kur’an’ın piyasadaki incil’leri düzeltmesi
başlık "emre_1974tr" tarafından 12.07.2024 08:04 tarihinde açılmıştır.
41.
birbirinden farklı kaç kur'an olduğunu sorsak, muhtemelen cevap veremeyecek yazarın "sahte tevrat" söylemli konusu.
devamını gör...
42.
yalnız tanrının yalnızca iki update yayınlaması yakışmamış, zira samsung bile yedi sürüm update garantisi veriyor.
devamını gör...
43.
ahzab 50. ayetini çarpıtılması ve kur'an'cının buna cevap vermeyerek havanda su dövmesiyle gerçekleşen mevzu.
ahzab 50.
ey peygamber! mehirlerini verdiğin eşlerini, allah'ın sana ganimet olarak verdiklerinden elinin altında bulunanları, amcanın, halanın, dayının ve teyzenin seninle birlikte hicret eden kızlarını sana helal kıldık. (bir de) kendisini (mehirsiz bir şekilde) peygamber'e hibe eden, peygamber'in de nikâhlamak istediği mümin bir hanımı diğer müminlere değil, sadece sana özel olmak üzere (helal kıldık). elbette biz sana bir zorluk olmasın diye eşleri ve ellerinin altında bulunanlar hakkında müminlere neyi farz kıldığımızı biliriz. allah çok bağışlayandır, çok merhametlidir.
peygambere has noktası: diğer mu'minler hicret etmeyen akrabaları ile evlenirken peygamber sadece hicret eden akrabalarıyla evlenebiliyor. diğeri de diğer mu'minler eşlerine mehir vermek zorundayken peygamber, kendini peygambere bağışlayan bir kadını mehirsiz nikahlayabilir.
olay bu. halbuki mehir mevzusunda kadın mehrini eşine bağışlayabilir.
(bkz: nisa 4)
şimdi mevzu cephede esir alınmış kadınların durumu. diypr ki vatandaş bu kadınlarıla nikahsız ilişki kurulur mu, bu kadınlar satılır mı?
nikah imkanı bulamayanlar, allah kendilerini lütfundan zenginleştirinceye kadar iffetlerini korusunlar. size bağımlı olanlardan, hürriyetini satın almak isteyenlerin, kendilerinde iyi hal görürseniz, onlarla yazılı anlaşma yapın. allah'a size verdiği malından siz de onlara verin. hizmetinizdeki genç kızları, iffetli kalmak isteyip dururlarken, iğreti dünya hayatının basit menfaatini elde etmek için fuhşa zorlamayın. kim onları baskı altında tutarsa allah, fuhşa zorlanmalarından sonra onları affedici, esirgeyicidir.
nur 24..
içinizden, imanlı özgür kadınlarla evlenmeye gücü yetmeyen kişi, ellerinizin altında bulunan imanlı genç kızlarınız (sayılan, yeminlerinizin sahip oldukların)dan (cariyelerinizden alsın)! allah sizin imanınızı çok iyi bilendir. hepiniz birbirinizdensiniz. onları sahiplerinin izni ile nikâhlayın ve namuslu yaşamaları, zina etmemeleri ve gizli dost da tutmamaları şartı ile uygun bir şekilde mehirlerini de (bizzat) kendilerine verin! evlendikten sonra bir çirkinlik (fuhuş) yaparlarsa, onlara hür kadınların cezasının yarısı (uygulanır). bu (cariye ile evlenme emri), içinizden günaha düşmekten korkanlar içindir. sabretmeniz ise sizin için hayırlı olandır. allah çok bağışlayandır, çok merhametlidir.
nisa 25..
kerhaneci, meyhaneci, kumarhaneci, tefeci, alkolik hayatı ve rejimi savunanlar , dışarıdaki yedikleri naneleri anlatanlar burada iftira ilr kur'an dinini taşlıyorlar, ilginç!
ahzab 50.
ey peygamber! mehirlerini verdiğin eşlerini, allah'ın sana ganimet olarak verdiklerinden elinin altında bulunanları, amcanın, halanın, dayının ve teyzenin seninle birlikte hicret eden kızlarını sana helal kıldık. (bir de) kendisini (mehirsiz bir şekilde) peygamber'e hibe eden, peygamber'in de nikâhlamak istediği mümin bir hanımı diğer müminlere değil, sadece sana özel olmak üzere (helal kıldık). elbette biz sana bir zorluk olmasın diye eşleri ve ellerinin altında bulunanlar hakkında müminlere neyi farz kıldığımızı biliriz. allah çok bağışlayandır, çok merhametlidir.
peygambere has noktası: diğer mu'minler hicret etmeyen akrabaları ile evlenirken peygamber sadece hicret eden akrabalarıyla evlenebiliyor. diğeri de diğer mu'minler eşlerine mehir vermek zorundayken peygamber, kendini peygambere bağışlayan bir kadını mehirsiz nikahlayabilir.
olay bu. halbuki mehir mevzusunda kadın mehrini eşine bağışlayabilir.
(bkz: nisa 4)
şimdi mevzu cephede esir alınmış kadınların durumu. diypr ki vatandaş bu kadınlarıla nikahsız ilişki kurulur mu, bu kadınlar satılır mı?
nikah imkanı bulamayanlar, allah kendilerini lütfundan zenginleştirinceye kadar iffetlerini korusunlar. size bağımlı olanlardan, hürriyetini satın almak isteyenlerin, kendilerinde iyi hal görürseniz, onlarla yazılı anlaşma yapın. allah'a size verdiği malından siz de onlara verin. hizmetinizdeki genç kızları, iffetli kalmak isteyip dururlarken, iğreti dünya hayatının basit menfaatini elde etmek için fuhşa zorlamayın. kim onları baskı altında tutarsa allah, fuhşa zorlanmalarından sonra onları affedici, esirgeyicidir.
nur 24..
içinizden, imanlı özgür kadınlarla evlenmeye gücü yetmeyen kişi, ellerinizin altında bulunan imanlı genç kızlarınız (sayılan, yeminlerinizin sahip oldukların)dan (cariyelerinizden alsın)! allah sizin imanınızı çok iyi bilendir. hepiniz birbirinizdensiniz. onları sahiplerinin izni ile nikâhlayın ve namuslu yaşamaları, zina etmemeleri ve gizli dost da tutmamaları şartı ile uygun bir şekilde mehirlerini de (bizzat) kendilerine verin! evlendikten sonra bir çirkinlik (fuhuş) yaparlarsa, onlara hür kadınların cezasının yarısı (uygulanır). bu (cariye ile evlenme emri), içinizden günaha düşmekten korkanlar içindir. sabretmeniz ise sizin için hayırlı olandır. allah çok bağışlayandır, çok merhametlidir.
nisa 25..
kerhaneci, meyhaneci, kumarhaneci, tefeci, alkolik hayatı ve rejimi savunanlar , dışarıdaki yedikleri naneleri anlatanlar burada iftira ilr kur'an dinini taşlıyorlar, ilginç!
devamını gör...
44.
çok çarpıcı bir başka örneği de şudur:
piyasadaki tahrif edilmiş, sahte tevrat, yeftah adındaki bir hâkim üzerinden, din adına işlenebilecek en korkunç eylemlerden biri olan insan kurban etmeyi meşrulaştıran vahşi bir anlatı içermekte ve hatta bu durumda tanrı'nın sessiz kaldığı izlenimini vermektedir. bu, tevhid dininin ruhuna sızmış en tehlikeli pagan kalıntılarından biridir.
buna karşılık kutsal kur'an, hem insan hayatının mutlak dokunulmazlığını ilan ederek hem de peygamber ibrahim'in kıssasını doğru bir şekilde anlatıp allah'ın asla insan kurban edilmesini istemediğini kesin bir dille ortaya koyarak, bu yanlış adak anlayışını temelden reddeder.
sahte tevrat'taki hata: kızını kurban eden " sözde kahraman"
hakimler kitabı, komutan yeftah'ın savaşı kazanması halinde evinden kendisini karşılamaya çıkan ilk şeyi tanrı'ya"yakmalık sunu" olarak kurban edeceğine dair akıl dışı bir adakta bulunduğunu ve bu adağını, kendisini karşılamaya gelen tek kızı üzerinde gerçekleştirdiğini anlatır.
sahte tevrat'ın anlatımı (vahşet): "ve yeftah rab'be adak adayarak dedi: ‘...eğer selametle evime dönersem, beni karşılamak için evimin kapısından çıkan şey rab'bin olacaktır ve onu yakmalık sunu olarak takdim edeceğim.’ ... iki ayın sonunda babasına döndü ve babası ona adadığı adağı yaptı." (hakimler 11:30-39)
bu korkunç anlatının yarattığı sorunlar:
insan kurbanının meşrulaştırılması: pagan toplumlara ait bu vahşi ritüel, tanrı'ya sunulan makbul bir adak gibi sunulmaktadır.
sözde, tanrı'nın sessizliği: sahte tevrat'ta tanrı'nın bu cinayeti engellediğine veya kınadığına dair hiçbir ifade yoktur. bu sessizlik, zımni (üstü kapalı) bir onay anlamına gelir.
akıl dışı bir adağın kutsanması: mantıksız ve acımasız bir adağın, bozulamaz kutsal bir yemin olduğu yanılgısını yaratır.
sahte tevrat içindeki çelişki: aynı tevrat, ibrahim'in oğlunu kurban etmesini tanrı'nın son anda bir koç göndererek engellediğini anlatırken (yaratılış 22), yeftah'ın kızının kurban edilmesine izin verilmesi metin içinde bariz bir tutarsızlıktır.
kutsal kur'an'ın insan onurunu ve ilahi merhameti tesis eden düzeltmesi
kutsal kur'an, bu tür vahşetlere asla yer vermez. aksine, insan hayatının kutsallığını ve allah'ın merhametini merkeze alan evrensel ilkelerle bu anlayışı temelden yıkar.
1. temel ilke: insan hayatı kutsaldır ve haksız yere alınamaz kur'an, masum bir canın alınmasını hiçbir bahanenin meşrulaştıramayacağını defalarca vurgular.
"haklı bir sebep olmadıkça, allah'ın haram kıldığı cana kıymayın." (isrâ 17:33)
"kim bir cana kıyarsa... bütün insanları öldürmüş gibi olur." (mâide 5:32)
bir "adağı" yerine getirmek "haklı bir sebep" değildir.
2. ibrahim kıssasının doğru anlatımı: insan kurbanı asla istenmedi
kur'an'ın anlattığı ibrahim kıssası, insan kurban etme geleneğini yıkan bir devrimdir. allah, ibrahim'in teslimiyetini en zor noktaya kadar denemiş ancak eylemin gerçekleştirilmesine asla izin vermemiştir.
"her ikisi de teslim olup, onu alnı üzerine yatırınca, biz ona: 'ey ibrahim!' diye seslendik. 'rüyayı gerçekleştirdin.' ... ve ona fidye olarak büyük bir kurbanlık (koç) verdik." (sâffât 37:103-107)
bu kıssa, allah'ın insan kurbanı değil, kendisine mutlak teslimiyet istediğinin ve bu teslimiyetin sembolünün hayvan kurbanı olduğunun nihai kanıtıdır.
3. çocuk öldürmenin bir cahiliye vahşeti olarak kınanması
kutsal kur'an, çocukların, özellikle de kız çocuklarının öldürülmesi uygulamasını en sert dille lanetler. yeftah'ın yaptığı tam olarak budur.
"bilgisizlik yüzünden beyinsizce çocuklarını öldürenler... muhakkak ziyana uğramışlardır." (en'âm 6:140)
"diri diri gömülen kız çocuğuna, 'hangi günahtan dolayı öldürüldüğü' sorulduğu zaman..." (tekvîr 81:8-9)
4. zararlı yeminlerin bağlayıcı olmadığının ilanı kur'an, akla ve ahlaka aykırı zararlı adakların ve yeminlerin yerine getirilmemesi gerektiğini öğretir.
"allah, kasıtsız olarak ağzınızdan çıkıveren yeminlerinizden dolayı sizi sorumlu tutmaz, fakat bilerek yaptığınız yeminlerden dolayı sizi sorumlu tutar. bunun kefareti... (fakiri doyurmak veya giydirmek ya da oruç tutmaktır)." (mâide 5:89)
özet:
tahrif edilmiş tevrat'taki yeftah hikayesi, tanrı adına insan kurban etmek gibi korkunç bir pagan ritüelini meşrulaştırmaktadır.
buna karşılık kutsal kur'an ise bu anlayışı kökünden kazır:
insan hayatının mutlak kutsallığını ilan ederek.
ibrahim'in gerçek kıssasını anlatıp, allah'ın asla insan kurbanı istemediğini, aksine bu vahşi geleneği kaldırdığını göstererek.
çocuk öldürmeyi, hiçbir bahaneyle meşrulaştırılamayacak bir cahiliye vahşeti olarak tanımlayarak.
zararlı adak ve yeminlerin bağlayıcı olmadığını öğreterek.
böylece kutsal kur'an, yine olayın aslını anlatarak bizleri gerçek bilgiler ve gerçek ilahi dinle buluşturur.
piyasadaki tahrif edilmiş, sahte tevrat, yeftah adındaki bir hâkim üzerinden, din adına işlenebilecek en korkunç eylemlerden biri olan insan kurban etmeyi meşrulaştıran vahşi bir anlatı içermekte ve hatta bu durumda tanrı'nın sessiz kaldığı izlenimini vermektedir. bu, tevhid dininin ruhuna sızmış en tehlikeli pagan kalıntılarından biridir.
buna karşılık kutsal kur'an, hem insan hayatının mutlak dokunulmazlığını ilan ederek hem de peygamber ibrahim'in kıssasını doğru bir şekilde anlatıp allah'ın asla insan kurban edilmesini istemediğini kesin bir dille ortaya koyarak, bu yanlış adak anlayışını temelden reddeder.
sahte tevrat'taki hata: kızını kurban eden " sözde kahraman"
hakimler kitabı, komutan yeftah'ın savaşı kazanması halinde evinden kendisini karşılamaya çıkan ilk şeyi tanrı'ya"yakmalık sunu" olarak kurban edeceğine dair akıl dışı bir adakta bulunduğunu ve bu adağını, kendisini karşılamaya gelen tek kızı üzerinde gerçekleştirdiğini anlatır.
sahte tevrat'ın anlatımı (vahşet): "ve yeftah rab'be adak adayarak dedi: ‘...eğer selametle evime dönersem, beni karşılamak için evimin kapısından çıkan şey rab'bin olacaktır ve onu yakmalık sunu olarak takdim edeceğim.’ ... iki ayın sonunda babasına döndü ve babası ona adadığı adağı yaptı." (hakimler 11:30-39)
bu korkunç anlatının yarattığı sorunlar:
insan kurbanının meşrulaştırılması: pagan toplumlara ait bu vahşi ritüel, tanrı'ya sunulan makbul bir adak gibi sunulmaktadır.
sözde, tanrı'nın sessizliği: sahte tevrat'ta tanrı'nın bu cinayeti engellediğine veya kınadığına dair hiçbir ifade yoktur. bu sessizlik, zımni (üstü kapalı) bir onay anlamına gelir.
akıl dışı bir adağın kutsanması: mantıksız ve acımasız bir adağın, bozulamaz kutsal bir yemin olduğu yanılgısını yaratır.
sahte tevrat içindeki çelişki: aynı tevrat, ibrahim'in oğlunu kurban etmesini tanrı'nın son anda bir koç göndererek engellediğini anlatırken (yaratılış 22), yeftah'ın kızının kurban edilmesine izin verilmesi metin içinde bariz bir tutarsızlıktır.
kutsal kur'an'ın insan onurunu ve ilahi merhameti tesis eden düzeltmesi
kutsal kur'an, bu tür vahşetlere asla yer vermez. aksine, insan hayatının kutsallığını ve allah'ın merhametini merkeze alan evrensel ilkelerle bu anlayışı temelden yıkar.
1. temel ilke: insan hayatı kutsaldır ve haksız yere alınamaz kur'an, masum bir canın alınmasını hiçbir bahanenin meşrulaştıramayacağını defalarca vurgular.
"haklı bir sebep olmadıkça, allah'ın haram kıldığı cana kıymayın." (isrâ 17:33)
"kim bir cana kıyarsa... bütün insanları öldürmüş gibi olur." (mâide 5:32)
bir "adağı" yerine getirmek "haklı bir sebep" değildir.
2. ibrahim kıssasının doğru anlatımı: insan kurbanı asla istenmedi
kur'an'ın anlattığı ibrahim kıssası, insan kurban etme geleneğini yıkan bir devrimdir. allah, ibrahim'in teslimiyetini en zor noktaya kadar denemiş ancak eylemin gerçekleştirilmesine asla izin vermemiştir.
"her ikisi de teslim olup, onu alnı üzerine yatırınca, biz ona: 'ey ibrahim!' diye seslendik. 'rüyayı gerçekleştirdin.' ... ve ona fidye olarak büyük bir kurbanlık (koç) verdik." (sâffât 37:103-107)
bu kıssa, allah'ın insan kurbanı değil, kendisine mutlak teslimiyet istediğinin ve bu teslimiyetin sembolünün hayvan kurbanı olduğunun nihai kanıtıdır.
3. çocuk öldürmenin bir cahiliye vahşeti olarak kınanması
kutsal kur'an, çocukların, özellikle de kız çocuklarının öldürülmesi uygulamasını en sert dille lanetler. yeftah'ın yaptığı tam olarak budur.
"bilgisizlik yüzünden beyinsizce çocuklarını öldürenler... muhakkak ziyana uğramışlardır." (en'âm 6:140)
"diri diri gömülen kız çocuğuna, 'hangi günahtan dolayı öldürüldüğü' sorulduğu zaman..." (tekvîr 81:8-9)
4. zararlı yeminlerin bağlayıcı olmadığının ilanı kur'an, akla ve ahlaka aykırı zararlı adakların ve yeminlerin yerine getirilmemesi gerektiğini öğretir.
"allah, kasıtsız olarak ağzınızdan çıkıveren yeminlerinizden dolayı sizi sorumlu tutmaz, fakat bilerek yaptığınız yeminlerden dolayı sizi sorumlu tutar. bunun kefareti... (fakiri doyurmak veya giydirmek ya da oruç tutmaktır)." (mâide 5:89)
özet:
tahrif edilmiş tevrat'taki yeftah hikayesi, tanrı adına insan kurban etmek gibi korkunç bir pagan ritüelini meşrulaştırmaktadır.
buna karşılık kutsal kur'an ise bu anlayışı kökünden kazır:
insan hayatının mutlak kutsallığını ilan ederek.
ibrahim'in gerçek kıssasını anlatıp, allah'ın asla insan kurbanı istemediğini, aksine bu vahşi geleneği kaldırdığını göstererek.
çocuk öldürmeyi, hiçbir bahaneyle meşrulaştırılamayacak bir cahiliye vahşeti olarak tanımlayarak.
zararlı adak ve yeminlerin bağlayıcı olmadığını öğreterek.
böylece kutsal kur'an, yine olayın aslını anlatarak bizleri gerçek bilgiler ve gerçek ilahi dinle buluşturur.
devamını gör...
45.
affınıza sığınarak şöyle bir bakış açısı da geliştirilebilir mi acaba?
kuran piyasadaki incil'leri bozuyor da olabilir aynı mantıkla...
kuran piyasadaki incil'leri bozuyor da olabilir aynı mantıkla...
devamını gör...
46.
kur-an orijinal korunmuş bir kitap. incil gibi binlerce modifikasyonu olan oynanmış insan hevalarıyla mukayese bile edilemez.
devamını gör...
47.
bir başka önemli örneği de anne ve babaya, hatta eşe ve çocuklara bakış açısında görmekteyiz.
piyasadaki sahte incil'e göre isa peygamber "anne babanızdan nefret edin, ben kılıç getirdim" demekte.
evet, "tanrı sevgidir" dedikleri halde, ellerindeki değiştirilmiş kitaplarda isa peygamber'e büyük bir iftira atarak ona aile düşmanlığı yaptırırlar.
piyasadaki sahte incillerden luka'ya göre, isa'nın öğrencisi olmanın şartı kendi öz annesinden ve babasından "nefret etmek"miş. insan yazımı bir hadis kitabı olan luka incili'nde şöyle yazar:
luka 14:26 "biri bana gelip de babasından, annesinden, karısından, çocuklarından, kardeşlerinden, hatta kendi canından nefret etmedikçe öğrencim olamaz."
bu korkunç nefret söylemi yetmezmiş gibi, bir diğer sahte incil olan matta'da şiddetin dozu daha da artar. "barış peygamberi" olması gereken elçiyi, elinde kılıçla aileleri parçalamaya gelmiş biri gibi konuştururlar.
işte o tüyler ürperten ifadeler:
matta 10:34–36: “yeryüzüne barış getirmeye geldiğimi sanmayın. barış değil, kılıç getirmeye geldim. çünkü ben, oğlunu babasına; kızını annesine; gelini kaynanasına düşman etmeye geldim.”
görüldüğü üzere sahte incil, insan fıtratına ve allah'ın merhametine tamamen aykırı bir emir uydurmuştur. bir peygamberin, insanları doğuran annelerine karşı "nefret" aşılaması veya "ben kızı annesine düşman etmeye geldim" demesi düşünülemez.
neyse ki elimizdeki tek korunmuş kitap olan kutsal kuran, isa peygamberin onurunu bu iftiralardan kurtarır ve gerçeği açıklar.
kuran'a göre isa peygamber, "kılıçla aile doğrayan" biri değil, annesine karşı son derece saygılı ve itaatkâr bir evlattır. bebekken konuştuğu o mucizevi anda bakın kendini nasıl tanımlıyor:
meryem suresi 32: "(allah) beni anneme saygılı/hayırlı kıldı; beni bedbaht bir zorba yapmadı."
hatta kuran, anne ve baba inançsız olsa, sizi inkara zorlasa bile onlardan nefret etmeyi veya düşmanlık gütmeyi yasaklar; sadece "itaat etmemeyi" ama "dünya işlerinde onlarla iyi geçinmeyi" emreder.
lokman suresi 15: "eğer onlar (anne-baban), hakkında hiçbir bilgin olmayan bir şeyi bana ortak koşman için seninle uğraşırlarsa, onlara itaat etme. ama dünyada onlarla iyi geçin, bana yönelenlerin yoluna uy..."
görüldüğü gibi; piyasadaki sahte incil "annenizden nefret edin, ben kılıç getirdim, kızı annesine düşman etmeye geldim" derken, buna karşılık kutsal kuran "onlarla dünyada iyi geçinin, sakın zorba olmayın" diyerek isa peygamber'in gerçek ahlakını ve allah'ın bozulmamış dinini ortaya koyar.
böylece kutsal kuran bize bir kez daha gerçek dini, sevgiyi ve gerçek ahlakı öğretir.
piyasadaki sahte incil'e göre isa peygamber "anne babanızdan nefret edin, ben kılıç getirdim" demekte.
evet, "tanrı sevgidir" dedikleri halde, ellerindeki değiştirilmiş kitaplarda isa peygamber'e büyük bir iftira atarak ona aile düşmanlığı yaptırırlar.
piyasadaki sahte incillerden luka'ya göre, isa'nın öğrencisi olmanın şartı kendi öz annesinden ve babasından "nefret etmek"miş. insan yazımı bir hadis kitabı olan luka incili'nde şöyle yazar:
luka 14:26 "biri bana gelip de babasından, annesinden, karısından, çocuklarından, kardeşlerinden, hatta kendi canından nefret etmedikçe öğrencim olamaz."
bu korkunç nefret söylemi yetmezmiş gibi, bir diğer sahte incil olan matta'da şiddetin dozu daha da artar. "barış peygamberi" olması gereken elçiyi, elinde kılıçla aileleri parçalamaya gelmiş biri gibi konuştururlar.
işte o tüyler ürperten ifadeler:
matta 10:34–36: “yeryüzüne barış getirmeye geldiğimi sanmayın. barış değil, kılıç getirmeye geldim. çünkü ben, oğlunu babasına; kızını annesine; gelini kaynanasına düşman etmeye geldim.”
görüldüğü üzere sahte incil, insan fıtratına ve allah'ın merhametine tamamen aykırı bir emir uydurmuştur. bir peygamberin, insanları doğuran annelerine karşı "nefret" aşılaması veya "ben kızı annesine düşman etmeye geldim" demesi düşünülemez.
neyse ki elimizdeki tek korunmuş kitap olan kutsal kuran, isa peygamberin onurunu bu iftiralardan kurtarır ve gerçeği açıklar.
kuran'a göre isa peygamber, "kılıçla aile doğrayan" biri değil, annesine karşı son derece saygılı ve itaatkâr bir evlattır. bebekken konuştuğu o mucizevi anda bakın kendini nasıl tanımlıyor:
meryem suresi 32: "(allah) beni anneme saygılı/hayırlı kıldı; beni bedbaht bir zorba yapmadı."
hatta kuran, anne ve baba inançsız olsa, sizi inkara zorlasa bile onlardan nefret etmeyi veya düşmanlık gütmeyi yasaklar; sadece "itaat etmemeyi" ama "dünya işlerinde onlarla iyi geçinmeyi" emreder.
lokman suresi 15: "eğer onlar (anne-baban), hakkında hiçbir bilgin olmayan bir şeyi bana ortak koşman için seninle uğraşırlarsa, onlara itaat etme. ama dünyada onlarla iyi geçin, bana yönelenlerin yoluna uy..."
görüldüğü gibi; piyasadaki sahte incil "annenizden nefret edin, ben kılıç getirdim, kızı annesine düşman etmeye geldim" derken, buna karşılık kutsal kuran "onlarla dünyada iyi geçinin, sakın zorba olmayın" diyerek isa peygamber'in gerçek ahlakını ve allah'ın bozulmamış dinini ortaya koyar.
böylece kutsal kuran bize bir kez daha gerçek dini, sevgiyi ve gerçek ahlakı öğretir.
devamını gör...
48.
ilginç bir başlık. kur'an'ın orijinalliğinden nasıl bu kadar eminsiniz? kitaplaştırlmasının tarihsel sürecine biraz baktıysanız hâlâ orijinal kalabilmesi neredeyse imkansız. kaldı ki bir kitabın hiç değiştirilmediğini iddia etmek ilk indirilen kitabın da çok iyi biliniyor olmasını ve güncel kitapla tamamen uyumlu olmasını gerektirir. kitabın geçmişi bu kadar hareketli ve bilinmezlerle dolu iken diğer kitaplara referans olabileceği iddiası gerçekten absürt. bence inanıyorsanız okuyun, hayatınıza yön verin ama böyle komplo teorilerini andıran hikâyeler peşinde koşmayın. yel değirmenlerine saldırmaya gerek yok.
devamını gör...
49.
bir başka sarsıcı ve üzerinde derinlemesine düşünülmesi gereken örnek de şudur:
piyasadaki sahte tevrat, yaratılış (tekvin) 27. bölümünde öyle bir hikaye anlatır ki, okuyan kişi "bir peygamber bunu nasıl yapar?" diye sormaktan kendini alamaz.
iddiaya göre yakup peygamber, kör olan ve ölüm döşeğinde yatan babası ishak peygamber’i kandırarak, öz abisi esav'ın hakkı olan "ilk oğul kurban/miras hakkını" çalar.
tahrif edilmiş metindeki "tiyatro": bu anlatıda yakup peygamber –haşa– usta bir dolandırıcı, annesi rebeka ise bu dolandırıcılığın planlayıcısı gibi gösterilir. hikaye adeta bir komedi tiyatrosu gibidir:
yakup, babası dokunduğunda abisi esav zannetsin diye kollarına ve boynuna keçi derileri sarar.
babasının yanına girer ve gözlerinin içine baka baka (babası kör olsa da) "ben senin ilk oğlun esav'ım" diyerek yalan söyler.
rabbin adını kullanarak babasına av etini (aslında annesinin hazırladığı oğlak yemeğini) tanrı'nın yardımıyla hemen bulduğunu söyler.
bu korkunç mizansenin sonunda ne olur? sahte tevrat’a göre tanrı bu sahtekarlığı onaylar! yani yalan, hile ve babayı kandırma üzerine kurulu bir "seçilmişlik" başlar. bu anlatı; yakup peygamber'i "babasını dolandıran bir fırsatçı", ishak peygamber'i "kandırılabilir, ne dediğini bilmeyen basiretsiz bir ihtiyar", tanrı'yı ise –haşa– bu ahlaksızlığa prim veren bir otorite konumuna düşürür.
bir an için düşünün: temeli yalan ve hırsızlık olan bir peygamberlik silsilesi olabilir mi?
kutsal kuran’ın muazzam müdahalesi ve onur iadesi
işte tam bu noktada, kutsal kuran piyasadaki sahte tevrat'taki bu iftirayı silip atar. kuran, peygamberlik makamının hileyle, kurnazlıkla veya babadan oğula geçen bir krallık gibi "çalınarak" elde edilemeyeceğini; bunun sadece ve sadece allah’ın takdiri ve seçimi olduğunu hatırlatır.
kuran, yakup peygamber'i "güçlü, basiretli (ileri görüşlü) ve ihlaslı" seçkin bir önder olarak tanıtır. o, mirası çalan bir hırsız değil, en zor anında bile dini ve ahlakı oğullarına miras bırakan asil bir atadır.
bakın kutsal kuran, piyasadaki sahte tevrat'taki o "kandırılan baba ve kandıran oğul" imajını nasıl yerle bir edip, yerine "basiret sahibi" şahsiyetleri koyuyor:
sad suresi 45-46: "güç ve basiret (derin kavrayış) sahibi olan kullarımız ibrahim’i, ishak’ı ve yakub’u da hatırla... biz onları, (ahiret) yurdunu düşünen ihlaslı kimseler kıldık."
ayetteki "basiret" vurgusu muazzamdır.
sahte tevrat ishak peygamber'in "gözlerinin körlüğüne" ve kandırılabilir oluşuna odaklanırken; kuran onların "kalp gözünün açıklığına" ve derin kavrayışlarına dikkat çeker.
iki "ölüm döşeği" arasındaki fark
sahte tevrat'ta ishak peygamber'in ölüm döşeği, bir miras kavgası ve dolandırıcılık sahnesidir. ancak kuran'da yakup peygamber'in ölüm döşeği, muazzam bir inanç ve vasiyet sahnesidir.
kuran bize der ki; yakup peygamber hileyle miras peşinde koşan biri değildi. aksine, o son nefesinde bile çocuklarının dünya malını değil, imanını dert edinen bir babaydı:
bakara suresi 133: "yoksa yakup son nefesini verirken siz orada mıydınız? o sırada oğullarına, ‘benden sonra kime kulluk edeceksiniz?’ demişti. onlar da, ‘senin tanrına, ataların ibrahim, ismail ve ishak’ın tanrısı olan tek tanrıya kulluk edeceğiz; biz sadece o’na teslim olmuşuzdur’ dediler."
görüldüğü üzere kuran yine bize gerçekleri anlatarak yakup'u "evlatlarına tevhid'i miras bırakan, basiret sahibi, onurlu bir peygamber" makamına, yani ait olduğu yere iade eder.
kutsal kuran, peygamberlerin onurunu korumakla kalmaz; aynı zamanda bize "peygamberlik" müessesesinin ciddiyetini, dürüstlüğünü ve ilahi kaynaklı olduğunu da öğretir.
ve bir kez daha görmekteyiz ki, elçilerin gerçek sünnetleri ve yaşam öyküleri de sadece ve sadece kuran'dadır.
piyasadaki sahte tevrat, yaratılış (tekvin) 27. bölümünde öyle bir hikaye anlatır ki, okuyan kişi "bir peygamber bunu nasıl yapar?" diye sormaktan kendini alamaz.
iddiaya göre yakup peygamber, kör olan ve ölüm döşeğinde yatan babası ishak peygamber’i kandırarak, öz abisi esav'ın hakkı olan "ilk oğul kurban/miras hakkını" çalar.
tahrif edilmiş metindeki "tiyatro": bu anlatıda yakup peygamber –haşa– usta bir dolandırıcı, annesi rebeka ise bu dolandırıcılığın planlayıcısı gibi gösterilir. hikaye adeta bir komedi tiyatrosu gibidir:
yakup, babası dokunduğunda abisi esav zannetsin diye kollarına ve boynuna keçi derileri sarar.
babasının yanına girer ve gözlerinin içine baka baka (babası kör olsa da) "ben senin ilk oğlun esav'ım" diyerek yalan söyler.
rabbin adını kullanarak babasına av etini (aslında annesinin hazırladığı oğlak yemeğini) tanrı'nın yardımıyla hemen bulduğunu söyler.
bu korkunç mizansenin sonunda ne olur? sahte tevrat’a göre tanrı bu sahtekarlığı onaylar! yani yalan, hile ve babayı kandırma üzerine kurulu bir "seçilmişlik" başlar. bu anlatı; yakup peygamber'i "babasını dolandıran bir fırsatçı", ishak peygamber'i "kandırılabilir, ne dediğini bilmeyen basiretsiz bir ihtiyar", tanrı'yı ise –haşa– bu ahlaksızlığa prim veren bir otorite konumuna düşürür.
bir an için düşünün: temeli yalan ve hırsızlık olan bir peygamberlik silsilesi olabilir mi?
kutsal kuran’ın muazzam müdahalesi ve onur iadesi
işte tam bu noktada, kutsal kuran piyasadaki sahte tevrat'taki bu iftirayı silip atar. kuran, peygamberlik makamının hileyle, kurnazlıkla veya babadan oğula geçen bir krallık gibi "çalınarak" elde edilemeyeceğini; bunun sadece ve sadece allah’ın takdiri ve seçimi olduğunu hatırlatır.
kuran, yakup peygamber'i "güçlü, basiretli (ileri görüşlü) ve ihlaslı" seçkin bir önder olarak tanıtır. o, mirası çalan bir hırsız değil, en zor anında bile dini ve ahlakı oğullarına miras bırakan asil bir atadır.
bakın kutsal kuran, piyasadaki sahte tevrat'taki o "kandırılan baba ve kandıran oğul" imajını nasıl yerle bir edip, yerine "basiret sahibi" şahsiyetleri koyuyor:
sad suresi 45-46: "güç ve basiret (derin kavrayış) sahibi olan kullarımız ibrahim’i, ishak’ı ve yakub’u da hatırla... biz onları, (ahiret) yurdunu düşünen ihlaslı kimseler kıldık."
ayetteki "basiret" vurgusu muazzamdır.
sahte tevrat ishak peygamber'in "gözlerinin körlüğüne" ve kandırılabilir oluşuna odaklanırken; kuran onların "kalp gözünün açıklığına" ve derin kavrayışlarına dikkat çeker.
iki "ölüm döşeği" arasındaki fark
sahte tevrat'ta ishak peygamber'in ölüm döşeği, bir miras kavgası ve dolandırıcılık sahnesidir. ancak kuran'da yakup peygamber'in ölüm döşeği, muazzam bir inanç ve vasiyet sahnesidir.
kuran bize der ki; yakup peygamber hileyle miras peşinde koşan biri değildi. aksine, o son nefesinde bile çocuklarının dünya malını değil, imanını dert edinen bir babaydı:
bakara suresi 133: "yoksa yakup son nefesini verirken siz orada mıydınız? o sırada oğullarına, ‘benden sonra kime kulluk edeceksiniz?’ demişti. onlar da, ‘senin tanrına, ataların ibrahim, ismail ve ishak’ın tanrısı olan tek tanrıya kulluk edeceğiz; biz sadece o’na teslim olmuşuzdur’ dediler."
görüldüğü üzere kuran yine bize gerçekleri anlatarak yakup'u "evlatlarına tevhid'i miras bırakan, basiret sahibi, onurlu bir peygamber" makamına, yani ait olduğu yere iade eder.
kutsal kuran, peygamberlerin onurunu korumakla kalmaz; aynı zamanda bize "peygamberlik" müessesesinin ciddiyetini, dürüstlüğünü ve ilahi kaynaklı olduğunu da öğretir.
ve bir kez daha görmekteyiz ki, elçilerin gerçek sünnetleri ve yaşam öyküleri de sadece ve sadece kuran'dadır.
devamını gör...
50.
muhtemelen kiliselerdeki, evlerdeki, kütüphanelerdeki incillere dokunmamıştır. çünkü oralardakiler kişisel maldır.
devamını gör...
51.
sen önce kur'an'ın mensuplarını düzelt gakko.
kur'an'a iman edip içindeki ayetleri reddeden sözde müslümanları düzelt.
luayiklikle kur'an ayetlerine şelh koyup, tersini savunan müslüman(!)lardan geçilmiyor ortalık.
adamlar; faizi, zinayı, kumarı, içkiyi yasaklayan kur'an yolunu terk edip, tefeci, tekelci, köleci, kerhaneci bir düzeni savunuyorlar. nefisleri akıllarını almış.
kur'an'a iman edip içindeki ayetleri reddeden sözde müslümanları düzelt.
luayiklikle kur'an ayetlerine şelh koyup, tersini savunan müslüman(!)lardan geçilmiyor ortalık.
adamlar; faizi, zinayı, kumarı, içkiyi yasaklayan kur'an yolunu terk edip, tefeci, tekelci, köleci, kerhaneci bir düzeni savunuyorlar. nefisleri akıllarını almış.
devamını gör...
52.
çok dikkat çekici ve çok önemli bir başka örneği de şudur:
sahte tevrat nüshalarında, özellikle mezmurlar , 82. mezmur'da geçen ifadeler, tevhid inancıyla taban tabana zıt bir tablo çizer. metin şöyledir:
“tanrı (elohim), tanrılar topluluğunda duruyor; tanrıların (elohim) ortasında yargılıyor.” (mezmurlar 82:1)
buradaki temel sorun şudur:
henoteizm (baş tanrıcılık): bu anlatı, tek ve eşsiz bir yaratıcı yerine, bir "baş tanrı" ve onun altında toplanan "küçük tanrılar" hiyerarşisini tasvir eder. bu, antik yunan'daki zeus'un olimpos meclisine veya kenan mitolojisindeki baş tanrı "el"in meclisine benzer.
yetki paylaşımı: "tanrıların ortasında yargılıyor" ifadesi, hüküm yetkisinin bir şekilde paylaşıldığı veya tanrı'nın diğer varlıkları muhatap alarak onlarla bir "yönetim kurulu toplantısı" yaptığı izlenimini verir. buna karşılık gerçekte tanrı hükmünde ortağı olmayan mutlak hakimdir; kimseye hesap vermez ve kimseden onay almaz.
antik mitoloji kalıntıları ve tahrifatın kökeni
tarihsel eleştiri yöntemine göre, sahte tevrat metinlerine sızan bu ifadeler, israiloğulları'nın çevre kültürlerden (özellikle ugarit ve kenan inançlarından) etkilendiğini gösterir.
kenan mitolojisi: kenan inancında baş tanrı el'in, "el'in oğulları" (bene elohim) denen 70 çocuktan oluşan bir meclisi vardı.
tahrifatın izi: sahte tevrat'taki "tanrı'nın oğulları" (tekvin 6:2) veya "tanrılar meclisi" ifadeleri, bu pagan inancın monoteizme tam dönüştürülememiş kalıntılarıdır. bu durum, ilahi vahyin zamanla insan eliyle nasıl mitolojik unsurlarla karıştırıldığının kanıtıdır.
buna karşılık kutsal kuran, yine olayın içyüzünü anlatarak bize gerçek bilgileri verir.
kuran-ı kerim, göklerde meleklerden oluşan bir topluluk olduğunu inkar etmez; aksine bu yapıyı doğrular ancak "ontolojik statü"yü (varlık yapısını) tamamen farklı anlatır. kuran, bu yapıyı "mele-i a'lâ" (en yüce topluluk) olarak isimlendirir ve şu köklü ve farlı bilgileri verir:
"tanrı" değil, "memur" (ibadun mukramun)
sahte tevrat'ın "elohim" (tanrılar) dediği varlıklar için kuran, "şerefli kullar" tanımını kullanır.
enbiya suresi 26-27: ayet, meleklerin allah'ın "çocukları" veya "küçük ortakları" olduğu iddiasını sert bir dille reddeder. onlar, emrin dışına çıkamayan, iradeleri allah'ın iradesine tam teslim olmuş memurlardır.
pagan inançlarda tanrılar meclisi toplanır, tartışır ve bazen baş tanrıyı ikna eder. buna karşılık kutsal kuran'daki mele-i a'lâ'da ise bir fikir alışverişi veya "yetki paylaşımı" yoktur.
saffat suresi: melekler saflar halinde dizilir ve sadece emri beklerler.
bakara suresi (adem'in yaratılışı): meleklerin "orada kan dökecek birini mi yaratacaksın?" sorusu bir itiraz veya yargılama değil; hikmeti anlama çabasıdır (istifham-ı taaccübi). sonunda "senin bize öğrettiğinden başka bilgimiz yoktur" diyerek mutlak acziyetlerini itiraf ederler.
sahte tevrat'taki anlatıda "tanrılar" (elohim) yargılama gücüne sahipken, kutsal kuran'da mele-i a'lâ üyeleri gaybı bilmezler.
sâd suresi 69: "onlar (mele-i a'lâ) aralarında tartışırlarken benim hiçbir bilgim yoktu." ayeti, bu meclisin kendi içinde görev dağılımı ve işlerin yürütülmesiyle meşgul olduğunu, ancak mutlak bilginin kaynağı olmadıklarını gösterir.
cin suresi ve saffat suresi: şeytanların bu meclisten "kulak hırsızlığı" yapmaya çalışıp kovulmaları, bu meclisin tanrısal değil, "korunan bir idari bölge" olduğunu kanıtlar. eğer onlar "tanrı" olsaydı, cinler onlara yaklaşamazdı bile.
sonuç: şirkten arınmış bir gök yönetimi
kutsal kuran, "mele-i a'lâ" kavramıyla, insan zihnindeki "göklerde neler oluyor?" sorusuna cevap verirken iki önemli bilgiyi paylaşır:
allah, yaratıp köşesine çekilmemiştir; melekleri de vesile kıldığı kainatı anbean yöneten bir "mele-i a'lâ" sistemi vardır.
bu sistemdeki hiçbir varlık, allah'ın ortağı, yardımcısı veya veziri değildir. hepsi o'nun kudret elindeki aciz ama şerefli hizmetkarlardır.
özetle; sahte tevrat gökyüzünü bir "tanrılar parlamentosu" gibi resmederken, buna karşılık kutsal kuran bu meclisi mutlak hükümdar olan allah'ın emrindeki "kusursuz bir bürokrasi" (melekût alemi) olarak tanıtır.
ve böylece kuran bizi bir kez daha gerçek dinle, gerçek bilgilerle buluşturmuş olmaktadır. tek bir tanrı vardır ve o'nun hiçbir ortağı yoktur.
sahte tevrat nüshalarında, özellikle mezmurlar , 82. mezmur'da geçen ifadeler, tevhid inancıyla taban tabana zıt bir tablo çizer. metin şöyledir:
“tanrı (elohim), tanrılar topluluğunda duruyor; tanrıların (elohim) ortasında yargılıyor.” (mezmurlar 82:1)
buradaki temel sorun şudur:
henoteizm (baş tanrıcılık): bu anlatı, tek ve eşsiz bir yaratıcı yerine, bir "baş tanrı" ve onun altında toplanan "küçük tanrılar" hiyerarşisini tasvir eder. bu, antik yunan'daki zeus'un olimpos meclisine veya kenan mitolojisindeki baş tanrı "el"in meclisine benzer.
yetki paylaşımı: "tanrıların ortasında yargılıyor" ifadesi, hüküm yetkisinin bir şekilde paylaşıldığı veya tanrı'nın diğer varlıkları muhatap alarak onlarla bir "yönetim kurulu toplantısı" yaptığı izlenimini verir. buna karşılık gerçekte tanrı hükmünde ortağı olmayan mutlak hakimdir; kimseye hesap vermez ve kimseden onay almaz.
antik mitoloji kalıntıları ve tahrifatın kökeni
tarihsel eleştiri yöntemine göre, sahte tevrat metinlerine sızan bu ifadeler, israiloğulları'nın çevre kültürlerden (özellikle ugarit ve kenan inançlarından) etkilendiğini gösterir.
kenan mitolojisi: kenan inancında baş tanrı el'in, "el'in oğulları" (bene elohim) denen 70 çocuktan oluşan bir meclisi vardı.
tahrifatın izi: sahte tevrat'taki "tanrı'nın oğulları" (tekvin 6:2) veya "tanrılar meclisi" ifadeleri, bu pagan inancın monoteizme tam dönüştürülememiş kalıntılarıdır. bu durum, ilahi vahyin zamanla insan eliyle nasıl mitolojik unsurlarla karıştırıldığının kanıtıdır.
buna karşılık kutsal kuran, yine olayın içyüzünü anlatarak bize gerçek bilgileri verir.
kuran-ı kerim, göklerde meleklerden oluşan bir topluluk olduğunu inkar etmez; aksine bu yapıyı doğrular ancak "ontolojik statü"yü (varlık yapısını) tamamen farklı anlatır. kuran, bu yapıyı "mele-i a'lâ" (en yüce topluluk) olarak isimlendirir ve şu köklü ve farlı bilgileri verir:
"tanrı" değil, "memur" (ibadun mukramun)
sahte tevrat'ın "elohim" (tanrılar) dediği varlıklar için kuran, "şerefli kullar" tanımını kullanır.
enbiya suresi 26-27: ayet, meleklerin allah'ın "çocukları" veya "küçük ortakları" olduğu iddiasını sert bir dille reddeder. onlar, emrin dışına çıkamayan, iradeleri allah'ın iradesine tam teslim olmuş memurlardır.
pagan inançlarda tanrılar meclisi toplanır, tartışır ve bazen baş tanrıyı ikna eder. buna karşılık kutsal kuran'daki mele-i a'lâ'da ise bir fikir alışverişi veya "yetki paylaşımı" yoktur.
saffat suresi: melekler saflar halinde dizilir ve sadece emri beklerler.
bakara suresi (adem'in yaratılışı): meleklerin "orada kan dökecek birini mi yaratacaksın?" sorusu bir itiraz veya yargılama değil; hikmeti anlama çabasıdır (istifham-ı taaccübi). sonunda "senin bize öğrettiğinden başka bilgimiz yoktur" diyerek mutlak acziyetlerini itiraf ederler.
sahte tevrat'taki anlatıda "tanrılar" (elohim) yargılama gücüne sahipken, kutsal kuran'da mele-i a'lâ üyeleri gaybı bilmezler.
sâd suresi 69: "onlar (mele-i a'lâ) aralarında tartışırlarken benim hiçbir bilgim yoktu." ayeti, bu meclisin kendi içinde görev dağılımı ve işlerin yürütülmesiyle meşgul olduğunu, ancak mutlak bilginin kaynağı olmadıklarını gösterir.
cin suresi ve saffat suresi: şeytanların bu meclisten "kulak hırsızlığı" yapmaya çalışıp kovulmaları, bu meclisin tanrısal değil, "korunan bir idari bölge" olduğunu kanıtlar. eğer onlar "tanrı" olsaydı, cinler onlara yaklaşamazdı bile.
sonuç: şirkten arınmış bir gök yönetimi
kutsal kuran, "mele-i a'lâ" kavramıyla, insan zihnindeki "göklerde neler oluyor?" sorusuna cevap verirken iki önemli bilgiyi paylaşır:
allah, yaratıp köşesine çekilmemiştir; melekleri de vesile kıldığı kainatı anbean yöneten bir "mele-i a'lâ" sistemi vardır.
bu sistemdeki hiçbir varlık, allah'ın ortağı, yardımcısı veya veziri değildir. hepsi o'nun kudret elindeki aciz ama şerefli hizmetkarlardır.
özetle; sahte tevrat gökyüzünü bir "tanrılar parlamentosu" gibi resmederken, buna karşılık kutsal kuran bu meclisi mutlak hükümdar olan allah'ın emrindeki "kusursuz bir bürokrasi" (melekût alemi) olarak tanıtır.
ve böylece kuran bizi bir kez daha gerçek dinle, gerçek bilgilerle buluşturmuş olmaktadır. tek bir tanrı vardır ve o'nun hiçbir ortağı yoktur.
devamını gör...
53.
bir diğer güzel örneği de şudur:
piyasadaki sahte tevrat'ta, ibrahim peygamberin mısır'a gittiğinde kendi canını kurtarmak için karısı sare hakkında "o benim kız kardeşimdir" diyerek yalan söylediği ve firavun'un sare'yi kendi haremine almasına göz yumduğu iddia edilir (yaratılış 12:11-15).
kutsal kuran piyasadaki sahte tevrat'taki bu hatayı düzeltir: kuran, ibrahim'in tek başına putperest bir topluma kafa tuttuğunu, ateşe atılmayı bile göze aldığını detaylarıyla anlatır. ölümden korkmayan, putları baltayla kıran bir tevhid kahramanının, can korkusuyla karısını krallara peşkeş çekip yalan söyleyeceği iddiasını tamamen ortadan kaldırır böylece.
piyasadaki sahte tevrat'ta, ibrahim peygamberin mısır'a gittiğinde kendi canını kurtarmak için karısı sare hakkında "o benim kız kardeşimdir" diyerek yalan söylediği ve firavun'un sare'yi kendi haremine almasına göz yumduğu iddia edilir (yaratılış 12:11-15).
kutsal kuran piyasadaki sahte tevrat'taki bu hatayı düzeltir: kuran, ibrahim'in tek başına putperest bir topluma kafa tuttuğunu, ateşe atılmayı bile göze aldığını detaylarıyla anlatır. ölümden korkmayan, putları baltayla kıran bir tevhid kahramanının, can korkusuyla karısını krallara peşkeş çekip yalan söyleyeceği iddiasını tamamen ortadan kaldırır böylece.
devamını gör...
54.
"miracles of quran" sitesinde de bu konuya güzel örnekler verilmektedir:
www.miracles-of-quran.com/f...
www.miracles-of-quran.com/f...
devamını gör...
55.
bu yazımı derli toplu halde okumak isteyenler için:
emre1974tr.blogspot.com/202... ve yazımın 2. bölümü: medium.com/@emre_1974tr/kut...
emre1974tr.blogspot.com/202... ve yazımın 2. bölümü: medium.com/@emre_1974tr/kut...
devamını gör...
56.
geçen bi başlık vardı
ateistler neden islamı hwdef alıyo
kuran da sanki tek rakibi incil'miş davranıyo
ateistler neden islamı hwdef alıyo
kuran da sanki tek rakibi incil'miş davranıyo
devamını gör...
57.
şu yazımda da bu konuyla ilgili güzel örnekler var: emre1974tr.blogspot.com/201...
devamını gör...
58.
site ziyaretçisi düştükçe düzenli olarak bu başlık altında link spamlıyor. reklam çabanı tebrik ederim
devamını gör...
59.
koskoca kutsal kitabı “editör” ilan etmediğiniz kalmıştı.
ayrıca kaç tane incil var piyasada?
ayrıca kaç tane incil var piyasada?
devamını gör...
60.
son baskı (hatalar düzeltildi)
devamını gör...