normaldiya yazar profili

normaldiya kapak fotoğrafı
normaldiya profil fotoğrafı
rozet
karma: 357 tanım: 6 başlık: 0 takipçi: 18

son tanımları


anksiyete

fransızca kökenli bir kelime olup, tüketilenin sonuna doğru yaklaştıkça değer kaybına uğradığının göstergesi olan, bir örnekle açıklamak gerekirse bir sepet dolusu elmanın daima sepette az sayıda kalmış elmadan daha değerli olduğunun bilincine varıldığında gelişen lüzumsuz düşünce çoğalması hastalığı.
devamını gör...

anlaşılmak

muhakkak daha iyi hissettirenleri de vardır. yalnız, bir başkası ile ortak duygu ve düşüncede var olduğunu anladığın an, o zamana dek dikkatini dağıtarak ve sorumlulukların gereğince etrafa dağılmış varlığını tek bir noktada yoğunlaştırmayı, yüklerini terk etmeyi mümkün kılar. gerçek dediğimiz böyle bir şey olmalı dersin. yapmacık hallerin ve benzer işaretler taşıyan yüzlerin arasında giderek seyrelirken bir başka o an için daima gelişkin bir olasılık vardır.
devamını gör...

scenes from a marriage (film)

bergman, insanı mevcudu kile benzer çukurundan çıkarır, bir eve, bir hayata, kişiliğe, ruha yerleştirir ve elbette eşlik eden müzik, deniz ya da bir ada cezbedici yanlarıyla kili renklendirip görünür kılar. kadın, erkek, anne, kardeş, arkadaş sıfatlarıyla, bir başka anlatımla bergman' la özdeşleşmiş personasıyla insan, her biri olur ve sonuçta hiçbir şey olunmadığını fark eder. insanın en büyük zaafı nedir sorusunun monotonluğunda en büyük zaafı kendisidir sonucu mu çıkar bilinmez ama ünlü yönetmen kimilerince izleyicileri olumsuz etkilediği gerekçesiyle evlilik bozguncusu gibi görüldüğü filminde, kadın erkek ilişkilerine genel anlamda bakmaktan çok, bilmek ve öğrenmek için çılgınca istek duyduğu insanı diğer filmlerinde olduğu gibi sinema tepsisine atıp pişirir. bitiş ziliyle tepsi yine boştur ve onca çabaya rağmen verimli bir sonuç yine yoktur.





kadın, yıllar sonra kaçamak yaptıkları yazlık evde eski kocasının şömineyi yakarken ıslık çaldığını duyar ve ona şefkatle bakar. adamın arkası dönüktür ve sanki bir başınadır. o an herhangi biridir ve bir şey olması gerekli değildir, belki o nedenle sevilesidir.


devamını gör...

soğan

soğan doğruyordum, anlaşılan kısa bir aralıkta sessizlik baskın gelmiş, düşünmeye başlamıştım. dışarıda, henüz hayatının başında olanların teskin edici sesleri sessizliğin katılaşmış çeperine çarpıp benzer ama daha küçük kimlikleriyle karşıma çıkıyor, bendeki tuhaflığı sezmeleriyle bir bir uzaklaşıyorlardı. çocukluğum dışında kalan tüm çocuksu haller daima anlayışlı tavrım ile karşılaşmıştı. o an düşünmemin doğası, başka bir yere çağırıyor ve zamana ekilmiş olan şimdiye çıkmanın sabırsızlığı içerisindeydi.

salatanın üzerine tuz ekledim. sağ elim ve aynı elin parmaklarıyla belli ki birinden öğrenilmiş sıkma ve çevirme hareketinden sonra, soğanları derin cam kapta öylece bıraktım.

beklenmedik bir sonuç olarak satın aldığım her şeyden tiksindiğimi fark ettim. sahip olduğum onca eşya, kısa bir envanter dökümü olarak gömlekler, kazaklar, ayakkabılar, çantalar, mendiller, eskidiğini düşünüp yenisini almayı plandığım gelecekteki montum, zaman denilen görünmez ama bilinen mefhum üzerinde canlı, yarı canlı, ölgün, solgun, çağıran ve unutulan halleriyle bir çamaşır ipindeymis gibi asılı duruyor, sebzeler, meyveler, tulum peynirleri ki bir onu severdim, kısaca mideme girecek her türlü nebat, et ve birkaç küçük sineği saymazsak hepsinden tiksiniyordum.

soğana, bunca zerzevat içine dahil olup olmadığını anlamak için son kez baktım. bir suçu yoktu, hoş, kimsenin yoktu, uğurlamak için zamanım vardı, üstelik eski bütünlüğü de kalmamıştı.
devamını gör...

iç sıkıntısı

iç sıkıntısını ben icat etmedim. bir anı defterinin, telefon mesajının, bir öykünün veya bir mektubun ilk satırlarında olmasa bile ilerleyen cümlelerinde kendini açık etmeye meyillidir demiş olsaydım, onu açıklamaya girişenlere uyum etmeye çalıştığım gibi durum ortaya çıkacaktı. oysa bunu istemediğimden, genel tanımlar hakkında duygularımın ona uygun olduğu zamanları tahmin etmek dışında yapabileceğim pek az şey olduğundan elim kolum bağlı. hisler söz konusuysa eğer, sözü aracı edip etrafa hızla yayılan anlamın ulaştığı herbir akılda neler neler gerçekleştirdiği tam bir muammadır. iki kişi bir araya geldiğinde biri diğerine iç sıkıntısı olduğundan bahsettiğinde, diğeri anlıyorum, bunu ben de yaşadım, biliyorum der ya da başıyla sessizce ve mağrur biçimde onaylar. seni o kadar iyi anlıyorum ki, der gibidir o an.

aynaya baktığında da aynı şeyi düşünüyor ve hissediyorum, hatta bundan eminim. günün herhangi bir saatinde, umulmadık bir anda, diyelim tuvalet ihtiyacının giderilmesinin hemen sonrasında bir el yıkama seramonisinde öyle aniden bir vazoya yapıştırılmış iki kuvars taşı gibi iki göz ile karşılaşmak ne tuhaftır. bu hissi -hissizligi biliyorum. işte kendimize yakalandık, hepimiz, milyarlarca insan. ne yazık ki o an sessizce geçiştirilir. iç sıkıntısı gibi uluorta açıklanmaz.

iç sesler konusuysa ayrı bir bilinmezlik denizinin runik öğesi ya da öznesidir ve onun rengi hakkında bir şey demek pek mümkün değildir. sesin rengi olup olmadığı konusuysa tartışmaya oldukça açıktır. hele iç seslerimizin yıllar içinde bedeni içinde olduğu kişiye başka bir anlatımla öznesine yabancılaşması, işte bu konu, pek çok duygunun, akla yenilmesi ile ilgi olabilir ya da olmayabilir.
devamını gör...

seyyid nesimi

seyyid ismi, nesimi'ye uygun görülendir. uygun bulduğudur ki okumuştur, yazar ki okutur, inananmıştır ki, inandırır, eski yenide başka desen ve deyişle can bulur. zamana rağmen ona yakılan matemin dumanı tüter, havada kalır. şiire varlığını veren, kalanlara yüzyıllar sonra bile kelimesinin ciğeri varmışcasına hızlı hızlı nefes alıp verdiğini duyurur. şiirin benlikten, bizliğe çabucak geçtiği, inancı sırtında taşıyan en saf hallerinden biriyle fısıltıdan güçlü söylemlere dönüşüp, hafızayı meşgul, kimi rahatsız ettiği zamanlarda, bu adam azeri toprağını, halep'i, şirvan'ı arasında bırakıp bursa'ya varır. hayat hayale tekrarlanır, bir kelimeye ulaştıran izlekteymiş gibi takip eder. varılan tepe, rüzgarla yok olmadan bir hikaye bağışlar. hayalinde binlerce yılın sözü ve aynı çorak tepe durmaktayız, rüzgar alana dek o da.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim