hesabı komple sil seçeneği olmadığı için elimde olan tek protesto seçeneğini kullanıyorum. yapay zeka ve özgün içerik arasındaki ayrımı yapamayan baş editörünüzü ve yaptırım gücü olmayan yönetiminizi kınıyorum.
bu siteye ilk üye olduğumda scent of a woman, ezel, charles bukowski, tom hanks ve ince memed konularına 04.04.2023 tarihinde beş özgün tanım girdim. bu beş tanım editör kontrolünden geçip madalya aldı.
iki gün önce kendimce bir şeyi test etmek için sevdiğim filmler hakkında yapay zekanın yaptığı tanımları girmeye başladım. yapay zeka ile son iki günde toplam 20 tanım girdim. bunların silineceğini, silinmesi gerektiğini elbette biliyordum ve bekliyordum. beklediğim gibi moderatör tarafından uyarıldım ve yapay zeka ile yaptığım tanımların hepsini silin dedim.
an itibariyle yapay zeka ile yazılmış tüm tanımlar duruyor fakat yapaylık ve özgünlük arasındaki ayrımı yapması, girilen tanımların özgünlüğünü kontrol etmesi için burada görev yapan editör arkadaşımız 04.04 günü kendi kontrolünden geçip madalya verdiği beş tanımın madalyalarını yapay zeka olduğu gerekçesi ile söktü. tekrar madalya talep etmiyorum. sadece işgüzarlık yapıp nasılsa hepsi yapay zeka diyerek yaptığım özgün tanımların madalyasını haksız yere söken editör arkadaşımızdan özür bekliyorum. teşekkür ederim.
yapay zeka ile yazılmış bir yazıyla özgün bir içerik arasındaki ayrımı yapamayan biri editör olabilir mi?
ilk yazdığım yazı ile son girdiğim yapay zeka yorumu arasında bir fark göremeyip, ikisini de yapay zeka sanarak ilk yazımın madalyasını iptal eden editör seni tebrik ediyorum. bu işte çok iyisin.
kitap hakkındaki fikrimi söylemeden önce büyük ustaya saygılarımı sunuyorum allah rahmet eylesin. yaşar kemal bu seriyi 32 yılda yazmış diye biliyorum. bunu ilk duyduğumda çok şaşırmıştım çok uzun bir süre ve bu muazzam bir emek demektir. romanın ilk cildini bir gecede bitirmiştim ve bütün seriyi bir haftada bitirmek istedim ama 32 yılın emeğini bir çırpıda tüketmek olmaz diye zamana yaydim. ilk kitabı okuduğumdan bu yana yaklaşık olarak 6 yıl geçti. son cildini henüz okumadım, bu yıl onu da okumuş olurum diye düşünüyorum.
hepimizin bildiği gibi ince memed zalimlerin karşısında duran fukara bir çocuktur. o çocuğun bir eşkiyaya evrilmesinin hikayesini anlatıyor. haksızlık karşısında bir mızrak gibi orta yere nasıl dikildiğini görüyoruz. aynı zamanda o cesur adamı her defasında yüz üstü bırakan köy halkının cahilliğine, korkaklığına ve de vefasızlığına şahitlik ediyoruz. yine aynı insanların ona yaptığı karşılıksız iyilikleri de görüyoruz. bu yönüyle kitap çok güzel sosyolojik incelemelerde bulunmuş. ince memed ile tanıştığım günden beri kalabalık kitlelerden korkar oldum. birileri sizi gereğinden fazla şekilde kitlesel olarak övüyorsa bilin ki aynı kitle bir zaman sonra sizin en büyük düşmanınız olacaktır. bu yüzden fazla övgü duyduğum ve fazla insanla muhatap olmak zorunda kaldığım her ortamdan uzak duruyorum. büyük ustanın bana kattığı en büyük ders budur.
tom hanks dünyanın başına gelmiş iyi şeylerden biridir. tam ismi thomas jeffrey hanks olan aktör 9 temmuz 1956 yılında amerika’nın kaliforniya eyaletine bağlı concord şehrinde dünyaya gelmiştir, 67 yaşındadır. beş yaşındayken annesi ve babasının ayrılmasından sonra içine kapanan hanks okul hayatı boyunca kendi halinde sessiz sakin bir öğrenci olmuştur.
tom hanks, drama türünde ilk kez philadelphia filminde rol almıştır. bu onun çıkış filmi olmuştur. aynı zamanda bu ilk kez ödül aldığı filmdir. 1993’de aldığı bu ödülden sonra 1994 yılında forrest gump filmi ile tekrar en iyi erkek oyuncu ödülünü almıştır. ülkemizde er ryan'ı kurtarmak, yeni hayat ve yeşil yol filmleri ile tanınmaktadır. birçok filmini izlediğim bu aktörün henüz kötü bir filmine denk gelmedim. oynadığı her rolde kusursuz işler yapıyor. bir şeyi tekrar izlemeyi sevmem ama onun filmlerini hiç sıkılmadan tekrar tekrar izliyorum. onu birine tavsiye ettiğim zaman ilk kez izliyormuş gibi oturup ben de izliyorum. en sevdiğim filmi şudur diyemem birçok filmini seviyorum. her insanın izlemesi gereken bir aktör, onun herhangi bir filmini daha önce hiç izlememiş yoktur diye düşünüyorum ama hiç izlememiş birileri varsa ilk önce forrest gump filmini izlemelerini tavsiye ederim. son olarak tom hanks ile ilgili dikkatimi çeken bir detaydan bahsetmek istiyorum; yunan kökenli oyuncu rita wilson ile evli olan hanks, 2019 yılında yunan vatandaşlığı almış.
charles bukowski, 16 ağustos 1920’de almanya’nın andernach şehrinde dünyaya gelmiştir. annesi alman babası ise polonya asıllı bir amerikalıdır. 9 mart 1994 tarihinde 73 yaşındayken kaliforniya’da kan kanserinden ölmüştür.
tam adı heinrich karl bukowski’dir. yazarlığın yanı sıra şairliğiyle de bilinmektedir. bazı kitaplarında henry chinaski ismini de kullanmıştır. yaşamının büyük bir kısmını abd'nin los angeles şehrinde geçirmiştir. toplum tarafından dışlanmış insanları ve depresyonu konu almasıyla ünlüdür, kendisi de alkolik olan bukowski anlattığı tarzda bir yaşam sürmüştür. okurlarının bir kısmı anlattıklarının kurgu olduğunu düşünseler de bukowski’nin eserleri kurgu değildir. kitaplarını yaşadığı hayattan ilham alarak yazmıştır. kendisine john fante’yi örnek aldığı için bilinçli olarak böyle bir yaşam tarzını benimsemiştir.
yeraltı edebiyatının pis moruğu, (kendi tabiriyle.) alkolik bir kadın düşkünü olarak bilinen bukowski, çocukluk yıllarında babası tarafından eziyet görmüştür, bu durum karakterinin şekillenmesinde büyük rol oynamıştır. anlattığı karakterden yola çıkarak onun başıboş amaçsız bir serseri olduğu düşünebilir ama o yazmaya başladığı günden itibaren yazılarını yayımlanması için dergilere göndermiştir. bukowski’nin yazıları hep geri gönderilmiştir. gençlik yıllarında bu durum onu edebiyat dünyasına küstürmüştür. yaklaşık olarak 10 yıl boyunca edebiyattan uzak kalmıştır. edebiyattan uzak geçirdiği bu yıllarda abd'yi gezip günübirlik işlerde çalışmıştır. kitaplarından aşina olduğumuz ucuz pansiyonlarda çoğu zaman sadece içki içerek yaşamıştır. sefalete çocukluk yıllarından aşina olan bukowski, bu yıllarda açlığı ve sefilliği daha derinden hissetmiştir. bu dönemde yaşadığı açlığı ve maceralarını factotum kitabıyla bizlere sunmuştur. babasından ölesiye nefret eden bukowski, babasına her anlamda karşı bir tavır sergilemek için zengin olmak isteyen babasının inadına sefil bir hayatı tercih etmiştir. ve bunu bazı kitaplarında dile getirmiştir. büründüğü isyan kimliği ona geç de olsa şöhreti getirmiştir ama bukowski yaşadığı çağın filozofu olabilecekken kendini içki bağımlılığı ve kadın düşkünlüğü yüzünden bitirmiştir. bu kadar yanlış tercihlerine rağmen yine de başarılı olmuştur. onun kötü huylarını bir kenara bırakıp fikirlerine odaklanan herkes filozof tarafını görebilir. benim için onu değerli kılan yönü ise özgürlükçü ve bağımsız bir hayat anlayışı benimsemiş olmasıdır.
ezel, dram ve aksiyon türünde çekilmiş bir türk televizyon dizisidir. dizi, 2009 – 2011 yılları arasında toplamda 2 sezon ve 71 bölümden oluşmaktadır. dizinin hikayesi de iki bölümden oluşmaktadır. ilk sezonda sunulan birinci bölüm ömer’in ezel’e dönüşüm sürecini ve onun intikamını anlatır. dizinin ikinci sezonuyla birlikte bizle sunulan ikinci bölümde ise olayların iç yüzünü görürüz. dayı’nın ömer’i aslında kendi intikamını kenan birkan’dan alması için eğittiğini öğreniyoruz. ve dayı’nın ölümüyle finale ulaştırdığı intikam planında ezel, kenan birkan’dan dayısının intikamını alıyor. dizinin omurgasını oluşturan bu ikinci ve büyük intikam planı alexandre dumas'ın monte kristo kontu adlı romanından uyarlanmıştır. ayrıca kitabı da okumanızı tavsiye ederim çok güzel bir kitaptır, uzunluğu gözünüzü korkutmasın. dizi yıllar önce bitmiş olmasına rağmen hala üzerimdeki etkisi devam ediyor. belli dönemlerde dizinin bazı bölümlerini ve sahnelerini tekrar izlerim. bir yerlerde ezel seven insanlara denk gelince askerde toprağını bulmuş acemi er gibi seviniyorum. favori karakterim üç sahipli tevfik zaim namı değer tefo’dur. tefo’nun yanı sıra hemen her karakterini ayrı severim. nazım hikmet şiirleri gibi hayata dair her detaya her acıya parmak basıyor. aşkı, ihaneti, dostluğu, aileyi, sadakati ve daha birçok şeyi derinlemesine inceliyor. izleyici mutlaka kendinden bir parça buluyor. dizinin bu yönünü çok seviyorum bence bu yönü sayesinde kült oldu. ve tabi sürekli izleyici şaşırtması da etkili oldu. final bölümüne kadar birçok karakterin dost mu düşman mı kimin tarafında olduğunu anlamakta güçlük çekiyoruz. buda heyecanı ve ilgiyi her zaman diri tutuyor. diziyi izlemeyenler izlesinler, izlemeyenlere izletsinler.
kadın kokusu filmini bu kadar mı çok sevdim? evet, yarbay frank slade mahlasını kullanacak kadar çok sevdim. bu sevgiye değinmeden önce al pacino ve kadın kokusu filmi hakkında biraz bilgi vermek istiyorum. tam adı alfredo james pacino olan amerikalı aktör 25 nisan 1940 yılında new york’ta doğmuştur, 82 yaşındadır. the godfather ve scarface filmleriyle tanıdığımız al pacino, bu kült yapımlarda alamadığı oscar ödülünü 1992 yapımlı kadın kokusu filmiyle almıştır. gözlerini kaybetmiş emekli gazi yarbay frank slade karakterine hayat veren al pacino bu role hazırlanmak için 6 ay boyunca körler okulunda kalmıştır. rolünü o kadar iyi oynamış ki filmden sonra bir süre görme bozukluğu yaşamıştır.
subay slade dinlenmeye çekildikleri sırada el bombalarıyla jonglörlük yapmaya çalıştığı için bir kazaya sebebiyet vermiştir. ve bu kaza sonucunda gözlerini kaybedip malulen emekli olmuştur. bu acı olaydan epey bir süre geçtikten sonra yeğenin evinde yaşayan huysuz bir ihtiyar olarak karşımıza çıkan yarbay frank slade, uzun bir süredir emekli maaşını biriktirmektedir. yeteri kadar biriktirdikten sonra subaylık günlerindeki gibi güzel ve kaliteli birkaç gün geçirdikten sonra otel odasında intihar etmeyi düşünmektedir. noel için hafta sonu tatile çıkmayı düşünen yeğeni, yarbay’a göz kulak olması için dolgun bir ücret karşılığında charlie simms adlı bir öğrenci ile anlaşır. charlie’nin gelişiyle birlikte yarbay planını devreye koyar ve biz film boyunca bu ikili arasında gelişen dostluğu izleriz.
hayattan elini eteğini çekmiş, kendine ve dünyaya kızgın ve öfkeli bu adam tabiri caizse dibi görmüştür. charlie’nin dokunuşuyla birlikte dünyaya tekrar umutla ve sevgiyle bakmayı öğrenir. bu öfkeli adamın umut dolu yolculuğu beni çok etkiledi. ben her zaman pozitif bir insan oldum, başıma gelen türlü zorluk karşısında hep tutunacak bir dal buldum ve ayakta kaldım. fakat geride bıraktığımız yıl beni de yıktı, kendimi tekrar toparlamam ilk defa bu kadar zor oldu. kendimi tekrar toparladıktan sonra bu filmi izledim, güzel bir tevafuk oldu. her zaman ki gibi kusursuz zamanlama. yarbay frank slade benim için sembol niteliği taşıdığı için bu adamı ve bu filmi çok sevdim. kendini kötü hisseden herkese tavsiye ediyorum.
normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz.
Daha detaylı bilgi için çerez ve
gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.
online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.