techpriest yazar profili

techpriest kapak fotoğrafı
techpriest profil fotoğrafı
rozet
kendisi dondurmuş
karma: 2731 tanım: 156 başlık: 27 takipçi: 49
Omnissiah protects

son tanımları


madalya

bazı yazarlara kıyak geçilen, diğerlerini de böyle bekleten bir zımbırtıdır. madalya için yazmıyoruz o başka ama bazen "her yazar eşit" gibi bişeyler diyorsunuz. değiller. birbirimizi kandırmayalım.
devamını gör...

robot süpürge

bendekinin halı saçakları ile amansız, ölümsüz ve acımasız bir savaşı var. normalde salıyorum, sorunsuz takılıyor, temizliyor yerine oturuyor. ama bazen ama mutfaktan ama holden bir tuhaf sesler gelmeye başlayınca şenlik ilanı gibi bişey oluyor o.

halının kenarı böyle ısırılmış da unutulmuş elma gibi çörpeşik hale gelmiş bu da didiniyo orada "temizleyeceaağm, geçeceaağm" diye. debelendikçe daha da karmaşık daha da geçilmez bir hale geliyor derken "imdak" istiyor benim bızdığım. halıyı itinayla düzeltiyorum, saçağı bunun haznesinden kurtarıyorum, tekrardan çalıştırınca düzgün düzgün yapıyor.

bazen kablo kemiriyor, bazen eşyaları düşürüyor, bazen gidip çarpıyor falan. bi nevi kedimsilik yapıyor, canlı değil, kaka derdimiz yok ve evi temizliyor.

güzel icat ya şakasız.
devamını gör...

normal sözlük

galaktik federasyondan gelen para az ki sözlüğün her tarafı reklam fışkırıyor. hocam nusr-et'ten mi tavuk döner yiyorsun nedir bu olay? hayır çözümü de söyledik, manyağımız bol - fake hesap açarak gelen çok, koy üyeliğe bir para sen de rahat et biz de rahat edelim.
devamını gör...

yusuf dikeç

birleşmiş milletler dünya yiyecek programı'nın düzenlediği "don't assume day" için derlediği playlisti şuradan dinlenebilir. ilginç seçimleri var valla:

www.nts.live/shows/dont-ass...
devamını gör...

the 100

amazon prime video sağolsun tekmili birden izlediğim dizidir.

şöyle söyleyeyim, dizi dünyada geçerken iyiydi. sonrasında bence saççççma sapan bir yere evrildi. wonkru, praimfaya falan derken bir anda konsept intergalaktik bir noktaya evrildi ki ı-ıh yani yemedim. yani şöyle düşünün, uzayda bir yerde insan kolonisi var (biri asteroid madenliyor, diğeri de başka bir gezegende) ama dünya nükleer cehennemken kiiimse bunu sallamıyor, önemsiz bir detay olarak görülüyor. yok abi ikna olamadım. bunu iyi yapan mesela the expanse var - orada konunun bu hale gelmesi gayet makul bir dizgede gidiyor.

üst üste izleyince belki insan farkediyor ama şu çok sıkıcı bir dizge "x kötüdür, ama x bir noktada bizim müttefiğimiz olur ama sonra yine hainlik eder ama sonra yine kankamızdır" eh be kardeşim yani... yeter.

bir de arkadaş... ne wanhedaymış, ne clarke imiş ya. olm kızla yatan ölüyor. kadın erkek farketmeksizin kadınla yiyiştiğiniz zaman nalları dikiyorsunuz bir şekilde.
devamını gör...

bazzite

linux dağıtımları arasında bana "lan acaba?" dedirten dağıtımlardandır. ubuntusu, fedorası falan hepsini kullandım - zamanında gentoo ile kernel bile derleyerek saç baş yolmuşluğum da vardır ama bu dağıtım görebildiğim kadarıyla düz kullanıcının kullanabileceği linux yolundaki önemli taşlardan gibi geliyor.

başta söyleyeyim, evet oyun merkezli bir dağıtım olduğunun ben de farkındayım. normal linux paket dağıtım sistemine en başta aykırı gelen bir sistem de kullanıyor. ama bilen bilir, linuxlarda nalet bir nvidialı sistem güncellemesi derdi vardır. nvidia driverları kapalı kutu olduğu için her sistem güncellemesinde sistemi elinize almak çok mümkündür.

bu adamlar ne yapmışlar, biraz da steam deck'ten öykünerek, sistemin kendisini değişmez hale getirmişler. siz sistem güncellediğinizde bir snapshot alıyor, sistem yüklenmedi mi, bir öncesinden devam ediyorsunuz. e program kurulumları diyeceksiniz - onu da flatpak ile çözmüşler. yani hem elinizde stabil bir sistem var, hem de istediğiniz programları kurabilme imkanınız var. kabul, konsol açtığımda

sudo apt-get update
sudo apt-get upgrade

yerine

ujust upgrade

yazmak tuhaf geliyor ama günün sonunda çalışıyor mu, evet. oyun performansı da - valve sağolsun - windows ile aşık atacak halde. e daha ne isteyebiliriz ki acaba?

link: bazzite.gg
devamını gör...

warhammer 40.000

açıkçası gerçek dünyadaki şuursuzluğun arş-ı ala'ya çıkması yüzünden eskisi kadar okuyamadığım, kendimi kaptıramadığım distopyadır. yahu elin distopyasını okurken yine de arkaplanda belli bir mantığın döndüğünü falan görüyorsunuz, buradaki portakal reis ve şürekasının... neyse ya.

warhammer 40000 esasen bir masaüstü savaş oyunudur. ama hedef olarak minyatür satmak için etrafında örülen evren öyle kompleks bir hale gelmiştir ki gerçekten takdire şayandır bu mesele. işin görsel kısmı zaten kendine hastır, katedral biçiminde uzay gemisi kimin nasıl aklına geldi lan mesela. ama işte yedirince oluyor. edebiyat kısmı zaten apayrı bir karmaşa. şu anda "abi neyle başliyim" diyen insana yanıt vermeye çalışırken analiz paralizine girebiliyorsunuz.

ben size kendi hikayemi anlatayım bunun yerine. 40k evreni dune evrenine yakındır. tanrı imparator kavramına baktığınızda 2. leto'dan hemen sonra bizim altın tahtta oturan iskeleti görürsünüz. bu evreni popülerleştiren şey de 1. dawn of war oyunudur benim gözlemimde - strateji seviyorsanız zaten muhakkak oynamanızı öneririm, oyun olarak da iyidir ama 40k evreni nedir, nasıl yenir sorularına da yumuşak bir giriş yaparsınız. space marine kim, imperial guard ne, orklar kimdir, necronlar, tyranidler, eldarlar, dark eldarlar falan derken başat taraflara ufaktan birer dokunuş atar.

sevdiyseniz, işin roman kısmına ben eisenhorn ile "temelli" girdim diyebilirim - öncesinde sahaflardan falan kısa hikaye derlemelerini topladığım doğrudur ancak sistematik biçimde "kitaaaph okuuaaa" moduna girmemi bu üçleme sağladı. eisenhorn bir engizitördür, imparatorluk dahilinde uzaylının, iblisin, ve zındığın kafasına beton gibi inen kurum engizisyondur. ancak eisenhorn serisi biraz biraz james bond'u andıran bir anlatıya sahiptir ve en başta püriten olarak olaya giren gregor abinin zamanla kaosa kaydığını, imparatorluğun ideallerini korumak adına karşı oldukları tarafın güçlerini kullanmaya başladığını - çok da mantıksal biçimde - görürsünüz.

akabinde band of brothers'ın 40k versiyonu diyebileceğim gaunt's ghosts gelir benim zihnimde. commissar ibram gaunt'un tanith gezegeninden kurtardığı tek grup olan askerleri ile hayatta kalma çabasıdır. 15 kitapta nelere girmezler ki.

ve tabii ki horus heresy... 60 kitap. dile kolay, hem okudum hem de sesli kitaplarından dinlediğim devasa bir külliyat. 40k'nın yaratıcısı games workshop'un bir yazar ekibiyle beraber çıkarttığı bu serinin her kitabı eş derecede iyi değildir ama detay üstüne detay girilince işte insan "vay canınasını" diye okumaya devam ediyor.

son dönemlerde, bence, grimdark ekseninden biraz çıktığını söyleyebilirim. normalde bu evrendeki temel düşünce "aga herşey çürüyor ama karanlığa da öyle sessiz gitmicez" kafasıdır. ama işte son dönemlerde bu zamanlara kadar eski mitler olarak görülen karakterlerin geri gelmesiyle saçma sapan bir umut ışığı da doğmamış değildir. yani seven sever, ama bana biraz ters geliyor.

tek sorun bu evrenin her şeyinin pahalı olması. ingiltere bazlı bir firma olduğu için haşmetmeaplar en ufak romana 10 sterlin çakıyorlar. herşeyi orjinal alıcam diye bi derdiniz varsa bir yerlerde umarım elmas madeniniz falan vardır - ancak yeter zira.
devamını gör...

adeptus astartes

madem yoldaş hesabımızı silmiyor, geri dönelim dedim. ayı bey'in bu başlığı açtığını görmüştüm haddim olmadan kendisinin yazdıklarına ek çıkmaya çalışalım.

adeptus astartes seçkindir ve evet overpowered denilebilir ama dertlilik konusunda imperial guard başta gelir. üstünüze hayvan gibi koşan, her tarafı kastan oluşan orklara karşı biraz kevlar zırha bir de elfenerinden hallice kudreti olan bir lazer tüfeği ile karşı koymaya çalışmak on okka testis gerektiriyor.

adeptus astartes, her ne kadar son dönemlerde belisaurius cawl'ın "iyileştirmeleri" ile daha az ölüm oranına sahip olsa da, yıkıcı bir üretim sürecine sahiptir. 20 tane organ eklenmesi süreci 10 adaydan 5'ini öldürür. ancak hayatta kalanlar da pratik olarak ölümsüz olurlar ama karşılaştıkları varlıklar onlara denk haldedir. tyranid denilen böcek tarafının kimi "savaşçıları" tank zırhını falan alüminyum folyo gibi yırtabilecek tandanstadır.

space marineler 40k tarihinde imparator'un dünyayı ele geçirirken yarattığı thunder warriorların devamıdır. ama imparator burada kaos ile bir işbirliğine giderek 20 tane space marine generali olarak isimlendirebileceğimiz primarchları üretmiştir. space marine chapterlarının kendine özgülüklerini de bu arkadaşlar verir.

horus heresy külliyatını okuduğunuzda - 60 kitaptır bu arada siege of terra dahil olarak - space marinelerin daha çok cerrahi müdahalelerde kullanıldığını görürüz. bizim bildiğimiz anlamda geleneksel savaşı imperial guard sürdürür. bir ork ordusunun warboss'unu kesme işi ama marinelerin ellerinden öper.

bir de bu arkadaşların içinden özel seçilerek oluşturulan grey knights bölüğü vardır ki o bayağı "iblisin boynuzunu kırma" işlevi görür. onlara da ayrıca gireriz zamanla.

adeptus astartes 40k evrenindeki kırılma noktalarından birisi olan, az önce bahsettiğim, horus heresy denilen isyanın aktörlerinden olmuştur. basitçe imparator'un en sevdiği çocuğu olan horus kaosun etkisine düşerek isyan eder. 20 primarch'ın 2'si imha edilmiştir zaten, kalan 18'in 9'u da bu isyana katılır ve sonunda imparator altın tahta mahkum kalır. altın taht dediğimiz şey bir anlamda yaşam destek ünitesidir - ancak son gelen şeylerle beraber ölüm destek ünitesi olduğuna dair imalar da bulunmaktadır. zira imparator 4 kaos tanrısına ek olarak gelecek dark king olmamak adına sürekli öldürülür - perpetual denilen ölümsüzlerden birisi olduğu için şayet hayatta kalırsa tatsız şeyler olacaktır. en son bir kaos tanrısı - slaanesh - doğduğunda uzayın belli bir kısmı fizik kanunlarının opsiyonel hale geldiği bir hale dönmüştür zira.

bu arkadaşların en sevdiği silah bolterdır. bolter dediğimiz şey mermi yerine kendinden tepkimeli roketler atan ve geri tepmesi normal bir insanın omzunu çıkartabilecek bir silahken bu arkadaşlar zbam zbam diye ateş ede ede giderler. yakın mesafede de chainsword denilen elektrikli testeremsi kılıçlarla ortama teşrif ederler.

ama bu arkadaşların esas kudreti ne organlardır ne de kullandıkları silahlar. şöyle düşünün, bir grupla çatışıyorsunuz ve bu arkadaşlar ne demoralize oluyor, ne uyuyor, ne de yemek falan yiyor. sizin ordunuz dalga dalga çarpıyor - yenemiyor, kayıp veriyor ama karşı taraf aynen devam ediyor. siz korkunç kayıplar veriyorsunuz ama adamlar oralı bile değiller. bence esas mevzusu budur adeptus astartes reislerin.

okuduğunuz için teşekkürler.
devamını gör...

siberalem

helal olsun be. myspace'i, yonja'yı, hi5'i, icq'yu, irc'i falan kütür kütür yiyen zaman, siberalem'i yiyememiş ya gerçekten helal olsundan öte bir şey diyemiyorum.

tuhaf işte - insan başlıkta görünce bile 20-25 sene öncesine gidiyor. bu siteyi övüp bitiremeyen arkadaşla en son 2002 gibi görüşmüştük. benim ilgimi çekmemişti. ben daha çok icqcuydum, internet zaten 56k, evde ailesiyle yaşayan birisi olarak ekranda kız resimli site beni geren bir şeydi. sonra zaten ankara olayları oldu benim için o arkadaş çevresi de, internet kafe de bitti.

hey gidi.
devamını gör...

hans landa

tarantino'nun kendi dediğine göre yazdığı ve yazabileceği en muhteşem karakterlerden biridir. bunun da üstüne christoph waltz faktörü de eklenince üstünde mis gibi kreması olan strüdel gibi bir şey izliyor/yiyoruz.
devamını gör...

armada

burda yamulmuyorsam yine 15-20 sene önce bir ara çok iyi, hatta fazla iyi, bir ya uygur ya da özbek lokantası açılmıştı. basitçe noodle yapıyordu adamlar ama şovu müthişti. 'lan nadılın şovu mu olur' demeyin, olduruyordu adamlar. en başta noodle'un makarnasını seçiyorduk, sonra içeriklerini seçiyorduk en sonra da sosunu seçip yerimize oturuyorduk. aşçı onları kızartırken, pişirirken bir ocakbaşı havası yakalıyordu. tadı da güzeldi, fiyatı aklımda kalmadığı (yani 'öef oha' demediğime göre - onun için tavacı recep var mesela) için çok da para vermediğimizi düşünüyorum.

sonra tabii remzi kitabevi. bir ara remzi, hangi yöneticinin aklına taş düştüyse, warhammer 40k romanlarını yayınlayan black library kitaplarını getiriyordu. armada'ya her gidişte remziyi bir tavaf edip 'ne gelmiş' diye bakmadan çıkmak olmazdı.

ha bir de... beytepe kızılay dolmuşunda 'armeydde inicem' diyen kız. aradan onlarca sene geçti hala kınıyorum seni. armeyd ne be. armeyd ne.
devamını gör...

ankaray

gençliğime çok şey ifade eden metrodur - 'geçtiği' demek anlamsız bir abartı. okul başlangıcında aşti'den kurtuluş'a gidilir oradan oflaya puflaya hacettepe otobüsüne atlanırdı. yurda yerleştikten sonra servis ile bahçeliye iner sevgilimle gezerdim. bahçelievler durağı tuhaf bir biçimde bahçelievler'e yakın değildi, yedinci caddeye gidecekseniz beşevlerde inmeniz daha makuldü acayip bir biçimde.

okul açıldıktan sonra da kızılay'da yapılan derin felsefi muhabbetlerin sonucunda eve dağılırken kızılay-kolej-kurtuluş rotasını yürürdük. hem açılırdık o soğukta hem de konforlu bir rotaydı. kolej durağını görünce zaten yolun yarısına geldiğimizi anlardık misler gibi.

ego kartımız hep yanımızda olurdu - zira ankaray ankara içinde bizim için önemli yerlere gidişti. otobüsler de vardı tabii ama o zamandan çakmıştık raylı sistemin daha dakik bir biçimde istediğimiz yere ulaştırdığını. dahası kışın o ayazdan korunmanın yollarından birisiydi. yaşayan bilir, hacettepe otobüsünü beklerken botlarımın ayazdan yere yapışmışlığı var - öyle pis soğukları vardı o dönemler ankara'nın.

keşke yine kullanmak nasip olsa da, ne o kız kaldı, ne o arkadaşlar ne de o ankara...
devamını gör...

ev işi yapan erkek

ev işi derken iki türlüsü var. birincisi olağan haftalık olan. bunu robota ve deterjanlı hazır bezlere iteliyoz. robot yerdeki çeri çöpü alırken masa ve ıvır zıvırın tozları da bezle alınıyo. bi de aylık yaptığım var - robota deterjanlı mop takarak hem süpürtüp hem de ilk paspası yaptırıyorum - ardından da viledayla geçiyorum. üç ayda da bir cam siliyoz.

insan kir pas ve kaos içinde oturmamalı yav.
devamını gör...

sözlükten sevgili yapıp kafa iznine çıkmak

kafa izni ne ya, hesap sildirmek için kampanya başlatan oldu. benim fikrim sözlükten sevgili yapmak tehlikeli bir şey olduğu yönünde, bir anda sadece nikiyle tanıdığın insanlar yüzünden ilişki gerginlikleri çıkabilebilir mesela.

ama 'riks budur!' diyen delikanlılarımız ve hanımkızlarımız var. sonra 'drama neden çıkıyo' diye soruyoz.

neyse ya, bana ne.
devamını gör...

6 kelimelik hikayeler

bebek ayakkabıları. az kullanılmış.

- ernest hemingway
devamını gör...

kur’an’ın piyasadaki incil’leri düzeltmesi

başta diyeyim, bir teolog değilim. olsam olsam felsefeciyim sadece ama tarihi olarak baktığımızda eski ahit ile yeni ahidin toplamasına incil diyoruz. eski ahit zaten tevrat. yeni ahit ise isa’nın yaşamının dört havari tarafından aktarılması. üçünün bu dediğine diğeri ihtilaflı bir şey diyor.

bu dörtlü 60-80 hatta milattan sonra 90’lı yıllarda yazılan anlatılar. mark’ınkisi ilk (65’ler) matthew ise mark’ın anlatısı ile uyumlu olarak aramice yazılan ve sonradan yunancaya çevrilen bir anlatı. matthew ve luke isa’nın bebeklik anlatısını (yılbaşı hikayesi, üç kralın gökteki kayan yıldızı görmesi falan filan) anlatırken diğerlerinde böyle bir şey yok. matthew ise isa’nın şeceresini anlatarak başlıyor. john ise anlatıdan ziyade doktrine odaklanıyor.

bir de bu anlatılarda yaşanan bir uyumsuzluk da var. mark’taki 661 pasajla kıyasla 600’den fazlası matthew’da var luke ise 350 ile geliyor. ama 200 adet pasaj sadece matthew ve luke’da varken diğerlerinde yok.

bu konuya getirilen en yaygın açıklama ise “iki döküman hipotezi”. deniyor ki mark ve bilmediğimiz bir kaynağın toplamı matthew’in anlatısı. ama bu anlatı toplamları da bir acayip.

luke diyor ki, isa doğduğunda suriye’nin valisi quirinius diye bir adamdı, isa doğduğunda ebeveynleri nüfusa yazdırmaya gitti. evet suriye’de quirinius diye bir vali vardı ama bu adam m.s 6 veya 7’de olan bir şey. 8’de de bir nüfus sayımı var ama bu noktada da quirinius yok. matthew ve luke kral herod’dan bahsediyor - tamam da herod m.ö. 4’te ölmüş bir adam.

dahası da var. yine luke diyor ki vaftizci yahya, imparator tiberius’un 15. senesinde vaaz vermeye başlamış. bu suriye tarihine göre 26-27. yılar, roma’ya göre de 28-29. isa ve yahya hemen anında mı karşılaştı yoksa arada zaman var mıydı? bu meçhul.

nitekim hristiyanlık öğretilerinde özellikle teslis konularında da ayrılık vardı - tam da bu yüzden imparator konstantin 325 yılında iznik konseyini toplayarak teslisi esas ilan etti.

velhasıl ortada bir anlatı var ama işte. kuran bunu düzeltmiş midir bilemem, o kadar dini bilgim yok ama incil anlatısı tarihi gerçeklere çok uyuşmuyor.
devamını gör...

sözlükçüler dindar olsaydı alacağı nick'ler

ben aldım zaten.
devamını gör...

kablonet

2010lardan beri kullandığım internet servis sağlayıcı kablonet - ya da "türksat kablo". oturduğunuz yere göre hizmet kalitesi rezil de olabiliyor - vezir de. ben şansıma hiç rezil olmadlm bunca süreden beri. kadıköy'de çok sorun yaşadıklarını duydum ama net bir şey söyleyemiyorum. ben sadece kendi deneyimimden bahsedebilirim:

- 100 diyorsa 100 veriyor. stabil biçimde çalışıyor.
- modemlerinin wifi menzili içler acısı. ya repeater alacaksınız (kötü çözüm, repeater olarak kullanmaya çalışınca çok verim alınmıyor. dibinde ethernet portu olanlardan alıp modemden repeatere kablo çekip access point olarak kullanmak lazım) ya da parayı gömüp mesh network'e geçeceksiniz.
- eski müşterilerine özel kampanya yapan tek telekomünikasyon firması. geri kalanlar varolan müşterilerini hunharca kazıklarken bu adamların bu olayını sevmemek elde değil.
- evde televizyon izleyenler varsa internet + televizyonu tek faturada ödemek efektif. yayınları da yeterli, belgesel, film falan filan derken doyurucu.
- yeni tv kutuları bence fazla karışık. "alt tarafı film izleyecez, tv bakacaz, uzay mekiği mi oğlum bu" diyen anamın babamın yorumudur ki haklılar. tamam bir sürü özellik var ama yani - istiyoz mu bunları bi soraydınız ya?
- teknik ekibi bir iyi bir kötü. kimi zaman işinin ehline denk geliyorsunuz, kimi zaman da "link ışığı yanıyo mu" teyzesi olabiliyor muhatabınız. ya bu yakınlarda ciddi bi personel girdi çıktısı oldu onun acısı bu ya da başka şeyler var. bilmiyorum bunu.
- teknik ekibe niye girdim, zira nivna'nın da bahsettiği üzere başımıza bi telefon aboneliği şeysi çıkarttılar. yani tv kutusundaki soruyu tekrarlıycam, "abi sorsaydınız bi? belki istemiyoduk?" ama benim şüphelendiğim birileri böyle bi hedef koydu:

- argadaşlar, bu sene tüm abonelerimiz sadece kaplotvci değil, kaplotelefoncu da olacak! yürüyün aslanlarım!

dedi ve olanlar oldu. benim beldemdeki kablonet hattı bayağı stabilken, bu telefon zırtı çıktığından bu yana elektrik gidip geldiğinde tertemiz 30dk bi kendine gelemiyo. modem bi aptallaşıyo. yenisini de aldım, yenisi de aynı işi yapınca iade edip kös kös döndüm eskisine. telefonda az gerilmedik:

- ya kardeşim, ben telefon istemiyorum. böyle bi ihtiyacım yok. nolur iptal edin şunu. parası aynı kalsın, sözleşmesi aynı kalsın. hattınız sapıtıyo burada, sıkıntı yaşıyorum.
- yapamayız

deyip çıkıyorlar. kendi altyapılarının henüz böyle bir telefon heyecanına hazır olmadığını - en azından benim evimin bağlı olduğu hattın diyelim - anlatamadım, anlamıyorlar.

böyle tatlı-ekşi bir iletişimim var kendileriyle.
devamını gör...

cadı sila

pek çoğumuzda olan gotik kız sempatisinin sebebidir bu fiktif karakter. benim fikrim hugo’nun da kendine karşı boş olmadığı ama bu yürümeyi yapılacak en yoz biçimde yaptığı yönünde.

ya düşünün, bölümlerce altın topluyorduk. nabıcak olum hugo o kadar altını? bacak kadar canlı zaten. ne yiyebilir, ne içebilir, saray maray mı alacak elli santimlik varlık? altının ışıltısı ile sila’nın aklını alacak - nitekim aynada bakıyo kendine görüyo malzemeyi yani. hayır bilmediğimiz bir kumar borcu, kredi borcu, tefeci şeysi varsa bilemem de yani.

neyse konu hugonun terbiyesizliği değil - sila’ya da kızmıyor değilim hani. yav bacım, git iksir yap, cevşen falan yaz, kraliyete satarsın parayı kırarsın. hugo’nun manasız ilgisine de mazhar olmazsın di mi?

vizyonsuzluk böyle bişey işte.
devamını gör...

stargate sg-1

amazon prime video’ya tekmili birden gelmiştir. x-files ile kıyasla teknolojinin ilerlemesinden daha az etkilendiğini düşünüyorum. mulder falan sahra telsizi gibi cep telefonları ile takılırken azcık insan tarihin ilerlediğini farkediyor.

kabul, bir anlamda abd askeriyesine reklam da yapan bir dizidir, hava kuvvetlerine başvuruyu üç kat arttırdığı için jack o’neill’ı oynayan, bizim macgyver olarak da bildiğimiz, richard dean anderson’a fahri rütbe bile verilmiştir.

ama güzel dizidir. izletir. sezon 1’den başlarsınız bir bakmışsınız beşinci sezona merhaba demişsiniz.
devamını gör...
devamı...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim