kur’an’ın piyasadaki incil’leri düzeltmesi
başlık "emre_1974tr" tarafından 12.07.2024 08:04 tarihinde açılmıştır.
1.
tam yazımı "kuran piyasadaki sahte incillerin hatalarını düzeltir" olan başlıktır. bir çok yerde paylaştığım ve büyük ilgi gören yazımı buraya da aktarayım dedim:
"evet piyasadaki sahte inciller ve sahte tevrat insan yazımı birer hadis kitaplarıdır.
buhari ne ise markos, lukka veya yuhanna da odur. insan gözlemi hadis kitaplarılar.
şimdi elimizdeki tek gerçek kutsal kitap olan kuran’ın piyasadaki sahte incillerin hatalarını nasıl düzelttiğine örnekler verelim.
değiştirilmiş sahte incil yani insan yazımı hadis kitabı şöyle der:
“yine size derim: devenin iğne deliğinden geçmesi zengin adamın allah’ın melekûtüna girmesinden daha kolaydır”.
tabii kuran helal yoldan elde edilmiş zenginliği ve zenginleri överek değiştirilmiş incil(ler)in bu sinsi propogandasını suratlarına çarpar. ayrıca yukarıdaki değiştirilmiş incil sözünün de gerçeğini yazarak yine değiştirilmiş kitapların ipliğini pazara çıkarır:
a’raf suresi 40 ayetlerimizi yalanlayan ve onlar karşısında büyüklük taslayanlar var ya, gök kapıları açılmayacaktır onlar için ve deve iğne deliğinden geçinceye kadar cennete giremeyeceklerdir onlar. suçluları böyle cezalandırırız biz.
yani zenginler değil, büyüklük taslayanlar inkarcılar deve iğne deliğinden geçmedikçe cennete giremeyeceklerdir.
kuran, zenginliğin ve nimetlerin yanı sıra bilimi ve bu yolda çalışmayı da destekler. ve gerçekleri sunar. zaten bu sayede islam’ın ilk dönemlerinde müslümanlar birdenbire olağanüstü bir medeniyete ulaştılar.
***
yine hıristiyanlıktaki cennet inancı da ruhçuluk doğrultusunda şekillenmiştir.
belki ilk bakışta bedensel ve maddi ahiret dünyasını kabul etmektedir değiştirilmiş incil, ama gerçekte pagan mistisizmdeki gibi, oradaki yaşam derviş-aziz yaşantısı gibi kabul edilir.
yeme içme ve cinsellik-evlilik gibi nimetler olmayacaktır değiştirilmiş incil`e göre:
matta 22: 30 “dirilişten sonra insanlar ne evlenir, ne de evlendirilir, gökteki
melekler gibidirler.
luka
20: 34 isa onlara şöyle dedi: “bu çağın insanları evlenip evlendirilirler.
20: 35 ama gelecek çağa ve ölülerin dirilişine erişmeye layık görülenler ne
evlenir, ne evlendirilir.
20: 36 bir daha ölmeleri de söz konusu değildir. çünkü meleklere benzerler ve dirilişin çocukları olarak tanrı`nın çocuklarıdırlar.
çünkü bilindiği üzere, ruhçuluğa göre maddi nimetler kötüdür ve insanoğlu dünya-ahirette bu nimetlerden uzak kalmalıdır.
bu kabuller yine tasavvuf gibi öğretilerle daha sonraları islam dünyasına da aşılanmaya çalışılmış, insanın ahiret yaşantısında tanrısallaşacağı, birleneceği ve maddi nimetlerden ebediyen uzak kalacağı inancı ustaca işlenilmiştir.
ama gerçekte ise kuran`a göre tam tersine, nimetler insanlar için yaratılmış olağanüstü hediyelerdir ve ahirette sonsuza dek insanlar bu hediyeleri deneyimleyecektir. insanoğlu sonsuza dek insan olarak kalacaktır:
“orada nefislerin arzu ettiği ve gözlerin lezzet aldığı her şey var. ve siz orada süresiz kalacaksınız. “(zuhruf suresi 71. )
cinsellikten satranca kadar aklınıza gelebilecek tüm nimetler vardır cennette:
–de ki “allah`ın kulları için verdiği süslenecek şeylerle rızık olarak verdiklerinin temiz olanlarını kim yasak edebilir?”yine de ki “bunlar dünyadaki inançlı kişilerindir. ahirette ise yalnız onlarındır”. ayetlerimizi anlayanlara bu şekilde açıklamaktayız. (araf süresi 32. ayet)
***
emre1974tr.blogspot.com/201...
***
piyasadaki sahte tevrat’a göre bir baba kızını köle olarak satabilirmiş
evet yanlış okumadınız, sahte tevrat’a (hadis kitabı) göre bir baba borcuna karşılık kızını köle olarak satabiliyor ve işin daha da kötüsü, köleliğe satılan bir kız, sıradan bir erkek kölede olduğu gibi altı yılın sonunda serbest de bırakılmaz.
mısırdan çıkış 21
7 “eğer bir adam kızını cariye olarak satarsa, kız erkek köleler gibi özgür bırakılmayacak. 8 efendisi kızla nişanlanır, sonra kızdan hoşlanmazsa, kızın geri alınmasına izin vermelidir. kızı aldattığı için onu yabancılara satamaz. 9 eğer cariyeyi oğluna nişanlarsa, ona kendi kızı gibi davranmalıdır. 10 eğer ikinci bir kadınla evlenirse, ilk karısını nafakadan, giysiden, karılık haklarından yoksun bırakmamalıdır.
neyse ki elimizdeki tek kutsal kitap olan kuran piyasadaki sahte tevrat’ın (hadis kitabının) bu hatasını da düzeltir.
ne kız ne de erkek kimse köle olarak veya başka birşey olarak satılamaz.
bırakın kendisini, bir kimsenin kalemini bile izinsiz alamazsınız.
emre1974tr.blogspot.com/201...
***
gerçekte bir hadis kitabı olan sahte tevrat’ta yusuf’un gelecekle ilgili gördüğü rüya gerçekleşemiyor. çünkü annesi kavuşamadan hayatını kaybediyor bu hadis kitaplarında:
yaratılış 37:9 yusuf bir düş daha görüp kardeşlerine anlattı. “dinleyin, bir düş daha gördüm” dedi, “güneş, ay ve on bir yıldız önümde eğildiler.”
yaratılış 37:10 yusuf babasıyla kardeşlerine bu düşü anlatınca, babası onu azarladı: “ne biçim düş bu?” dedi, “ben, annen, kardeşlerin gelip önünde yere mi eğileceğiz yani?”
yaratılış 35:19 rahel öldü ve efrat –beytlehem– yolunda gömüldü.
yaratılış 43:26 yusuf eve gelince, getirdikleri armağanları kendisine sunup önünde yere kapandılar.
yusuf’un rüyasında anne ve babası ve kardeşlerinin kendisinin önünde eğilmeleri sembollerle gösteriliyor. ama görüldüğü üzere sahte tevrat’a göre annesi bu olayı yaşayamadan bu dünyadan ayrılmış durumda. ve böylece gelecekle ilgili kendisine gösterilen bu bilgi tam gerçekleşememiş oluyor.
ama kutsal kitap kuran bu olayın gerçek halini anlatır.
rabbin, peygambere gelecekle ilgili gösterdiği rüya elbette bir bilgi idi ve aynen gerçekleşecekti.
yusuf suresi
12:4 yusuf, bir zamanlar babasına: “babacığım, on bir gezegeni, güneşi ve ay’ı gördüm, onların bana secde ettiklerini gördüm” dedi.
12:100 ana-babasını tahtın üstüne çıkardı. hepsi, yusuf’un önünde secde eder gibi eğildiler. yusuf dedi: “babacığım, işte bu, benim önceden gördüğüm rüyanın yorumudur. rabbim onu gerçekleştirdi. o, bana çok güzel lütuflarda bulundu. şeytan, benimle kardeşlerim arasına yamukluk soktuktan sonra, o beni zındandan çıkardı. sizi de çölden getirdi. rabbim, dilediği şeyde çok ince lütuflar sergiliyor. alim olan o’dur, hakim olan o’dur.”
evet kuran yusuf’un annesinin yaşadığını, ona kavuştuğunu ve ailenin diğer fertleriyle birlikte onun önünde eğildiğini anlatarak rüyanın gerçek hayatta karşılığını bulduğunu belirtir.
ve yine hadis kitapları olan piyasadaki sahte incillerin/tevrat’ın bir hatasını daha düzeltmiş olur..
***
nuh tufanı bölgeseldi ve sadece nuh halkını yok etti.
allah sadece suçluları cezalandırır.
ve bugün bilimsel kanıtlar da hep bölgesel su baskınlarına işaret eder.
emre1974tr.blogspot.com/201...
ve nuh sadece bölgesindeki hayvanlardan örnekler topladı gemisine.
***
canlıların ruhları/hayaletleri yoktur.
ruh vahiydir:
emre1974tr.blogspot.com/201...
***
hıristiyanlık yine hinduizm ve diğer dinlerde olduğu gibi sonradan ruhçu paganizmin egemenliği altına girip değişime uğramış, kaynağı bile değiştirilmiş, bugünkü halini almıştır. hatta adı bile sonradan değişmiştir.
bu ruhçulukta zenginlik ve nimetler olumsuz şeyler olarak gösterilir.ve durum böyle olunca da, olağanüstü zenginliklere sahip davut ve süleyman peygamberler birer günahkar gibi gösterilmeye çalışılmıştır hıristiyanlıkta.
cinlerin öğretisi olan ruhçu öğretiye göre dünya güzellikleri ve madde kötüdür ve bir leştir. bu yüzden dünya nimetleri ve zenginlik içerisinde yüzen kişiler bir şekilde “kirli” ve “günahkar” olarak gösterilmeye çalışılır. değişmiş incil’de de bu olmuş, çok zengin olan davut ve süleyman peygamberlere çeşitli iftiralar atılarak aslında zenginlik kötülenmek istenmiştir. hatta bu peygamberler tam bir peygamber bile sayılmamış, birer günahkar kral gibi gösterilmeye çalışılmıştır. yabancı filmlerde de görmüşsündür belki, davut ve süleyman peygamberler sözde günahkar ve isyankar birer kral olarak gösteriliyor. etraflarında ise yarı çıplak, ellerinde asaları olan fakir ruhbanlar-kahinler dolaşıyorlar. sözde asıl peygamberler bu sefil ruhbanlarmış gibi gösteriliyor ve sanki bu kahinler tanrı’dan aldıkları ayetleri onlara iletiyor gibi bir hava yaratılıyor. çünkü ruhçu öğretiye göre erdemli ve iyi olmanın yolu sefillikten ve dünya nimetlerinden el etek çekmekten geçiyor. böyle olunca da hıristiyanlıkta, çok zengin ve nimetler içerisinde yaşayan davut ve süleyman tam peygamberlerden bile sayılamıyor. bu yüzden onlara büyük iftiralar atılıyor ve sanki gerçek elçiler onlar değilmiş de çevrelerindeki kahinler gerçek peygamberlermiş gibi sunuluyor.
kuran ise bu iftiraları yalanlar ve gerçekleri yazar. bu elçiler hem çok zengin hem de en erdemli insanlardandır.allah’ın en sevgili ve cennetlik kulları arasındadırlar. hatta kuran’da süleyman peygamber, belki de en çok övülen ve cennetle müjdelenen insandır. kuran’a göre elçilerin daha bu dünyada cennetimsi bir yaşama kavuşmaları,onların allah’ın sevgili kulları olduklarını göstermektedir. islam’a göre iyiler bu dünyada da güzellikleri yaşamaya başlarlar. ruhçu öğreti de ise bu durum tam tersinedir.
-süleyman’ın mülk ve saltanatı konusunda onlar, şeytanların okuyup durduklarını uydurdular. halbuki süleyman küfre sapmamıştı. ancak şeytanlar küfre sapmıştı; insanlara büyüyü öğretiyorlardı(bakara 102’den alınmıştır)
sad suresi 30 davûd’a süleyman’ı armağan ettik. ne güzel kul! hep allah’a sığınır, yakarırdı.
***
isa peygamber musa ve harun peygamberlerin yeğeniydi
ve sahte tevrat’taki yuşa aslında isa’nın ta kendisi.
emre1974tr.blogspot.com/201...
***
evrenin yaşı dünyamızın yaşının üç katı
yemin olsun, biz gökleri, yeri ve bunlar arasındakileri altı günde/evrede yarattık. ve bize hiçbir yorgunluk dokunmadı.(kaf suresi 38. ayet)
de ki: “siz, yerküreyi iki günde/evrede yaratana gerçekten nankörlük edip o’na ortaklar mı koşuyorsunuz? âlemlerin rabbi’dir o.”(fussilet suresi 9. ayet)
ayetler evrenlerin ve evrenimizin 6 günde/evrede, dünyamızın ise 2 günde/evrede yaratıldığını söylüyor.
yani evrenin yaşı veya yaratılış evresi, dünyamızın yaşından veya yaratılış evresinden 3 kat fazla demektir.
günümüzde bilim de benzer bir bilgi veriyor: evrenimiz 13,5 milyar yaşında iken dünyamız 4,5 milyar yaşında diyor….
diğer bir deyişle bilim de evrenimizin yaşının dünyamızın yaşının 3 katı olduğunu belirtiyor (4,5 x 3 = 13,5 eder).
bana “ama bu oran sadece günümüzde geçerli” diyerek itiraz edenlere cevabım: evrenimiz/evrenler 6 günlük evredeyken, dünya 2 günlük evredeymiş, kuran’ın indiği dönemde evrenin yaşı dünyanınkinin 3 katı.
ve bilimin de aynı şeyi söylemesi yeni bir mucizeyle tanıştırıyor bizi.
***
sahte tevrat’a göre erkek çocuk varsa kızlar miras alamaz
piyasadaki sahte tevrat’a (hadis kitabı) göre eğer ölen adamın erkek çocuğu varsa kız kardeşleri miras alamıyor.
çölde sayım:
8 “israilliler’e de ki, ‘bir adam erkek çocuğu olmadan ölürse, mirasını kızına vereceksiniz. 9. kızı yoksa mirasını kardeşlerine, 10. kardeşleri yoksa amcalarına vereceksiniz.
evet yanlış okumadınız. erkek çocuk varsa kız kardeşleri, yani kız çocuklar miras alamıyorlar.
ama kutsal kitap kuran piyasadaki sahte tevrat’ın bu hatasını da düzeltir erkek çocukların yanı sıra kızkardeşlerinin de miras alacağını söyler.
bu arada sahte tevrat’a göre çocuklar yoksa ölenin erkek kardeşleri, onlar da yoksa amcaları miras alabiliyor. yani yine kadınlara (teyzeler vs) birşey yok.
ve elbette ki kuran bu hatayı da düzeltir ve yine kadınların da miras alacağını gösterir.
emre1974tr.blogspot.com/201...
***
sahte tevrat’a göre zinanın cezası recmdir yani idamdır.
kuran bu hatayı da düzeltir. hiçbir zaman zinanın cezası idam olmadı allah’ın dininde .
zinanın cezası gerçekte sadece cilde 100 sopadır:
zina eden kadın ve zina eden erkeğin ciltlerine yüz vuruş vurun. allah’a ve ahiret gününe inanıyorsanız, allah’ın dini konusunda bunlara acıma duygusu sizi yakalamasın. müminlerden bir grup da bunların cezalarına tanık olsun.
24-nur suresi 2
***
sahte bible şöyle der:
sonsuza dek benimle israilliler arasında bir işaret olacak, çünkü altı gün içinde rab gökleri ve yeri yarattı, yedinci günde dinlendi ve yenilendi. [çıkış 31: 17]
“yenilenmiş” için kullanılan orijinal ibranice kelime, “nefesini kesmek, kendini yenilemek” anlamına gelen “‘naphash’” tır.
kuran’a göre, tanrı bu insanı zayıflık ve halsizlik özniteliklerini göstermez. bu nedenle, dinlenmeye veya kendini yenilemeye ihtiyacı yoktur. bu yanlış iddia kuran tarafından düzeltildi ve işin doğrusu yazıldı:
kuran 50:38 andolsun, biz gökleri, yeri ve bunlar arasındakileri altı günde yarattık. ve bize hiçbir yorgunluk dokunmadı.
***
sahte incil, musa’nın, yusuf ve ibrahim’in hikayelerinde mısır’ın yöneticisine gönderme yapmak için hep “firavun” terimini kullanır:
aynı gece firavun musa’yla harun’u çağırttı ve, “kalkın!” dedi, “siz ve israilliler halkımın arasından çıkıp gidin, istediğiniz gibi rab’be tapın. (çıkış 12:31)
firavun yusuf’u çağırttı. hemen onu zindandan çıkardılar. yusuf tıraş olup giysilerini değiştirdikten sonra firavunun huzuruna çıktı. (yaratılış 41:14)
firavun avram’ı çağırtarak, “nedir bana bu yaptığın?” dedi, “neden saray’ın karın olduğunu söylemedin? (yaratılış 12:18)
eski mısır hiyeroglifleri hakkındaki bilgimizdeki ilerlemeler, ‘firavun’ kelimesinin mısır’ın ‘per-aa’ teriminin, kelimenin tam anlamıyla “büyük ev” anlamına geldiğini ve kraliyet sarayını betimleyen bir başlık olduğunu ortaya koydu. ancak tarihsel olarak, “firavun”, yeni krallık döneminde, mısır tarihinde çok daha sonra kralın unvanı olarak kullanılmaya başlandı.
bu, sahte incil’in tarihsel olarak yanlış yaptığı anlamına gelir, “firavun” kelimesini yusuf ve ibrahim’in hikayelerinde yer alan mısır hükümdarına atıfta bulunmak için kullanmak hatadır.
kuran ise yine olayın doğrusunu anlatır ve gösterir.
musa dedi ki: “ey firavun!
gerçekten de ben alemlerin efendisinden bir elçiyim”
kuran (7:104)
dediler ki: “melikin (hükümdarın) su tasını kaybettik…”
kuran (12:72)
– yusuf’un çağındaki mısır hükümdarı ile ilgili olarak, kuran hep “kral/melik” unvanını kullanır; asla firavun demez
– ve musa’nın zamanını anlatırken kuran, mısırlı yöneticiye hep “firavun” der ve asla melik olarak adlandırmaz.
dolayısıyla, kur’an’ın “firavun” ifadesini kullanması, kelimenin değişmesiyle ilgili tarihsel olarak bildiklerimizle uyum içinde. şaşırtıcı bir şekilde, bu tarihi gerçekler, mısır hiyeroglifleri bilgimizin uzun zamandır kaybolduğu gibi, 7. yüzyıldaki kuran vahiyleri zamanında bilinmiyordu. eski mısır hiyeroglifleri hakkındaki bilgiler, 19. yüzyılda kuran’ın açığa çıkarılmasından 1000 yıl sonra rosetta taşı’nın keşfi ile sonunda çözülene kadar tamamen unutulmuştu.
evet kuran yine piyasadaki sahte incillerin bir hatasını daha düzeltti.
yusuf peygamberin zamanında hükümdara asla firavun denmezdi.
musa peygamber zamanında ise firavun denirdi.
tıpkı kuran’da anlatıldığı gibi.
***
bilindiği üzere sahte incillere göre dünya düzdür.
kuran ise sahte incil’in bu hatasını da düzeltir ve dünyanın yuvarlak , top/küre olduğunu belirtir:
kuran naziat suresi 30 bundan sonra da yeri yayıp deve kuşu yumurtası biçiminde yuvarlattı.
buradaki devekuşu yumurtası anlamına gelen kelime “dahaha”.
bu arada kelime hakkında arapların yaptığı tartışmalardan örnek verelim(arapların kendileri kelimenin bu anlamda nasıl kullanıldığından bahsediyorlar):
www.answering-christianity....
ve
kuran 39:5 gökleri ve yeri gerçek ile yarattı. geceyi gündüzün üzerine yuvarlar ve gündüzü de gecenin üzerine yuvarlar. güneşi ve ayı da emri altına sokmuş ve onların her biri belli bir süreye kadar akıp gitmektedir. kesinlikle, o üstündür, bağışlayandır.
buradaki ilgili kelime ise “yukawer “; “top haline gelmek” anlamındadır.
ve böylece kuran yine işin gerçeğini bize gösterir.
***
piyasadaki sahte incil’e göre yasak meyvayı yemenin asıl sorumlusu havva’dır yani kadındır. ve bu ifade hıristiyanlık ve yahudilikte kadınlara yönelik olumsuz klişeleşmenin kökenini ortaya koymaktadır;
yaratılış 12-13 adem, “yanıma koyduğun kadın ağacın meyvesini bana verdi, ben de yedim” diye yanıtladı.
rab tanrı kadına, “nedir bu yaptığın?” diye sordu.
kadın, “yılan beni aldattı, o yüzden yedim” diye karşılık verdi.
yaratılış16 rab tanrı kadına,
“çocuk doğururken sana
çok acı çektireceğim” dedi,
“ağrı çekerek doğum yapacaksın.
kocana istek duyacaksın,
seni o yönetecek.”
ve pavlus da mektubunda erkek/adem aldanmadı ama kadın aldandı der.
kuran ise piyasadaki incil’in bu hatasını da düzeltir ve cinsiyet ayrımcılığını oradan kaldırır:
kuran 7:22 nihayet onları kandırarak aşağı çekti. o ikisi ağaçtan tadınca çirkin yerleri kendilerine açıldı. bahçenin yapraklarından yamalar yapıp üzerlerine örtmeye başladılar. rableri onlara seslendi: “ben size bu ağacı yasaklamadım mı, ben size, şeytan sizin için açık bir düşmandır demedim mi?”
7:23 “ey rabbimiz, dediler, öz benliklerimize zulmettik. eğer bizi affetmez, bize acımazsan elbette ki hüsrana uğrayanlardan olacağız.”
piyasadaki incil öncelikli olarak kadını suçlarken, kuran ise her ikisini de eşit derecede sorumlu tutar ve asla önce kadının yasağı çiğnediğini veya olayın onun suçu olduğunu falan söylemez.
***
piyasadaki sahte tevrat’a göre tecavüzcü kurbanıyla evlenmeli ve bu evlilik de ömür boyu sürmek zorundaymış.
yasanın tekrarı 22
28. “eğer bir adam nişanlı olmayan erden bir kızla karşılaşır, tutup onunla yatarsa ve bu ortaya çıkarsa, 29. kızla yatan adam kızın babasına elli gümüş verecek. kıza tecavüz ettiği için onu karı olarak alacak ve yaşamı boyunca onu boşayamayacaktır.
burada cezalandırılan kız olmakta, hem de ömür boyu tecavüzcüsüyle evli kalmak zorunda olarak…
ayrıca, sahte inciller genel olarak da boşanmayı zina gibi görür.
kuran piyasadaki incillerin bu hatasını da düzeltir.
kimse kimseyle evlenmek veya evli kalmak zorunda değildir:
kuran 4:19 ey iman edenler! kadınlara, zor ve baskı kullanarak mirasçı olmanız size helal olmaz. kendilerine vermiş bulunduğunuz şeylerin bir kısmını çarpıp götürmek için onları sıkıştırmanız da helal değildir. kanıta bağlanmış bir fuhuş yapmaları hali müstesna. onlarla iyi ve güzel geçinin. onlardan tiksindinizse olabilir ki, siz birşeyi çirkin bulursunuz da allah, ona çok hayır koymuş olur.
***
piyasadaki sahte incillere göre kız çocuğu doğurmak erkek çocuğu doğurmaya göre 2 kat daha fazla kirleticiymiş:
levililer
2 “israil halkına de ki: bir kadın hamile kalıp erkek çocuk doğurursa, âdet gördüğü günlerde olduğu gibi yedi gün kirli sayılacaktır.
5 ancak, kız çocuk doğurursa, âdet gördüğü günler gibi iki hafta kirli sayılacaktır. kanamasından paklanmak için altmış altı gün bekleyecektir.
kuran’a göre ise çocuklar güzel hediyelerdir, hem de kız ve erkek çocuk eşit derecede güzellikte nimetlerdir.
ve kuran , kız çocuğu olduğu için öfkelenen kişiyi şöyle eleştirir:
kuran
16:58 onlardan birine kız (çocuk) müjdelendiği zaman içi öfkeyle taşarak yüzü simsiyah kesilir.
16:59 kendisine muştulananın utancından ötürü toplumdan gizlenir. hakaret / eziklik üzere tutsun mu onu yoksa toprağın bağrına mı gömsün onu. bakın ne kötü hüküm veriyorlar!
kız ve erkek çocuk da hediyedir:
42:49 göklerin ve yerin mülkü / yönetimi allah’ındır. dilediğini yaratır. dilediğine kız evlatlar bağışlar, dilediğine erkek evlatlar armağan eder.
***
sahte incil’e göre musa’yla birlikte mısır’dan kaçanlar milyonları buluyor.
çıkış 12.
halk ramses’ten sukkot’a doğru yola çıktı. çocukların dışında, yaya olarak altı yüz bin erkek vardı. başka halklardan büyük bir topluluk da onlarla birlikte çıktı; ayrıca yanlarında davar, sığır, pek çok hayvan vardı
ve yine ifadelerden anlaşıldığına göre bu topluluk mısır’ın işgücü ihtiyacını da karşılıyordu. eğer gerçekten böyle yüzbinler milyonlar bir gecede ülkeden ayrılsaydı o dönemin dünya nüfusunun azlığını da gözönünde bulunduracak olursak tarih kitaplarına geçecek dehşet bir göç olurdu. böyle bir durum yok elbette.
kuran yine işin doğrusunu yazar, musa ve harun’la birlikte yola çıkanlar küçük bir topluluktu:
kuran
26:52 musa’ya: “kullarımı gece yürüyüşe geçir, çünkü izleneceksiniz” diye vahyettik.
26:53 bunun üzerine firavun, kentlere toplayıcılar gönderdi:
26:54 “kuşkusuz bunlar, küçücük bir topluluktur.”
***
sahte incil’de ve sahte tevrat’ta tanrı evrenimizde yaşayan bir insan gibi, kısıtlı bir varlık gibi gösterilir genelde. kimi yerde melekler veya elçiler tanrı ile karıştırılıyor kimi yerde de başka şeyler…
mesela;
yaratılış 3
8 derken, günün serinliğinde bahçede yürüyen rab tanrı’nın sesini duydular. o’ndan kaçıp ağaçların arasına gizlendiler.
9 rab tanrı adem’e, “nerdesin?” diye seslendi.
evet yanlış okumadınız. burada sözde tanrı bahçede yürürüp seslenerek adem ve eşini arıyor. adem ve eşi bahçede gezinen tanrıyla saklambaç oynamaya kalkıyorlar.
bu sahte tevrat’ı ve sahte incilleri yazan insanların asla anlayamadığı şey şu: gerçekte allah zamansız ve mekansızdır, evrenimizin dışındadır varlık olarak ve herşeyi bilir. aynı anda herşeyi görür, o’nun için geçmiş veya gelecek zaman diye birşey de yoktur ve gelecekte yapacaklarımızı da daha bizi yaratmadan önce bile bilmektedir. ne düşündüğümüzü ve gelecekte ne düşüneceğimizi de bilir. kusursuz ve sonsuzdur.
kuran piyasadaki incillerdeki tanrı anlayışını da işin doğrusunu anlatarak düzeltir:
kuran 58:7 görmez misin ki allah, göklerde olanları da yeryüzünde olanları da bilir. üç kişi aralarında fısıldaşmaya görsün, dördüncüleri o’dur; beş kişi fısıldaşmaya görsün altıncıları o’dur. bundan az da olsalar çok da olsalar, o mutlaka onlarla beraberdir; nerede bulunurlarsa bulunsunlar. sonra onlara yapıp ettiklerini kıyamet günü haber verecektir. allah herşeyi bilmektedir.
***
sahte tevrat’taki tanrı sözde, takipçilerine savaşta kadın, çocuk, hayvan dahil her canlıyı öldürmek için katliam emri verir:
1. samuel
15
2 göklerin hâkimi yehova diyor ki, ‘amalek’e, israil’e yaptıklarının hesabını soracağım. çünkü israiloğulları mısır’dan çıkıp gelirken yolda onlara karşı koydu. 3 şimdi git amalek’i vur, onun her şeyini tamamen yok et. hiçbirine acıma, kadını ve erkeği, çocuğu ve emzikteki bebeği, sığırı ve koyunu, deveyi ve eşeği, hepsini öldür.’”
kuran sahte tevrat’ın bu iftirasını da düzeltir. asla kimse masum birinin kılına dahi zarar veremez.
kuran’da allah her zaman sadece saldırganların durdurulması gerektiğini, sadece nefsi müdafaa savaşına izin olduğunu söyler ve de sabrı öğütler.
kuran 2:190 sizinle savaşanlarla allah yolunda savaşın. saldırgan olmayın. allah saldırganları sevmez. 2:192 onlar, (savaşa) son verirlerse (siz de son verin); şüphesiz allah, bağışlayandır esirgeyendir.
****
sahte incillerde peygamberler genelde günahkar ve sapmış gibi gösterilmeye çalışılıyor demiştik. harun da bundan nasibini alıyor ve ona da iftira atıyor sahte tevrat. gerçekte samiri'nin yapıp kendisinin ve çevresindeki insanların tapınmasını sağlamaya çalıştığı minik buzağı putunu sanki harun peygamber yapıyormuş gibi anlatmaktadır:
mısır'dan çıkış 32: halk musa’nın dağdan inmediğini, geciktiğini görünce, harun’un çevresine toplandı. ona, “kalk, bize öncülük edecek bir ilah yap” dediler, “bizi mısır’dan çıkaran adama, musa’ya ne oldu bilmiyoruz!” herkes kulağındaki küpeyi çıkarıp harun’a getirdi. harun altınları topladı, oymacı aletiyle buzağı biçiminde dökme bir put yaptı. halk, “ey israilliler, sizi mısır’dan çıkaran tanrınız budur!” dedi. harun bunu görünce, buzağının önünde bir sunak yaptı ve, “yarın rab’bin onuruna bayram olacak” diye ilan etti. ertesi gün halk erkenden kalkıp yakmalık sunular sundu, esenlik sunuları getirdi. yiyip içmeye oturdu, sonra kalkıp çılgınca eğlendi
kuran piyasadaki tevrat'ın bu iftirasını da düzeltiyor elbette. gerçekte putu yapan ve tapınan, etrafındakileri de saptırmaya çalışan samiri idi. buna karşılık harun peygamber ise onların bu yaptığı kötü işe karşı çıkmış ve engellemeye çalışmıştı:
kuran
20:85 buyurdu: "biz senden sonra toplumunu tam bir biçimde imtihan ettik. samiri onları saptırdı."
20:86 bunun üzerine musa, öfkeli ve ümidi kırık bir halde kavmine döndü. dedi: "ey toplumum! rabbiniz size güzel bir vaatte bulunmadı mı? süre mi size uzun geldi yoksa rabbinizden üzerinize bir gazabın inmesini mi istediniz de bana verdiğiniz söze ters davrandınız?"
20:87 dediler ki: "biz sana kendi irademizle / malımızla karşı çıkmadık. olay şu: bize o topluluğun süs eşyalarından bazıları yükletilmişti, onları kaldırıp attık; aynı şekilde samiri de attı."
20:88 samiri onlar için, böğürmesi olan bir buzağı heykeli çıkardı. dediler ki: "bu, hem sizin hem de musa'nın tanrısıdır. ama musa unuttu."
20:89 görmüyorlar mı ki; o buzağı onlara bir sözü geri çeviremiyor, kendilerine bir zarar veremiyor, bir yarar sağlayamıyor.
20:90 yemin olsun, harun daha önce onlara şunu söylemişti: "ey kavmim, siz bununla imtihan edildiniz. sizin rabbiniz o rahman'dır. artık bana uyun, emrime itaat edin."
20:91 onlar şöyle demişlerdi: "musa bize dönünceye kadar ona tapıcılar olmakta devam edeceğiz."
20:92 musa dedi: "ey harun, onların saptıklarını gördüğün zaman seni ne engelledi de,
20:93 benim ardım sıra gelmedin. emrime isyan mı ettin?"
20:94 (harun "ey anamın oğlu!" dedi, "saçımdan sakalımdan tutma! gerçek şu ki, ben senin, 'bak işte, israiloğulları'nın arasına ayrılık soktun; sözüme riayet etmedin!' demenden korktum".
7:150 musa, kızgın ve üzgün bir halde kavmine döndüğünde şöyle dedi: "benden sonra arkamdan ne kötü şeyler yaptınız! rabbinizin emrini bekleyemediniz mi?" levhaları yere attı, kardeşinin başını tuttu, kendisine doğru çekiyordu. kardeşi dedi ki: "ey annem oğlu! bu topluluk beni horlayıp hırpaladı. neredeyse canımı alıyorlardı. bir de sen düşmanları bana güldürme. beni şu zalim toplulukla bir tutma."
ve böylece yine kuran bize olayın aslını anlatarak piyasadaki tevrat'ın bir hatasını daha düzeltmiş olur. harun masumdu, buna karşılık suçlu olan, putu yapıp insanları saptırmaya çalışan ise samiri idi.
****
sahte tevrat'ta yine erkeklere, kadınlara göre daha çok değer biçildiğini görüyoruz:
levililer 27 (3-7)
bu değerler şöyle olacak: yirmi yaşından altmış yaşına kadar erkekler için elli kutsal yerin şekeli gümüş, kadınlar için otuz şekel. beş yaşından yirmi yaşına kadar erkekler için yirmi, kadınlar için on şekel. bir aylıktan beş yaşına kadar oğlanlar için beş, kızlar için üç şekel gümüş. eğer altmış ya da daha yukarı yaşta iseler, erkekler için on beş, kadınlar için on şekel.
kuran piyasadaki tevrat'ın bu hatasını da düzeltir. kadın ve erkek eşit değerdedirler. üstünlük sadece bireylerin takvasındadır:
kuran 49:13. ey halk, sizi bir erkek ile bir dişiden yarattık ve birbirinizle tanışmanız için sizi ırklara ve boylara ayırdık. allah yanında sizin en değerliniz en erdemli olanınızdır. allah bilendir, haberdardır.
kuran 42:49 göklerin ve yerin mülkü / yönetimi allah'ındır. dilediğini yaratır. dilediğine kız evlatlar bağışlar, dilediğine erkek evlatlar armağan eder.
****
sahte tevrat'ta tanrı'nın sözde, farklı öğretileri tebliğ etmeye kalkanların öldürülmelerini istediği yazmakta:
tesniye 13
5 o peygamber ya da düş gören öldürülecek. o, sizi mısır'dan çıkaran, köle olduğunuz ülkeden kurtaran tanrınız rab'be karşı gelmeye kışkırttı. tanrınız rab'bin yürümenizi buyurduğu yoldan sizi saptırmaya çalıştı. aranızdaki kötülüğü ortadan kaldırmalısınız.
6 “öz kardeşin, oğlun, kızın, sevdiğin karın ya da en yakın dostun seni gizlice ayartmaya çalışır, senin ve atalarının önceden bilmediğiniz, dünyanın bir ucundan öbür ucuna dek uzakta, yakında, çevrenizde yaşayan halkların ilahları için, ‘haydi gidelim, bu ilahlara tapalım’ derse, 8 ona uymayacak, onu dinlemeyeceksin. ona acımayacak, sevecenlik göstermeyecek, onu korumayacaksın. 9 onu kesinlikle öldüreceksin. onu önce sen, sonra bütün halk taşa tutsun. 10 taşlayarak öldürün onu. çünkü mısır'dan, köle olduğunuz ülkeden sizi çıkaran tanrınız rab'den sizi saptırmaya çalıştı. 11 böylece bütün israil bunu duyup korkacak. bir daha aranızda buna benzer kötü bir şey yapmayacaklar.
12 “tanrınız rab'bin yaşamanız için size vereceği kentlerin birinde, içinizden kötü kişiler çıktığını ve, ‘haydi, bilmediğiniz başka ilahlara tapalım’ diyerek kentlerinde yaşayan halkı saptırdıklarını duyarsanız, 14 araştıracak, inceleyecek, iyice soruşturacaksınız. duyduklarınız gerçekse ve bu iğrenç olayın aranızda yapıldığı kanıtlanırsa, 15 o kentte yaşayanları kesinlikle kılıçtan geçireceksiniz. kenti yok edip orada yaşayan bütün halkı ve hayvanları kılıçtan geçireceksiniz. 16 yağmalanan malların tümünü toplayıp meydanın ortasına yığın. kenti ve malları tanrınız rab'be tümüyle yakmalık sunu olarak yakın. kent sonsuza dek yıkıntı halinde bırakılacak. yeniden onarılmayacak.
kuran tabii ki piyasadaki bu sahte tevrat'ın bu iftirasını da düzeltir. hiç kimseye inancından ve tebliğinden dolayı tokat dahi atılamaz:
mearic suresi 42 bırak onları! dalsınlar, oynasınlar kendileri için belirlenen günlerine ulaşıncaya kadar.
en`am suresi 112 işte böyle, biz peygambere insan ve cin şeytanlarını düşman yaptık. bunlar aldatmak için birbirlerine lafın yaldızlısını fısıldarlar. rabbin dileseydi onu yapamazlardı. bırak onları, düzdükleri iftiralarla başbaşa kalsınlar;
allah, sizinle din konusunda savaşmayan, sizi yurtlarınızdan sürüp-çıkarmayanlara iyilik yapmanızdan ve onlara adaletli davranmanızdan sizi sakındırmaz. çünkü allah, adalet yapanları sever. (60 mümtehine suresi)
bakara suresi 256 dinde baskı-zorlama-tiksindirme yoktur. doğru bilgiye dayalı eriş, bozuk bilgiye dayalı sapıştan açık bir biçimde ayrılmıştır. her kim tâğuta sırt dönüp allah`a inanırsa hiç kuşkusuz sapasağlam bir kulpa yapışmış olur. kopup parçalanması yoktur o kulpun. allah, hakkıyla işiten, en iyi biçimde bilendir.
herkes dilediğine inanmakta ve yaşamakta özgürdür ki, ahirette inancından dolayı sorumlu tutulabilsin:
10:99 rabbin dileseydi, yeryüzündekilerin hepsi inanırdı. öyleyse, sen mi halkı inanmaları için zorlayacaksın?
kafirun suresi
109:1 de ki: "ey inkârcılar."
109:6 "sizin dininiz size, benim dinim bana."
****
kuran'da bahsedilen "gökler" evrenler anlamındadır. bunu delilleriyle anlattım:
emre1974tr.blogspot.com/201...
kuran çoklu evren modeli sunar. ahiret evreni de bu göklerden yani evrenlerden biridir.
rabbin katı adı verilen ahiret evreninin dışındaki diğer tüm evrenlerin yani göklerin big crunch ile yok edileceği anlatılır.
burada da kuran sahte incilleri düzeltir. sahte incillerde bu dünya ile ahiret evreni (rabbin katı) birbirine karıştırılmıştır.
evet kuran bir çok evrenin var olduğunu söyler. ama aynı zamanda da bu evrenlerde de birçok gezegenin yani yerin var olduğunu söyler:
talak 12: allah o'dur ki, yedi göğü ve yerden de onların benzerini/mislini yaratmıştır. emir/iş ve oluş onlar arasında sürekli iner ki, allah'ın her şeye kadir olduğunu ve allah'ın bilgi bakımından her şeyi kuşattığını bilesiniz.
işte yer ile bahsedilen gerek bizim evrenimizdeki ve gerekse diğer evrenlerdeki yani göklerdeki tüm gezegenlerdir.
ilgili yazımdan kısımlar vermeye devam edelim:
evrenler "büyük çatırtı/big crunch" ile sonlanacak
evrenimizin ve diğer evrenlerin (ahiret evreni/evrenleri hariç, çünkü o daima var olacaktır) sonlanışı aynı anda yani birlikte gerçekleşecektir. daha önce de söylediğimiz üzere, kutsal kitabımızda belirtildiğine göre içe çökerek, "big crunch" ile meydana gelecektir bu durum:
enbiya 104. o gün evren'i kitabın sayfalarını katlar gibi düreriz.ve onu yaratılışa ilk başladığımız duruma iade ederiz. bu, üzerimizdeki bir vaattir. elbette, gerçekleştireceğiz.
zümer
67. allah'ı, kadrine/şanına yaraşır şekilde tanıyamadılar. oysaki kıyamet günü, yeryüzü tamamen o'nun avucudur/avucundadır; gökler de o'nun sağ elinde/kudretinde dürülmüş haldedir. şanı yücedir o'nun; arınmıştır onların ortak koştuklarından.
kasas suresi 88: allah'ın yanında diğer bir tanrıya daha kulluk etme. ilah yok o'ndan başka. o'nun yüzü dışında herşey helâk olacaktır. hüküm yalnız o'nundur ve o'na döndürüleceksiniz.
enbiya 104. ayette bizim evrenimizin çöküşü/preslenmesi anlatılırken, zümer 67. ayette ise başka göklerin/evrenlerin de aynı akıbeti yaşayacağı belirtilmekte.
buna karşılık kasas suresi 88. ayette ise bizim evrenimizdeki her şeyin (evrenin kendisiyle birlikte) mutlaka yok olacağı vurgulanmakta.
hac 65: görmedin mi, allah yeryüzündekileri ve denizde o'nun emriyle akıp giden gemileri sizin hizmetinize verdi. o'nun izni olmaksızın yerkürenin üstüne düşmemesi için göğü o tutuyor. allah, insanlara karşı elbette raûf, rahîm'dir,
fatır 41. allah, gökleri ve yeri, yok olup gitmesinler diye tutuyor. yemin olsun, eğer çöküp giderlerse, o'ndan başka hiç kimse onları tutamaz. halîm'dir o, gafûr'dur.
hac 65. ayette evrenimizin, fatır 41. ayette ise tüm evrenlerin big crunch'a, yani içe çökerek yok olmaya karşı allah tarafından korunduğu belirtilmekle birlikte, dilediğinde bu içe kapanmayı gerçekleştirebileceği de hatırlatılmakta.
****
enbiya 19: göklerde ve yerde kim varsa o'na aittir. ve o'nun katındakiler, o'na ibadet etmekten ne çekinirler ne de yorulurlar.
rahman 29. göklerde ve yerde kim varsa o'ndan ister. o, her an yeni bir iş ve oluştadır.
nahl 49: göklerdeki ve yerdeki canlı şeyler de melekler de yalnız allah'a secde ederler ve hiç de büyüklük taslamazlar. isra 55: rabbin, göklerdeki ve yerdeki kimseleri de daha iyi bilir. yemin olsun biz, peygamberlerin bir kısmını bir kısmına üstün kılmışızdır. davûd'a da zebur'u verdik.
bu ve benzeri diğer ayetlerde tekrar ve tekrar gördüğümüz üzere, diğer evrenlerde de canlı kimseler var. (tabii bu ayetler bizim evrenimizin dünyamız dışında başka alanlarında da canlı varlıkların olduğunu anlatıyor olabilir ayrıca).
bunların bir kısmını melekler oluşturmakla birlikte, bir kısmını ise şehitler ve peygamberler gibi cennette şimdiden yaratılarak yaşamaya başlayan özel insanlar/kullar oluşturmakta (bunların dışında başka kimseler de sözkonusu gözüküyor).
isra 44. yedi gök, yerküre ve bunların içindekiler o'nu tespih ederler. hiçbir şey yoktur ki, o'nu överek tespih etmesin; fakat siz onların tespihlerini fark edemezsiniz. o halîm'dir, gafûr'dur.
****
kısacası kuran sadece birçok evren ve birçok gezegen var demekle de kalmıyor, bu diğer evrenlerde ve gezegenlerde yaşayan canlıların da olduğunu açıkça söylüyor.
zaten rabbin katı adı verilen ahiret evreninde sonsuz yaşamlarına çoktan başlamış olan birçok canlı var. peygamberler ve şehitler de bu aileye dahildir.
****
ve kuran böylece piyasadaki sahte incillerin birkaç hatasını daha düzeltmiş oldu:
1- ahiret yaşantısı bizim dünyamızda veya evrenimizde değil, rabbin katı (indallah) adı verilen ahiret evreninde olacaktır.
2- bizim dünyamız ve evrenimiz diğer evrenlerle birlikte big crunch ile yok edilecektir. bir tek rabbin katı adı verilen ahiret evreni sonsuza dek yaşayacaktır.
3- şu anda da peygamberler ve şehitler gibi aşırı iyi insanlar ahiret evreninde yaratılmış ve yaşıyor durumdalar. bu istisna insanlar kıyamet gününü beklemeden, ölür ölmez cennet yaşamlarına bedenen başlamışlardır.
4- ruhlar alemi falan yoktur. ahiret evreni de ve diğer evrenler de tıpkı bizim evrenimiz gibi fizikseldir. zaten ayetlerde bahsedilen ruh ifadesi de vahiydir(ayetlerde ruh; vahiy, vahiy meleği ve vahiy kitabı anlamlarında kullanılmıştır, kısaca ruh=vahiy).
****
piyasadaki sahte tevrat'ta sözde, tanrı masum insanlara başkalarının günahlarını yükleyip hesabını sormaya kalkıyor:
mısır'dan çıkış 20: 5 putların önünde eğilmeyecek, onlara tapmayacaksın. çünkü ben, tanrın rab, kıskanç bir tanrı'yım. benden nefret edenin babasının işlediği suçun hesabını çocuklarından, üçüncü, dördüncü kuşaklardan sorarım.
elbette kutsal kuran piyasadaki tevrat'ın bu iftirasını da düzelterek işin aslını bize öğretiyor. masum biri asla başkasının günahından sorumlu tutulmaz. herkes kendi yaptıklarından ve kendi karakterinden sorumludur:
kuran 17:15 kim doğru yola gelirse kendisi için yola gelmiş bulunur. kim saparsa kendi aleyhine sapar. hiç kimse başkasının yükünü çekmez. biz bir elçi göndermeden hiç kimseyi cezalandırmayız.
****
sahte tevrat güneşin ve ayın ışığını şöyle anlatır:
tanrı büyüğü gündüze, küçüğü geceye egemen olacak iki büyük ışığı ve yıldızları yarattı. [tekvin 1:16]
ilginç olan, hem güneşin hem de ayın ışığını tanımlamak için "ışık" anlamına gelen aynı ibranice "ma'owr" kelimesinin kullanılmasıdır. bu kelime tam anlamıyla yorumlanırsa, o zaman bilimsel olarak yanlıştır, çünkü güneş ve ayın ışık yayma konusunda benzer olduğunu gösterecektir.
gerçek şu ki, güneş kendi ışığını yayarken, ay bir ayna gibi güneşten gelen ışığı yansıtır. kuran'da güneş ve ay şöyle tarif edilmektedir:
25:61 göğe takım yıldızlar vareden ve ona bir lamba ve parlayan bir ay yerleştiren çok yücedir.
kuran açıkça güneşi ısı ve ışık kaynağı olarak tanımlarken, ay içinse sadece parlayan/ışığı yansıtan anlamlarında bir ifade kullanarak yine işin doğrusunu gösterir.
ve böylece kutsal kuran, piyasadaki sahte tevrat'ın bir hatasını daha düzeltir.
****
bir hadis kitabı olan bible şöyle der;
eyüp 26:11
"göklerin direkleri sarsılır,
şaşkına dönerler o azarlayınca."
ama bilindiği üzere uzay direkler/sütunlar olmaksızın inşa edilip genişletilmiştir.
işte kutsal kuran burada yine işin gerçeğini yazarak piyasadaki sahte incilleri düzeltir;
kutsal kuran:
31:10 gökleri direksiz-desteksiz yarattı; görüyorsunuz onları. ve yeryüzüne, sizi çalkalayıp sendeletmesin diye ağırlıklar, dayanaklar bıraktı ve orada her çeşit hayvanı yaydı. gökten bir su indirdik de orada her türlü cömert ve bereketli çifti filizlendirdik.
****
bakara
36. bunun üzerine şeytan onların ayaklarını kaydırdı da onları içinde bulundukları yerden çıkardı. biz de şöyle buyurduk: "bir kısmınız bir kısmınıza düşman olarak aşağıya inin. belli bir süre kadar yeryüzünde sizin için bir bekleme yeri, bir nimet/bir yararlanma imkânı olacaktır."
37. bunun üzerine âdem, rabbinden bazı kelimeler öğrenip belledi de o'na yöneldi. o da onun tövbesini kabul etti. gerçekten de o, evet o, tevvâb'dır, tövbeleri cömertçe kabul eder; rahîm'dir, rahmetini cömertçe yayar.
38. hepiniz oradan aşağı inin. dedik. benden size bir yol gösteriş ulaşır da kim bu yol gösterişime uyarsa artık böylelerine hiçbir korku yoktur. onlar kederle de yüzyüze gelmeyeceklerdir.
36. ayette ilk insan olan adem ve eşinin yasak ağaca yaklaşması sonucu aşağıya inmelerinden bahsedilirken, 38. ayetteki ifadeler ise , bu dünya için yaratılan bazı diğer insanların da topluca inmesine işaret ediyor. çünkü 36. ayette zaten emir veriliyor, 38 ayette ise tekrardan hem de bu sefer “hepiniz inin” denilmesi ve ayrıca onlara elçiler geleceğinin de söylenmesi bu düşünceyi kuvvetlendiriyor.
kısacası, bahçede ikiden fazla insan yaratılmıştı. bu sonlu evrenimiz ve imtihan için var edilmişlerdi en başından. hepsi dünyaya indirilecekti zaten ama adem ve eşi yaptıkları hata yüzünden daha önceden oradan çıktılar. diğerleri ise sonradan geldiler.
böylece kutsal kuran piyasadaki sahte incillerin bir hatasını daha düzeltir.
****
cinler, hıristiyanların inandığı şekilde düşmüş melek veya cehennemdeki görevliler falan değiller.
cinler tıpkı insanlar gibi imtihan edilen varlıklardır. iyileri ve kötüleri vardır. biyolojik varlıklardır ama insanlardan farklı fiziksel özellikleri vardır. örneğin görünmez olabilirler ve telepatik etkileri kuvvetlidir vs...
şeytan ise cin ve insanların kötülerine, saptırıcı olanlarına verilen sıfat isimdir.
iblis de şu meşhur cin şeytanın özel adıdır. yani şahsi isimdir.
ayetlerde bu bilgiler net bir şekilde verilir:
nas suresi
114:1 de ki: "insanların rabbine sığınırım.
114:2 insanların yöneticisine, yönlendiricisine,
114:3 insanların ilahına.
114:4 kıvrılıp kıvrılıp saklanan, sinip sinip gizlenen vesvesenin / o sinsi, o aldatıcı şeytanın şerrinden,
114:5 insanların göğüslerine kuşkular, kuruntular sokar o;
114:6 cinlerden de olur, insanlardan da."
****
kutsal kuran 6:146 yahudilere tüm tırnaklı hayvanları haram kıldık. sığır ve koyunun da yağlarını haram ettik; ancak sırtlarında yahut bağırsaklarında taşıdıkları veya kemiklerine karışmış olanlar hariç. aşırı gitmelerinden ötürü onları böyle cezalandırdık. biz doğru sözlüyüz.
tırnaklı hayvanlar ve şabat gibi yasaklar, bir kavim için geçici cezalar ve sınavlardı.
musa ve harun peygamberlerin yeğeni olan isa/yuşa ve de tevrat'tan kısa bir süre sonra gelen incil, bu yasakların son bulduğunu zaten bildirmiştir. tabii o dönemde isa/yuşa peygambere verilen gerçek incil'den bahsediyorum:
kutsal kuran 3:50 " ‘benden önceki tevrat'ı doğrulamak ve size haram edilen bazı şeyleri helal etmek için gönderildim. size rabbinizden bir kanıt getirdim. allah'ı dinleyin ve beni izleyin.
****
islam'da servet edinme miktarına hiçbir sınırlama yoktur, yeter ki helal yollardan elde edilsin. eğer bir sınır olsaydı belli bir altın veya elmas ağırlığına/miktarına denk gelecek zenginlik sınırı koyulurdu ama ayetlerde böyle bir kısıtlama kesinlikle yoktur.
****
ayetlerde cennettekilerin cehennemdekilerden farklı olarak, ilk ölüm dışında ölümü tatmayacakları vurgulanıyor. cennettekiler sonsuza dek yaşarken, cehennemdekiler ise bir gün cehennemin kendisiyle birlikte yok edilecek olabilirler.
saffat 55. baktığında, onu cehennemin ortasında bulur. 56. "allah'a andolsun, az kalsın sen beni de mahfedecektin," der. 57. "rabbimin nimeti olmasaydı, ben de şimde seninle birlikte olurdum." 58-59. biz ilk ölümümüzden başka ölecek değiliz ve biz azaba uğrayacak da değiliz.
orada, ilk ölüm dışında ölüm tatmazlar. allah onları cehennem azabından korumuştur.(duhan suresi 56. ayet)
sadece cennet sonsuza kadardır.
evet, cennettekiler sonsuza kadar yaşayacak, cehennemdekiler ise bir gün cehennemle helak olacaktır.
ve vermiş olduğum bu ayetlere göre cennettekiler ömürlerinde bir kez ölümü tadacaklardır. yani, dünyadaki ölümleri. ama cehennemdekiler ikinci bir ölümü tadacaklar. çünkü onlar bir kez dünyada öldüler ve şimdi de cehennemde bir kez daha ölecekler.
cennettekiler toplam bir ölüm, cehennemdekiler ise toplam iki ölüm yaşamış olacaklar.
bu ayetlerin bize verdiği bir başka bilgi de reenkarnasyon diye bir şeyin olmadığıdır. çünkü allah'ın dediği gibi, yeryüzünde ölümün tek bir tadı vardır.
ve;
kutsal kuran
40:40 "kim bir kötülük işlerse, ancak misliyle cezalandırılır. erkek olsun, kadın olsun, kim bir makbul olarak iyilik yaparsa, işte onlar, sınırsız rızık alacakları cennete girerler. "
6:160 kim bir iyilik ile gelirse ona onun on katı verilir. kim bir günahla gelirse ona ancak misliyle karşılık verilir. onlara zulmedilmez.
1- cehennem bir gün bitecektir.
2- reenkarnasyon yoktur.
3- mükafat, cezadan daima daha büyük ve ebedîdir.
4- cennettekiler, ancak bir ölümü (dünyadaki ölümlerini) tatmışlardır. ama cehennemdekiler ikinci bir ölümü tadacaklar (dünyadaki ölümlerine ek olarak cehennemde bir kez daha ölecekler).
****
kur'an-ı kerim, ay, güneş ve dünyanın farklı yörüngelerde hareket ettiğini söyleyerek sahte incillerdeki hataları bir kez daha düzeltir:
36:40 güneş'in ay'a ulaşıp çatması gerekmiyor. gecenin de gündüzü geçmesi gerekmez. her biri bir yörüngede yüzmektedir.
36:38 güneş kendine özgü bir durak noktasına / bir durma zamanına doğru akıp gidiyor. aziz, alim olanın takdiridir bu.
21:33 o odur ki, geceyi, gündüzü, güneşi ve ayı yarattı. herbiri bir yörüngede yüzmektedir.
****
kuran'da azrail isminde bir melek yoktur. ölüm melekleri genel olarak zikredilmiş olup sayılamayacak kadar çokturlar. yani katrilyonlarca tane bile olabilirler. ve ayetlerde can almakla görevli bu meleklerin hiçbirinin adı geçmiyor. tıpkı yazıcı melekler gibi.
****
günde üç vakit namaz kılma farzı vardır.
kuran'da namazın ve de diğer ibadetlerin de tüm detayları anlatılmaktadır.(zaten tüm ibadetlerin nasıl yapılacağı bir tek kuran'da anlatılmaktadır, buna karşılık hadisler adı verilen rivayetlerin/dedikoduların hiç bir ibadeti anlatma durumu olamaz)
www.kurandakidin.com/2011/1...
gerçek incil ve gerçek tevrat'ta bu bilgi vardı. fakat sahte incil ve tevrat'ta bu bilgiler çıkarılıp unutulmuştur.
geriye kırıntılar kaldı.
daniel 6;10
daniel fermanın yayınlandığını öğrenince, pencereleri yeruşalim'e açılan üst kattaki odasına gitti. günde üç kez dizlerinin üzerine çöktü ve daha önce yaptığı gibi tanrısına şükrederek dua etti.

matta 26:39, "yüzü yere kapanıp dua etti."
deepwellswithglennmyers.blo...
****
ve;
hanok kitabı
protevangelion
isa mesih'in çocukluk incili
thomas'ın bebeklik incili
isa mesih'in kitabı
nikodim incili (pilatus'un işleri)
havarilerin iman imanı (tarih boyunca)
havari pavlus'un laodikyalılara mektubu
havari pavlus'un seneca'ya mektupları, seneca'nın pavlus'a mektupları
pavlus ve thekla'nın elçileri
clement'in mektupları (clement'in korintlilere birinci ve ikinci mektupları)
barnaba'nın mektubu
ıgnatius'un efeslilere mektubu
ıgnatius'un magnesians'a mektubu
ıgnatius'un trallian'lara mektubu
ıgnatius'un romalılara mektubu
ıgnatius'un philadelphians'a mektubu
ıgnatius'un smyrnea'lılara mektubu
ıgnatius'un polycarp'a mektubu
çoban hermas (görünümler, emirler ve benzerlikler)
herod'un vali pilatus'a mektubu
pilatus'un herod'a mektubu
petrus'un kayıp incili
polikarp'ın filipililere mektubu
susana'nın tarihi
adem ile havva'nın şeytan ile çatışması (ilk ve adem ve havva'nın ikinci kitabı)
hanok'un sırları (slav hanok veya ikinci hanok olarak da bilinir)
süleyman'ın mezmurları
süleyman'ın kasideleri
aristeas'ın mektubu
makabilerin dördüncü kitabı
ahikar'ın hikayesi
oniki patriğin vasiyetnameleri
ve orada insanların yazdığı bu tür hadis kitapları çoktur. rahipler ve diğer din adamları vb. bu kitaplardan bazılarını injeel veya kutsal kitap veya tevrat veya psalms olarak benimsemişler ve insanlara bu yalanı benimsetmişlerdir.
bunların hepsi insanoğlunun ve diğer kulların yazdığı hadis kitaplarıdır.
tıpkı buhari ve tirmizi gibi.
bunların hiçbiri kutsal kitap değil, bunların hiçbiri ayet değil.
bu kitapları reddetmek gerçek incil'i reddetmek değildir.
ve tarihte bu kitaplarla birlikte, memleketim olan bursa'da da teslis inancı kabul edildi ve insanlara aşılandı.
din adamlarının yönlendirmesiyle insanlar matta ve markos gibi hadis kitaplarını incil olarak benimsediler.
gerçek incil isa peygambere indirilen kitaptır ve şu an piyasada yoktur.
şu an için elimizdeki tek gerçek kutsal kitap kuran'dır."
emre karaköse (emre_1974tr)
"evet piyasadaki sahte inciller ve sahte tevrat insan yazımı birer hadis kitaplarıdır.
buhari ne ise markos, lukka veya yuhanna da odur. insan gözlemi hadis kitaplarılar.
şimdi elimizdeki tek gerçek kutsal kitap olan kuran’ın piyasadaki sahte incillerin hatalarını nasıl düzelttiğine örnekler verelim.
değiştirilmiş sahte incil yani insan yazımı hadis kitabı şöyle der:
“yine size derim: devenin iğne deliğinden geçmesi zengin adamın allah’ın melekûtüna girmesinden daha kolaydır”.
tabii kuran helal yoldan elde edilmiş zenginliği ve zenginleri överek değiştirilmiş incil(ler)in bu sinsi propogandasını suratlarına çarpar. ayrıca yukarıdaki değiştirilmiş incil sözünün de gerçeğini yazarak yine değiştirilmiş kitapların ipliğini pazara çıkarır:
a’raf suresi 40 ayetlerimizi yalanlayan ve onlar karşısında büyüklük taslayanlar var ya, gök kapıları açılmayacaktır onlar için ve deve iğne deliğinden geçinceye kadar cennete giremeyeceklerdir onlar. suçluları böyle cezalandırırız biz.
yani zenginler değil, büyüklük taslayanlar inkarcılar deve iğne deliğinden geçmedikçe cennete giremeyeceklerdir.
kuran, zenginliğin ve nimetlerin yanı sıra bilimi ve bu yolda çalışmayı da destekler. ve gerçekleri sunar. zaten bu sayede islam’ın ilk dönemlerinde müslümanlar birdenbire olağanüstü bir medeniyete ulaştılar.
***
yine hıristiyanlıktaki cennet inancı da ruhçuluk doğrultusunda şekillenmiştir.
belki ilk bakışta bedensel ve maddi ahiret dünyasını kabul etmektedir değiştirilmiş incil, ama gerçekte pagan mistisizmdeki gibi, oradaki yaşam derviş-aziz yaşantısı gibi kabul edilir.
yeme içme ve cinsellik-evlilik gibi nimetler olmayacaktır değiştirilmiş incil`e göre:
matta 22: 30 “dirilişten sonra insanlar ne evlenir, ne de evlendirilir, gökteki
melekler gibidirler.
luka
20: 34 isa onlara şöyle dedi: “bu çağın insanları evlenip evlendirilirler.
20: 35 ama gelecek çağa ve ölülerin dirilişine erişmeye layık görülenler ne
evlenir, ne evlendirilir.
20: 36 bir daha ölmeleri de söz konusu değildir. çünkü meleklere benzerler ve dirilişin çocukları olarak tanrı`nın çocuklarıdırlar.
çünkü bilindiği üzere, ruhçuluğa göre maddi nimetler kötüdür ve insanoğlu dünya-ahirette bu nimetlerden uzak kalmalıdır.
bu kabuller yine tasavvuf gibi öğretilerle daha sonraları islam dünyasına da aşılanmaya çalışılmış, insanın ahiret yaşantısında tanrısallaşacağı, birleneceği ve maddi nimetlerden ebediyen uzak kalacağı inancı ustaca işlenilmiştir.
ama gerçekte ise kuran`a göre tam tersine, nimetler insanlar için yaratılmış olağanüstü hediyelerdir ve ahirette sonsuza dek insanlar bu hediyeleri deneyimleyecektir. insanoğlu sonsuza dek insan olarak kalacaktır:
“orada nefislerin arzu ettiği ve gözlerin lezzet aldığı her şey var. ve siz orada süresiz kalacaksınız. “(zuhruf suresi 71. )
cinsellikten satranca kadar aklınıza gelebilecek tüm nimetler vardır cennette:
–de ki “allah`ın kulları için verdiği süslenecek şeylerle rızık olarak verdiklerinin temiz olanlarını kim yasak edebilir?”yine de ki “bunlar dünyadaki inançlı kişilerindir. ahirette ise yalnız onlarındır”. ayetlerimizi anlayanlara bu şekilde açıklamaktayız. (araf süresi 32. ayet)
***
emre1974tr.blogspot.com/201...
***
piyasadaki sahte tevrat’a göre bir baba kızını köle olarak satabilirmiş
evet yanlış okumadınız, sahte tevrat’a (hadis kitabı) göre bir baba borcuna karşılık kızını köle olarak satabiliyor ve işin daha da kötüsü, köleliğe satılan bir kız, sıradan bir erkek kölede olduğu gibi altı yılın sonunda serbest de bırakılmaz.
mısırdan çıkış 21
7 “eğer bir adam kızını cariye olarak satarsa, kız erkek köleler gibi özgür bırakılmayacak. 8 efendisi kızla nişanlanır, sonra kızdan hoşlanmazsa, kızın geri alınmasına izin vermelidir. kızı aldattığı için onu yabancılara satamaz. 9 eğer cariyeyi oğluna nişanlarsa, ona kendi kızı gibi davranmalıdır. 10 eğer ikinci bir kadınla evlenirse, ilk karısını nafakadan, giysiden, karılık haklarından yoksun bırakmamalıdır.
neyse ki elimizdeki tek kutsal kitap olan kuran piyasadaki sahte tevrat’ın (hadis kitabının) bu hatasını da düzeltir.
ne kız ne de erkek kimse köle olarak veya başka birşey olarak satılamaz.
bırakın kendisini, bir kimsenin kalemini bile izinsiz alamazsınız.
emre1974tr.blogspot.com/201...
***
gerçekte bir hadis kitabı olan sahte tevrat’ta yusuf’un gelecekle ilgili gördüğü rüya gerçekleşemiyor. çünkü annesi kavuşamadan hayatını kaybediyor bu hadis kitaplarında:
yaratılış 37:9 yusuf bir düş daha görüp kardeşlerine anlattı. “dinleyin, bir düş daha gördüm” dedi, “güneş, ay ve on bir yıldız önümde eğildiler.”
yaratılış 37:10 yusuf babasıyla kardeşlerine bu düşü anlatınca, babası onu azarladı: “ne biçim düş bu?” dedi, “ben, annen, kardeşlerin gelip önünde yere mi eğileceğiz yani?”
yaratılış 35:19 rahel öldü ve efrat –beytlehem– yolunda gömüldü.
yaratılış 43:26 yusuf eve gelince, getirdikleri armağanları kendisine sunup önünde yere kapandılar.
yusuf’un rüyasında anne ve babası ve kardeşlerinin kendisinin önünde eğilmeleri sembollerle gösteriliyor. ama görüldüğü üzere sahte tevrat’a göre annesi bu olayı yaşayamadan bu dünyadan ayrılmış durumda. ve böylece gelecekle ilgili kendisine gösterilen bu bilgi tam gerçekleşememiş oluyor.
ama kutsal kitap kuran bu olayın gerçek halini anlatır.
rabbin, peygambere gelecekle ilgili gösterdiği rüya elbette bir bilgi idi ve aynen gerçekleşecekti.
yusuf suresi
12:4 yusuf, bir zamanlar babasına: “babacığım, on bir gezegeni, güneşi ve ay’ı gördüm, onların bana secde ettiklerini gördüm” dedi.
12:100 ana-babasını tahtın üstüne çıkardı. hepsi, yusuf’un önünde secde eder gibi eğildiler. yusuf dedi: “babacığım, işte bu, benim önceden gördüğüm rüyanın yorumudur. rabbim onu gerçekleştirdi. o, bana çok güzel lütuflarda bulundu. şeytan, benimle kardeşlerim arasına yamukluk soktuktan sonra, o beni zındandan çıkardı. sizi de çölden getirdi. rabbim, dilediği şeyde çok ince lütuflar sergiliyor. alim olan o’dur, hakim olan o’dur.”
evet kuran yusuf’un annesinin yaşadığını, ona kavuştuğunu ve ailenin diğer fertleriyle birlikte onun önünde eğildiğini anlatarak rüyanın gerçek hayatta karşılığını bulduğunu belirtir.
ve yine hadis kitapları olan piyasadaki sahte incillerin/tevrat’ın bir hatasını daha düzeltmiş olur..
***
nuh tufanı bölgeseldi ve sadece nuh halkını yok etti.
allah sadece suçluları cezalandırır.
ve bugün bilimsel kanıtlar da hep bölgesel su baskınlarına işaret eder.
emre1974tr.blogspot.com/201...
ve nuh sadece bölgesindeki hayvanlardan örnekler topladı gemisine.
***
canlıların ruhları/hayaletleri yoktur.
ruh vahiydir:
emre1974tr.blogspot.com/201...
***
hıristiyanlık yine hinduizm ve diğer dinlerde olduğu gibi sonradan ruhçu paganizmin egemenliği altına girip değişime uğramış, kaynağı bile değiştirilmiş, bugünkü halini almıştır. hatta adı bile sonradan değişmiştir.
bu ruhçulukta zenginlik ve nimetler olumsuz şeyler olarak gösterilir.ve durum böyle olunca da, olağanüstü zenginliklere sahip davut ve süleyman peygamberler birer günahkar gibi gösterilmeye çalışılmıştır hıristiyanlıkta.
cinlerin öğretisi olan ruhçu öğretiye göre dünya güzellikleri ve madde kötüdür ve bir leştir. bu yüzden dünya nimetleri ve zenginlik içerisinde yüzen kişiler bir şekilde “kirli” ve “günahkar” olarak gösterilmeye çalışılır. değişmiş incil’de de bu olmuş, çok zengin olan davut ve süleyman peygamberlere çeşitli iftiralar atılarak aslında zenginlik kötülenmek istenmiştir. hatta bu peygamberler tam bir peygamber bile sayılmamış, birer günahkar kral gibi gösterilmeye çalışılmıştır. yabancı filmlerde de görmüşsündür belki, davut ve süleyman peygamberler sözde günahkar ve isyankar birer kral olarak gösteriliyor. etraflarında ise yarı çıplak, ellerinde asaları olan fakir ruhbanlar-kahinler dolaşıyorlar. sözde asıl peygamberler bu sefil ruhbanlarmış gibi gösteriliyor ve sanki bu kahinler tanrı’dan aldıkları ayetleri onlara iletiyor gibi bir hava yaratılıyor. çünkü ruhçu öğretiye göre erdemli ve iyi olmanın yolu sefillikten ve dünya nimetlerinden el etek çekmekten geçiyor. böyle olunca da hıristiyanlıkta, çok zengin ve nimetler içerisinde yaşayan davut ve süleyman tam peygamberlerden bile sayılamıyor. bu yüzden onlara büyük iftiralar atılıyor ve sanki gerçek elçiler onlar değilmiş de çevrelerindeki kahinler gerçek peygamberlermiş gibi sunuluyor.
kuran ise bu iftiraları yalanlar ve gerçekleri yazar. bu elçiler hem çok zengin hem de en erdemli insanlardandır.allah’ın en sevgili ve cennetlik kulları arasındadırlar. hatta kuran’da süleyman peygamber, belki de en çok övülen ve cennetle müjdelenen insandır. kuran’a göre elçilerin daha bu dünyada cennetimsi bir yaşama kavuşmaları,onların allah’ın sevgili kulları olduklarını göstermektedir. islam’a göre iyiler bu dünyada da güzellikleri yaşamaya başlarlar. ruhçu öğreti de ise bu durum tam tersinedir.
-süleyman’ın mülk ve saltanatı konusunda onlar, şeytanların okuyup durduklarını uydurdular. halbuki süleyman küfre sapmamıştı. ancak şeytanlar küfre sapmıştı; insanlara büyüyü öğretiyorlardı(bakara 102’den alınmıştır)
sad suresi 30 davûd’a süleyman’ı armağan ettik. ne güzel kul! hep allah’a sığınır, yakarırdı.
***
isa peygamber musa ve harun peygamberlerin yeğeniydi
ve sahte tevrat’taki yuşa aslında isa’nın ta kendisi.
emre1974tr.blogspot.com/201...
***
evrenin yaşı dünyamızın yaşının üç katı
yemin olsun, biz gökleri, yeri ve bunlar arasındakileri altı günde/evrede yarattık. ve bize hiçbir yorgunluk dokunmadı.(kaf suresi 38. ayet)
de ki: “siz, yerküreyi iki günde/evrede yaratana gerçekten nankörlük edip o’na ortaklar mı koşuyorsunuz? âlemlerin rabbi’dir o.”(fussilet suresi 9. ayet)
ayetler evrenlerin ve evrenimizin 6 günde/evrede, dünyamızın ise 2 günde/evrede yaratıldığını söylüyor.
yani evrenin yaşı veya yaratılış evresi, dünyamızın yaşından veya yaratılış evresinden 3 kat fazla demektir.
günümüzde bilim de benzer bir bilgi veriyor: evrenimiz 13,5 milyar yaşında iken dünyamız 4,5 milyar yaşında diyor….
diğer bir deyişle bilim de evrenimizin yaşının dünyamızın yaşının 3 katı olduğunu belirtiyor (4,5 x 3 = 13,5 eder).
bana “ama bu oran sadece günümüzde geçerli” diyerek itiraz edenlere cevabım: evrenimiz/evrenler 6 günlük evredeyken, dünya 2 günlük evredeymiş, kuran’ın indiği dönemde evrenin yaşı dünyanınkinin 3 katı.
ve bilimin de aynı şeyi söylemesi yeni bir mucizeyle tanıştırıyor bizi.
***
sahte tevrat’a göre erkek çocuk varsa kızlar miras alamaz
piyasadaki sahte tevrat’a (hadis kitabı) göre eğer ölen adamın erkek çocuğu varsa kız kardeşleri miras alamıyor.
çölde sayım:
8 “israilliler’e de ki, ‘bir adam erkek çocuğu olmadan ölürse, mirasını kızına vereceksiniz. 9. kızı yoksa mirasını kardeşlerine, 10. kardeşleri yoksa amcalarına vereceksiniz.
evet yanlış okumadınız. erkek çocuk varsa kız kardeşleri, yani kız çocuklar miras alamıyorlar.
ama kutsal kitap kuran piyasadaki sahte tevrat’ın bu hatasını da düzeltir erkek çocukların yanı sıra kızkardeşlerinin de miras alacağını söyler.
bu arada sahte tevrat’a göre çocuklar yoksa ölenin erkek kardeşleri, onlar da yoksa amcaları miras alabiliyor. yani yine kadınlara (teyzeler vs) birşey yok.
ve elbette ki kuran bu hatayı da düzeltir ve yine kadınların da miras alacağını gösterir.
emre1974tr.blogspot.com/201...
***
sahte tevrat’a göre zinanın cezası recmdir yani idamdır.
kuran bu hatayı da düzeltir. hiçbir zaman zinanın cezası idam olmadı allah’ın dininde .
zinanın cezası gerçekte sadece cilde 100 sopadır:
zina eden kadın ve zina eden erkeğin ciltlerine yüz vuruş vurun. allah’a ve ahiret gününe inanıyorsanız, allah’ın dini konusunda bunlara acıma duygusu sizi yakalamasın. müminlerden bir grup da bunların cezalarına tanık olsun.
24-nur suresi 2
***
sahte bible şöyle der:
sonsuza dek benimle israilliler arasında bir işaret olacak, çünkü altı gün içinde rab gökleri ve yeri yarattı, yedinci günde dinlendi ve yenilendi. [çıkış 31: 17]
“yenilenmiş” için kullanılan orijinal ibranice kelime, “nefesini kesmek, kendini yenilemek” anlamına gelen “‘naphash’” tır.
kuran’a göre, tanrı bu insanı zayıflık ve halsizlik özniteliklerini göstermez. bu nedenle, dinlenmeye veya kendini yenilemeye ihtiyacı yoktur. bu yanlış iddia kuran tarafından düzeltildi ve işin doğrusu yazıldı:
kuran 50:38 andolsun, biz gökleri, yeri ve bunlar arasındakileri altı günde yarattık. ve bize hiçbir yorgunluk dokunmadı.
***
sahte incil, musa’nın, yusuf ve ibrahim’in hikayelerinde mısır’ın yöneticisine gönderme yapmak için hep “firavun” terimini kullanır:
aynı gece firavun musa’yla harun’u çağırttı ve, “kalkın!” dedi, “siz ve israilliler halkımın arasından çıkıp gidin, istediğiniz gibi rab’be tapın. (çıkış 12:31)
firavun yusuf’u çağırttı. hemen onu zindandan çıkardılar. yusuf tıraş olup giysilerini değiştirdikten sonra firavunun huzuruna çıktı. (yaratılış 41:14)
firavun avram’ı çağırtarak, “nedir bana bu yaptığın?” dedi, “neden saray’ın karın olduğunu söylemedin? (yaratılış 12:18)
eski mısır hiyeroglifleri hakkındaki bilgimizdeki ilerlemeler, ‘firavun’ kelimesinin mısır’ın ‘per-aa’ teriminin, kelimenin tam anlamıyla “büyük ev” anlamına geldiğini ve kraliyet sarayını betimleyen bir başlık olduğunu ortaya koydu. ancak tarihsel olarak, “firavun”, yeni krallık döneminde, mısır tarihinde çok daha sonra kralın unvanı olarak kullanılmaya başlandı.
bu, sahte incil’in tarihsel olarak yanlış yaptığı anlamına gelir, “firavun” kelimesini yusuf ve ibrahim’in hikayelerinde yer alan mısır hükümdarına atıfta bulunmak için kullanmak hatadır.
kuran ise yine olayın doğrusunu anlatır ve gösterir.
musa dedi ki: “ey firavun!
gerçekten de ben alemlerin efendisinden bir elçiyim”
kuran (7:104)
dediler ki: “melikin (hükümdarın) su tasını kaybettik…”
kuran (12:72)
– yusuf’un çağındaki mısır hükümdarı ile ilgili olarak, kuran hep “kral/melik” unvanını kullanır; asla firavun demez
– ve musa’nın zamanını anlatırken kuran, mısırlı yöneticiye hep “firavun” der ve asla melik olarak adlandırmaz.
dolayısıyla, kur’an’ın “firavun” ifadesini kullanması, kelimenin değişmesiyle ilgili tarihsel olarak bildiklerimizle uyum içinde. şaşırtıcı bir şekilde, bu tarihi gerçekler, mısır hiyeroglifleri bilgimizin uzun zamandır kaybolduğu gibi, 7. yüzyıldaki kuran vahiyleri zamanında bilinmiyordu. eski mısır hiyeroglifleri hakkındaki bilgiler, 19. yüzyılda kuran’ın açığa çıkarılmasından 1000 yıl sonra rosetta taşı’nın keşfi ile sonunda çözülene kadar tamamen unutulmuştu.
evet kuran yine piyasadaki sahte incillerin bir hatasını daha düzeltti.
yusuf peygamberin zamanında hükümdara asla firavun denmezdi.
musa peygamber zamanında ise firavun denirdi.
tıpkı kuran’da anlatıldığı gibi.
***
bilindiği üzere sahte incillere göre dünya düzdür.
kuran ise sahte incil’in bu hatasını da düzeltir ve dünyanın yuvarlak , top/küre olduğunu belirtir:
kuran naziat suresi 30 bundan sonra da yeri yayıp deve kuşu yumurtası biçiminde yuvarlattı.
buradaki devekuşu yumurtası anlamına gelen kelime “dahaha”.
bu arada kelime hakkında arapların yaptığı tartışmalardan örnek verelim(arapların kendileri kelimenin bu anlamda nasıl kullanıldığından bahsediyorlar):
www.answering-christianity....
ve
kuran 39:5 gökleri ve yeri gerçek ile yarattı. geceyi gündüzün üzerine yuvarlar ve gündüzü de gecenin üzerine yuvarlar. güneşi ve ayı da emri altına sokmuş ve onların her biri belli bir süreye kadar akıp gitmektedir. kesinlikle, o üstündür, bağışlayandır.
buradaki ilgili kelime ise “yukawer “; “top haline gelmek” anlamındadır.
ve böylece kuran yine işin gerçeğini bize gösterir.
***
piyasadaki sahte incil’e göre yasak meyvayı yemenin asıl sorumlusu havva’dır yani kadındır. ve bu ifade hıristiyanlık ve yahudilikte kadınlara yönelik olumsuz klişeleşmenin kökenini ortaya koymaktadır;
yaratılış 12-13 adem, “yanıma koyduğun kadın ağacın meyvesini bana verdi, ben de yedim” diye yanıtladı.
rab tanrı kadına, “nedir bu yaptığın?” diye sordu.
kadın, “yılan beni aldattı, o yüzden yedim” diye karşılık verdi.
yaratılış16 rab tanrı kadına,
“çocuk doğururken sana
çok acı çektireceğim” dedi,
“ağrı çekerek doğum yapacaksın.
kocana istek duyacaksın,
seni o yönetecek.”
ve pavlus da mektubunda erkek/adem aldanmadı ama kadın aldandı der.
kuran ise piyasadaki incil’in bu hatasını da düzeltir ve cinsiyet ayrımcılığını oradan kaldırır:
kuran 7:22 nihayet onları kandırarak aşağı çekti. o ikisi ağaçtan tadınca çirkin yerleri kendilerine açıldı. bahçenin yapraklarından yamalar yapıp üzerlerine örtmeye başladılar. rableri onlara seslendi: “ben size bu ağacı yasaklamadım mı, ben size, şeytan sizin için açık bir düşmandır demedim mi?”
7:23 “ey rabbimiz, dediler, öz benliklerimize zulmettik. eğer bizi affetmez, bize acımazsan elbette ki hüsrana uğrayanlardan olacağız.”
piyasadaki incil öncelikli olarak kadını suçlarken, kuran ise her ikisini de eşit derecede sorumlu tutar ve asla önce kadının yasağı çiğnediğini veya olayın onun suçu olduğunu falan söylemez.
***
piyasadaki sahte tevrat’a göre tecavüzcü kurbanıyla evlenmeli ve bu evlilik de ömür boyu sürmek zorundaymış.
yasanın tekrarı 22
28. “eğer bir adam nişanlı olmayan erden bir kızla karşılaşır, tutup onunla yatarsa ve bu ortaya çıkarsa, 29. kızla yatan adam kızın babasına elli gümüş verecek. kıza tecavüz ettiği için onu karı olarak alacak ve yaşamı boyunca onu boşayamayacaktır.
burada cezalandırılan kız olmakta, hem de ömür boyu tecavüzcüsüyle evli kalmak zorunda olarak…
ayrıca, sahte inciller genel olarak da boşanmayı zina gibi görür.
kuran piyasadaki incillerin bu hatasını da düzeltir.
kimse kimseyle evlenmek veya evli kalmak zorunda değildir:
kuran 4:19 ey iman edenler! kadınlara, zor ve baskı kullanarak mirasçı olmanız size helal olmaz. kendilerine vermiş bulunduğunuz şeylerin bir kısmını çarpıp götürmek için onları sıkıştırmanız da helal değildir. kanıta bağlanmış bir fuhuş yapmaları hali müstesna. onlarla iyi ve güzel geçinin. onlardan tiksindinizse olabilir ki, siz birşeyi çirkin bulursunuz da allah, ona çok hayır koymuş olur.
***
piyasadaki sahte incillere göre kız çocuğu doğurmak erkek çocuğu doğurmaya göre 2 kat daha fazla kirleticiymiş:
levililer
2 “israil halkına de ki: bir kadın hamile kalıp erkek çocuk doğurursa, âdet gördüğü günlerde olduğu gibi yedi gün kirli sayılacaktır.
5 ancak, kız çocuk doğurursa, âdet gördüğü günler gibi iki hafta kirli sayılacaktır. kanamasından paklanmak için altmış altı gün bekleyecektir.
kuran’a göre ise çocuklar güzel hediyelerdir, hem de kız ve erkek çocuk eşit derecede güzellikte nimetlerdir.
ve kuran , kız çocuğu olduğu için öfkelenen kişiyi şöyle eleştirir:
kuran
16:58 onlardan birine kız (çocuk) müjdelendiği zaman içi öfkeyle taşarak yüzü simsiyah kesilir.
16:59 kendisine muştulananın utancından ötürü toplumdan gizlenir. hakaret / eziklik üzere tutsun mu onu yoksa toprağın bağrına mı gömsün onu. bakın ne kötü hüküm veriyorlar!
kız ve erkek çocuk da hediyedir:
42:49 göklerin ve yerin mülkü / yönetimi allah’ındır. dilediğini yaratır. dilediğine kız evlatlar bağışlar, dilediğine erkek evlatlar armağan eder.
***
sahte incil’e göre musa’yla birlikte mısır’dan kaçanlar milyonları buluyor.
çıkış 12.
halk ramses’ten sukkot’a doğru yola çıktı. çocukların dışında, yaya olarak altı yüz bin erkek vardı. başka halklardan büyük bir topluluk da onlarla birlikte çıktı; ayrıca yanlarında davar, sığır, pek çok hayvan vardı
ve yine ifadelerden anlaşıldığına göre bu topluluk mısır’ın işgücü ihtiyacını da karşılıyordu. eğer gerçekten böyle yüzbinler milyonlar bir gecede ülkeden ayrılsaydı o dönemin dünya nüfusunun azlığını da gözönünde bulunduracak olursak tarih kitaplarına geçecek dehşet bir göç olurdu. böyle bir durum yok elbette.
kuran yine işin doğrusunu yazar, musa ve harun’la birlikte yola çıkanlar küçük bir topluluktu:
kuran
26:52 musa’ya: “kullarımı gece yürüyüşe geçir, çünkü izleneceksiniz” diye vahyettik.
26:53 bunun üzerine firavun, kentlere toplayıcılar gönderdi:
26:54 “kuşkusuz bunlar, küçücük bir topluluktur.”
***
sahte incil’de ve sahte tevrat’ta tanrı evrenimizde yaşayan bir insan gibi, kısıtlı bir varlık gibi gösterilir genelde. kimi yerde melekler veya elçiler tanrı ile karıştırılıyor kimi yerde de başka şeyler…
mesela;
yaratılış 3
8 derken, günün serinliğinde bahçede yürüyen rab tanrı’nın sesini duydular. o’ndan kaçıp ağaçların arasına gizlendiler.
9 rab tanrı adem’e, “nerdesin?” diye seslendi.
evet yanlış okumadınız. burada sözde tanrı bahçede yürürüp seslenerek adem ve eşini arıyor. adem ve eşi bahçede gezinen tanrıyla saklambaç oynamaya kalkıyorlar.
bu sahte tevrat’ı ve sahte incilleri yazan insanların asla anlayamadığı şey şu: gerçekte allah zamansız ve mekansızdır, evrenimizin dışındadır varlık olarak ve herşeyi bilir. aynı anda herşeyi görür, o’nun için geçmiş veya gelecek zaman diye birşey de yoktur ve gelecekte yapacaklarımızı da daha bizi yaratmadan önce bile bilmektedir. ne düşündüğümüzü ve gelecekte ne düşüneceğimizi de bilir. kusursuz ve sonsuzdur.
kuran piyasadaki incillerdeki tanrı anlayışını da işin doğrusunu anlatarak düzeltir:
kuran 58:7 görmez misin ki allah, göklerde olanları da yeryüzünde olanları da bilir. üç kişi aralarında fısıldaşmaya görsün, dördüncüleri o’dur; beş kişi fısıldaşmaya görsün altıncıları o’dur. bundan az da olsalar çok da olsalar, o mutlaka onlarla beraberdir; nerede bulunurlarsa bulunsunlar. sonra onlara yapıp ettiklerini kıyamet günü haber verecektir. allah herşeyi bilmektedir.
***
sahte tevrat’taki tanrı sözde, takipçilerine savaşta kadın, çocuk, hayvan dahil her canlıyı öldürmek için katliam emri verir:
1. samuel
15
2 göklerin hâkimi yehova diyor ki, ‘amalek’e, israil’e yaptıklarının hesabını soracağım. çünkü israiloğulları mısır’dan çıkıp gelirken yolda onlara karşı koydu. 3 şimdi git amalek’i vur, onun her şeyini tamamen yok et. hiçbirine acıma, kadını ve erkeği, çocuğu ve emzikteki bebeği, sığırı ve koyunu, deveyi ve eşeği, hepsini öldür.’”
kuran sahte tevrat’ın bu iftirasını da düzeltir. asla kimse masum birinin kılına dahi zarar veremez.
kuran’da allah her zaman sadece saldırganların durdurulması gerektiğini, sadece nefsi müdafaa savaşına izin olduğunu söyler ve de sabrı öğütler.
kuran 2:190 sizinle savaşanlarla allah yolunda savaşın. saldırgan olmayın. allah saldırganları sevmez. 2:192 onlar, (savaşa) son verirlerse (siz de son verin); şüphesiz allah, bağışlayandır esirgeyendir.
****
sahte incillerde peygamberler genelde günahkar ve sapmış gibi gösterilmeye çalışılıyor demiştik. harun da bundan nasibini alıyor ve ona da iftira atıyor sahte tevrat. gerçekte samiri'nin yapıp kendisinin ve çevresindeki insanların tapınmasını sağlamaya çalıştığı minik buzağı putunu sanki harun peygamber yapıyormuş gibi anlatmaktadır:
mısır'dan çıkış 32: halk musa’nın dağdan inmediğini, geciktiğini görünce, harun’un çevresine toplandı. ona, “kalk, bize öncülük edecek bir ilah yap” dediler, “bizi mısır’dan çıkaran adama, musa’ya ne oldu bilmiyoruz!” herkes kulağındaki küpeyi çıkarıp harun’a getirdi. harun altınları topladı, oymacı aletiyle buzağı biçiminde dökme bir put yaptı. halk, “ey israilliler, sizi mısır’dan çıkaran tanrınız budur!” dedi. harun bunu görünce, buzağının önünde bir sunak yaptı ve, “yarın rab’bin onuruna bayram olacak” diye ilan etti. ertesi gün halk erkenden kalkıp yakmalık sunular sundu, esenlik sunuları getirdi. yiyip içmeye oturdu, sonra kalkıp çılgınca eğlendi
kuran piyasadaki tevrat'ın bu iftirasını da düzeltiyor elbette. gerçekte putu yapan ve tapınan, etrafındakileri de saptırmaya çalışan samiri idi. buna karşılık harun peygamber ise onların bu yaptığı kötü işe karşı çıkmış ve engellemeye çalışmıştı:
kuran
20:85 buyurdu: "biz senden sonra toplumunu tam bir biçimde imtihan ettik. samiri onları saptırdı."
20:86 bunun üzerine musa, öfkeli ve ümidi kırık bir halde kavmine döndü. dedi: "ey toplumum! rabbiniz size güzel bir vaatte bulunmadı mı? süre mi size uzun geldi yoksa rabbinizden üzerinize bir gazabın inmesini mi istediniz de bana verdiğiniz söze ters davrandınız?"
20:87 dediler ki: "biz sana kendi irademizle / malımızla karşı çıkmadık. olay şu: bize o topluluğun süs eşyalarından bazıları yükletilmişti, onları kaldırıp attık; aynı şekilde samiri de attı."
20:88 samiri onlar için, böğürmesi olan bir buzağı heykeli çıkardı. dediler ki: "bu, hem sizin hem de musa'nın tanrısıdır. ama musa unuttu."
20:89 görmüyorlar mı ki; o buzağı onlara bir sözü geri çeviremiyor, kendilerine bir zarar veremiyor, bir yarar sağlayamıyor.
20:90 yemin olsun, harun daha önce onlara şunu söylemişti: "ey kavmim, siz bununla imtihan edildiniz. sizin rabbiniz o rahman'dır. artık bana uyun, emrime itaat edin."
20:91 onlar şöyle demişlerdi: "musa bize dönünceye kadar ona tapıcılar olmakta devam edeceğiz."
20:92 musa dedi: "ey harun, onların saptıklarını gördüğün zaman seni ne engelledi de,
20:93 benim ardım sıra gelmedin. emrime isyan mı ettin?"
20:94 (harun "ey anamın oğlu!" dedi, "saçımdan sakalımdan tutma! gerçek şu ki, ben senin, 'bak işte, israiloğulları'nın arasına ayrılık soktun; sözüme riayet etmedin!' demenden korktum".
7:150 musa, kızgın ve üzgün bir halde kavmine döndüğünde şöyle dedi: "benden sonra arkamdan ne kötü şeyler yaptınız! rabbinizin emrini bekleyemediniz mi?" levhaları yere attı, kardeşinin başını tuttu, kendisine doğru çekiyordu. kardeşi dedi ki: "ey annem oğlu! bu topluluk beni horlayıp hırpaladı. neredeyse canımı alıyorlardı. bir de sen düşmanları bana güldürme. beni şu zalim toplulukla bir tutma."
ve böylece yine kuran bize olayın aslını anlatarak piyasadaki tevrat'ın bir hatasını daha düzeltmiş olur. harun masumdu, buna karşılık suçlu olan, putu yapıp insanları saptırmaya çalışan ise samiri idi.
****
sahte tevrat'ta yine erkeklere, kadınlara göre daha çok değer biçildiğini görüyoruz:
levililer 27 (3-7)
bu değerler şöyle olacak: yirmi yaşından altmış yaşına kadar erkekler için elli kutsal yerin şekeli gümüş, kadınlar için otuz şekel. beş yaşından yirmi yaşına kadar erkekler için yirmi, kadınlar için on şekel. bir aylıktan beş yaşına kadar oğlanlar için beş, kızlar için üç şekel gümüş. eğer altmış ya da daha yukarı yaşta iseler, erkekler için on beş, kadınlar için on şekel.
kuran piyasadaki tevrat'ın bu hatasını da düzeltir. kadın ve erkek eşit değerdedirler. üstünlük sadece bireylerin takvasındadır:
kuran 49:13. ey halk, sizi bir erkek ile bir dişiden yarattık ve birbirinizle tanışmanız için sizi ırklara ve boylara ayırdık. allah yanında sizin en değerliniz en erdemli olanınızdır. allah bilendir, haberdardır.
kuran 42:49 göklerin ve yerin mülkü / yönetimi allah'ındır. dilediğini yaratır. dilediğine kız evlatlar bağışlar, dilediğine erkek evlatlar armağan eder.
****
sahte tevrat'ta tanrı'nın sözde, farklı öğretileri tebliğ etmeye kalkanların öldürülmelerini istediği yazmakta:
tesniye 13
5 o peygamber ya da düş gören öldürülecek. o, sizi mısır'dan çıkaran, köle olduğunuz ülkeden kurtaran tanrınız rab'be karşı gelmeye kışkırttı. tanrınız rab'bin yürümenizi buyurduğu yoldan sizi saptırmaya çalıştı. aranızdaki kötülüğü ortadan kaldırmalısınız.
6 “öz kardeşin, oğlun, kızın, sevdiğin karın ya da en yakın dostun seni gizlice ayartmaya çalışır, senin ve atalarının önceden bilmediğiniz, dünyanın bir ucundan öbür ucuna dek uzakta, yakında, çevrenizde yaşayan halkların ilahları için, ‘haydi gidelim, bu ilahlara tapalım’ derse, 8 ona uymayacak, onu dinlemeyeceksin. ona acımayacak, sevecenlik göstermeyecek, onu korumayacaksın. 9 onu kesinlikle öldüreceksin. onu önce sen, sonra bütün halk taşa tutsun. 10 taşlayarak öldürün onu. çünkü mısır'dan, köle olduğunuz ülkeden sizi çıkaran tanrınız rab'den sizi saptırmaya çalıştı. 11 böylece bütün israil bunu duyup korkacak. bir daha aranızda buna benzer kötü bir şey yapmayacaklar.
12 “tanrınız rab'bin yaşamanız için size vereceği kentlerin birinde, içinizden kötü kişiler çıktığını ve, ‘haydi, bilmediğiniz başka ilahlara tapalım’ diyerek kentlerinde yaşayan halkı saptırdıklarını duyarsanız, 14 araştıracak, inceleyecek, iyice soruşturacaksınız. duyduklarınız gerçekse ve bu iğrenç olayın aranızda yapıldığı kanıtlanırsa, 15 o kentte yaşayanları kesinlikle kılıçtan geçireceksiniz. kenti yok edip orada yaşayan bütün halkı ve hayvanları kılıçtan geçireceksiniz. 16 yağmalanan malların tümünü toplayıp meydanın ortasına yığın. kenti ve malları tanrınız rab'be tümüyle yakmalık sunu olarak yakın. kent sonsuza dek yıkıntı halinde bırakılacak. yeniden onarılmayacak.
kuran tabii ki piyasadaki bu sahte tevrat'ın bu iftirasını da düzeltir. hiç kimseye inancından ve tebliğinden dolayı tokat dahi atılamaz:
mearic suresi 42 bırak onları! dalsınlar, oynasınlar kendileri için belirlenen günlerine ulaşıncaya kadar.
en`am suresi 112 işte böyle, biz peygambere insan ve cin şeytanlarını düşman yaptık. bunlar aldatmak için birbirlerine lafın yaldızlısını fısıldarlar. rabbin dileseydi onu yapamazlardı. bırak onları, düzdükleri iftiralarla başbaşa kalsınlar;
allah, sizinle din konusunda savaşmayan, sizi yurtlarınızdan sürüp-çıkarmayanlara iyilik yapmanızdan ve onlara adaletli davranmanızdan sizi sakındırmaz. çünkü allah, adalet yapanları sever. (60 mümtehine suresi)
bakara suresi 256 dinde baskı-zorlama-tiksindirme yoktur. doğru bilgiye dayalı eriş, bozuk bilgiye dayalı sapıştan açık bir biçimde ayrılmıştır. her kim tâğuta sırt dönüp allah`a inanırsa hiç kuşkusuz sapasağlam bir kulpa yapışmış olur. kopup parçalanması yoktur o kulpun. allah, hakkıyla işiten, en iyi biçimde bilendir.
herkes dilediğine inanmakta ve yaşamakta özgürdür ki, ahirette inancından dolayı sorumlu tutulabilsin:
10:99 rabbin dileseydi, yeryüzündekilerin hepsi inanırdı. öyleyse, sen mi halkı inanmaları için zorlayacaksın?
kafirun suresi
109:1 de ki: "ey inkârcılar."
109:6 "sizin dininiz size, benim dinim bana."
****
kuran'da bahsedilen "gökler" evrenler anlamındadır. bunu delilleriyle anlattım:
emre1974tr.blogspot.com/201...
kuran çoklu evren modeli sunar. ahiret evreni de bu göklerden yani evrenlerden biridir.
rabbin katı adı verilen ahiret evreninin dışındaki diğer tüm evrenlerin yani göklerin big crunch ile yok edileceği anlatılır.
burada da kuran sahte incilleri düzeltir. sahte incillerde bu dünya ile ahiret evreni (rabbin katı) birbirine karıştırılmıştır.
evet kuran bir çok evrenin var olduğunu söyler. ama aynı zamanda da bu evrenlerde de birçok gezegenin yani yerin var olduğunu söyler:
talak 12: allah o'dur ki, yedi göğü ve yerden de onların benzerini/mislini yaratmıştır. emir/iş ve oluş onlar arasında sürekli iner ki, allah'ın her şeye kadir olduğunu ve allah'ın bilgi bakımından her şeyi kuşattığını bilesiniz.
işte yer ile bahsedilen gerek bizim evrenimizdeki ve gerekse diğer evrenlerdeki yani göklerdeki tüm gezegenlerdir.
ilgili yazımdan kısımlar vermeye devam edelim:
evrenler "büyük çatırtı/big crunch" ile sonlanacak
evrenimizin ve diğer evrenlerin (ahiret evreni/evrenleri hariç, çünkü o daima var olacaktır) sonlanışı aynı anda yani birlikte gerçekleşecektir. daha önce de söylediğimiz üzere, kutsal kitabımızda belirtildiğine göre içe çökerek, "big crunch" ile meydana gelecektir bu durum:
enbiya 104. o gün evren'i kitabın sayfalarını katlar gibi düreriz.ve onu yaratılışa ilk başladığımız duruma iade ederiz. bu, üzerimizdeki bir vaattir. elbette, gerçekleştireceğiz.
zümer
67. allah'ı, kadrine/şanına yaraşır şekilde tanıyamadılar. oysaki kıyamet günü, yeryüzü tamamen o'nun avucudur/avucundadır; gökler de o'nun sağ elinde/kudretinde dürülmüş haldedir. şanı yücedir o'nun; arınmıştır onların ortak koştuklarından.
kasas suresi 88: allah'ın yanında diğer bir tanrıya daha kulluk etme. ilah yok o'ndan başka. o'nun yüzü dışında herşey helâk olacaktır. hüküm yalnız o'nundur ve o'na döndürüleceksiniz.
enbiya 104. ayette bizim evrenimizin çöküşü/preslenmesi anlatılırken, zümer 67. ayette ise başka göklerin/evrenlerin de aynı akıbeti yaşayacağı belirtilmekte.
buna karşılık kasas suresi 88. ayette ise bizim evrenimizdeki her şeyin (evrenin kendisiyle birlikte) mutlaka yok olacağı vurgulanmakta.
hac 65: görmedin mi, allah yeryüzündekileri ve denizde o'nun emriyle akıp giden gemileri sizin hizmetinize verdi. o'nun izni olmaksızın yerkürenin üstüne düşmemesi için göğü o tutuyor. allah, insanlara karşı elbette raûf, rahîm'dir,
fatır 41. allah, gökleri ve yeri, yok olup gitmesinler diye tutuyor. yemin olsun, eğer çöküp giderlerse, o'ndan başka hiç kimse onları tutamaz. halîm'dir o, gafûr'dur.
hac 65. ayette evrenimizin, fatır 41. ayette ise tüm evrenlerin big crunch'a, yani içe çökerek yok olmaya karşı allah tarafından korunduğu belirtilmekle birlikte, dilediğinde bu içe kapanmayı gerçekleştirebileceği de hatırlatılmakta.
****
enbiya 19: göklerde ve yerde kim varsa o'na aittir. ve o'nun katındakiler, o'na ibadet etmekten ne çekinirler ne de yorulurlar.
rahman 29. göklerde ve yerde kim varsa o'ndan ister. o, her an yeni bir iş ve oluştadır.
nahl 49: göklerdeki ve yerdeki canlı şeyler de melekler de yalnız allah'a secde ederler ve hiç de büyüklük taslamazlar. isra 55: rabbin, göklerdeki ve yerdeki kimseleri de daha iyi bilir. yemin olsun biz, peygamberlerin bir kısmını bir kısmına üstün kılmışızdır. davûd'a da zebur'u verdik.
bu ve benzeri diğer ayetlerde tekrar ve tekrar gördüğümüz üzere, diğer evrenlerde de canlı kimseler var. (tabii bu ayetler bizim evrenimizin dünyamız dışında başka alanlarında da canlı varlıkların olduğunu anlatıyor olabilir ayrıca).
bunların bir kısmını melekler oluşturmakla birlikte, bir kısmını ise şehitler ve peygamberler gibi cennette şimdiden yaratılarak yaşamaya başlayan özel insanlar/kullar oluşturmakta (bunların dışında başka kimseler de sözkonusu gözüküyor).
isra 44. yedi gök, yerküre ve bunların içindekiler o'nu tespih ederler. hiçbir şey yoktur ki, o'nu överek tespih etmesin; fakat siz onların tespihlerini fark edemezsiniz. o halîm'dir, gafûr'dur.
****
kısacası kuran sadece birçok evren ve birçok gezegen var demekle de kalmıyor, bu diğer evrenlerde ve gezegenlerde yaşayan canlıların da olduğunu açıkça söylüyor.
zaten rabbin katı adı verilen ahiret evreninde sonsuz yaşamlarına çoktan başlamış olan birçok canlı var. peygamberler ve şehitler de bu aileye dahildir.
****
ve kuran böylece piyasadaki sahte incillerin birkaç hatasını daha düzeltmiş oldu:
1- ahiret yaşantısı bizim dünyamızda veya evrenimizde değil, rabbin katı (indallah) adı verilen ahiret evreninde olacaktır.
2- bizim dünyamız ve evrenimiz diğer evrenlerle birlikte big crunch ile yok edilecektir. bir tek rabbin katı adı verilen ahiret evreni sonsuza dek yaşayacaktır.
3- şu anda da peygamberler ve şehitler gibi aşırı iyi insanlar ahiret evreninde yaratılmış ve yaşıyor durumdalar. bu istisna insanlar kıyamet gününü beklemeden, ölür ölmez cennet yaşamlarına bedenen başlamışlardır.
4- ruhlar alemi falan yoktur. ahiret evreni de ve diğer evrenler de tıpkı bizim evrenimiz gibi fizikseldir. zaten ayetlerde bahsedilen ruh ifadesi de vahiydir(ayetlerde ruh; vahiy, vahiy meleği ve vahiy kitabı anlamlarında kullanılmıştır, kısaca ruh=vahiy).
****
piyasadaki sahte tevrat'ta sözde, tanrı masum insanlara başkalarının günahlarını yükleyip hesabını sormaya kalkıyor:
mısır'dan çıkış 20: 5 putların önünde eğilmeyecek, onlara tapmayacaksın. çünkü ben, tanrın rab, kıskanç bir tanrı'yım. benden nefret edenin babasının işlediği suçun hesabını çocuklarından, üçüncü, dördüncü kuşaklardan sorarım.
elbette kutsal kuran piyasadaki tevrat'ın bu iftirasını da düzelterek işin aslını bize öğretiyor. masum biri asla başkasının günahından sorumlu tutulmaz. herkes kendi yaptıklarından ve kendi karakterinden sorumludur:
kuran 17:15 kim doğru yola gelirse kendisi için yola gelmiş bulunur. kim saparsa kendi aleyhine sapar. hiç kimse başkasının yükünü çekmez. biz bir elçi göndermeden hiç kimseyi cezalandırmayız.
****
sahte tevrat güneşin ve ayın ışığını şöyle anlatır:
tanrı büyüğü gündüze, küçüğü geceye egemen olacak iki büyük ışığı ve yıldızları yarattı. [tekvin 1:16]
ilginç olan, hem güneşin hem de ayın ışığını tanımlamak için "ışık" anlamına gelen aynı ibranice "ma'owr" kelimesinin kullanılmasıdır. bu kelime tam anlamıyla yorumlanırsa, o zaman bilimsel olarak yanlıştır, çünkü güneş ve ayın ışık yayma konusunda benzer olduğunu gösterecektir.
gerçek şu ki, güneş kendi ışığını yayarken, ay bir ayna gibi güneşten gelen ışığı yansıtır. kuran'da güneş ve ay şöyle tarif edilmektedir:
25:61 göğe takım yıldızlar vareden ve ona bir lamba ve parlayan bir ay yerleştiren çok yücedir.
kuran açıkça güneşi ısı ve ışık kaynağı olarak tanımlarken, ay içinse sadece parlayan/ışığı yansıtan anlamlarında bir ifade kullanarak yine işin doğrusunu gösterir.
ve böylece kutsal kuran, piyasadaki sahte tevrat'ın bir hatasını daha düzeltir.
****
bir hadis kitabı olan bible şöyle der;
eyüp 26:11
"göklerin direkleri sarsılır,
şaşkına dönerler o azarlayınca."
ama bilindiği üzere uzay direkler/sütunlar olmaksızın inşa edilip genişletilmiştir.
işte kutsal kuran burada yine işin gerçeğini yazarak piyasadaki sahte incilleri düzeltir;
kutsal kuran:
31:10 gökleri direksiz-desteksiz yarattı; görüyorsunuz onları. ve yeryüzüne, sizi çalkalayıp sendeletmesin diye ağırlıklar, dayanaklar bıraktı ve orada her çeşit hayvanı yaydı. gökten bir su indirdik de orada her türlü cömert ve bereketli çifti filizlendirdik.
****
bakara
36. bunun üzerine şeytan onların ayaklarını kaydırdı da onları içinde bulundukları yerden çıkardı. biz de şöyle buyurduk: "bir kısmınız bir kısmınıza düşman olarak aşağıya inin. belli bir süre kadar yeryüzünde sizin için bir bekleme yeri, bir nimet/bir yararlanma imkânı olacaktır."
37. bunun üzerine âdem, rabbinden bazı kelimeler öğrenip belledi de o'na yöneldi. o da onun tövbesini kabul etti. gerçekten de o, evet o, tevvâb'dır, tövbeleri cömertçe kabul eder; rahîm'dir, rahmetini cömertçe yayar.
38. hepiniz oradan aşağı inin. dedik. benden size bir yol gösteriş ulaşır da kim bu yol gösterişime uyarsa artık böylelerine hiçbir korku yoktur. onlar kederle de yüzyüze gelmeyeceklerdir.
36. ayette ilk insan olan adem ve eşinin yasak ağaca yaklaşması sonucu aşağıya inmelerinden bahsedilirken, 38. ayetteki ifadeler ise , bu dünya için yaratılan bazı diğer insanların da topluca inmesine işaret ediyor. çünkü 36. ayette zaten emir veriliyor, 38 ayette ise tekrardan hem de bu sefer “hepiniz inin” denilmesi ve ayrıca onlara elçiler geleceğinin de söylenmesi bu düşünceyi kuvvetlendiriyor.
kısacası, bahçede ikiden fazla insan yaratılmıştı. bu sonlu evrenimiz ve imtihan için var edilmişlerdi en başından. hepsi dünyaya indirilecekti zaten ama adem ve eşi yaptıkları hata yüzünden daha önceden oradan çıktılar. diğerleri ise sonradan geldiler.
böylece kutsal kuran piyasadaki sahte incillerin bir hatasını daha düzeltir.
****
cinler, hıristiyanların inandığı şekilde düşmüş melek veya cehennemdeki görevliler falan değiller.
cinler tıpkı insanlar gibi imtihan edilen varlıklardır. iyileri ve kötüleri vardır. biyolojik varlıklardır ama insanlardan farklı fiziksel özellikleri vardır. örneğin görünmez olabilirler ve telepatik etkileri kuvvetlidir vs...
şeytan ise cin ve insanların kötülerine, saptırıcı olanlarına verilen sıfat isimdir.
iblis de şu meşhur cin şeytanın özel adıdır. yani şahsi isimdir.
ayetlerde bu bilgiler net bir şekilde verilir:
nas suresi
114:1 de ki: "insanların rabbine sığınırım.
114:2 insanların yöneticisine, yönlendiricisine,
114:3 insanların ilahına.
114:4 kıvrılıp kıvrılıp saklanan, sinip sinip gizlenen vesvesenin / o sinsi, o aldatıcı şeytanın şerrinden,
114:5 insanların göğüslerine kuşkular, kuruntular sokar o;
114:6 cinlerden de olur, insanlardan da."
****
kutsal kuran 6:146 yahudilere tüm tırnaklı hayvanları haram kıldık. sığır ve koyunun da yağlarını haram ettik; ancak sırtlarında yahut bağırsaklarında taşıdıkları veya kemiklerine karışmış olanlar hariç. aşırı gitmelerinden ötürü onları böyle cezalandırdık. biz doğru sözlüyüz.
tırnaklı hayvanlar ve şabat gibi yasaklar, bir kavim için geçici cezalar ve sınavlardı.
musa ve harun peygamberlerin yeğeni olan isa/yuşa ve de tevrat'tan kısa bir süre sonra gelen incil, bu yasakların son bulduğunu zaten bildirmiştir. tabii o dönemde isa/yuşa peygambere verilen gerçek incil'den bahsediyorum:
kutsal kuran 3:50 " ‘benden önceki tevrat'ı doğrulamak ve size haram edilen bazı şeyleri helal etmek için gönderildim. size rabbinizden bir kanıt getirdim. allah'ı dinleyin ve beni izleyin.
****
islam'da servet edinme miktarına hiçbir sınırlama yoktur, yeter ki helal yollardan elde edilsin. eğer bir sınır olsaydı belli bir altın veya elmas ağırlığına/miktarına denk gelecek zenginlik sınırı koyulurdu ama ayetlerde böyle bir kısıtlama kesinlikle yoktur.
****
ayetlerde cennettekilerin cehennemdekilerden farklı olarak, ilk ölüm dışında ölümü tatmayacakları vurgulanıyor. cennettekiler sonsuza dek yaşarken, cehennemdekiler ise bir gün cehennemin kendisiyle birlikte yok edilecek olabilirler.
saffat 55. baktığında, onu cehennemin ortasında bulur. 56. "allah'a andolsun, az kalsın sen beni de mahfedecektin," der. 57. "rabbimin nimeti olmasaydı, ben de şimde seninle birlikte olurdum." 58-59. biz ilk ölümümüzden başka ölecek değiliz ve biz azaba uğrayacak da değiliz.
orada, ilk ölüm dışında ölüm tatmazlar. allah onları cehennem azabından korumuştur.(duhan suresi 56. ayet)
sadece cennet sonsuza kadardır.
evet, cennettekiler sonsuza kadar yaşayacak, cehennemdekiler ise bir gün cehennemle helak olacaktır.
ve vermiş olduğum bu ayetlere göre cennettekiler ömürlerinde bir kez ölümü tadacaklardır. yani, dünyadaki ölümleri. ama cehennemdekiler ikinci bir ölümü tadacaklar. çünkü onlar bir kez dünyada öldüler ve şimdi de cehennemde bir kez daha ölecekler.
cennettekiler toplam bir ölüm, cehennemdekiler ise toplam iki ölüm yaşamış olacaklar.
bu ayetlerin bize verdiği bir başka bilgi de reenkarnasyon diye bir şeyin olmadığıdır. çünkü allah'ın dediği gibi, yeryüzünde ölümün tek bir tadı vardır.
ve;
kutsal kuran
40:40 "kim bir kötülük işlerse, ancak misliyle cezalandırılır. erkek olsun, kadın olsun, kim bir makbul olarak iyilik yaparsa, işte onlar, sınırsız rızık alacakları cennete girerler. "
6:160 kim bir iyilik ile gelirse ona onun on katı verilir. kim bir günahla gelirse ona ancak misliyle karşılık verilir. onlara zulmedilmez.
1- cehennem bir gün bitecektir.
2- reenkarnasyon yoktur.
3- mükafat, cezadan daima daha büyük ve ebedîdir.
4- cennettekiler, ancak bir ölümü (dünyadaki ölümlerini) tatmışlardır. ama cehennemdekiler ikinci bir ölümü tadacaklar (dünyadaki ölümlerine ek olarak cehennemde bir kez daha ölecekler).
****
kur'an-ı kerim, ay, güneş ve dünyanın farklı yörüngelerde hareket ettiğini söyleyerek sahte incillerdeki hataları bir kez daha düzeltir:
36:40 güneş'in ay'a ulaşıp çatması gerekmiyor. gecenin de gündüzü geçmesi gerekmez. her biri bir yörüngede yüzmektedir.
36:38 güneş kendine özgü bir durak noktasına / bir durma zamanına doğru akıp gidiyor. aziz, alim olanın takdiridir bu.
21:33 o odur ki, geceyi, gündüzü, güneşi ve ayı yarattı. herbiri bir yörüngede yüzmektedir.
****
kuran'da azrail isminde bir melek yoktur. ölüm melekleri genel olarak zikredilmiş olup sayılamayacak kadar çokturlar. yani katrilyonlarca tane bile olabilirler. ve ayetlerde can almakla görevli bu meleklerin hiçbirinin adı geçmiyor. tıpkı yazıcı melekler gibi.
****
günde üç vakit namaz kılma farzı vardır.
kuran'da namazın ve de diğer ibadetlerin de tüm detayları anlatılmaktadır.(zaten tüm ibadetlerin nasıl yapılacağı bir tek kuran'da anlatılmaktadır, buna karşılık hadisler adı verilen rivayetlerin/dedikoduların hiç bir ibadeti anlatma durumu olamaz)
www.kurandakidin.com/2011/1...
gerçek incil ve gerçek tevrat'ta bu bilgi vardı. fakat sahte incil ve tevrat'ta bu bilgiler çıkarılıp unutulmuştur.
geriye kırıntılar kaldı.
daniel 6;10
daniel fermanın yayınlandığını öğrenince, pencereleri yeruşalim'e açılan üst kattaki odasına gitti. günde üç kez dizlerinin üzerine çöktü ve daha önce yaptığı gibi tanrısına şükrederek dua etti.

matta 26:39, "yüzü yere kapanıp dua etti."
deepwellswithglennmyers.blo...
****
ve;
hanok kitabı
protevangelion
isa mesih'in çocukluk incili
thomas'ın bebeklik incili
isa mesih'in kitabı
nikodim incili (pilatus'un işleri)
havarilerin iman imanı (tarih boyunca)
havari pavlus'un laodikyalılara mektubu
havari pavlus'un seneca'ya mektupları, seneca'nın pavlus'a mektupları
pavlus ve thekla'nın elçileri
clement'in mektupları (clement'in korintlilere birinci ve ikinci mektupları)
barnaba'nın mektubu
ıgnatius'un efeslilere mektubu
ıgnatius'un magnesians'a mektubu
ıgnatius'un trallian'lara mektubu
ıgnatius'un romalılara mektubu
ıgnatius'un philadelphians'a mektubu
ıgnatius'un smyrnea'lılara mektubu
ıgnatius'un polycarp'a mektubu
çoban hermas (görünümler, emirler ve benzerlikler)
herod'un vali pilatus'a mektubu
pilatus'un herod'a mektubu
petrus'un kayıp incili
polikarp'ın filipililere mektubu
susana'nın tarihi
adem ile havva'nın şeytan ile çatışması (ilk ve adem ve havva'nın ikinci kitabı)
hanok'un sırları (slav hanok veya ikinci hanok olarak da bilinir)
süleyman'ın mezmurları
süleyman'ın kasideleri
aristeas'ın mektubu
makabilerin dördüncü kitabı
ahikar'ın hikayesi
oniki patriğin vasiyetnameleri
ve orada insanların yazdığı bu tür hadis kitapları çoktur. rahipler ve diğer din adamları vb. bu kitaplardan bazılarını injeel veya kutsal kitap veya tevrat veya psalms olarak benimsemişler ve insanlara bu yalanı benimsetmişlerdir.
bunların hepsi insanoğlunun ve diğer kulların yazdığı hadis kitaplarıdır.
tıpkı buhari ve tirmizi gibi.
bunların hiçbiri kutsal kitap değil, bunların hiçbiri ayet değil.
bu kitapları reddetmek gerçek incil'i reddetmek değildir.
ve tarihte bu kitaplarla birlikte, memleketim olan bursa'da da teslis inancı kabul edildi ve insanlara aşılandı.
din adamlarının yönlendirmesiyle insanlar matta ve markos gibi hadis kitaplarını incil olarak benimsediler.
gerçek incil isa peygambere indirilen kitaptır ve şu an piyasada yoktur.
şu an için elimizdeki tek gerçek kutsal kitap kuran'dır."
emre karaköse (emre_1974tr)
devamını gör...
2.
emre yazdıklarını hiç okumadım ama bence haksızsın ya.
devamını gör...
3.
bir dinin temel kaynağını bir başka dinin temel kaynağı düzeltebilir mi.. tanrının ilettiğine inanılanı, tanrının iradesine rağmen değiştirip bozabilen ondan güçlü başka irade ve etken varsa, o hepsini de bozabilecektir, dinlere gerek yoktur çaba beyhudedir o zaman.
her bir din, bir öteki için aynı iddiayı söyleyebileceğine göre -ki söylüyor-, kura çekimine mi başvurulacaktır o zaman.
bir avuç ortadoğuya 124bin peygamber gönderen tanrının çözemediğini, bizim sözlükte çözmemizin ciddiyeti tartışılmaz mı..
her bir din, bir öteki için aynı iddiayı söyleyebileceğine göre -ki söylüyor-, kura çekimine mi başvurulacaktır o zaman.
bir avuç ortadoğuya 124bin peygamber gönderen tanrının çözemediğini, bizim sözlükte çözmemizin ciddiyeti tartışılmaz mı..
devamını gör...
4.
bir başka düzeltme örneği de şöyledir;
sahte incilerde bir kişinin tanrı'dan uzaklaşması durumunda sonsuza dek kaybolduğu ve öldürülmesi gerektiği iddia ediliyor:
"imanından dönen birinin tekrar tövbe etmeye nasıl getirilebileceğini düşünün. bir zamanlar tanrı'nın ışığında olanlar; göğün armağanını tadanlar ve kutsal ruh'tan paylarını alanlar; tanrı'nın sözünün iyi olduğunu tecrübe edenler ve gelecek çağın güçlerini hissetmiş olanlar; sonra imanlarını terk ettiler! onları tekrar tövbeye getirmek imkânsızdır, çünkü tanrı'nın oğlunu yeniden çarmıha geriyorlar ve onu herkesin önünde utandırıyorlar." (ibraniler 6:4-6)
ve
"fakat doğru kişi, doğruluğundan döner ve kötülük işlerse, kötü adamın yaptığı tüm iğrençlikleri yaparsa, yaşayacak mı? yaptığı doğrulukların hiçbiri hatırlanmayacak: işlediği suçtan ve yaptığı günahtan dolayı, o günahlar içinde ölecek." (hezekiel 18:24)
sahte incillerdeki daha sonraki yazılar da dinden dönenlerin ölümle cezalandırılması gerektiğini yazmakta maalesef:
"gerçeği öğrendikten sonra günah işlemeye devam edersek, günahların bağışlanması için artık kurban yoktur. tanrı'ya karşı yaşayan herkesi yok edecek korkunç ateşi ve yargıyı beklemekten başka bir şey kalmaz. musa'nın yasasına itaat etmeyi reddeden herkes, iki ya da üç tanığın verdiği kanıtla merhametsizce ölüme mahkûm edilirdi. peki, tanrı'nın oğluna saygısızlık eden, onu kutsal kılan antlaşmanın kanına diğer insanların kanı gibi bakan ve tanrı'nın lütfunun ruhunu aşağılayanlara ne yapılmalı? kesinlikle daha kötü bir ceza hak etmiyorlar mı?" (ibraniler 10:26-29)
buna karşılık, kutsal kuran ise herkesin inancında özgür olduğunu, zaten dünyadaki imtihan hayatının amacının kendinle yüzleşmek ve inancını serbestçe yaşamak olduğunu belirtir. inancından sonra inkar edenler sadece manevi rehberlikten mahrum kalırlar:
"bu, onların önce iman edip sonra inkâr etmelerindendir. bunun üzerine kalplerine bir mühür vuruldu, artık anlayamazlar." (münafikun 63:3)
kutsal kuran insanların inançlarında özgür olduklarını defalarca belirtir:
"dinde zorlama yoktur. artık doğru, yanlıştan ayrılmıştır. artık kim tağutu inkâr edip allah'a iman ederse, kopmak bilmeyen sağlam bir kulpa yapışmıştır. allah her şeyi işitir ve bilir." (bakara 2:256)
ve tekrar hatırlatalım, kimseye inancından dolayı tokat dahi atamazsınız kuran'a göre. herkes özgürce istediği şeye inanacak ki ahirette bir itiraz hakkı kalmasın. zaten bu imtihan dünyasının hedefi budur:
emre1974tr.blogspot.com/201...
böylece kutsal kuran piyasadaki sahte incilleri bir kez daha düzeltmiş oldu. insanlar dinden çıkmakta veya inanmaya devam etmekte özgürdür.
sahte incilerde bir kişinin tanrı'dan uzaklaşması durumunda sonsuza dek kaybolduğu ve öldürülmesi gerektiği iddia ediliyor:
"imanından dönen birinin tekrar tövbe etmeye nasıl getirilebileceğini düşünün. bir zamanlar tanrı'nın ışığında olanlar; göğün armağanını tadanlar ve kutsal ruh'tan paylarını alanlar; tanrı'nın sözünün iyi olduğunu tecrübe edenler ve gelecek çağın güçlerini hissetmiş olanlar; sonra imanlarını terk ettiler! onları tekrar tövbeye getirmek imkânsızdır, çünkü tanrı'nın oğlunu yeniden çarmıha geriyorlar ve onu herkesin önünde utandırıyorlar." (ibraniler 6:4-6)
ve
"fakat doğru kişi, doğruluğundan döner ve kötülük işlerse, kötü adamın yaptığı tüm iğrençlikleri yaparsa, yaşayacak mı? yaptığı doğrulukların hiçbiri hatırlanmayacak: işlediği suçtan ve yaptığı günahtan dolayı, o günahlar içinde ölecek." (hezekiel 18:24)
sahte incillerdeki daha sonraki yazılar da dinden dönenlerin ölümle cezalandırılması gerektiğini yazmakta maalesef:
"gerçeği öğrendikten sonra günah işlemeye devam edersek, günahların bağışlanması için artık kurban yoktur. tanrı'ya karşı yaşayan herkesi yok edecek korkunç ateşi ve yargıyı beklemekten başka bir şey kalmaz. musa'nın yasasına itaat etmeyi reddeden herkes, iki ya da üç tanığın verdiği kanıtla merhametsizce ölüme mahkûm edilirdi. peki, tanrı'nın oğluna saygısızlık eden, onu kutsal kılan antlaşmanın kanına diğer insanların kanı gibi bakan ve tanrı'nın lütfunun ruhunu aşağılayanlara ne yapılmalı? kesinlikle daha kötü bir ceza hak etmiyorlar mı?" (ibraniler 10:26-29)
buna karşılık, kutsal kuran ise herkesin inancında özgür olduğunu, zaten dünyadaki imtihan hayatının amacının kendinle yüzleşmek ve inancını serbestçe yaşamak olduğunu belirtir. inancından sonra inkar edenler sadece manevi rehberlikten mahrum kalırlar:
"bu, onların önce iman edip sonra inkâr etmelerindendir. bunun üzerine kalplerine bir mühür vuruldu, artık anlayamazlar." (münafikun 63:3)
kutsal kuran insanların inançlarında özgür olduklarını defalarca belirtir:
"dinde zorlama yoktur. artık doğru, yanlıştan ayrılmıştır. artık kim tağutu inkâr edip allah'a iman ederse, kopmak bilmeyen sağlam bir kulpa yapışmıştır. allah her şeyi işitir ve bilir." (bakara 2:256)
ve tekrar hatırlatalım, kimseye inancından dolayı tokat dahi atamazsınız kuran'a göre. herkes özgürce istediği şeye inanacak ki ahirette bir itiraz hakkı kalmasın. zaten bu imtihan dünyasının hedefi budur:
emre1974tr.blogspot.com/201...
böylece kutsal kuran piyasadaki sahte incilleri bir kez daha düzeltmiş oldu. insanlar dinden çıkmakta veya inanmaya devam etmekte özgürdür.
devamını gör...
5.
bir diğer misalini sunacak olursak:
sahte tevrat'a göre nuh, eşi, üç oğlu ve üç gelini ile birlikte eksiksiz bir aile olarak gemiye binmiş ve tufan'dan kurtulmuştur. bu anlatım, kurtuluşun adeta bir soy ve kan bağı meselesi olduğu izlenimini verir.
yaratılış 7:7: "nuh, oğulları, karısı, gelinleri tufan'dan kurtulmak için gemiye bindiler."
buna karşılık kutsal kuran, bu olayın ardındaki derin teolojik gerçeği ortaya koyar. kurtuluş, soy bağıyla değil, iman ve teslimiyetle mümkündür. nuh'un oğlu, inkâr ettiği için babasıyla birlikte gemiye binmeyi reddetmiş ve boğulanlardan olmuştur. aynı şekilde nuh'un ve lut'un eşlerinin de "ihanet ettikleri" için helak oldukları belirtilir.
hûd suresi, 42-43. ayetler: "(gemi) onları dağlar gibi dalgalar arasında götürürken nuh, bir kenarda duran oğluna, 'yavrucuğum, bizimle beraber bin, kâfirlerle beraber olma!' diye seslendi. o, 'beni sudan koruyacak bir dağa sığınacağım' dedi. nuh, 'bugün allah’ın rahmet ettikleri hariç, o’nun azabından korunacak hiç kimse yoktur' dedi. aralarına dalga girdi ve o da boğulanlardan oldu." tahrim suresi, 10. ayet: "allah, inkâr edenlere nuh'un karısıyla lût'un karısını örnek gösterdi. bu ikisi, kullarımızdan iki salih kişinin nikâhları altındaydı; fakat onlara ihanet ettiler. kocaları, allah’tan gelen hiçbir şeye karşı onlara fayda vermedi ve onlara, 'haydi, ateşe girenlerle beraber siz de girin!' denildi."
kuran, "peygamber soyundan gelmenin" kurtuluş için bir garanti olmadığını, imanın kişisel bir tercih ve sorumluluk olduğunu vurgulayarak yahudilik ve hristiyanlık'taki "seçilmiş soy" ve "vaftizle kurtuluş" gibi kan bağına veya ritüele dayalı kurtuluş anlayışlarını temelden düzeltir.
sahte tevrat'a göre nuh, eşi, üç oğlu ve üç gelini ile birlikte eksiksiz bir aile olarak gemiye binmiş ve tufan'dan kurtulmuştur. bu anlatım, kurtuluşun adeta bir soy ve kan bağı meselesi olduğu izlenimini verir.
yaratılış 7:7: "nuh, oğulları, karısı, gelinleri tufan'dan kurtulmak için gemiye bindiler."
buna karşılık kutsal kuran, bu olayın ardındaki derin teolojik gerçeği ortaya koyar. kurtuluş, soy bağıyla değil, iman ve teslimiyetle mümkündür. nuh'un oğlu, inkâr ettiği için babasıyla birlikte gemiye binmeyi reddetmiş ve boğulanlardan olmuştur. aynı şekilde nuh'un ve lut'un eşlerinin de "ihanet ettikleri" için helak oldukları belirtilir.
hûd suresi, 42-43. ayetler: "(gemi) onları dağlar gibi dalgalar arasında götürürken nuh, bir kenarda duran oğluna, 'yavrucuğum, bizimle beraber bin, kâfirlerle beraber olma!' diye seslendi. o, 'beni sudan koruyacak bir dağa sığınacağım' dedi. nuh, 'bugün allah’ın rahmet ettikleri hariç, o’nun azabından korunacak hiç kimse yoktur' dedi. aralarına dalga girdi ve o da boğulanlardan oldu." tahrim suresi, 10. ayet: "allah, inkâr edenlere nuh'un karısıyla lût'un karısını örnek gösterdi. bu ikisi, kullarımızdan iki salih kişinin nikâhları altındaydı; fakat onlara ihanet ettiler. kocaları, allah’tan gelen hiçbir şeye karşı onlara fayda vermedi ve onlara, 'haydi, ateşe girenlerle beraber siz de girin!' denildi."
kuran, "peygamber soyundan gelmenin" kurtuluş için bir garanti olmadığını, imanın kişisel bir tercih ve sorumluluk olduğunu vurgulayarak yahudilik ve hristiyanlık'taki "seçilmiş soy" ve "vaftizle kurtuluş" gibi kan bağına veya ritüele dayalı kurtuluş anlayışlarını temelden düzeltir.
devamını gör...
6.
isa'nın sadece bir kul ve peygamber olduğunu defalarca belirterek, kutsal kuran yine gerçek bilgiyi sunar.
kuran her zaman isa'yı meryem'in oğlu olarak adlandırır. bu, tıpkı diğer tüm insanlar gibi, annesinin çocuğu olduğu anlamına gelir.
bakara suresi 2:87 musa'ya kitap'ı verdik ve ondan sonra elçiler gönderdik. daha sonra meryem oğlu isa'ya apaçık deliller verdik ve o'nu kutsal ruh ile destekledik. ne zaman size nefsinizin hoşuna gitmeyen bir elçi gelse, kibirleniyor musunuz? bir kısmını yalanlıyor, bir kısmıyla savaşıyor/öldürüyorsunuz!
zuhruf suresi 43:57 meryem oğlu bir örnek olarak verildiğinde, kavminiz ondan yüz çevirdi.
maide suresi 5:110 allah şöyle dedi: "ey meryem oğlu isa, sana ve annene olan nimetimi hatırla; seni kutsal ruh ile desteklediğimi; insanlarla beşikte ve orta yaşta konuştuğunu; sana kitab'ı, hikmeti, tevrat'ı ve incil'i öğrettiğimi; benim iznimle çamurdan kuş şeklini yaratıp ona üflediğinde kuş olduğunu; benim iznimle körü ve alacalıyı iyileştirdiğini; benim iznimle ölüleri dirilttiğini. ve sen onlara apaçık delillerle geldiğinde, israiloğullarından seni engellediğimi; fakat onların içinden inkâr edenlerin 'bu apaçık bir sihirdir!' dediklerini."
ali imran suresi 3:45 denetleyiciler dedi ki: "ey meryem, allah kendi katından bir kelimeyle sana müjde veriyor. onun adı mesih, meryem oğlu isa'dır. bu dünyada ve ahirette şereflidir ve yakın kılınanlardandır."
kuran her zaman isa'yı meryem'in oğlu olarak adlandırır. bu, tıpkı diğer tüm insanlar gibi, annesinin çocuğu olduğu anlamına gelir.
bakara suresi 2:87 musa'ya kitap'ı verdik ve ondan sonra elçiler gönderdik. daha sonra meryem oğlu isa'ya apaçık deliller verdik ve o'nu kutsal ruh ile destekledik. ne zaman size nefsinizin hoşuna gitmeyen bir elçi gelse, kibirleniyor musunuz? bir kısmını yalanlıyor, bir kısmıyla savaşıyor/öldürüyorsunuz!
zuhruf suresi 43:57 meryem oğlu bir örnek olarak verildiğinde, kavminiz ondan yüz çevirdi.
maide suresi 5:110 allah şöyle dedi: "ey meryem oğlu isa, sana ve annene olan nimetimi hatırla; seni kutsal ruh ile desteklediğimi; insanlarla beşikte ve orta yaşta konuştuğunu; sana kitab'ı, hikmeti, tevrat'ı ve incil'i öğrettiğimi; benim iznimle çamurdan kuş şeklini yaratıp ona üflediğinde kuş olduğunu; benim iznimle körü ve alacalıyı iyileştirdiğini; benim iznimle ölüleri dirilttiğini. ve sen onlara apaçık delillerle geldiğinde, israiloğullarından seni engellediğimi; fakat onların içinden inkâr edenlerin 'bu apaçık bir sihirdir!' dediklerini."
ali imran suresi 3:45 denetleyiciler dedi ki: "ey meryem, allah kendi katından bir kelimeyle sana müjde veriyor. onun adı mesih, meryem oğlu isa'dır. bu dünyada ve ahirette şereflidir ve yakın kılınanlardandır."
devamını gör...
7.
bir önemli örnek de adalet konusunda gerçekleşmektedir;
sahte tevrat, kasıtlı adam öldürme konusunda son derece katı bir kural koyar: "göze göz, dişe diş, ele el, ayağa ayak." bu kural, öldürülen kişinin ailesine af yetkisi veya kan bedeli (diyet) alma seçeneği sunmaz. ceza, değişmez bir şekilde katilin öldürülmesidir. affetme veya tazminat gibi alternatif bir yol yoktur.
mısır'dan çıkış 21:23-24: "...can yerine can, göz yerine göz, diş yerine diş, el yerine el, ayak yerine ayak vereceksin."
kutsal kuran'ın düzeltmesi ve eklediği merhamet boyutu: kuran, kısasın (suça denk cezanın) bir hak olduğunu kabul eder. ancak hemen ardından, tahrif edilmiş metinlerde bulunmayan, devrim niteliğinde bir seçenek sunar: affetme ve diyet (kan bedeli). kuran, maktulün velisine (ailesine) katili affetme veya bir bedel karşılığında kısastan vazgeçme hakkı tanır. hatta affetmeyi teşvik eder.
bakara suresi, 178. ayet: "...ey iman edenler! öldürülenler hakkında size kısas farz kılındı... fakat her kim, (öldürülenin) kardeşi (velisi) tarafından bir miktar bağışlanırsa, artık ona hakkaniyetle uymalı ve diyeti ona güzellikle ödemelidir. bu, rabbinizden bir hafifletme ve bir rahmettir."
düzeltmenin önemi: kutsal kuran, adaleti sadece cezalandırmak olarak görmez. adaletin içine merhameti, toplumsal barışı ve insan hayatını koruma prensibini de yerleştirir. bu, allah'ın dininin sadece cezadan ibaret olmadığını, aynı zamanda af ve merhameti de esas aldığını gösteren mükemmel bir düzeltmedir. bu "af ve diyet" seçeneği kuran'a özgü bir hükümdür.
sahte tevrat, kasıtlı adam öldürme konusunda son derece katı bir kural koyar: "göze göz, dişe diş, ele el, ayağa ayak." bu kural, öldürülen kişinin ailesine af yetkisi veya kan bedeli (diyet) alma seçeneği sunmaz. ceza, değişmez bir şekilde katilin öldürülmesidir. affetme veya tazminat gibi alternatif bir yol yoktur.
mısır'dan çıkış 21:23-24: "...can yerine can, göz yerine göz, diş yerine diş, el yerine el, ayak yerine ayak vereceksin."
kutsal kuran'ın düzeltmesi ve eklediği merhamet boyutu: kuran, kısasın (suça denk cezanın) bir hak olduğunu kabul eder. ancak hemen ardından, tahrif edilmiş metinlerde bulunmayan, devrim niteliğinde bir seçenek sunar: affetme ve diyet (kan bedeli). kuran, maktulün velisine (ailesine) katili affetme veya bir bedel karşılığında kısastan vazgeçme hakkı tanır. hatta affetmeyi teşvik eder.
bakara suresi, 178. ayet: "...ey iman edenler! öldürülenler hakkında size kısas farz kılındı... fakat her kim, (öldürülenin) kardeşi (velisi) tarafından bir miktar bağışlanırsa, artık ona hakkaniyetle uymalı ve diyeti ona güzellikle ödemelidir. bu, rabbinizden bir hafifletme ve bir rahmettir."
düzeltmenin önemi: kutsal kuran, adaleti sadece cezalandırmak olarak görmez. adaletin içine merhameti, toplumsal barışı ve insan hayatını koruma prensibini de yerleştirir. bu, allah'ın dininin sadece cezadan ibaret olmadığını, aynı zamanda af ve merhameti de esas aldığını gösteren mükemmel bir düzeltmedir. bu "af ve diyet" seçeneği kuran'a özgü bir hükümdür.
devamını gör...
8.
kutsal kuran dinin ve tebliğin maddi kazanç haline getirilmesini temelden reddederek/yasaklayarak piyasadaki incilleri bir kez daha düzeltmektedir;
piyasadaki sahte tevrat'ta levililer soyundan gelen kâhinlerin ve din adamlarının, halkın sunduğu adaklar ve vergilerle (ondalık) geçimini sağladığı bir sistem kurulmuştur. bu, din hizmetini profesyonel bir meslek ve bir geçim kaynağı haline getirmiştir. incil'de de pavlus, "incil'i duyuranların geçimlerini incil'den sağlamaları gerektiğini" belirtir (1. korintliler 9:14). bu durum, tebliğin maddi bir karşılık beklentisiyle yapılabileceği algısını oluşturur.
kuran'ın düzeltmesi ve evrensel peygamber ilkesi: kuran, nuh'tan muhammed'e kadar tüm peygamberlerin ortak bir ilkesini defalarca vurgular: onlar, tebliğlerine karşılık halktan hiçbir maddi ücret veya kişisel çıkar talep etmemişlerdir. onların tek beklentisi, mükafatlarını yalnızca allah'tan almaktır.
şu'arâ suresi, 109, 127, 145, 164, 180. ayetler (nuh, hûd, salih, lût, şuayb'ın dilinden tekrar eden ifade): "buna karşılık sizden hiçbir ücret istemiyorum. benim ücretim ancak âlemlerin rabbine aittir." yâsîn suresi, 21. ayet: "sizden hiçbir ücret istemeyen bu kimselere uyun, onlar hidayete ermiş kimselerdir."
düzeltmenin önemi: kuran, dinin ve tebliğin, bir kazanç kapısı veya profesyonel bir meslek haline getirilmesini temelden reddeder. bir mesajın ilahi olmasının en büyük kanıtlarından birinin, o mesajı getirenin hiçbir dünyevi çıkar peşinde koşmaması olduğunu öğretir. bu ilkeyi tüm peygamberler için ortak bir payda olarak sunarak, kuran, önceki dinlerde zamanla oluşan "ruhban sınıfı" ve "din adamlarının geçimini sağlama" sistemlerini eleştirir ve peygamberlerin asıl sünnetinin bu olmadığını ortaya koyar.
piyasadaki sahte tevrat'ta levililer soyundan gelen kâhinlerin ve din adamlarının, halkın sunduğu adaklar ve vergilerle (ondalık) geçimini sağladığı bir sistem kurulmuştur. bu, din hizmetini profesyonel bir meslek ve bir geçim kaynağı haline getirmiştir. incil'de de pavlus, "incil'i duyuranların geçimlerini incil'den sağlamaları gerektiğini" belirtir (1. korintliler 9:14). bu durum, tebliğin maddi bir karşılık beklentisiyle yapılabileceği algısını oluşturur.
kuran'ın düzeltmesi ve evrensel peygamber ilkesi: kuran, nuh'tan muhammed'e kadar tüm peygamberlerin ortak bir ilkesini defalarca vurgular: onlar, tebliğlerine karşılık halktan hiçbir maddi ücret veya kişisel çıkar talep etmemişlerdir. onların tek beklentisi, mükafatlarını yalnızca allah'tan almaktır.
şu'arâ suresi, 109, 127, 145, 164, 180. ayetler (nuh, hûd, salih, lût, şuayb'ın dilinden tekrar eden ifade): "buna karşılık sizden hiçbir ücret istemiyorum. benim ücretim ancak âlemlerin rabbine aittir." yâsîn suresi, 21. ayet: "sizden hiçbir ücret istemeyen bu kimselere uyun, onlar hidayete ermiş kimselerdir."
düzeltmenin önemi: kuran, dinin ve tebliğin, bir kazanç kapısı veya profesyonel bir meslek haline getirilmesini temelden reddeder. bir mesajın ilahi olmasının en büyük kanıtlarından birinin, o mesajı getirenin hiçbir dünyevi çıkar peşinde koşmaması olduğunu öğretir. bu ilkeyi tüm peygamberler için ortak bir payda olarak sunarak, kuran, önceki dinlerde zamanla oluşan "ruhban sınıfı" ve "din adamlarının geçimini sağlama" sistemlerini eleştirir ve peygamberlerin asıl sünnetinin bu olmadığını ortaya koyar.
devamını gör...
9.
çok önemli bir örneği de şudur:
sahte tevrat’ın yaratılış (tekvin) 11:1-9 pasajında şöyle bir hikâye anlatılır: yeryüzündeki bütün insanlar tek bir dil konuşmaktadır. bu topluluk şinar (bâbil) ovasına gelir, “göklere erişen” bir kule inşa etmeye koyulur ve “adlarını duyurmak” ister. tanrı bunu bir tehdit olarak görür; insanların “tek halk ve tek dil” oluşu onları sınır tanımaz kılacaktır. bu yüzden iner, dillerini karıştırır, birbirlerini anlayamaz hâle getirir ve insanları yeryüzüne dağıtır. çoğul dillerin ve ulusların kökeni böylece “ilâhî bir ceza” olarak açıklanır; kule yarım kalır, mekâna da “karışıklık” anlamında bâbel adı verilir.
bu rivayet üç büyük problem barındırır:
teolojik problem: tanrı, beşerî bir kıskançlık ya da tehdit algısına kapılmış gibi gösterilir; insanların teknolojik atılımından kaygı duyan, bunu engellemek için kaos üreten bir varlık tasviri sunulur.
ahlâkî-sosyolojik problem: dillerin ve milletlerin çoğulluğu, “lanetli bir kırılma”nın ürünü olarak damgalanır; kültürel çeşitlilik negatif kodlanır.
tarih-bilimsel problem: dilbilim ve arkeogenetik veriler, dillerin tek bir merkezde ani bir kopuşla değil, uzun bir evrim ve çoklu coğrafî odaklar üzerinden çeşitlendiğini ortaya koyar. “tek dil–ani parçalanma” modeli güncel verilerle uyuşmaz.
buna karşılık kutsal kuran bu anlatıyı üç cepheden kökten düzeltir:
rum 30/22, “dillerinizin ve renklerinizin farklılığı o’nun âyetlerindendir” diyerek çoğulluğu cezadan değil, ilâhî sanat ve rahmetten kaynaklanan bir mucize olarak niteler. dil ve ırk ayrımının amacı, hucurât 49/13’te açıklandığı gibi “tanışıp kaynaşmaktır”, üstünlük veya ceza vesilesi değildir.
kutsal kuran’da allah, insan çabasından korkan bir varlık olarak tasvir edilmez. o, mutlak kudret sahibidir; çeşitliliği bilinçli biçimde yaratır, sonra da ilâhî imtihanın bir parçası kılar. “dillerin karıştırılması” motifi yoktur; dolayısıyla tanrı’ya atfedilen beşerî zaaflar temizlenir.
ve yüksek kule yapma çabasını halka değil, hükümdarlara yöneltir kuran. yani toplum veya insanlık değil sadece kralları istemişti bunu.
sonuçta kuran, “bâbil kulesi” efsanesindeki üç katmanlı açmazı bir hamlede çözer: tanrı tasavvurunu insanî zaaflardan arındırır, kültürel-dilsel çeşitliliği rahmet olarak tanımlar, tarih-bilimsel bakımdan da “ani dil kırılması” yerine evrensel ve kademeli bir farklılaşmanın kapısını açar. tek bir düzeltme; teoloji, sosyoloji ve bilim ufkunu eşzamanlı rehabilite eder; kuran’ın “müheymin” (denetleyici-düzeltici) niteliğinin derin bir teyididir.
sahte tevrat’ın yaratılış (tekvin) 11:1-9 pasajında şöyle bir hikâye anlatılır: yeryüzündeki bütün insanlar tek bir dil konuşmaktadır. bu topluluk şinar (bâbil) ovasına gelir, “göklere erişen” bir kule inşa etmeye koyulur ve “adlarını duyurmak” ister. tanrı bunu bir tehdit olarak görür; insanların “tek halk ve tek dil” oluşu onları sınır tanımaz kılacaktır. bu yüzden iner, dillerini karıştırır, birbirlerini anlayamaz hâle getirir ve insanları yeryüzüne dağıtır. çoğul dillerin ve ulusların kökeni böylece “ilâhî bir ceza” olarak açıklanır; kule yarım kalır, mekâna da “karışıklık” anlamında bâbel adı verilir.
bu rivayet üç büyük problem barındırır:
teolojik problem: tanrı, beşerî bir kıskançlık ya da tehdit algısına kapılmış gibi gösterilir; insanların teknolojik atılımından kaygı duyan, bunu engellemek için kaos üreten bir varlık tasviri sunulur.
ahlâkî-sosyolojik problem: dillerin ve milletlerin çoğulluğu, “lanetli bir kırılma”nın ürünü olarak damgalanır; kültürel çeşitlilik negatif kodlanır.
tarih-bilimsel problem: dilbilim ve arkeogenetik veriler, dillerin tek bir merkezde ani bir kopuşla değil, uzun bir evrim ve çoklu coğrafî odaklar üzerinden çeşitlendiğini ortaya koyar. “tek dil–ani parçalanma” modeli güncel verilerle uyuşmaz.
buna karşılık kutsal kuran bu anlatıyı üç cepheden kökten düzeltir:
rum 30/22, “dillerinizin ve renklerinizin farklılığı o’nun âyetlerindendir” diyerek çoğulluğu cezadan değil, ilâhî sanat ve rahmetten kaynaklanan bir mucize olarak niteler. dil ve ırk ayrımının amacı, hucurât 49/13’te açıklandığı gibi “tanışıp kaynaşmaktır”, üstünlük veya ceza vesilesi değildir.
kutsal kuran’da allah, insan çabasından korkan bir varlık olarak tasvir edilmez. o, mutlak kudret sahibidir; çeşitliliği bilinçli biçimde yaratır, sonra da ilâhî imtihanın bir parçası kılar. “dillerin karıştırılması” motifi yoktur; dolayısıyla tanrı’ya atfedilen beşerî zaaflar temizlenir.
ve yüksek kule yapma çabasını halka değil, hükümdarlara yöneltir kuran. yani toplum veya insanlık değil sadece kralları istemişti bunu.
sonuçta kuran, “bâbil kulesi” efsanesindeki üç katmanlı açmazı bir hamlede çözer: tanrı tasavvurunu insanî zaaflardan arındırır, kültürel-dilsel çeşitliliği rahmet olarak tanımlar, tarih-bilimsel bakımdan da “ani dil kırılması” yerine evrensel ve kademeli bir farklılaşmanın kapısını açar. tek bir düzeltme; teoloji, sosyoloji ve bilim ufkunu eşzamanlı rehabilite eder; kuran’ın “müheymin” (denetleyici-düzeltici) niteliğinin derin bir teyididir.
devamını gör...
10.
çok dikkat çekici bir başka örnek de şöyledir:
sahte tevrat'ta, dâvûd peygamber’in bir nüfus sayımı emri vermesi ve bu eylemin tanrı katında büyük bir günah sayılmasıyla sonuçlanan bir olay anlatılır. bu günahın cezası olarak, israil halkının üzerine bir veba salgını gönderilir ve 70.000 masum insan hayatını kaybeder. ancak bu kıssanın en sarsıcı ve derin problemi, dâvûd’u bu günaha kimin teşvik ettiğini anlatan iki farklı metnin birbiriyle taban tabana zıt olmasıdır:
1. anlatım (2. samuel 24:1): "rab’bin öfkesi yine israil’e karşı alevlendi ve o [rab], dâvûd’u onlara karşı kışkırttı ve dedi: ‘git, israil ve yahuda’yı say.’"
2. anlatım (1. tarihler 21:1): "şeytan, israil’e karşı durdu ve dâvûd’u israil’i sayması için kışkırttı."
bu iki metin, aynı olayın failini birinde “rab” (tanrı), diğerinde ise “şeytan” olarak gösterir. bu, basit bir detay farkı değil, üç büyük krizi doğuran derin bir teolojik ve ahlâkî çöküştür:
teolojik kriz (tanrı’nın doğası): 2. samuel metnine göre, tanrı’nın kendisi bir peygamberi günah işlemeye teşvik etmekte (kışkırtmakta), sonra da bu günah yüzünden on binlerce masum insanı cezalandırmaktadır. bu, tanrı’yı günahın kaynağı (faili), adaletsiz ve keyfi davranan bir varlık konumuna düşürür. bu, “mutlak iyi” ve “mutlak adil” olan bir tanrı tasavvurunu imkânsız kılar.
ahlâkî ve adalet krizi (kolektif ceza): bir liderin (hem de tanrı tarafından kışkırtılarak işlediği iddia edilen) günahı yüzünden, olayla hiçbir ilgisi olmayan 70.000 masum insanın ölmesi, ilahi adaletin temelini dinamitler. bu, “suçun şahsiliği” ilkesinin tamamen yok sayıldığı bir ilahi despotizm tablosu çizer.
metinsel kriz (tahrifin itirafı): 1. tarihler kitabını yazan kişinin, 2. samuel’deki “tanrı kışkırttı” ifadesinden rahatsız olarak bunu “şeytan kışkırttı” şeklinde değiştirdiği açıktır. bu durum, kutsal kitap metninin kendi içinde teolojik bir problemi çözmek için nasıl insan eliyle değiştirildiğinin (tahrif edildiğinin) en somut kanıtlarından biridir. metin, kendi içindeki çelişkiyle kendi güvenilirliğini sarsar.
kutsal kuran, doğrudan bu olayı anlatmasa da, bu kıssanın yarattığı üç büyük krizi de temelden çözen ve düzelten evrensel ilkeler vazeder:
1. kuran’ın teolojik düzeltmesi: allah asla kötülüğü emretmez. kuran, tanrı’nın günahın kaynağı olduğu fikrini kesin bir dille reddeder. şer ve kötülüğe teşvik, sadece şeytan’ın ve nefsin işidir.
a’râf suresi, 28. ayet: "onlar bir kötülük işledikleri zaman, ‘babalarımızı bu yolda bulduk, bunu bize allah emretti’ derler. de ki: ‘şüphesiz allah, kötülüğü asla emretmez.’ allah’a karşı bilmediğiniz şeyleri mi söylüyorsunuz?" bu ayet, 2. samuel’deki “tanrı kışkırttı” iddiasını kökünden çürütür ve allah’ı her türlü şerden tenzih eder.
2. kuran’ın adalet düzeltmesi: suç ve ceza şahsidir. kuran, ilahi adaletin en temel direği olarak “suçun şahsiliği” ilkesini yerleştirir. hiç kimse bir başkasının günahından sorumlu tutulamaz.
en’âm suresi, 164. ayet: "...hiçbir günahkâr, bir başkasının günah yükünü yüklenmez. sonra dönüşünüz ancak rabbinizedir..." bu ilke, 70.000 masum insanın bir liderin günahı yüzünden helak edilmesi gibi bir adaletsizliği imkânsız kılar ve tevrat’taki ahlâkî krizi çözer.
3. kuran’ın metinsel düzeltmesi: kuran, bir hakem ve düzelticidir (müheymin). kuran, kendisinden önceki kitaplarda meydana gelen bu tür çelişkileri ve tahrifatı düzeltmek üzere gönderilmiş bir “hakem” olduğunu ilan eder.
mâide suresi, 48. ayet: "sana da o kitab’ı (kur'an'ı) hak, önündeki kitapları doğrulayıcı ve onları denetleyici (müheymin) olarak indirdik..." tevrat’ın aynı olayın faili konusunda kendi içinde çelişkiye düşmesi, tam da kuran’ın neden “müheymin” (gözetici, düzeltici) olarak indirildiğinin hikmetini ortaya koyar. kuran, bu tür kriz anlarında hakikatin ne olduğunu beyan eden nihai ölçüttür.
sonuç: dâvûd’un nüfus sayımı kıssası, sahte tevrat metninin nasıl bir teolojik, ahlâkî ve metinsel krize yol açtığının en derin örneklerinden biridir. kutsal kuran, bu olayı doğrudan zikretmese de, vazettiği evrensel ilkelerle bu üç krizi de temelden çözerek; tanrı’yı günahın kaynağı olmaktan, peygamberi haksız cezanın vesilesi olmaktan, adaleti de kolektif zulüm olmaktan kurtarır. bu, kuran’ın sadece bir hikâyeyi değil, tahrif edilmiş bir dinin çöken temel direklerini yeniden inşa eden derin bir furkân olduğunun ispatıdır.
sahte tevrat'ta, dâvûd peygamber’in bir nüfus sayımı emri vermesi ve bu eylemin tanrı katında büyük bir günah sayılmasıyla sonuçlanan bir olay anlatılır. bu günahın cezası olarak, israil halkının üzerine bir veba salgını gönderilir ve 70.000 masum insan hayatını kaybeder. ancak bu kıssanın en sarsıcı ve derin problemi, dâvûd’u bu günaha kimin teşvik ettiğini anlatan iki farklı metnin birbiriyle taban tabana zıt olmasıdır:
1. anlatım (2. samuel 24:1): "rab’bin öfkesi yine israil’e karşı alevlendi ve o [rab], dâvûd’u onlara karşı kışkırttı ve dedi: ‘git, israil ve yahuda’yı say.’"
2. anlatım (1. tarihler 21:1): "şeytan, israil’e karşı durdu ve dâvûd’u israil’i sayması için kışkırttı."
bu iki metin, aynı olayın failini birinde “rab” (tanrı), diğerinde ise “şeytan” olarak gösterir. bu, basit bir detay farkı değil, üç büyük krizi doğuran derin bir teolojik ve ahlâkî çöküştür:
teolojik kriz (tanrı’nın doğası): 2. samuel metnine göre, tanrı’nın kendisi bir peygamberi günah işlemeye teşvik etmekte (kışkırtmakta), sonra da bu günah yüzünden on binlerce masum insanı cezalandırmaktadır. bu, tanrı’yı günahın kaynağı (faili), adaletsiz ve keyfi davranan bir varlık konumuna düşürür. bu, “mutlak iyi” ve “mutlak adil” olan bir tanrı tasavvurunu imkânsız kılar.
ahlâkî ve adalet krizi (kolektif ceza): bir liderin (hem de tanrı tarafından kışkırtılarak işlediği iddia edilen) günahı yüzünden, olayla hiçbir ilgisi olmayan 70.000 masum insanın ölmesi, ilahi adaletin temelini dinamitler. bu, “suçun şahsiliği” ilkesinin tamamen yok sayıldığı bir ilahi despotizm tablosu çizer.
metinsel kriz (tahrifin itirafı): 1. tarihler kitabını yazan kişinin, 2. samuel’deki “tanrı kışkırttı” ifadesinden rahatsız olarak bunu “şeytan kışkırttı” şeklinde değiştirdiği açıktır. bu durum, kutsal kitap metninin kendi içinde teolojik bir problemi çözmek için nasıl insan eliyle değiştirildiğinin (tahrif edildiğinin) en somut kanıtlarından biridir. metin, kendi içindeki çelişkiyle kendi güvenilirliğini sarsar.
kutsal kuran, doğrudan bu olayı anlatmasa da, bu kıssanın yarattığı üç büyük krizi de temelden çözen ve düzelten evrensel ilkeler vazeder:
1. kuran’ın teolojik düzeltmesi: allah asla kötülüğü emretmez. kuran, tanrı’nın günahın kaynağı olduğu fikrini kesin bir dille reddeder. şer ve kötülüğe teşvik, sadece şeytan’ın ve nefsin işidir.
a’râf suresi, 28. ayet: "onlar bir kötülük işledikleri zaman, ‘babalarımızı bu yolda bulduk, bunu bize allah emretti’ derler. de ki: ‘şüphesiz allah, kötülüğü asla emretmez.’ allah’a karşı bilmediğiniz şeyleri mi söylüyorsunuz?" bu ayet, 2. samuel’deki “tanrı kışkırttı” iddiasını kökünden çürütür ve allah’ı her türlü şerden tenzih eder.
2. kuran’ın adalet düzeltmesi: suç ve ceza şahsidir. kuran, ilahi adaletin en temel direği olarak “suçun şahsiliği” ilkesini yerleştirir. hiç kimse bir başkasının günahından sorumlu tutulamaz.
en’âm suresi, 164. ayet: "...hiçbir günahkâr, bir başkasının günah yükünü yüklenmez. sonra dönüşünüz ancak rabbinizedir..." bu ilke, 70.000 masum insanın bir liderin günahı yüzünden helak edilmesi gibi bir adaletsizliği imkânsız kılar ve tevrat’taki ahlâkî krizi çözer.
3. kuran’ın metinsel düzeltmesi: kuran, bir hakem ve düzelticidir (müheymin). kuran, kendisinden önceki kitaplarda meydana gelen bu tür çelişkileri ve tahrifatı düzeltmek üzere gönderilmiş bir “hakem” olduğunu ilan eder.
mâide suresi, 48. ayet: "sana da o kitab’ı (kur'an'ı) hak, önündeki kitapları doğrulayıcı ve onları denetleyici (müheymin) olarak indirdik..." tevrat’ın aynı olayın faili konusunda kendi içinde çelişkiye düşmesi, tam da kuran’ın neden “müheymin” (gözetici, düzeltici) olarak indirildiğinin hikmetini ortaya koyar. kuran, bu tür kriz anlarında hakikatin ne olduğunu beyan eden nihai ölçüttür.
sonuç: dâvûd’un nüfus sayımı kıssası, sahte tevrat metninin nasıl bir teolojik, ahlâkî ve metinsel krize yol açtığının en derin örneklerinden biridir. kutsal kuran, bu olayı doğrudan zikretmese de, vazettiği evrensel ilkelerle bu üç krizi de temelden çözerek; tanrı’yı günahın kaynağı olmaktan, peygamberi haksız cezanın vesilesi olmaktan, adaleti de kolektif zulüm olmaktan kurtarır. bu, kuran’ın sadece bir hikâyeyi değil, tahrif edilmiş bir dinin çöken temel direklerini yeniden inşa eden derin bir furkân olduğunun ispatıdır.
devamını gör...
11.
elişa peygamberle ilgili sahte tevrat anlatısının düzeltilmesi de yine önemli örneklerdendir:
sahte tevrat'ın (eski ahit) 2. krallar 2:23-24 pasajı, ahlaki ve teolojik bir kâbus olan, vicdanı derinden sarsan bir olayı anlatır: peygamber elişa beytel'e giderken, bir grup genç (ibranice ifade ne'arim qetannim "küçük çocuklar" veya "genç adamlar" olarak tercüme edilebilir) tarafından "kel kafalı, yukarı çık! kel kafalı, yukarı çık!" diyerek alay edilir. peygamber arkasını döner, onlara bakar ve rab'bin adıyla onları lanetler. bunun üzerine, ormandan iki dişi ayı çıkar ve bu gençlerden kırk ikisini parçalar.
ister "küçük çocuklar" ister "genç adamlar" olsunlar, bu anlatı hem aklı hem de vicdanı yaralayan üç derin ve vahim sorun sunmaktadır:
1. ahlaki çöküş (orantısız ceza)
işlenen suç (sözlü alay) ile uygulanan ceza (acımasız bir ölüm) arasında kabul edilemez ve korkunç bir orantısızlık vardır. bu sahne, ilahi adaleti değil, ilahi gazabın dehşetini tasvir eder.
2. peygamberliğin itibarsızlaştırılması
merhamet ve hidayet elçisi olması gereken bir peygamber, bir grup gencin alay etmesi karşısında sabır ve şefkat göstermek yerine, onları ölüme gönderen bir lanet okuyan intikamcı ve zalim bir figür olarak sunulur. bu, peygamberlik makamını bir korku ve intikam aracına indirger.
3. teolojik sapma
allah, peygamberinin kişisel öfkesinden kaynaklanan bir laneti anında ve korkunç bir şekilde onaylayan, böylece gençlerin katledilmesini meşrulaştıran bir güç olarak tasvir edilir. bu tasvir, kuran'da vurgulanan "el-halîm" (çok bağışlayıcı, şefkatli), "er-rahmân" (çok merhametli) ve "el-adl" (mutlak adaletli) gibi sıfatlarıyla keskin bir çelişki içindedir.
kutsal kuran'ın düzeltici rolü: evrensel ilkeler aracılığıyla
kuran, bu özel olayı doğrudan zikretmese de, kurduğu evrensel ve değişmez ilkeler aracılığıyla bu hikayenin yarattığı peygamber ve allah tasavvurunun çarpık imajını temelden reddeder ve düzeltir:
kuran ilkesi: peygamberin ahlaki zirvesi ve sınırsız merhameti
kuran, tüm peygamberlerin karakterini insanlık için en yüksek ahlaki paradigma olarak inşa eder. onlar, en ağır hakaret ve saldırılar karşısında bile dayanıklılık gösteren, affeden ve ümmetleri için dua eden şefkat örnekleridir.
kalem suresi, ayet 4: "ve sen (ey muhammed) elbette yüce bir ahlak üzeresin."
al-i imran suresi, ayet 159: "allah'tan bir rahmet sayesinde onlara yumuşak davrandın. şayet kaba ve katı yürekli olsaydın, kesinlikle etrafından dağılıp giderlerdi."
kuran ilkesi: hakaretlere cevap olarak lanet değil, dua ve sabır
kuran'da sunulan peygamberlik modeli, hakaretlere lanetle değil, hidayet için dualarla karşılık verir. peygamber nuh'un halkının alaylarına ve eziyetlerine 950 yıl boyunca sabırla katlanması (ankebut suresi, 29:14), bu ilkenin tarihsel bir onayıdır. peygamberler, kişisel şereflerini değil, ilahi mesajın iyiliğini önceliklendirirler.
kuran ilkesi: ilahi adalet ve cezanın meşru sınırları
kuran'a göre, ilahi ceza (yıkım) çocukça alaylar veya kişisel hakaretler için değil, bir peygamberin getirdiği açık delilleri bilinçli, inatçı ve zalimce toplu bir inkârın sonucu olarak uygulanır. allah kullarına asla zulmetmez ve her birey kendi yaptıklarından sorumludur.
yunus suresi, ayet 44: "şüphesiz allah, insanlara hiçbir şekilde haksızlık etmez; fakat insanlar kendi kendilerine haksızlık ederler."
sonuç
kutsal kuran, sahte tevrat'taki elişa hikayesine doğrudan atıfta bulunmadan, bu hikayenin yarattığı ahlaki ve teolojik çöküşü evrensel ilkeleri aracılığıyla düzeltir. bunu yaparken:
peygamberi, gazap dolu bir intikamcıdan, sabırlı bir merhamet elçisine yükseltir.
allah'ı, peygamberinin öfkesini onaylayan bir güçten, mutlak adaletli ve sonsuz merhametli olan asıl konumuna geri getirir.
ahlaki ilkeyi "bir hakarete karşılık ölüm" barbarlığından, "cehalete karşı sabır, zulme karşı adalet" erdemine dönüştürür.
bu, kuran'ın bir furkân (ölçüt) olduğunun en çarpıcı örneklerinden biridir; sadece belirli bir tarihsel hatayı düzeltmekle kalmayıp, çarpıtılmış bir dinin ahlaki ve teolojik temelini hem vicdanı hem de aklı tatmin edecek şekilde yeniden inşa eder.
sahte tevrat'ın (eski ahit) 2. krallar 2:23-24 pasajı, ahlaki ve teolojik bir kâbus olan, vicdanı derinden sarsan bir olayı anlatır: peygamber elişa beytel'e giderken, bir grup genç (ibranice ifade ne'arim qetannim "küçük çocuklar" veya "genç adamlar" olarak tercüme edilebilir) tarafından "kel kafalı, yukarı çık! kel kafalı, yukarı çık!" diyerek alay edilir. peygamber arkasını döner, onlara bakar ve rab'bin adıyla onları lanetler. bunun üzerine, ormandan iki dişi ayı çıkar ve bu gençlerden kırk ikisini parçalar.
ister "küçük çocuklar" ister "genç adamlar" olsunlar, bu anlatı hem aklı hem de vicdanı yaralayan üç derin ve vahim sorun sunmaktadır:
1. ahlaki çöküş (orantısız ceza)
işlenen suç (sözlü alay) ile uygulanan ceza (acımasız bir ölüm) arasında kabul edilemez ve korkunç bir orantısızlık vardır. bu sahne, ilahi adaleti değil, ilahi gazabın dehşetini tasvir eder.
2. peygamberliğin itibarsızlaştırılması
merhamet ve hidayet elçisi olması gereken bir peygamber, bir grup gencin alay etmesi karşısında sabır ve şefkat göstermek yerine, onları ölüme gönderen bir lanet okuyan intikamcı ve zalim bir figür olarak sunulur. bu, peygamberlik makamını bir korku ve intikam aracına indirger.
3. teolojik sapma
allah, peygamberinin kişisel öfkesinden kaynaklanan bir laneti anında ve korkunç bir şekilde onaylayan, böylece gençlerin katledilmesini meşrulaştıran bir güç olarak tasvir edilir. bu tasvir, kuran'da vurgulanan "el-halîm" (çok bağışlayıcı, şefkatli), "er-rahmân" (çok merhametli) ve "el-adl" (mutlak adaletli) gibi sıfatlarıyla keskin bir çelişki içindedir.
kutsal kuran'ın düzeltici rolü: evrensel ilkeler aracılığıyla
kuran, bu özel olayı doğrudan zikretmese de, kurduğu evrensel ve değişmez ilkeler aracılığıyla bu hikayenin yarattığı peygamber ve allah tasavvurunun çarpık imajını temelden reddeder ve düzeltir:
kuran ilkesi: peygamberin ahlaki zirvesi ve sınırsız merhameti
kuran, tüm peygamberlerin karakterini insanlık için en yüksek ahlaki paradigma olarak inşa eder. onlar, en ağır hakaret ve saldırılar karşısında bile dayanıklılık gösteren, affeden ve ümmetleri için dua eden şefkat örnekleridir.
kalem suresi, ayet 4: "ve sen (ey muhammed) elbette yüce bir ahlak üzeresin."
al-i imran suresi, ayet 159: "allah'tan bir rahmet sayesinde onlara yumuşak davrandın. şayet kaba ve katı yürekli olsaydın, kesinlikle etrafından dağılıp giderlerdi."
kuran ilkesi: hakaretlere cevap olarak lanet değil, dua ve sabır
kuran'da sunulan peygamberlik modeli, hakaretlere lanetle değil, hidayet için dualarla karşılık verir. peygamber nuh'un halkının alaylarına ve eziyetlerine 950 yıl boyunca sabırla katlanması (ankebut suresi, 29:14), bu ilkenin tarihsel bir onayıdır. peygamberler, kişisel şereflerini değil, ilahi mesajın iyiliğini önceliklendirirler.
kuran ilkesi: ilahi adalet ve cezanın meşru sınırları
kuran'a göre, ilahi ceza (yıkım) çocukça alaylar veya kişisel hakaretler için değil, bir peygamberin getirdiği açık delilleri bilinçli, inatçı ve zalimce toplu bir inkârın sonucu olarak uygulanır. allah kullarına asla zulmetmez ve her birey kendi yaptıklarından sorumludur.
yunus suresi, ayet 44: "şüphesiz allah, insanlara hiçbir şekilde haksızlık etmez; fakat insanlar kendi kendilerine haksızlık ederler."
sonuç
kutsal kuran, sahte tevrat'taki elişa hikayesine doğrudan atıfta bulunmadan, bu hikayenin yarattığı ahlaki ve teolojik çöküşü evrensel ilkeleri aracılığıyla düzeltir. bunu yaparken:
peygamberi, gazap dolu bir intikamcıdan, sabırlı bir merhamet elçisine yükseltir.
allah'ı, peygamberinin öfkesini onaylayan bir güçten, mutlak adaletli ve sonsuz merhametli olan asıl konumuna geri getirir.
ahlaki ilkeyi "bir hakarete karşılık ölüm" barbarlığından, "cehalete karşı sabır, zulme karşı adalet" erdemine dönüştürür.
bu, kuran'ın bir furkân (ölçüt) olduğunun en çarpıcı örneklerinden biridir; sadece belirli bir tarihsel hatayı düzeltmekle kalmayıp, çarpıtılmış bir dinin ahlaki ve teolojik temelini hem vicdanı hem de aklı tatmin edecek şekilde yeniden inşa eder.
devamını gör...
12.
kuran'ın piyasa yapması mı
ben söylesem linçlerdiniz
(bkz: sözlüğün en hanımhanımcık aman yarappim yazarı)
ben söylesem linçlerdiniz
(bkz: sözlüğün en hanımhanımcık aman yarappim yazarı)
devamını gör...
13.
lan oğlum hayatınızda bir kez olsun incil okudunuz mu?
aptal aptal konuşmayın. incil ile kur'an alakasız iki kitap.
dolayısıyla biri diğerini düzeltemez. biri diğerinin düzeltilmiş hali değil yani.
ayrıca incil bozulmadı. bin yıllık müslüman anlatısı koca bir yalan yani.
aptal aptal konuşmayın. incil ile kur'an alakasız iki kitap.
dolayısıyla biri diğerini düzeltemez. biri diğerinin düzeltilmiş hali değil yani.
ayrıca incil bozulmadı. bin yıllık müslüman anlatısı koca bir yalan yani.
devamını gör...
14.
düzeltse bile sadece arapça
ben anlamıyom ki
araplar düşünsün yane
ben anlamıyom ki
araplar düşünsün yane
devamını gör...
15.
başta diyeyim, bir teolog değilim. olsam olsam felsefeciyim sadece ama tarihi olarak baktığımızda eski ahit ile yeni ahidin toplamasına incil diyoruz. eski ahit zaten tevrat. yeni ahit ise isa’nın yaşamının dört havari tarafından aktarılması. üçünün bu dediğine diğeri ihtilaflı bir şey diyor.
bu dörtlü 60-80 hatta milattan sonra 90’lı yıllarda yazılan anlatılar. mark’ınkisi ilk (65’ler) matthew ise mark’ın anlatısı ile uyumlu olarak aramice yazılan ve sonradan yunancaya çevrilen bir anlatı. matthew ve luke isa’nın bebeklik anlatısını (yılbaşı hikayesi, üç kralın gökteki kayan yıldızı görmesi falan filan) anlatırken diğerlerinde böyle bir şey yok. matthew ise isa’nın şeceresini anlatarak başlıyor. john ise anlatıdan ziyade doktrine odaklanıyor.
bir de bu anlatılarda yaşanan bir uyumsuzluk da var. mark’taki 661 pasajla kıyasla 600’den fazlası matthew’da var luke ise 350 ile geliyor. ama 200 adet pasaj sadece matthew ve luke’da varken diğerlerinde yok.
bu konuya getirilen en yaygın açıklama ise “iki döküman hipotezi”. deniyor ki mark ve bilmediğimiz bir kaynağın toplamı matthew’in anlatısı. ama bu anlatı toplamları da bir acayip.
luke diyor ki, isa doğduğunda suriye’nin valisi quirinius diye bir adamdı, isa doğduğunda ebeveynleri nüfusa yazdırmaya gitti. evet suriye’de quirinius diye bir vali vardı ama bu adam m.s 6 veya 7’de olan bir şey. 8’de de bir nüfus sayımı var ama bu noktada da quirinius yok. matthew ve luke kral herod’dan bahsediyor - tamam da herod m.ö. 4’te ölmüş bir adam.
dahası da var. yine luke diyor ki vaftizci yahya, imparator tiberius’un 15. senesinde vaaz vermeye başlamış. bu suriye tarihine göre 26-27. yılar, roma’ya göre de 28-29. isa ve yahya hemen anında mı karşılaştı yoksa arada zaman var mıydı? bu meçhul.
nitekim hristiyanlık öğretilerinde özellikle teslis konularında da ayrılık vardı - tam da bu yüzden imparator konstantin 325 yılında iznik konseyini toplayarak teslisi esas ilan etti.
velhasıl ortada bir anlatı var ama işte. kuran bunu düzeltmiş midir bilemem, o kadar dini bilgim yok ama incil anlatısı tarihi gerçeklere çok uyuşmuyor.
bu dörtlü 60-80 hatta milattan sonra 90’lı yıllarda yazılan anlatılar. mark’ınkisi ilk (65’ler) matthew ise mark’ın anlatısı ile uyumlu olarak aramice yazılan ve sonradan yunancaya çevrilen bir anlatı. matthew ve luke isa’nın bebeklik anlatısını (yılbaşı hikayesi, üç kralın gökteki kayan yıldızı görmesi falan filan) anlatırken diğerlerinde böyle bir şey yok. matthew ise isa’nın şeceresini anlatarak başlıyor. john ise anlatıdan ziyade doktrine odaklanıyor.
bir de bu anlatılarda yaşanan bir uyumsuzluk da var. mark’taki 661 pasajla kıyasla 600’den fazlası matthew’da var luke ise 350 ile geliyor. ama 200 adet pasaj sadece matthew ve luke’da varken diğerlerinde yok.
bu konuya getirilen en yaygın açıklama ise “iki döküman hipotezi”. deniyor ki mark ve bilmediğimiz bir kaynağın toplamı matthew’in anlatısı. ama bu anlatı toplamları da bir acayip.
luke diyor ki, isa doğduğunda suriye’nin valisi quirinius diye bir adamdı, isa doğduğunda ebeveynleri nüfusa yazdırmaya gitti. evet suriye’de quirinius diye bir vali vardı ama bu adam m.s 6 veya 7’de olan bir şey. 8’de de bir nüfus sayımı var ama bu noktada da quirinius yok. matthew ve luke kral herod’dan bahsediyor - tamam da herod m.ö. 4’te ölmüş bir adam.
dahası da var. yine luke diyor ki vaftizci yahya, imparator tiberius’un 15. senesinde vaaz vermeye başlamış. bu suriye tarihine göre 26-27. yılar, roma’ya göre de 28-29. isa ve yahya hemen anında mı karşılaştı yoksa arada zaman var mıydı? bu meçhul.
nitekim hristiyanlık öğretilerinde özellikle teslis konularında da ayrılık vardı - tam da bu yüzden imparator konstantin 325 yılında iznik konseyini toplayarak teslisi esas ilan etti.
velhasıl ortada bir anlatı var ama işte. kuran bunu düzeltmiş midir bilemem, o kadar dini bilgim yok ama incil anlatısı tarihi gerçeklere çok uyuşmuyor.
devamını gör...
16.
düzeltir de "müslümanım" dediği halde kitabın hükümlerini yok sayıp ( tefecilik, kölecilik, tekelcilik, içki, kumar, zina, gizli ilişki v.s) işi kendi putuna gösteren luayikçi dingillere kár etmiyor. açık açık mevzu ile ilgili ayetler olduğu halde kendilerini eşeğe vuruyorlar.
neymiş, koskoca tanrı evreni bırakıp ,evrenin içinde toz kadar kalan dünya ile mi uğraşacakmış!
bak bak bak!
maldeğneği, kitap ve içindeki yasalar ne için gönderildi?
neymiş, koskoca tanrı evreni bırakıp ,evrenin içinde toz kadar kalan dünya ile mi uğraşacakmış!
bak bak bak!
maldeğneği, kitap ve içindeki yasalar ne için gönderildi?
devamını gör...
17.
komünist sahte incillerde süleyman peygambere zenginliğinden dolayı atılan iftiraların, kutsal kuran tarafından düzeltilmesi de önemli örneklerdendir:
sahte tevrat’taki iddia (1 krallar 11:4–8):
bu metne göre, yaşlandıkça süleyman, çok sayıda yabancı karısının etkisi altında onların ilahlarına tapmış, onlar için tapınaklar inşa etmiş ve kalbi rabbin’den uzaklaşmıştır. bu durum, bir peygambere atılabilecek en büyük günah olan şirk (allah’a ortak koşma) teşkil eder.
“süleyman yaşlandıkça, karıları kalbini başka tanrılara yöneltti… süleyman… aştaret’e… kemos’a… ve mülk’e tapındı.”
kur’an’ın kesin düzeltmesi (bakara 2:102):
kur’an bu büyük iftirayı açık ve kesin ifadelerle reddeder. süleyman’ın asla küfre (inkara veya şirk’e) düşmediğini, inkâr edenlerin insanlara sihir öğreten şeytanlar olduğunu bildirir. böylece peygamberin masumiyeti tescillenir ve iftiranın kaynağının şeytani öğretimler olduğu ortaya konur.
“…süleyman değil, şeytanlar inkâr etti, insanlara sihir öğretiyorlardı…”
düzeltmenin önemi:
kur’an, tevhid (allah’ın birliği) davasının en büyük savunucularından birine şirk isnadını kesinlikle reddeder. bu sadece bir kişinin itibarını korumak değil, aynı zamanda peygamberlik kurumunun temel direği olan “tevhide bağlılık” ilkesini muhafaza etmektir.
2. büyü ve haram sanatlarla hükmetmekle iftira
yahudi geleneğindeki iddia (talmud ve midraş):
yahudi sözlü geleneğinde ve bazı mistik metinlerde, süleyman’ın gücünün sihirli bir halkadan veya gizli bilgiden kaynaklandığı ve cinleri bu yolla kontrol ettiği efsaneleri yaygındır. bu, gücünü ilahi lütfun ötesinde şüpheli ve karanlık sanatlara dayandırır.
kur’an’ın düzeltmesi (neml 27:15–16; sâbâ 34:12):
kur’an, süleyman’ın gücünün ne sihir ne de kara sanatlar olduğunu; kendisine allah tarafından verilen ilm (bilgi) ve ona boyun eğdirilen varlıklar sayesinde gerçekleştiğini bildirir. cinler, rüzgâr ve hayvanlar, allah’ın emriyle hizmet etmişlerdir, sihirle değil.
“şüphesiz davud ve süleyman’a ilm verdik…” (neml, 15)
“rüzgârı süleyman’a boyun eğdirdik… cinler de rabbinin izniyle onun için çalışıyorlardı.” (sâbâ, 12)
düzeltmenin önemi:
kur’an, süleyman’ın olağanüstü saltanatını her türlü şeytani veya karanlık güçten arındırır; onu bütünüyle ilahi bir lütuf, bir mucize ve bir hediye olarak yeniden tanımlar. bu, mucize ile sihir arasındaki sınırı netleştirir.
3. servet ve refahın onu allah’tan uzaklaştırdığı iddiası
sahte tevrat’ın dolaylı ifâdeleri (1 krallar 11):
tevrat, süleyman’ın şirk’e düşmesinin nedenini aşırı servet ve çok sayıda yabancı kadınla evlenmesine bağlar. bu, servet ve saltanatın bile bir peygamberi sapkârlığa sürükleyebileceği imasını taşır.
kur’an’ın düzeltmesi (sad 38:30–40):
kur’an, süleyman’ın servet ve saltanatını günah sebebi değil, dua yanıtı ve allah’a derin bağlılığının sonucu olarak sunar. atlarının peşinden koşup bir namazını kaçırdığı rivayet edilen olayda bile, hatasını anlayınca derhal büyük bir pişmanlıkla allah’a yönelir. saltanatı, onu allah’tan uzaklaştıran değil, allâh’a şükretmeye sevk eden bir nimettir.
“ne güzel kulu idi! gerçekten sürekli tövbe edenlerdendi.” (sad, 30)
“[süleyman] dedi ki: ‘rabbim! beni bağışla ve bana benden sonra kimseye nasip etmeyeceğin bir krallık bahşet. şüphesiz sen ihsan edenlerin en iyisisin.’” (sad, 35)
düzeltmenin önemi:
kur’an, islam dünyasını yansıtır: hak yolla elde edilen servet ve saltanat, bir bela veya günah nedeni değil, şükredince allah’a yaklaşma vesilesidir. böylece süleyman, dünyevi zevklere kapılan biri değil, saltanatını allah yolunda kullanan “şükreden kul” modeli hâline gelir.
4. cinlerin gaybı bildiği iddiası
yaygın efsanelerin iftirası:
süleyman hikâyeleri etrafında dolaşan efsaneler, ona hizmet eden cinlerin gaybı (geleceği) bildiği inancını yaygınlaştırmıştır.
kur’an’ın düzeltmesi (sâbâ 34:14):
kur’an, çok çarpıcı bir olayla bu inancı yıkar. peygamber süleyman, asâsına dayanarak ölür; cinler ölümünün farkında olmadan zorlu işlerine devam ederler. ancak zemindeki bir hayvan asâyı kemirip kırılmasına sebep olunca, süleyman’ın öldüğünü anlarlar. bu olay üzerinden kur’an, net bir ders verir:
“…o düştüğü zaman cinler, ‘eğer gaybı bilseydik, aşağılayıcı işkenceye dayanmazdık’ diye anladılar.”
düzeltmenin önemi:
bu ayet yalnızca bir efsaneyi çürütmekle kalmaz, aynı zamanda temel bir teolojik ilkeyi tesis eder: gaybı sadece allah bilir—ne cinler ne de başka hiçbir varlık. kur’an, süleyman’ın ölümünü, şirk’in büyük kapısını kapatmak için vesile kılar.
sahte tevrat’taki iddia (1 krallar 11:4–8):
bu metne göre, yaşlandıkça süleyman, çok sayıda yabancı karısının etkisi altında onların ilahlarına tapmış, onlar için tapınaklar inşa etmiş ve kalbi rabbin’den uzaklaşmıştır. bu durum, bir peygambere atılabilecek en büyük günah olan şirk (allah’a ortak koşma) teşkil eder.
“süleyman yaşlandıkça, karıları kalbini başka tanrılara yöneltti… süleyman… aştaret’e… kemos’a… ve mülk’e tapındı.”
kur’an’ın kesin düzeltmesi (bakara 2:102):
kur’an bu büyük iftirayı açık ve kesin ifadelerle reddeder. süleyman’ın asla küfre (inkara veya şirk’e) düşmediğini, inkâr edenlerin insanlara sihir öğreten şeytanlar olduğunu bildirir. böylece peygamberin masumiyeti tescillenir ve iftiranın kaynağının şeytani öğretimler olduğu ortaya konur.
“…süleyman değil, şeytanlar inkâr etti, insanlara sihir öğretiyorlardı…”
düzeltmenin önemi:
kur’an, tevhid (allah’ın birliği) davasının en büyük savunucularından birine şirk isnadını kesinlikle reddeder. bu sadece bir kişinin itibarını korumak değil, aynı zamanda peygamberlik kurumunun temel direği olan “tevhide bağlılık” ilkesini muhafaza etmektir.
2. büyü ve haram sanatlarla hükmetmekle iftira
yahudi geleneğindeki iddia (talmud ve midraş):
yahudi sözlü geleneğinde ve bazı mistik metinlerde, süleyman’ın gücünün sihirli bir halkadan veya gizli bilgiden kaynaklandığı ve cinleri bu yolla kontrol ettiği efsaneleri yaygındır. bu, gücünü ilahi lütfun ötesinde şüpheli ve karanlık sanatlara dayandırır.
kur’an’ın düzeltmesi (neml 27:15–16; sâbâ 34:12):
kur’an, süleyman’ın gücünün ne sihir ne de kara sanatlar olduğunu; kendisine allah tarafından verilen ilm (bilgi) ve ona boyun eğdirilen varlıklar sayesinde gerçekleştiğini bildirir. cinler, rüzgâr ve hayvanlar, allah’ın emriyle hizmet etmişlerdir, sihirle değil.
“şüphesiz davud ve süleyman’a ilm verdik…” (neml, 15)
“rüzgârı süleyman’a boyun eğdirdik… cinler de rabbinin izniyle onun için çalışıyorlardı.” (sâbâ, 12)
düzeltmenin önemi:
kur’an, süleyman’ın olağanüstü saltanatını her türlü şeytani veya karanlık güçten arındırır; onu bütünüyle ilahi bir lütuf, bir mucize ve bir hediye olarak yeniden tanımlar. bu, mucize ile sihir arasındaki sınırı netleştirir.
3. servet ve refahın onu allah’tan uzaklaştırdığı iddiası
sahte tevrat’ın dolaylı ifâdeleri (1 krallar 11):
tevrat, süleyman’ın şirk’e düşmesinin nedenini aşırı servet ve çok sayıda yabancı kadınla evlenmesine bağlar. bu, servet ve saltanatın bile bir peygamberi sapkârlığa sürükleyebileceği imasını taşır.
kur’an’ın düzeltmesi (sad 38:30–40):
kur’an, süleyman’ın servet ve saltanatını günah sebebi değil, dua yanıtı ve allah’a derin bağlılığının sonucu olarak sunar. atlarının peşinden koşup bir namazını kaçırdığı rivayet edilen olayda bile, hatasını anlayınca derhal büyük bir pişmanlıkla allah’a yönelir. saltanatı, onu allah’tan uzaklaştıran değil, allâh’a şükretmeye sevk eden bir nimettir.
“ne güzel kulu idi! gerçekten sürekli tövbe edenlerdendi.” (sad, 30)
“[süleyman] dedi ki: ‘rabbim! beni bağışla ve bana benden sonra kimseye nasip etmeyeceğin bir krallık bahşet. şüphesiz sen ihsan edenlerin en iyisisin.’” (sad, 35)
düzeltmenin önemi:
kur’an, islam dünyasını yansıtır: hak yolla elde edilen servet ve saltanat, bir bela veya günah nedeni değil, şükredince allah’a yaklaşma vesilesidir. böylece süleyman, dünyevi zevklere kapılan biri değil, saltanatını allah yolunda kullanan “şükreden kul” modeli hâline gelir.
4. cinlerin gaybı bildiği iddiası
yaygın efsanelerin iftirası:
süleyman hikâyeleri etrafında dolaşan efsaneler, ona hizmet eden cinlerin gaybı (geleceği) bildiği inancını yaygınlaştırmıştır.
kur’an’ın düzeltmesi (sâbâ 34:14):
kur’an, çok çarpıcı bir olayla bu inancı yıkar. peygamber süleyman, asâsına dayanarak ölür; cinler ölümünün farkında olmadan zorlu işlerine devam ederler. ancak zemindeki bir hayvan asâyı kemirip kırılmasına sebep olunca, süleyman’ın öldüğünü anlarlar. bu olay üzerinden kur’an, net bir ders verir:
“…o düştüğü zaman cinler, ‘eğer gaybı bilseydik, aşağılayıcı işkenceye dayanmazdık’ diye anladılar.”
düzeltmenin önemi:
bu ayet yalnızca bir efsaneyi çürütmekle kalmaz, aynı zamanda temel bir teolojik ilkeyi tesis eder: gaybı sadece allah bilir—ne cinler ne de başka hiçbir varlık. kur’an, süleyman’ın ölümünü, şirk’in büyük kapısını kapatmak için vesile kılar.
devamını gör...
18.
ilk günah veya günahkar doğmak gibi yanlış hıristiyan inançlarını da düzelten yine kutsal kuran'dır sadece:
hristiyan teolojisinin temelini, adem'in işlediği ilk günahın nesilden nesile tüm insanlığa miras kaldığını ileri süren "aslî günah" inancı oluşturur. buna göre her insan günahkâr olarak doğar ve bu günahtan ancak isa'ya iman ederek kurtulabilir.
romalılar 5:12: "bu yüzden, günah bir insan aracılığıyla dünyaya girdiği gibi, ölüm de günah aracılığıyla girdi ve böylece ölüm bütün insanlara yayıldı, çünkü hepsi günah işledi—"
kur'an'ın düzeltmesi:
kur'an, bu teolojiyi tamamen reddeder. adem'in hatasının kişisel olduğunu, tövbe ettiğini ve allah'ın da onun tövbesini kabul ettiğini belirtir. hiç kimse bir başkasının günahının yükünü taşımaz. her çocuk, islam fıtratı (allah'ı tanıma konusundaki doğuştan gelen potansiyel) üzerine tertemiz doğar.
bakara suresi, 37. ayet: "derken âdem, rabbinden (birtakım) kelimeler aldı ve o da onun tövbesini kabul etti. şüphesiz o, tövbeleri çok kabul eden, çok merhametli olandır."
necm suresi, 38. ayet: "hiçbir yük taşıyıcı, bir başkasının yükünü taşımaz."
düzeltmenin önemi:
kur'an, insanlığı kalıtsal bir suçluluk psikolojisinden kurtarır.
insan ile allah arasına "kefaret" veya "aracı" gibi kavramları sokarak insanlığı pasif kılan bir kadercilik anlayışı yerine kur'an; kişisel sorumluluğu, özgür iradeyi ve tövbe kapısının herkese açık olduğunu ilan ederek insanın onurunu ve aktif rolünü iade eder.
hatırlatalım; insanoğlu en başından bizim imtihan evrenimiz için yaratılmıştı. yani adem'in veya başkasının yaptığı bir hatadan dolayı değil. adem ve eşi sadece, yaptıkları hatadan dolayı cennetteki diğer kişilerden daha önce dünyaya gönderildiler. diğer cennette yaratılan ilk insanlar ise daha geç geldiler. kutsal kuran bu açıdan da piyasadaki incilleri düzeltir. yani ilk yaratılan insanlar ikiden fazla kişiydiler.
kader ve özgür irade demişken bu arada: emre1974tr.blogspot.com/201...
hristiyan teolojisinin temelini, adem'in işlediği ilk günahın nesilden nesile tüm insanlığa miras kaldığını ileri süren "aslî günah" inancı oluşturur. buna göre her insan günahkâr olarak doğar ve bu günahtan ancak isa'ya iman ederek kurtulabilir.
romalılar 5:12: "bu yüzden, günah bir insan aracılığıyla dünyaya girdiği gibi, ölüm de günah aracılığıyla girdi ve böylece ölüm bütün insanlara yayıldı, çünkü hepsi günah işledi—"
kur'an'ın düzeltmesi:
kur'an, bu teolojiyi tamamen reddeder. adem'in hatasının kişisel olduğunu, tövbe ettiğini ve allah'ın da onun tövbesini kabul ettiğini belirtir. hiç kimse bir başkasının günahının yükünü taşımaz. her çocuk, islam fıtratı (allah'ı tanıma konusundaki doğuştan gelen potansiyel) üzerine tertemiz doğar.
bakara suresi, 37. ayet: "derken âdem, rabbinden (birtakım) kelimeler aldı ve o da onun tövbesini kabul etti. şüphesiz o, tövbeleri çok kabul eden, çok merhametli olandır."
necm suresi, 38. ayet: "hiçbir yük taşıyıcı, bir başkasının yükünü taşımaz."
düzeltmenin önemi:
kur'an, insanlığı kalıtsal bir suçluluk psikolojisinden kurtarır.
insan ile allah arasına "kefaret" veya "aracı" gibi kavramları sokarak insanlığı pasif kılan bir kadercilik anlayışı yerine kur'an; kişisel sorumluluğu, özgür iradeyi ve tövbe kapısının herkese açık olduğunu ilan ederek insanın onurunu ve aktif rolünü iade eder.
hatırlatalım; insanoğlu en başından bizim imtihan evrenimiz için yaratılmıştı. yani adem'in veya başkasının yaptığı bir hatadan dolayı değil. adem ve eşi sadece, yaptıkları hatadan dolayı cennetteki diğer kişilerden daha önce dünyaya gönderildiler. diğer cennette yaratılan ilk insanlar ise daha geç geldiler. kutsal kuran bu açıdan da piyasadaki incilleri düzeltir. yani ilk yaratılan insanlar ikiden fazla kişiydiler.
kader ve özgür irade demişken bu arada: emre1974tr.blogspot.com/201...
devamını gör...
19.
kutsal kuran tanrı'nın kusursuz ve değişmez olduğunu anlatarak yine piyasadaki incilleri düzeltir:
sahte tevrat’ın yaratılış (tekvin) 6:5-7 pasajında, tufan öncesi bir durum anlatılır: tanrı, yarattığı insanların kötülüğünden dolayı “yüreği sızlar” ve “insanı yarattığına pişman olur”. bu pişmanlık üzerine, yarattığı her şeyi yok etmeye karar verir. benzer ifadeler başka yerlerde de geçer; örneğin samuel 15:35’te tanrı’nın saul’u kral yaptığına pişman olduğu söylenir.
“rab yeryüzünde insanın yaptığını görünce, yarattığı insana yüreği sızladı. rab, ‘yarattığım insanları, hayvanları, sürüngenleri, kuşları yeryüzünden silip atacağım’ dedi, ‘çünkü onları yarattığıma pişman oldum.’” (yaratılış 6:5-7)
bu rivayet, yine teoloji ve felsefeyi derinden sarsan büyük problemler barındırır:
teolojik problem (tanrı’nın değişmezliği): tanrı, kendi eylemlerinden (insanı yaratmak) pişmanlık duyan, kararını değiştiren ve duygusal bir sızı hisseden bir varlık olarak tasvir edilir. bu, o’nun “mutlak bilgi” (her şeyi önceden bilen) ve “mutlak hikmet” (hata yapmayan) sıfatlarıyla çelişir. eğer tanrı pişman olursa, o’nun ilmi ve iradesi kusurlu demektir.
ahlâkî problem (yaratılışın anlamsızlığı): pişmanlık, yaratılışın bir hata olduğunu ima eder. bu, evrenin ve insanın varoluşunu anlamsız kılar; tanrı’nın yarattığı bir şeyi sonradan yok etmek istemesi, ilahi adaleti ve merhameti sorgulatır.
felsefi problem (zaman ve bilgi): pişmanlık, tanrı’nın zaman içinde değişen bir varlık olduğunu varsayar. geleceği bilmeyen, sonradan pişman olan bir tanrı, insanî zaaflara sahip demektir.
kuran, bu bozulmuş tanrı tasavvurunu, doğrudan bir kıssayla değil, evrensel ve değişmez ilkelerle kökten reddeder ve tashih eder:
1. kuran’ın teolojik düzeltmesi: allah asla pişman olmaz. kuran, allah’ın kararlarının değişmez olduğunu ve o’nun hiçbir eyleminden pişmanlık duymayacağını vurgular. her şey, önceden belirlenmiş bir hikmet ve bilgi üzerine kuruludur.
bakara suresi, 255. ayet (ayetel kürsi): “o’nun ilmi, her şeyi kuşatmıştır... o’nu ne bir uyuklama tutar, ne de bir uyku.” hûd suresi, 1. ayet: “bu, hikmet sahibi ve her şeyden haberdar olan allah katından, âyetleri sağlam kılınmış, sonra da açıklanmış bir kitap’tır.”
2. kuran’ın ahlâkî düzeltmesi: yaratılış bir hata değil, bir imtihandır. kuran, yaratılışın amacını pişmanlık duyulacak bir hata olarak değil, insanın imtihanı ve güzel ameller yapması, kendiyle yüzleşmesi ve böylece kulların ahirette itiraz hakkı kalmaması için bir hikmet olarak tanımlar. ayrıca bu dünya hayatının bir amacı da kulların ahiret öncesi küçük ceza ve mükafatları deneyimlemeye başlamasıdır. allah, her şeyi önceden bilerek yaratır ve hiçbir şey o’nu şaşırtmaz.
mülk suresi, 2. ayet: “o, hanginizin daha güzel amel yapacağını denemek için ölümü ve hayatı yaratandır. o, mutlak güç sahibidir, çok bağışlayandır.”
3. kuran’ın felsefi düzeltmesi: allah zamanın dışındadır. kuran, allah’ın zaman ve mekânın ötesinde olduğunu, geçmiş-şimdi-gelecek ayrımının o’nda olmadığını belirtir. pişmanlık, zaman içinde değişmeyi gerektirir; ancak allah değişmezdir.
hûd suresi, 107. ayet: “göklerde ve yerde olanlar o’nundur. hüküm o’nundur ve dönüş o’nadır.”
sonuç: kutsal kuran, sahte tevrat’taki “pişman tanrı” iddiasının yarattığı krizi bir hamlede onarır:
tanrı’yı, hata yapan ve duygusal sızı duyan bir varlık olmaktan çıkarıp, mutlak hikmet ve bilgi sahibi bir rab konumuna yükseltir.
yaratılışı, pişmanlık duyulacak bir hata olmaktan çıkarıp, anlamlı bir imtihan ve hikmet olarak tanımlar.
felsefi bakımdan, tanrı’yı zamanın içinde değişen bir figür olmaktan çıkarıp, zamansız ve değişmez bir varlık olarak konumlandırır.
sahte tevrat’ın yaratılış (tekvin) 6:5-7 pasajında, tufan öncesi bir durum anlatılır: tanrı, yarattığı insanların kötülüğünden dolayı “yüreği sızlar” ve “insanı yarattığına pişman olur”. bu pişmanlık üzerine, yarattığı her şeyi yok etmeye karar verir. benzer ifadeler başka yerlerde de geçer; örneğin samuel 15:35’te tanrı’nın saul’u kral yaptığına pişman olduğu söylenir.
“rab yeryüzünde insanın yaptığını görünce, yarattığı insana yüreği sızladı. rab, ‘yarattığım insanları, hayvanları, sürüngenleri, kuşları yeryüzünden silip atacağım’ dedi, ‘çünkü onları yarattığıma pişman oldum.’” (yaratılış 6:5-7)
bu rivayet, yine teoloji ve felsefeyi derinden sarsan büyük problemler barındırır:
teolojik problem (tanrı’nın değişmezliği): tanrı, kendi eylemlerinden (insanı yaratmak) pişmanlık duyan, kararını değiştiren ve duygusal bir sızı hisseden bir varlık olarak tasvir edilir. bu, o’nun “mutlak bilgi” (her şeyi önceden bilen) ve “mutlak hikmet” (hata yapmayan) sıfatlarıyla çelişir. eğer tanrı pişman olursa, o’nun ilmi ve iradesi kusurlu demektir.
ahlâkî problem (yaratılışın anlamsızlığı): pişmanlık, yaratılışın bir hata olduğunu ima eder. bu, evrenin ve insanın varoluşunu anlamsız kılar; tanrı’nın yarattığı bir şeyi sonradan yok etmek istemesi, ilahi adaleti ve merhameti sorgulatır.
felsefi problem (zaman ve bilgi): pişmanlık, tanrı’nın zaman içinde değişen bir varlık olduğunu varsayar. geleceği bilmeyen, sonradan pişman olan bir tanrı, insanî zaaflara sahip demektir.
kuran, bu bozulmuş tanrı tasavvurunu, doğrudan bir kıssayla değil, evrensel ve değişmez ilkelerle kökten reddeder ve tashih eder:
1. kuran’ın teolojik düzeltmesi: allah asla pişman olmaz. kuran, allah’ın kararlarının değişmez olduğunu ve o’nun hiçbir eyleminden pişmanlık duymayacağını vurgular. her şey, önceden belirlenmiş bir hikmet ve bilgi üzerine kuruludur.
bakara suresi, 255. ayet (ayetel kürsi): “o’nun ilmi, her şeyi kuşatmıştır... o’nu ne bir uyuklama tutar, ne de bir uyku.” hûd suresi, 1. ayet: “bu, hikmet sahibi ve her şeyden haberdar olan allah katından, âyetleri sağlam kılınmış, sonra da açıklanmış bir kitap’tır.”
2. kuran’ın ahlâkî düzeltmesi: yaratılış bir hata değil, bir imtihandır. kuran, yaratılışın amacını pişmanlık duyulacak bir hata olarak değil, insanın imtihanı ve güzel ameller yapması, kendiyle yüzleşmesi ve böylece kulların ahirette itiraz hakkı kalmaması için bir hikmet olarak tanımlar. ayrıca bu dünya hayatının bir amacı da kulların ahiret öncesi küçük ceza ve mükafatları deneyimlemeye başlamasıdır. allah, her şeyi önceden bilerek yaratır ve hiçbir şey o’nu şaşırtmaz.
mülk suresi, 2. ayet: “o, hanginizin daha güzel amel yapacağını denemek için ölümü ve hayatı yaratandır. o, mutlak güç sahibidir, çok bağışlayandır.”
3. kuran’ın felsefi düzeltmesi: allah zamanın dışındadır. kuran, allah’ın zaman ve mekânın ötesinde olduğunu, geçmiş-şimdi-gelecek ayrımının o’nda olmadığını belirtir. pişmanlık, zaman içinde değişmeyi gerektirir; ancak allah değişmezdir.
hûd suresi, 107. ayet: “göklerde ve yerde olanlar o’nundur. hüküm o’nundur ve dönüş o’nadır.”
sonuç: kutsal kuran, sahte tevrat’taki “pişman tanrı” iddiasının yarattığı krizi bir hamlede onarır:
tanrı’yı, hata yapan ve duygusal sızı duyan bir varlık olmaktan çıkarıp, mutlak hikmet ve bilgi sahibi bir rab konumuna yükseltir.
yaratılışı, pişmanlık duyulacak bir hata olmaktan çıkarıp, anlamlı bir imtihan ve hikmet olarak tanımlar.
felsefi bakımdan, tanrı’yı zamanın içinde değişen bir figür olmaktan çıkarıp, zamansız ve değişmez bir varlık olarak konumlandırır.
devamını gör...
20.
piyasadaki kur'an nasıl düzeltilecek peki?
devamını gör...