ropdöşambırım hamamda kaldı yazar profili

ropdöşambırım hamamda kaldı kapak fotoğrafı
ropdöşambırım hamamda kaldı profil fotoğrafı
rozet
karma: 1988 tanım: 230 başlık: 21 takipçi: 39

son tanımları


cumhuriyet tarihinin en yüksek maaşlı cumhurbaşkanı

doğrudur mustafa kemal atatürk'ün 1928 yılı aylık tahsisatı 12.000 civarıdır.( yaklaşık 2800 reşat altın) lakin bazı dingiller bu konuyu nasıl çarpıtacağını şaşırmış. bak şimdi az zekalı arkadaş, o senin bahsettiğin aylık 12.000 tl sadece maaş değil aylık ödenektir. “reisicumhur hazretlerine aylık … lira tahsisat verilmesi” şeklinde de meclis zabıtlarında ifade edilir. bilmiyorsan aydınlatayım tahsisat = ödenek. biraz daha açarsak ilgili ödenek 5000 lira ödenek+ 7000 lira olağanüstü harcama ödeneği şeklinde düzenlenmiş. olağanüstü şartların neler olduğu da kanunla belirlenmiştir. kimse atatürk'e "al bu para senin hepsini doya doya harca gerisine karışma" dememiş yani.peki bu ödenek neleri kapsıyor? mustafa kemal paşa'nın kişisel harcamaları, çankaya köşkü'nün tüm giderleri, seyahat ve diplomatik ziyaretlere ilişkin davet ve benzeri etkinliklere yönelik harcamalar, koruma giderleri ve ek giderler olarak kısaca açıklanabilir. paşa'nın yıllık ödeneği aylık 12000 üzerinden hesap edildiğinde yıllık 160000 tl civarı bir rakam çıkar. bu da günümüz parasıyla 35 milyon tl gibi bir rakama denk geliyor. bir tarih öğretmeni olarak en güldüğüm kısma gelelim 300 öğretmen maaşıymış. bak cumhurbaşkanı maaşı değil, cumhurbaşkanı ödeneği= 300 öğretmen maaşı bunu küçük kafana kalın kalın yaz. sonra ben senin mide bulantına çare olacağım. 2026 yılı, cumhurbaşkanı maaşı 312.718 tl, buna emekli milletvekili maaşı da eklenince çıkan rakam aylık 490.000 gibi bir meblaya ulaşıyor ve bu tutar sadece tek bir amaçla verilmiş: cumhurbaşkanının kişisel harcamaları. bunun dışında ir de cumhurbaşkanlığı bütçesi var, tutarı ise şöyle bir şey: 21.286.534.000 tl!!! (yazıyla: yirmi bir milyar iki yüz seksen altı milyon beş yüz altmış dört bin türk lirası) ufak bir bilgi olarak yaklaşık 30 bin öğretmen maaşı ediyor. nereden nereye değil mi? peki bu bütçe neleri karşılıyor? saray masrafları ve personel giderleri, kırtasiye giderleri, mutfak harcamaları, zirai giderler. seyahat, konvoy ve koruma için ise ayrı bir bütçe var, egm ve ilgili müdürlüklerce karşılanan. şimdi bunlar hazımsızlığını alır mı bilmem ama gidip ağlayarak günlüğüne yazabilirsin. asılmamış hoca tohumu seni.!
devamını gör...

sonluluğun sonrası

kant’tan sonra neredeyse refleks haline gelen: "dünyayı ancak bize göründüğü haliyle bilebiliriz." fikrine itiraz niteliğinde bir kitap. bu kitap temelde “kant çok iyi adam ama bu konuda biraz fazla temkinli, "hatta yer yer: "abi sen bu kapıyı niye bu kadar erken kapattın?" dercesine kantın felsefesini eleştiriyor.
kant’a göre insan zihni olmadan dünya diye bir şeyden anlamlı şekilde bahsedemeyiz. uzay, zaman, nedensellik zaten bizim aklımızın ayarları. insan yokken dünya nasıldı sorusu da bu yüzden pek makul ve makbul değil.
meillassoux ise gayet sakin bir şekilde okuyucunun kulağına şunu fısıldıyor: "bilim bu soruyu soruyor ve cevaplıyor." evren 13,8 milyar yaşında diyor, dünya 4,5 milyar yıllık diyor, insan da araya sonradan giriyor. eğer felsefe buna "ya ama bu sadece bize göre" diyorsa, bilimle aynı odada oturmakta zorlanıyor demektir.
aslında meillassoux' a göre kilit mesele matematik. renk, tat, koku gibi şeyler evet, bize bağlı. ama sayılar, süreler, oranlar pek umursamıyor. bir yıldızın yaşı, kimse bakmıyorken de o yaş. matematik sayesinde dünya, biz yokken de düşünülebiliyor.
kitabın en eğlenceli ve biraz rahatsız edici kısmı şu: doğa yasaları zorunlu değil. fizik bile “şartlar böyle denk geldi” modunda. ama zorunlu olan tek şey var: her şeyin değişebilir olması. yani evrenin tek garantisi, garanti vermemesi.
yani kant insan öncesine “buraya kadar” diyip kapıyı kapatırken, mösyö meillasoux neden ulan diyerek kapıya matematik ile abanmış. işin özeti bu. ezcümle insan merkezli düşünmeden de felsefe yapılıyormuş.
devamını gör...

batı'nın doğu'ya üstünlüğünün sebebi

ekseriyetin vereceği ilk cevap din olsa da, aslında dinlerin de evrimsel süreçleri üzerinde doğrudan etkili olması sebebiyle siyasal yapıları diyeceğim. şöyle ki doğu toplumları (özellikle yakın doğu) pers, bizans ve bunların etkilediği önce islam ( özellikle halifelik saltanatını kuran emevilerden itibaren) ve türk devletleri (osmanlı başta olmak üzere) merkeziyetçi bir devlet politikası belirlemiş, vergiyi toplayan da taşraya yönetici atayan da devlet oldu. buna karşın avrupa'da roma'nın yıkılması ardından çıkan otorite boşluğunda güç kilise- krallıklar- feodal beyler arasında paylaşılınca haliyle para da tek elde toplanmadı. bu durum devlet tasavvuruna da yansıdı. islam devleti dediğimiz yapılar emevisinden, osmanlısına kendi varlığını fiili olarak bir adım adım öteye taşımaya yöneldi. bugün talibana ya da işid gibi radikal örgütlere bile sorsanız size sınırları çin denizinden akdeniz'e kadar uzanan yekpare bir islam devleti hayalinden söz ederler. geçmiş devletler de bu yekpare genişlemeyi cürümleri yettiğince sağlamaya çalışıp, tekil bir siyasi ve ekonomik yapı inşaa ettiler. avrupa'da ise papalık tek bir hristiyan devleti kurma niyetine girişmedi. onların motivasyonu hristiyanlığın toplam nüfusu ve nüfuz alanını genişletmek olduğu için bunun birden fazla hristiyan devlet eliyle yapılmasında bir sakınca olmadı. ancak bu devletlerin hatta bu devletlerin şemsiyesi altındaki feodal beylerin mücadelesi kralların birbirleri ile ve papalık ile girdikleri meşruiyet yarışı ve kendi merkeziliklerini oluşturma istekleri ciddi bir rekabet ortamı yarattı. bu rekabet de önce doğudaki düşmana ve kendi aralarındaki mücadeleye bakışı etkiledi. tanrının ülkesi olmak hedefinde en önce başarılı olmak için yeni ticaret yolları aranması, buluşlar, rönesans hareketleri vs hep bu rekabetin ürünü oldu bir anlamda. rekabetin ilerlemenin altın kuralı olduğu gerçeği de bu durumda devreye girdi ve batı dinamizmi doğu miskinliğini yenmiş bulundu.
devamını gör...

yılbaşını kutlamak şeytanla ilişkiye girmektir

yalnız kimin kime uzun atladığı söylenmemiş. bu mevzu müge anlı'ya kadar gider.
(bkz: canlı yayına kafasında kese kağıdı ile çıkan mağdur şeytan)
olabilir mi?
devamını gör...

lvbel c5

yeni neslin günlük yaşamında iki büyük sıkıntısı var. birincisi eylemsizliğin çeneye vurmasından sebep, her cümlenin sonunu açık, mert, korkusuz ile bitirmeleri. cem yılmaz'ın er gazinosu ortamı ortaokul seviyesine indi resmen. ikinci sıkıntı da bu müzik zevksizlikleri. havlayan şarkıcı ısırıyor işte, mahvoldu kulaklarımız.
devamını gör...

1 ocak 2026 plastik poşete zam gelmesi

zamanında bazı "poşetler" birileri tarafından kullanılsaydı bugün böyle zamlar olmayabilirdi dedirten ve "poşetin" faziletlerini düşündürten başlık.
devamını gör...

mutlu seneler

(bkz: mutlu mu seneler)
devamını gör...

seneye görüşürüz

nesiller üzeri soğuk espiri. 2002 dünya kupasından söz etiiğimde bana uzaylı gibi bakan öğrencilerimin, bugün yarı yaşımdan küçük olanları bile ta 2006'da liseden mezun olacağımız o son kışta yaptığımız bu espiriyi yapıyorlar.
devamını gör...

bira

(bkz: benim sadık yarim)
devamını gör...

normal sözlük yazarlarının hissettikleri

boşluk... içimizde, içimizde.
devamını gör...

kabullenildiğinde olgunlaştıran acı gerçekler

doğruların toplamı maalesef her zaman daha büyük bir doğru vermiyor. bütün doğruların alt alta yazsak sonuç yine yanlış çıkabiliyor.
devamını gör...

yazarların aldığı yeni yıl hediyeleri

to be or not to be... bekliyoruz bakalım kutudan ne çıkacak.
devamını gör...

çocuk kalbi

“ne kadar büyük ve güçlü olursan ol hayatta bazen kendini korunmasız ve zavallı bir çocuk gibi hissedeceksin…”

hissettim. tsşekkürler edmondo.
devamını gör...

iyi erkeklerin nerede olduğu problemi

nerede bıraktıysanız oradadır. çok da yüklenmeyin adama.
devamını gör...

o iyi insanlar o güzel atlara binip gittiler

bazıları atlarını güneşe sürdüler, güneşin zaptı yakın dercesine. yakmaktı bedeli dört nala gitmenin ve bir gölgelik sunmaktı asıl iyilik. bazı insanlar hiç gitmediler. feda ettiler. tenlerini, ruhlarını... başkaları kora dönmesin diye.
devamını gör...

şu an dinlenen şarkıdan bir cümle

"terk ettğin şehirler, yarım kalmış şiirler.... sustukların büyür içinde. "
devamını gör...

seçimler

bir zaman evvel hayatımın kalanında yaşamak istediğim evi buldum. cidden bak tam istediğim gibi böyle küçük, sıcak... ne ararsam işte. yerleştim de. derken mutlu mutlu yaşayıp giderken günlerden bir gün ev sahibi dedi ki "evi boşaltman lazım"... haydaaa almanya'dan kaynın mı geliyor diyorum; cevap yok, daireyi kumarda mı kaybettin; yine cevap yok. alabildiğim tek cevap seni evdeki istemiyorum. ee peki ama diyorum ne yaptımı evine? duvarlarını mı kırdım, tesisatı mı patlattım, eşyalara zarar mı verdim vs... yok yok yok. evde boşluk varmış ( karıştırmayın orasını öyle bir ev sahibi benimki). ortaya halı, kilim, yolluk, paspas atar hatta çok lazımsa kenarına da overlok çektirirdik, gerek var mıydı şimdi evden atmaya, 2026'ya girerken evsiz bırakmaya. seçimler böyle şeylerdir, birinin seçimi sizi ummadığınız zamanda evsiz bırakır, soğukta sokağa düşürür. sonra uyu uyuyabilirsen.
devamını gör...

sözlükçülerin bugünkü yorgunluk sebebi

akıllı saatin söylediğine göre, ortalama uyku süremin üç buçuk saat; ortalama uyku kalitemin 30/100 olması. yetmez ama evet.
devamını gör...

olmak istediğiniz roman karakteri

vallahi billahi samsa... bir kişi daha sabahın henüz ilk 20 dksında sana ne oldu demez en azından fıtı fıtı geçer giderim, ya da püre olurum o daha iyi.
devamını gör...

günaydın sözlük

günaydını anca sözlüğe yazabiliyorsak, yemişim öyle günün aydınlığını. neyse günaydın.
devamını gör...
devamı...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim