihi dizi çekiliyo sanıyor falan ana sonra dönemin "zalim kralı" ile karşılıyor. tabi tanımıyor onu da oyuncu sanıyor derken bölümler ilerliyor.

her bölümde bir yemek var o yemeğim yapılışı, amacı vs ve o kadar güzeldi ki o anlar. kızımız bir şekilde o döneme göre mükemmel yemek yaptığı için sarayın baş aşçısı oluyor. tabii olayı çakıyor sonra. eh tarih de biliyor kralın akıbeti de ortada. derken olaylar, kaos entrika *derken kızım her yaptığı yemeği kral bir deftere not ediyor. kız bu defter kızın koreye götürmeye çalıştıpı defter çıkmasın mı bir de. anam anam. meğer kral bu kısa aşıkmış ya. tabii tarihin akışı fa değişiyor vs vs.

neyse efenim mük bir kore dizisiydi. ben normalde tarihi dizileri sevmem ama bu bayağı güzeldi kendini fena izletti. buram buram tarihten ziyade yemek yapılması, günümüz imkanları olmadan, günümüz malzemelerine yakın malzemeleri üretmesi, tatları yakalaması herkesş yemeklerine hayran bırakması çok güzeldi. ben çok çok severek izledim çok beğendim.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
şöyle de yemek görsel şöleni olsun.
devamını gör...

together

ay ben ne izledim böyleeee. keşfette gördüğüm bir sahnesi ile hemen izlemeliyim dedirten ve pişman etmeyen film. ay durun genel bilgilerle başlayalım.
michael shanks'ın ilk uzun metraj denemesiymiş. korku diye geçiyor da sanırım bu da şu çok konuşulan cevher filmi gibi vücut korku gibim bir tür. başrollerde ise dave franco, alison brie*, damon herriman yer alıyor.

konuya gelirsek müzisyen olan tim ve öğretmen olan millie uzun süredir bir ilişkinin içindeler ve bazı şeyler pek de yolunda gitmiyor. bir kasabaya taşınmaya karar veriyorlar. yeni bir ev, yeni bir hayat hayaliyle. ilişkileri hala çıtırdarken bir rutin oluşturmaya başlıyorlar. bir sabah doğa yürüyüşüne çıkıyorlar. ormanda gezerken kayboluyor ve bir çukura düşüyorlar. ordan çıkamadıları için orda kalıyorlar ve tim orda bulunan su birikintisinden su içiyor ertesi gün de çıkıp evlerine gidecekken bacaklarının yapışmış olduğunu görüyorlar küf sanıyor anlam veremiyorlar. eve gidiyorlar her şey yolunda görünse de tim tuhaflaşmaya başlıyor. sanki bluetooth gibi kadına bağlı uzaklaşınca bağlantı kopacak korkusu yaşıyor derken vücutları birbirine yaklaşıyor istemsiz ve dedikleri anda birleşiyor. et kemik deri birbirine geçiyor ve anlamıyorlar neden olduğunu. çözmeye çalışıyorlar ki o süreçte de uzak durmaya. bir şekilde sebebini anlıyorlar ama bazı şeyler için çok geç olduğunu fark ediyorlar aslında.

velhasıl şimdi spoiler olmasın da size şunu sorgulatıyor film birini gerçekten sevmek ona bağlanmak istemek tüm vücudun ve ruhunla bir bağlantı kurmayı göze aldırır mı? hayatını her şeyini buna adar mısın?

değişik bir filmdi. aktı gitti izletti sıkmadı asla konusu garipti ama sanırım bu tür yayınlaşmaya başlayacak. artık klasik korku yerine böyle şeyler izleyeceğiz. güzeldi yine de izletti.
devamını gör...

frankenstein (film)

mary sahlley'nin frankestein ya da modern prometheus kitabını okuduktan sonra bayılmış, daha önce neden okumadım demiştim. sonrasında kendisinden esinlenerek bizim yaptığımız dizi olan yaratılan'ı izlemiş ve çok güzel bir uyarlama olduğunu düşünmüştüm. eh şimdi de bu senenin yapımı guillermo del toro imzalı bu filmi izlemeden beğeneceğime emindim. hakkında birkaç şey okumuş, oyuncunun makyajını nasım yapıldığını görmüştüm derken iyice meraklandım.

oyuncular jacob elordi*, mia goth*, oscar ısaac*christian convery*

film kendisini sweet tooth'tan tanıdığımız o minnoşla başlıyor. victor kendisini ve annesini hiç sevmeyen bir babanın, doktor bir babanın oğlu. adını babası vermiş, kendisine tıp öğretiyor daha küçük yaşta. annesi hamile ve kardeşi doğarken ölüyor. tek arkadaşı, sırdaşı belki de varlığı olan annesi ölen victor o gün bir karar veriyor ölümü durdurup yeniden yaşam sağlayacak.

tabii biz hikayeyi canavar diye bahsedilenin victor 'u öldürmek için aramasıyla onu bulan gemi tayfasını kurtarması üzerine dinliyoruz. ay durun böyle diyince de karışık oldu. neyse herkes bir frankestein hikayesi biliyordur nasılsa.

işte biz hen victor 'un hem de yarattığı varlığın ağzından olan biteni dinliyoruz. normalde insan yaratılan canavara sırf canavar olduğu için bile hoş bakmaz dimi? bu filmde resmen üzülüyorsunuz. çünkü o bilinç kazanıp da anlayınca anlıyorsunuz. evet gerçek canavar belki de onu yaratan. çünkü o istemedi. ölemiyor, yaşayamıyor da. farklı çünkü. bedeni bir ceset yığınının sonucu. parçalanmış insanların birleşimi..

ve diziyi izler hissini de vermiş insan "ay bu konuyu ilk biz işledik güzelce " demeden edemiyor.

neyse karışık kuruşuk anlattım ama çok çok güzel bir filmdi. aşşırı beğendim. bir canavar hikayesinden çok sanki bir aile dramı sonunda yaratılan travmaların öyküsü gibiydi. izleyin izlettirin efemmm.
devamını gör...

gitme (film)

2005 yapımı abd filmi olan stay(türkçeye gitme olarak çevrilmiş) filminin yönetmenliğini marc foster yapmış. başrollerde ise ryan gosling, evan mcgregor, naomi watts, elizabeth reaser, bob hoskins yer alıyor.

sosyal medyada bir sahnesini görüp izlemeliyim diye açtığım bu film önceleri çok karışık geldi.

psikiyatrist olan sam arkadaşı bir doktorun hastasını devralır. hasta sam doktorla konuşmaya başlar. neden tedavi olduğunu vs anlatır ama bir şeyler tuhaf gider. hem hanry hem de sam için. hanry sam'i araştırırken öldü dediği annesini görür, öldü dediği babasını yıllardır tanıyordur. kendisi yine hastası olan lila 'yı intihatın eşiğinden kurtarmış ve sevgili olmuşlardır. bu olaylar ve süreçler sorgulanır dururken filmin sonu çarpıcı bir şekilde gerçeği yüzümüze vurur. ben sonunu gördüğümde resmen "neee" diye ufak bir çığlık bile atmış olabilirim. o kadar beklemediğim bir şeydi ki. ne kadar karışık değişik bir film derken aslında her şeyin bambaşka olduğunu gördüm.

spoiler olmaması adına son sahneden bahsetmeyeceğim ama lütfen gidin ve bu filmi izleyin. çok değişik ve güzel bir film. 20 yıl önce yapılmış olmasına da bakmayın.

şimdiden iyi seyirler.
devamını gör...

kurtarma mesafesi

can çağdaştan okuduğum, 100 sayfa, nis gibi de dikkat çeken bir kapağa sahip roman. samanta schweblin arjantin'li bir yazar ve bu da ilk romanıymış. bu roman 2017'de man booker ödülü listesinde yer almış.

kitabı hiçbir fikrim olmadan, sadece adı ve kapağı dikkatimi çektiği için almıştım. şöyle çıtır çerez ince bir şey okuyayım dedim ama aman yarabbi nesi çerez bunun resmen düşüncelere daldırdı beni. ilk başta ben ne okuyorum dedirtse de bi 4-5 sayfa sonra hem diline hem yazım tarzına alıştırdı ve 2 saat gibi bir sürede aktı gitti okuttu kendini.

konuya gelirsek. amanda kızı nina ile kasabaya tatile gidiyor ve bir ev kiralıyor. evin yakınında carla diye bir kadın var ve onunla konuşmaları ile başlıyor kitap. ama aynı zamanda amanda'nın carla'nın oğlu olan david ile de sanki içsel bir konuşma yapıyor olduğunu seziyoruz. bu karışıklıklar akarken kitap aslında zamanın, mekanın bir önemi olmadığını zaten olmadığını da anlıyoruz. ve amanda david ile ölüm döşeğindeyken konuşuyor. kitaba da adını veren amanda'nın annesine de onun annesinden kalan bir takıntı "kurtarma mesafesi" kalıyor. bu evladının başına gelebilecek herhangi bir olumsuzluktan onu kurtarabilecek bir mesafede durmak ve evladına bir iple bağlı olduğunu düşünmekle alakalı. diyaloglar arttıkça kasabada bir zirai ilaç zehirlenmesinin yaygın olduğunu, hayvanların, çocukların , insanların bundan etkilendiğini hatta anne karnında bile çyle doğduklarını ve fiziksel de rahatsızlıklar ortaya çıkardığını görüyoruz. işte david de onlardan biri. kasaba halkının falcı olarak düşündüğü yeşil evdeki kadın ruhani işlemlerle david 'insan iyileştiriyor ama david eski david mi? peki nina? bu kaderi sırf yaşamak için o da yaşamalı mı?

çok güzel akıcı ve farklı ilerleyen, asla yormayan, bir çırpıda okunan ve size bazı şeyleri sorgulatan içinde metaforlar bulunduran, bilinç akışı tekniği ile yazılmış kısa ama etkili bir kitap.

kesinlikle okunmalı.
devamını gör...

anın fotoğrafı

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

bu saatlerde okumayı, okuduklarımı da romantize etmeyi seviyorum..
devamını gör...

bastien ve bastienne

bastien ve bastienne wolfgang amadeus mozart 'ın 12 yaşındayken bestelediği operadır ve ilk bestelerindendir. almanca librettosu friedrich wilhelm weiskerntarafından yazılmış tek perdelik bir singspiel yani komik operadır.

bugün samsun devlet opera ve balesi'nde izlediğim, atatürk kültür merkezi zehra yıldız salonunda gösterilen operanın müziği diago moccia tarafından piyano ile izleyiciye sunuldu. eserin rejisörü ise cenk bıyık.

eserin yazıldığı sönemde çoban olan bastienne ve kırsalda yaşayan genç erkek bastien 'in ergenlik sonrası aşk durumlarını çözememelerinş anlatıyor. 250 yıl sonra günümüze ize biraz daha (bkz: cringe)* şekilde aktarılmış.

bir kafede geçen operada bastienne tam bir kezban ergen kızı gösteriyor bize. sesi çok çatallaşan, şafak sezer filmlerinden fırlamış vasat esprilerle dolu bir opera izledik. bastien 'insan oynayan kişinin ise bence opera sanatçısı ile uzaktan yakından alakası yok gibiydi.

herkesin kahkaha attığı salonda bir sn bile gülmedim. bırak gülmeyi mimik oynatmadım. aklıma da direkt var bunlar dizisinin o vasat komedi filmi bölümü geldi.

medyum bir adam koymuşlar manifest falan yapıyor. gençler kavuşsun diye. bir de laz esprisi yapıyor.

bu opera sayesinde ülke insanının ne kadar vasat bir espri anlayışına sahip olduğunu, her şeye kahkaha atabilecek basitlikte olduğunu, bu kadar vasat bir oyuna bu kadar gülmek..

o kadar beğenmedim ki olumlu tek yorumum piyano oldu. ve son kısımda mozart 'ın hayatını anlatan (bkz: amadeus) filminden kendisini oynayan kişiyi koymaları ve o gülüşü görmek güzeldi.

komik opera bir şeye benzemiyormuş bunu da görmüş olduk.

2/10 veriyorum. bence gidip izlemeyin. ama zamanınız çoksa, boşa böyle saçma bir türk dizisi izlemek yerine değişiklik yapayım diyen varsa gitsin izlesin.
devamını gör...

anın fotoğrafı

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

modayı geç takip eden biri olarak geçen senenin örneğini bu sene uyguluyorum. ama resmen terapi.
devamını gör...

çiçeklenmeler

nohut oda kitabıyla tanıyıp, öykücülüğünü çok beğendiğim melisa kesmez'in son kitabı. kitap 116 sayfadan oluşuyor. bir roman denemez ama bir öykğ kadar kısa da değil. eh zaten bu sebeple de novella demişler. halihazırda yazdığı her kitabı okuduğum, onun o nahif , ruha dokunan , kendimden bir şeyler bulduran kalemini sevdiğim için zaten beğenmemem imkansıza yakındı.

kitaba gelirsek. türkan'ın eşi orhan'ı kanserden kaybedişi ile başlıyoruz. ölmeden eşinden özğr dileyen, ona benden sonra gez diyen orhan'ı, ardından gözyaşları kuruyana kadar ağlayan türkan kadar çok seviyor sanıyoruz. tabii olay pek de böyle değil. 24 yıllık evliliklerinde huzuru aradıklarını söyleyen türkan , sayısı çok az birliktelik, uyumaya giderken yapılan gün tahlili ve ayrı yataklardan ibaret olan o 24 yılda hep sevmiş orhan 'ı. yıllardır emek emek işlediği sarı bir karavanı var orhan'ın. hiç binmemiş, hiç bir yerlere gidilmemiş ama hep bakılmış o karavanı sarmasını vasiyet ediyor. sat ve gez diyor türkan'a. eve sığamayan, nefes alamayan yası kendini aian türkan karavanı satmaya karar vermişken kendini içinde ve yollarda buluyor.
yola çıkmak, yolda olmak, eve geri dönme ümidi ile çıkmak ona iyi geliyor. ve bu yolda en az kendisi kadar yaralı , gençten bir oğlanla ulaş'la tanışıyor. ve bu tanışma onun yolunu da yolculuğunu da bambaşka kılmaya yetiyor. 24 yıllık evliliğinde kendine verilenlerle yetişmiş, kendi deyimi ile "kanaatkar" türkan bir birey olmanın, istemenin, gülmenin, mutlu olmanın, huzurun yolunu da buluyor bu yolculukta. köklerini kendisi ekiyor toprağına. kendisi büyüyor orda. büyürken de çocukluğumdan beri aşık olduğu, onunla evlenmek yeter dediği orhan'ın ilk eşi rüya'nın nasıl da hayatlarında hep bir hayalet gibi var olduğunu da öğreniyor bu yolculukta . ve neyi varsa satıp istanbul'a, ali'nin yanına gidiyor. kendini bulma yolculuğunda , çiçekleri açarken aşkı da, dostluğu da burda buluyor. kendini yaşlı gören 48 yaşındaki türkan kendi köklerinden çiçek açıyor. .

bir kadının çiçeklenmesini okumak ruhuma çok iyi geldi. kendimden çok şey bulamam sandığım türkan bana çok şey anlattı aslında. yine o nahif kalemde eridi gitti sanki cümleler. içime doğru aktı bazı kelimeler ve yüreğimin bir köşesine gelip oturuverdiler.
devamını gör...
devamı...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim