hayatta en az bir kere de olsa zor bir şeyi başardıysanız böyle bir düşünceye erişiyorsunuz. bu cahil cesaretiyle de karıştırılabilir tabi ancak sizin geçmişte şunu yaptım diyebilmenizden dolayı cahil cesareti değil de farkındalık oluyor. biraz da öz güven veren bir şey ancak çok da kapılmamak lazım yoksa zeki ama çalışmıyor gibi bir saçmalığa düşebilirsiniz. son olarak dışarıya da çok vurmamak lazım bu farkındalığı içinizde yaşayın yoksa ukala görünebilirsiniz.
esas adı mythos olan aşırı gelişmiş olduğu öne sürülen yapay zekanın çok fena tembihlenmiş hali. öyle ki selam yazsan arkaplanda bu bana bomba mı yaptırmak istiyor, acaba beni kötü emellerine alet etmek için kendisini mi sevdirmeye çalışıyor gibi düşünsel süreçlerden geçen paranoyak bir manyak. 100 dolarlık pakette 2 promptla 5 saatlik hakkı bitiriyor ama işi de eksiksiz yapıyor. yasaklanmadan önce iki işimi yaptırmıştım uyumadan sabah 4'e kadar falan. tekrar açılacağına sevindim ama kendisine yaptırabileceğim bir işim var sadece. böyle vali gibi hissettiriyor önemli bir şey olmadan yanına gitmek de istemiyorum. opus 4.8 de baya iyi aslında, hatta çoğu insan için fable gereksiz boşa kullanım. kimse o kadar karmaşık şeyler yapmıyor biz bizeyiz.
abc'si yazan her kitaba kefilim. leo huberman'ın sosyalizmin alfabesini okuyunca esas kafamda oturmuştu her şey. bu yabancılardaki for dummies tarzı gibi ama o kadar da aşağılamayan biçimi diyebiliriz. bu rölativitenin abc'si, bertrand russell'ın kitabı, kendisi analitik ekolden bir felsefecidir. yani bir şeyi en temelden ve anlaşılır anlatabilecek her türlü yeteneğe sahip nadir kişilerden. zaten her kitabı anlaşılır ve adım adım giden birisi, bir de üstüne kitabında abc'si demişse okuduğunda anlamama olasılığın yok demektir.
parfüm öyle ısmarlama, şu güzel kokuyormuş diye alınıp kullanılabilecek bir şey değil bence. tam da bu nedenle en iyi diye de bir şey yok. mesela baby face ve aşırı salaş baggy pantolon vs giyen birisinin odunsu ve deride güzel duran erkeksi bir parfüm kullanması aşırı abes kaçar. koku ne kadar güzel olursa olsun bu tezatlık eksi yazar. bu tarz söylemler bir erkeğe yakışmıyor olabilir farkındayım, erkek adam rastgele aldığı şampuanı neyse o kokar diyenleri duyar gibiyim ama biraz özen göstermenin de kimseye zararı yok. bir de parfüm her mevsim aynı kullanılan bir şey de değil, kışın ayrı yazın ayrı bulmak gerekir. iş yani kısaca en iyisi hacı misiyle devam.
benimki galiba sözlüğe girmek. boşlukta gibiydim aklıma sözlük geldi iki yazar kafa dağıtırım diye girdim, yazma yeteneğimi de kaybetmişim onu fark ettim. neyse okumak da güzel.
benim de kumar oynayan tanıdığım var. para algıları bitmiş durumda. 500 bin lirayı falan para olarak görmüyorlar onlar için para sadece ekranda yazan sayıdan ibaret. yatırırken de aynı şekilde kredi falan çekip komple yatırıyorlar oyun gibi geliyor her şey o an onlara. çok garip mesela yayın açtı izleme fırsatım oldu öyle heyecanla anlatıyor ki bana bak şöyle oyunlar var sen de seversin falan gibi. herif patlayan şekerli bir tane oyun var onu gösteriyor saatlerce o oyunu oynuyor. para kaybettiği yetmiyormuş gibi bir de üstüne zamanını kaybediyor. altı üstü 20 bin liralık oyun oynayacak o 20 bin lirayı kaybedene kadar 2-3 saat harcadı galiba 10 dakika dayanabildim izlerken. 10 kaybediyor 5 kazanıyor, 5 kaybediyor 7 kazanıyor. bu anlık kazanç gibi olaylar ve kazanmaya yakınken bir anda kaybedişler anladığım kadarıyla bu kandırmacanın temeli. tüm işin sonunda salt matematik olarak 20 bin lira artı 4 saat kaybetmiş olması gerçeğini görmüyor. açıkça bunu söylediğimde işte oradan 5x oldu da 200 x geldi ama patlamadı patlasaydı görürdüm seni gibi şeyler söylüyor.
uzun bir süre ikna etmeye çalıştım sonunda o da haklısın ben aptalım salağım gibi küfürler etmeye başladı kendisine ama yine çözüm yok. sonra kendime dönüp ben niye buraya düşmüyorum diye düşündüm. işin matematiğini bildiğim için falan galiba bilmiyorum ama bazı oyunlarda kutu açma meselelerine ben de düşmüştüm heyecanı biliyorum yani ancak hiçbir zaman bu kadar şuurumu kaybetmedim. uzun lafın kısası bana bir şey olmaz demeyin ben bile korktum kendimden uzak duruyorum her türlü kumardan.
oysa bas bas bağırdı bilim adamları o kadar şu evrim teorisini buzdolabına koyun diye. neyse ki elimizde daha var onları çürütmeyelim bari. buzluğa atanlar varmış duyuyoruz öyle de yapmayın tartışma anında çözülmesini bekliyorsunuz hoş olmuyor.
sevme eyleminin kendisinde aktif bir rolümüz olmadığı için onun gerçekleşmesi sonrasında ortaya çıkan sevgi de cesaret gerektirmez. kısaca istediğimizi sevemeyiz sevmek öylece oluverir. bu oluverme sonrasında ise doğal olarak seversin ve gerekenleri yaparsın zaten. esas cesaret gerektiren nokta sevdiğin halde olmayacağını bildiğin bir ilişkiyi bitirebilmektir. sadece severek ayrılanların anlayabileceği bir şey bu.
sevdiğini asla mutlu edemeyeceğini anladığın anda onun mutluluğu için sana hoş gelen sevginden vazgeçebilecek cesaretin var mı?
günümüzde yaşayan en vasat erkek bile teknoloji sağolsun cengizhan'dan çok daha fazla kadın görmüştür. o nedenle bu tarz saçmalıkları söylemenin dişi kişide etki yarattığına inanan birisi daha önce bir kadın eli bile tutmamış olabilir o kadar düşük bir tecrübe seviyesine sahip olması gerekir böyle bir saçmalığın işe yaracağını düşünmesi için. güzellik görecelidir elbette ama o kadar da değil. pek çok şey paylaştığınız kişi elbette size çok değerli görünür ancak güzellik kavramıyla bu değer atfetmeyi karıştırmamak gerekiyor.
bu tarz soruları bir tek ben mi çok ciddiye alıyorum bilmiyorum ama adam tarkov demiş ulan tarkovda olsan üç saat yaşayamazsın öldürürler seni. bu girişimle olaya nasıl baktığım aşağı yukarı anlaşılmıştır o yüzden barbie giydirme oyunu diyorum teşekkürler. başıma gelebilecek en kötü şey giydirilmemek olurdu galiba.
aşırı inanıyorum. özellikle burçlarla kafayı bozmuş insanlarda yüksek oranda tutuyor çünkü bunlar küçüklüklerinden beri burçların özellikleriyle karakterlerini oturttukları için aşırı iş görüyor. bazen karakterine oturmadığı halde zorla sırf burcunun gereği o diye öyle davranmaya çabalayan manyakları bile gördüm. o yüzden yıldızlar yüzünden inanmayan rasyonel arkadaşlara tavsiyem yine de bir bakın insan denen canlının bir şeye dahil olmak için davranışlarını o burç özelinde nasıl uğraşarak değiştirebildiklerine şahit olun.
aklı başında her insan gibi o an bir işi olduğu için cevap veremediğini düşünüp hayatıma devam ediyorum. kısa bir cevap verilemeyecek bir şey sormuşumdur görmüş ama kapsamlı ve uzun bir cevap veremeyecek durumda olduğu için ertelemiş olabilir. o an yemek yiyor ancak mesaj gelince de tıklama gafletinde bulunmuş olabilir. canı istememiş ve benle konuşmak içinden gelmemiş de olabilir. kısaca olabilir de olabilir. kendi değerimi başkalarının ilgisi üzerinden yaratmadığım için bir kişinin bana hızlı bir dönüş yapmamasından dolayı kişisel bir hasar almam. o nedenle hayatıma devam ederim ve zaten bu durum sürekli yaşanıyorsa bir süre sonra ona mesaj atmayı doğal olarak azaltır ya da bırakırım. bu da hesaplanmış bir şey değil bazıları kafaya çok takıp bana 10 dakikada cevap verdi ben ona 15 dakika sonra cevap vereceğim gibi salakça uğraşlara giriyor ki bunlar gördüğün en yıkıkça davranışlar maalesef.
edit; hele bir de mesaj silenler var ki onları hayatınızdan çıkarın ergenliklerini başka işsiz güçsüz onlarla ilgilenen oğlan çocuklarıyla gidersinler sonra gelsinler.
ölmek zaten oldukça kişisel bir durum, birlikte deneyimlenecek bir yanı yok. kısaca yalnız ölmek diye belirtmeye gerek yok çünkü her ölüm yalnız gerçekleşir. ölüm döşeğindeyken etrafınızı sarmış insanların olması sizin yalnız ölmeyeceğiniz anlamına gelmiyor. buradaki yalnız ölmekten kastın, genel olarak hayat içerisinde yalnız geçirilmiş zamanlara dikkat çekmek ve hayatı bu şekilde yalnız olarak bitirmek ise o zaman bunun olmaması için şimdiden bir şeyler yapılmaya uğraşılabilir ancak direkt ölümün kendisiyle ilgiliyse o konuda yapılacak hiçbir şey yok çünkü herkes yalnız ölür.
başarı bizzat kişinin kendi emekleriyle elde edilmediyse, o başarıyla övünmek saçmadır düşüncesinin futbol için de uygulanmış halini anlatan bir başlık. temelde çok haklı bir söylem gibi dursa da eğer bu temel yaklaşımı benimsersek hayatta övünülecek çok az şeyimiz kalır. ne milletimizle, ne bayrakla, ne şu an bulunduğumuz durumla gurur duyabiliriz. zekamızla bile övünemeyiz sonuçta o bizim ilmek ilmek döşediğimiz bir şey değil büyük bir oranda genetik ve ailevi kültürle bezenmiş çevresel faktörlerin bir ürünü. yahu o kadar derine inmeye gerek yok, bariz şekilde sana ait olmayan şeylerle övünme yeter de denilebilir tabi ama bir şeyin kabulünün başka pek çok şeyi de kabul etmek anlamına geldiğini sezdirmek için verdiğim örnekler bunlar sadece.
daha geniş bir perspektifte insanların bir şeylere dahil olma ve daha büyük bir şeyin parçası hissetme ihtiyacının dışa vurumlarından sadece birisi. bu ihtiyacı kimisi futbolla giderirken kimisi de kendini konumlandırması itibariyle popüler şeyleri sevmemekte bulabilir. çok da şey yapmamak lazım hepsinin temelinde aynı güdü var. aidiyet ve kendini tanımlama şekli.
buradaki kişilik, kendimizi algılama biçimimiz mi yoksa başkalarının bizi algılama biçimimi olduğuna göre çok fazla değişkenlik gösterir. eğer başkaları için konuşuyorsak, bizi değerlendiren diğer zihinler bizim anlattıklarımızı ses tonumuz, kilomuz, saçımız, vurgularımız, mimiklerimizden bağımsız şekilde dinleyemezler. mutlaka bunların da işe dahil olduğu bir genel kanı bırakırız insanlarda. zaten iletişimin yarısından fazlasını bu tarz diğer etmenler oluşturur. oysa biz burada sadece yazarak kendimizi açıklıyoruz bu da aslında en azından başkalarının gözünden bambaşka birileriymişiz gibi görünmemize neden olabilir.
öte yandan kendi adımıza konuşuyorsak yine başka farklılıklar kendini gösteriyor. mesela böyle bir yazıyı monolog halinde birilerine anlatmak karşı tarafın ilgisi olsa dahi çok da yapmayacağım bir şeydir. burada ise elimden tutan yok istediğim kadar yazabiliyorum. ne söz kesen var, ne araya giren var, ne "yalnız o öyle değil" diye sazı eline alan var.
uzun lafın kısası sözlük ortamında kişiliğimizi göstersek bile çok azını gösterdiğimizden dolayı sonrasında başka bir ortamda bizi görmek, sanki o kişi biz değilmişiz gibi algılanmaya neden olabilir. gerçek hayatta birebir tanıdığınız insanlarla dahi, sadece ortak alanda ve sosyal durumda nasıl davrandıklarına dair bir izlenim oluşturuyorsunuz. o kişilerle aynı evde kalmaya başladığınızda onun bambaşka bir yüzünü daha görürsünüz mesela. bu da onun gibi bir şey.
normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz.
Daha detaylı bilgi için çerez ve
gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.
online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.