kadife sesli eşsiz sanatçı asya şarkısı olarak bilinir; 1999 yılında yayınlanan masum albümünde yer alan şarkının sözleri nilüfer tarafından yazılmış iken müzik ise nikos karvelas imzası taşımaktadır.
klibi de görülmeye değerdir.
günler sessiz mahzun sensiz
günler her zamanki gibi telaşlı
yanlış nerede
aklım sende
suçum neydi, kimdi suçlu sormadım.
çektin gittin dinlemeden
bana bir şey söylemeden
yıllar sonra dönsen de boş
son pişmanlık neye yarar?
her şeyin bedeli var
olmadı yar
hayatımıza giren insanların yalnızca bir tesadüf eseri mi yoksa kaderin bir hediyesi mi olduğu sorusu üzerine düşündürüyor.
bankta oturmakta ve denizi seyretmekte olan genç bir kadının hüzünlü ve durgun olduğu görülüyor, o sırada deniz kenarında yürümekte olan genç bir adam genç kadının yanına oturuyor, tanışmaları kader mi yoksa tesadüf mü, bilinebilir mi?
genç adam, kadına kendi simitinden bir parça koparıp veriyor, kadın ise simitini martılarla paylaşıyor, geri döndüğünde ise genç adamın birkaç saniye içinde oradan ayrıldığı ve gitmeden önce bir not bıraktığı görülüyor.
umarım tekrar karşılaşırız yazıyor notunda, tekrar karşılaşmaları ya mümkün ya da imkânsız, bazen bir yüzü ölene kadar göremeyebilirsin, eğer sen onun için bir yazgı değil sadece bir tesadüf isen.
hayatın onları yeniden bir araya getirmeleri güçlü bir ihtimâl gibi görünüyor, belki kavuşacaklar, aşık olacaklar, belki de ebediyen yollar ayrılacaktır, hayatta ilişkilere dair sistemin böyle yürüdüğü gibi.
film hakkında kişisel fikirlerime geçmem gerekirse;
düşündürdüğü bazı şeyler vardı, tanıdığımız bir insanın, insanların, hayatımızda ne gibi bir iz bırakacağını, yokluklarının bizi ne hale getireceğini başta bilemezdik, tesadüfen tanıştığın bir insan sana cennet de olabilirdi, cehennem de, her şeyi anlamlı kılabilirdi, her şeyi anlamsızlaştırabilirdi, bu tamamen ona olan sevgimize ve onun yokluğuna bağlı değişirdi.
bir insanı ilk tanıdığın zamanlarda, onun senin hayatında bu kadar büyük bir iz bırakacağını bilebilir miydin?
ya da o, senin onun hayatında bu kadar büyük bir iz bırakacağını bilebilir miydi?
kendisini önemseyen, büyüklenen, böbürlenen, kurumlu anlamına gelen sözcük olmasının yanı sıra murat başaran şarkısıdır; söz ve müziğin murat güneş imzası taşıdığı bilinmekte iken 2008 yılında yayınlanmıştır.
dünden beri sürekli dinliyorum,
" yaşar gibi yaparım, öldüğümü de görürüm" sözü bence etkileyiciydi.
" ama her acımanın içinde, bir kötü "kader"in kendine rastlamayışının sevinci vardır... "
birkaç gün önce hayatını kaybeden 1944 doğumlu türk yazar necati tosuner imzalı 76 sayfalık eser olup öykü türünde yer almakta iken 1965 yılında yayınlanmıştır.
yazarın okuduğum ilk kitabı bu oldu, ne yazık ki kendisini hayatını kaybetmesiyle tanıdım ve bazen bazı insanları onlar öldükten sonra tanımak ne acı.
kitabımızın içeriğinde toplam 9 öykü bulunmakta iken bazı öykülerin isimleri ise şöyledir;
yalnızlığa övgü, özgürlük masalı, göl kıyısı, gökten bir uçurtma düştü, bir ebemkuşağı peşinde, vb.
yalnızlığa övgü adlı ilk öyküde yalnızlığından memnun gibi görünen ama içten içe yalnızlığına kırgınlık duyan bir insanın iç dünyasına bir bakış atıyoruz.
kitapla aynı adı taşıyan özgürlük masalı öyküsünde ise iki gencin âşık olma isteğiyle yaşamaları, dostlukları, dipsiz yalnızlıkları, özgürlük hayalleri anlatılıyor,
benim için etkileyici bir öyküydü, bazı cümleleri oldukça iyiydi.
martılar gülüşürken öyküsü de yine yalnızlığa değiniyor genç bir kızın içinde olduğu yalnızlığı anlatır iken, birini beklediği, beklediğinin dönmeyeceğini hissettiriyor öykü, dönmeyeceğini anladıktan sonra yalnızlığa ve dönmeyecek oluşuna alışmayı vurgular nitelikte bir öykü olduğu görülüyor.
göl kıyısı öyküsünde ise kısa boylu olmanın dezavantajları karşımıza çıkıyor,
dış görünüşün kadere etkisi üzerine düşündüren bir öyküydü, dış görünüş her şey değildir ama her şeyi etkiler, ana fikrinin çıkarılabileceği bir öyküydü, yazarın kendi hayatından izler taşıyan bir öykü olduğu da söylenebilir, kısa boylu veya kambur olduğu için öyle düşünmek de mümkün.
insan sayılmak öyküsü bence kitabın en can alıcı, en acı, en trajik öyküsüydü,
bu öyküde dış görünüşü herkesten farklı bir insanın kaderine râzı olmakla isyan etmek arasında kalışı, fiziksel farklılığının toplumda "sakatlık, zavallılık " olarak algılanışının açtığı kapanmaz yaralar konu ediniliyor.
dış görünüşünden dolayı acınılan, istediği kızla evlenemeyen, insanlar tarafından hep ibret olarak gösterilen, kendi iç dünyasında yaşamak zorunda kalmış bir insanın acısı derinden hissediliyor, yazarın bence kendisini anlattığı bir öyküydü bu, kambur olmanın felaket olarak nitelendirilmesinden bıkmış, dış görünüşten ibâret olmadığını anlatamamaktan yorgun olduğu görülüyor,
dış görünüşün hayattaki önemine parmak basan bir öyküydü.
bir ebemkuşağı peşinde öyküsü ise ihtimâller üzerine düşündüren bir öyküydü,
sonu beklediğim gibiydi ve tam da düşündüğüm gibi bir öyküydü, yanılsamalar üzerine kurulu olabileceğini fark etmiştim.
doyuş öyküsünde ise hayallerinden birini gerçekleştirme fırsatı elde eden bir adamın geçici mutluluğu konu ediniliyor, bu mutluluk geçici çünkü para ile satın alınan bir mutluluk bu, hayali ise bir kadın tarafından sevilme, arzulanma, birlikte olmak gibi hayaller, emeller, arada bir bağ olmadığı için herkesin kendi yoluna devam etmesi ile öykünün sonuna doğru yaklaşılıyor.
şimdi ise kitap hakkında kişisel fikirlerime geçmek istiyorum;
yazarın anlatımı etkileyiciydi, yüreğe dokunan bir tarafı vardı ve yalnızlığı, arayışı, ölmek isteyecek kadar bezmiş olmayı, yorgunluğu, sevme ve sevilme isteğiyle yaşamayı, insanın hâllerini derinden hissettiren öykülerdi.
kitaptan seçtiğim bazı cümleler ile yazıma burada bir son veriyorum.
çift çifttir herkes. bir yalnız ben varımdır. dayanılmaz yalnızlıkta bir yirmi beş kuruşluk sakız ya da bir bafra sigarasıdır arkadaşım. beklerim, beklerim eli boş...umut bu, bilinmez işte. bir gülücük, bir işaret belki... oysa boşa. pek iyi de bilirim ki; bugüne dek olmamış, olmayacak bundan sonra da.
var mıydım, yok muydum belli değildi.
biz yalnızlıktan usanmıştık. sonsuza dek yalnız olmak vardı ortada. bir çözüm sayılabilir miydi bu?
yine de gün olur ölümü arardım.
aynı yayınevinin yayınlamış olduğu yeni şiirler 1958 adlı eserden sonra serinin okuduğum son kitabı bu oldu.
bazı şairlerin 2 şiirine yer verilmiş olsa da ekseriyetle her şairden 1 şiir seçilmiş, diğer kitapta olduğu gibi, her şiir bambaşka bir yürekten döküldüğü için kitaptaki tüm şiirleri tek bir çatı altında toplamak belki kolay olmayabilir ama hepsi benzer temalarda, benzer duygularda ilerliyor.
şiirlerin ortak duygusu bence acı, aşk, kahır ve özlemdi.
sevmiş olmayı, sevmiş olduğunun ıraklığını,
birinin yokluğunun sonucunda oluşan yalnızlığında kendine bile yabancılaşmayı, ona bel bağlamayı, öleceksen de bu ölümün onun elinden olmasını istemenin kararlılığını, bazı hesaplaşmaların bu dünyada mümkün olamayacak olmasının verdiği derin acıyı, sevgilerin, ümitlerin ve hayallerin mâzide kalıyor olmasının yaşattığı yıkım hâlini derinden hissettiren şiirlerdi benim için.
acının, uzaklığın, aşkın, ayrılığın, bağlanmanın, ayrı düşmelerin, hayatın yıkıcı zamanlarının yansıtılma biçimlerinin iyi olduğu şiirlerdi.
severek okuduğum ve bazı dizelerinde etkilendiğim bir kitaptı.
okurken seçtiğim bazı dizeleri bırakarak burada bir son veriyorum.
ne onun uzaklığı azalır
ne de içimdeki kederler.
hatıralar kervanlar gibi gitti gider.
bir çöküntü başlar yaşamanda
her şeyin değersizleştiği an.
varılacak en yalın gerçeğe vardım.
o deniz kıyısı şehrinde
yaşamak başka türlü bir şeydi.
" mutluluk daha sonrası içindi,
öteki dünyadaydı. "
sf/ 92
okurken bazı satırlarında burnumun direğinin sızladığı jean louis fournier imzalı eser; özgün adı ma mère du nord olan kitap 2015 yılında yayınlanmıştır.
eser, dilimize ise aysel bora tarafından çevrilmiştir.
yazarı kişisel hayatından önemli ölçüde izler barındıran bu kitaplarından dolayı biraz olsun tanıdığıma inanıyorum, doktor ve alkolik babası, iki engelli çocuğu, ölen eşini ve şimdi de annesini biraz olsun tanıyor, hissediyorum.
kuzeyli annem derken aslında annesinin kuzeyli olmasından ziyade, soğuk, katı, ciddi ve mesafeli bir insan olduğunu vurguluyor yazar, bunu belirtmekte fayda var.
anne ve babasının tanışma zamanlarından, annesinin öldüğü zamana kadar olan zamanı, anıları, annesini, ailesini, alkolik ve doktor olan babasını, kendisini, hayatın trajik yanlarını mizah sosuna batırarak anlatıyor her zamanki gibi.
annesi bu doktor gence kolayca ısınmış ve evleniyorlar, yazar dünyaya geliyor, kardeşleri, yıllar sonra da kız kardeşi catherine doğuyor, babasının 2 farklı kişiliği olduğu görülüyor, bazen bir fırtına gibi, bazen bir güneş, annesi ise yanlış bir evlilik yaptığını geç anlıyor, bu evliliğe çocukları için katlanıyor.
annesi hem çok saf, hem de kendine özgün bir kadın, kendini geliştirmiş bir insan olduğu hissediliyor, kuzeyli olsa da çocuklarını seviyor, bazen ise kocasının ölümünü dilediği zamanları oluyor,
tanrı dileğini duymuş olmalı...
kuzeyli annenin yaşlanması ile kitabımızın sonlarına doğru yaklaşıyoruz.
şimdi ise kitap hakkında kişisel fikirlerime geçmek istiyorum;
yas tutma eyleminin bir ömür sürebileceğini düşündüren bir kitaptı benim için, üzerinden kaç yıl geçerse geçsin acı eskimezdi, insana hiçbir şey en sevdiği insanın mezarı kadar acı veremezdi...
4 ay önce annemi kaybettiğim için okurken beni etkileyen bir kitaptı, insan annesinin, babasının, sevdiği bir insanın ya da canlının değerini onu yitirdikten sonra anlayabiliyor, yaşarken de anlamış olsan da bu yok oluş daima canını yakıyor, özellikle de keşkeler, yarım kalan hayaller, kitabı okurken bu hisse de kapılabiliyor insan.
yazarın anlatımını her zamanki gibi iyi ve etkileyici buldum, acı çekerken güldürmeyi de ihmâl etmiyor yine de, annesini ne kadar özlediğini anlatmak için yazmış aslında bu kitabı, sonsuz bir sevginin edebî yansıması niteliğinde bir eser olduğu da söylenebilir biraz da.
annem mesafeli ve ketumdu.
ne kendisinden bahsetmekten, ne de başkalarının kendisinden bahsetmesinden hoşlanırdı. hiçbir zaman başrolde olmamıştı, neden bir kitabın başlığı olsundu ki?
ailesinde başrol annesinindi; evde babamın; babamın ölümün den sonra biraz da ben başrolde oldum. en büyük çocuktum, onu az üzmedim ama belki de en sevdiği çocuğu bendim.
1969 doğumlu irlandalı yazar, senarist ve edebiyat tarihçisi olarak bilinir; kanada'da yaşadığı söylenmekte iken kitapları ise önemli edebiyat ödüllerine değer görülmüştür.
terk edilmiş ve aşk acısı çekmekte olan bir adamın bu acıyla yaşama biçiminin yanı sıra, hayatına girmek isteyenleri de reddetmesi, bir aşka takılı kaldığı için yaşayacağı olası diğer bütün aşklardan da vazgeçmesini konu ediniyor.
adamın derin bir acının içinde olduğu görülüyor, uykular haram olmuş izlenimi veriyor, yatarken duvara vurması ise bir çare aradığını düşündürüyor, böyle bitmemeliydi hissiyle boğuşuyor gibi.
sonrasında aşk acısı çeken pek çok insan gibi kendisini sigaraya ve dertli şarkılara verdiğini görüyoruz, sonra ise onu yeniden sevmesini istediği kadına mektuplar yazıyor, hiçbirini okutamayacak olsa da ona yazmaktan, onu anlatmaktan, onu sevmekten vazgeçmiyor, o artık onu sevmese bile...
yazdığı mektupları aşağıya atıyor, oradan geçen genç bir kız bulup okuyor ve bu adama aşık oluyor, yazdıklarının yüreğine işlediğini, ona aşık olduğunu söylüyor, bir gün adamın karşısına çıkıp bunları dile getiriyor, adamın ise fazla umrunda değil çünkü o başkasını seviyor, o aşk yeniden yeni onu bulur ihtimâli yüzünden de diğer aşklara kalbini kapatıyor.
yeni gördüğü bu genç kızı sevmek isteseydi,
aşka küsmeseydi, aşktan vazgeçmeseydi hayatı bambaşka bir hayata dönüşebilir miydi, film bu soru üzerine düşündürüyor.
aşka küsersen aşksız kalırsın, bir insana küsersen o insanın her duygusundan mahrum kalırsın, küsmek ve vazgeçmek aslında kendini de mahrum bırakmaktır ana fikrinin çıkarılabileceği bir kısa filmdi.
" ama vakti saati gelince onun sonsuz, uçsuz bucaksız olduğunu ve hiçbir şeyin sonsuzluk kadar korkunç olmadığını anlayacaksın. "
1844/ 1900 yılları arasında yaşayan alman filozof ve yazar friedrich nietzsche imzalı eser; kitapta eserin türkçe baskısının 1966 yılında yapıldığı bilgisi verilmiştir.
deneme türünde yer alan kitabımız dilimize ise samih tiryakioğlu tarafından çevrilmiştir.
kitaba dair tek olumsuz eleştirim, çok ama çok fazla imlâ hatasının olması idi, bazı kelimelerde anlam bütünlüğü zedelenecek kadar eksik harf vardı, bazı kelimeleri kendim tahmin ederek tamamlamaya gayret ettim.
şimdi ise kitaba geçmekte fayda var;
kitabımız deneme türünde yer alıyor olsa da içeriğinde salt denemeleri değil, aforizmaları da yer alıyor.
denemelerin temelinde ise derin bir farkındalığın ve gözlem gücünün yattığı açıkça görülmektedir, ele aldığı konuları derinlemesine irdelemiyor bu kitabında, konunun özünü ve can alıcı kısmını yansıtıyor sıklıkla.
duygular, düşünceler, zenginlik ve yoksulluk, hayatta her şeyin sanıldığı gibi olmaması, erkek ve kadın ilişkileri, mutluluk, zaman, tanrı ve sonsuzluk, yaratma, yitirme, hiçlik ve insan ruhunun dehlizleri, kitabın ele aldığı temalardandı diyebilirim.
ele aldığı konuları oldukça rasyonel bir biçimde aktarıyor friedrich nietzsche; anlatımında ise duygudan ziyade sezgi ve mantık ön planda, ele aldığı konuları aktarır iken kendisini fazlaca dâhil etmeden anlatmaya özen gösteriyor, bu durum objektif olduğunu da düşündürür iken, kibrinin de emâresi gibi aslında biraz da.
okurken seçtiğim bazı cümleleri bırakarak burada bir son veriyorum.
epikuros. — evet, epikuros'un karakterini belki hiç kimsenin hissedemeyeceği tarzda hissettiğim için; ondan öğrendiğim, onun yazdığı ve benim okuduğum her şeyde bir eskiçağ öğle sonunun mutluluğunu tattığım için gurur duyuyorum...
ama vakti saati gelince onun sonsuz, uçsuz bucaksız olduğunu ve hiçbir şeyin sonsuzluk kadar korkunç olmadığını anlayacaksın.
düşüncelerimiz duygularımızın gölgesidir: daima onlardan daha karanlık, daha boş, daha basittir düşüncelerimiz.
zenginlerin eli açık olması çoğu zaman bir çeşit utangaçlıktan başka şey değildir..
her alışkanlık elimizi daha becerikli, aklımızı ise daha beceriksiz hale sokar.
1955 doğumlu amerikalı yazar, avukat ve siyasetçi kimlikleri ile bilinir; bir süre hukuk alanında faaliyet göstermiş iken yazarlıkta karar kılmış ve eserleri adli gerilim türünde yer almıştır.
1932/ 1963 yılları arasında yaşayan amerikalı şair ve yazar sylvia plath imzalı 80 sayfalık eser; muhteviyatındaki şiirler eşi ted hughes tarafından seçilmiş iken türkçe baskısının ise ilk olarak 2007 yılında yapıldığı bilinmektedir.
dilimize ise gürkal aylan tarafından çevrilmiştir.
itirafçı şiir hareketi'nin öncü isimlerinden olan sylvia plath bu kitabında da itirafçı şiir hareketinin geleneklerini sürdürüyor, insan ruhunun dehlizlerine sakınmadan pervâsızca iniyor ve ele aldığı temalar da bu yörüngede ilerliyor.
gelecekteki intiharının habercisi niteliğinde şiirlerdi bence biraz da, çıldırmak ve farkına varmak arasında kalmış bir ruhun haykırışları, fısıltıları olarak yansıyan şiirlerdi benim için, aklını yitirir gibi olmayı, delilikle bilgelik arasında bir yaşam sürdürmeyi, arafta kalmışlık hissini, ölümü ve yaşamın uçlarında gezinme hissini derinden yansıtıyor sylvia plath.
acıyı ve yalnızlığı da hissettiriyor bazı şiirleri,
bazı dizelerinde kendisini fil dişi kulesine hapsettiğini ve insanlardan bıktığını, yorulduğunu, tükendiğini düşündürüyor, bazı şiirlerinde ise kibirli bir duruş sergiliyor,
kibirli olmasının nedeni belki de fark edişlerinin ve hislerinin ona kattığı güçten dolayıdır, bilinmez.
bazı dizeleri düşündürücü bulduğum bir kitaptı, bilhassa; iyileşip yepyeni bir insan olacağım
ve tek somut olansın sen dizeleri etkileyiciydi.
ilk örnek verdiğim dize ise insanın farklı bir bakış açısı ve ruh kazanması için önce ruhunun iyileşmesi gerektiğini hatırlatır nitelikteydi.
tek somut olansın sen dizesi de üzerine düşünmeye değerdi, tek gerçek sensin, der gibiydi.
ve bir okum ben dizesi de, geri dönmem anlamı taşır nitelikteydi.
okurken seçtiğim bazı dizeleri bırakarak burada bir son veriyorum.
kırılmış bardağın parlak parçalarında bilenmekte o, ihtiyatlı bir solukla.
o kendini zarifçe frenledi.
ne büyüsünü çözeceğim bugün
kara cüppeli on iki denetçimin
ne de yumruğumu kaldıracağım
benimle dalga geçen rüzgâra.
senaryosu selin güvercin ve berkay berkiten tarafından yazılmış iken selin güvercin tarafından yönetilen 20 dakikalık kısa film; geçen senenin son günlerinde yayımlanmıştır.
huzur apartmanı'nda kapıcılık yapan ve komodininin üstünde ince memed kitabı yer alan yaşar adlı bir adamın içinde olduğu olumsuz koşullar, hiyerarşi, komşuluk ilişkileri, iletişimsizlik ve statü farkından kaynaklanan yalnızlık konu ediniliyor.
yaşar gurbet ellerde yaşamaktadır, ailesini bırakmış olsa da onlara her ay para göndermekte ve bu gurbet elde bir parça huzur aramaktadır, kapıcı olduğu için kimse ona saygı duymaz, konuşurken dinlemez, o sadece onlara hizmet etmek için doğmuş bir insandır onların nezdinde.
yaşar derdini anlatırken laktozsuz süt derdine düşer kimisi, apartman yöneticisi de yaşar'ı önemsemez, maaşını geç yatırır bile isteye.
bir gün yaşar'ın evine hırsız girer ve arbede yaşanır, hırsızı ihbar etse de sırf kapıcı olduğu için pek ciddiye alınmaz bu durum, yaşar statü açısından onlara göre iyi bir konumda değildir ama komşular ise bakkaldan istediklerini aldırmak için "bir kapıcıya" muhtaçtırlar.
apartmanın adı huzur apartmanı olsa da içinde huzurun esâmesi okunmamaktadır, apartman yöneticisinin bazı kurnazlıkları yüzünden apartman sakinleri zor günler ve tatsız şeyler yaşar.
yaşar ise artık bu apartmanda çalışmaması gerektiğini anlar.
pek etkileyici bulduğum bir kısa film olmasa da vurguladığı birkaç durum nedeniyle izlenilebilir bulduğum bir kısa film oldu.
iletişimsizlik, statü farkından kaynaklanan yalnızlıklar, filmin temaları arasındaydı denilebilir.
verilmek istenen mesaj belki de şuydu;
huzuru önce kendi içinde ara, kendinle barışı sağla, önce kendinden başla, huzuru önce kendinde bulursan gittiğin her yerde de bulursun çünkü gittiğin her yere kendini de götürdüğün için huzur da seninle gelecektir.
1960 doğumlu türk yazardır, yazar kimliğinin yanı sıra boğaziçi üniversitesi endüstri mühendisliği bölümü mezunu olduğu bilinmektedir; yazarlıkta karar kılmadan önce farklı meslek dallarında da etkin olarak rol almıştır.
acı dayanılmaz hale geldiğinde bazı insanlar kendiliğinden hafıza kaybına uğrarmış, içgüdüsel bir şekilde, kendilerini korumak için silerlermiş beyindeki kayıtları...
normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz.
Daha detaylı bilgi için çerez ve
gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.
online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.