1.
yanık saraylar
" asıl sorun yaşamaktır,
diye ağzından kaçırdı... "
1931/ 1983 yılları arasında yaşayan ve o yılın son gününde hayatını kaybeden türk yazar sevim burak imzalı eser; öykü türünde yer almakta iken 1965 yılında yayınlanmıştır.
kitabımızda toplam 6 öykü yer alıyor,
isimleri ise şöyle;
sedef kakmalı ev, pencere, yanık saraylar, büyük kuş, ay ya rab yehova ve ölüm saati
sedef kakmalı ev adlı ilk öyküde nurperi adlı bir kadının uzun yıllar evli kaldığı ziya bey'in ölümünde neler hissettiği ve iç dünyası yansıyor, cenaze alayını ve tabutu izlerken fazla acı çekmediği ve durgun bir ruh halinde olduğu hissediliyor, belki de sevgisi çoktan bittiği için onun ölümü onu etkilemeyecektir.
pencere adlı öyküde ise olası bir intiharın kişiler arasında yarattığı duygu ve gerilim anlatılıyor, karşı apartmandaki bir kadının balkondan düşme garantili eylemlerinin intihar planları olduğunu düşünüyor onu uzaktan izleyen diğer kişi,
kurtarmak istemiyor, aksine bu davranışı gerçek bir davranış olarak algılıyor, gözlemliyor ve gittikçe ona benziyor,
farklı ve etkileyici sayılabilecek bir öyküydü.
kitaba adını veren yanık saraylar öyküsünde ise sarayda yaşayan bir genç kızın içinde olduğu durum anlatılıyor,
o sarayda yaşıyor olsa da orada doğmamış ve bebekken bakılması için o aileye verilmiş,
fulya teyze ile olan bağı ve yaşadıkları ile öykü devam ediyor,
bazı cümlelerin oldukça iyi olduğu bir öyküydü.
büyük kuş öyküsü ise ayrılışlar, ilişkiler üzerine düşündüren bir öyküydü,
okurken metinden kopmak mümkün, anlamlandırmak zor olabilir, yazarın anlatım tarzından kaynaklı bir durum, pek benimseyemediğim bir öyküydü.
şimdi ise kitapla ilgili kişisel fikirlerime geçmek istiyorum;
yazarın anlatımı kurgudan muaf izlenimi verir gibiydi, akışkan bir tarzı vardı, hissettirmeyi ya da fark ettirmeyi amaçlayan öykülerdi benim için, yazarın konuya değil de duygulara odaklanması belki de yüzdendir, bu sadece benim kapıldığım izlenim, beklentimi tam anlamıyla karşılayam bir kitap olduğunu söyleyemem ama hiç etkileyici bir yanı yoktu da diyemem.
en etkileyici bulduğum öykü pencere öyküsü oldu.
okurken seçtiğim bazı cümleleri bırakarak burada bir son veriyorum.

bilinçsiz, avucunun içindekilere bakıyordu.
soluk almıyordu bakarken.
göz oyuklarına ölümlü iki karanlık oturmuştu.
sonunda her şeyi birbirine benzetti.
düşüne düşüne hayatının en hurda ayrımlarına kadar indi.
kendini kaldırıp atmak için ufak bir işaretçik bekliyor benden;
benim elimden çıkmış bir insanmışçasına istediklerimi yapıyor, buna karşılık onun ölümünü göreyim istiyor.
hiçbir şeyden umudum yoktu
denemiştim her şeyi kendi hesabıma.
bense, ölümden korkmayacak kadar yalnızdım.
"gitgide yok oluyorum" diye düşündü.
odalarda
yollarda
kentte
o yoktu...
asıl sorun yaşamaktır,
diye ağzından kaçırdı.
-o büsbütün gölgelenen yiten zaman içinde her şeyin kendisini anlattığı -sadece kendisini anımsattığı bir tümce arıyordu-
diye ağzından kaçırdı... "
1931/ 1983 yılları arasında yaşayan ve o yılın son gününde hayatını kaybeden türk yazar sevim burak imzalı eser; öykü türünde yer almakta iken 1965 yılında yayınlanmıştır.
kitabımızda toplam 6 öykü yer alıyor,
isimleri ise şöyle;
sedef kakmalı ev, pencere, yanık saraylar, büyük kuş, ay ya rab yehova ve ölüm saati
sedef kakmalı ev adlı ilk öyküde nurperi adlı bir kadının uzun yıllar evli kaldığı ziya bey'in ölümünde neler hissettiği ve iç dünyası yansıyor, cenaze alayını ve tabutu izlerken fazla acı çekmediği ve durgun bir ruh halinde olduğu hissediliyor, belki de sevgisi çoktan bittiği için onun ölümü onu etkilemeyecektir.
pencere adlı öyküde ise olası bir intiharın kişiler arasında yarattığı duygu ve gerilim anlatılıyor, karşı apartmandaki bir kadının balkondan düşme garantili eylemlerinin intihar planları olduğunu düşünüyor onu uzaktan izleyen diğer kişi,
kurtarmak istemiyor, aksine bu davranışı gerçek bir davranış olarak algılıyor, gözlemliyor ve gittikçe ona benziyor,
farklı ve etkileyici sayılabilecek bir öyküydü.
kitaba adını veren yanık saraylar öyküsünde ise sarayda yaşayan bir genç kızın içinde olduğu durum anlatılıyor,
o sarayda yaşıyor olsa da orada doğmamış ve bebekken bakılması için o aileye verilmiş,
fulya teyze ile olan bağı ve yaşadıkları ile öykü devam ediyor,
bazı cümlelerin oldukça iyi olduğu bir öyküydü.
büyük kuş öyküsü ise ayrılışlar, ilişkiler üzerine düşündüren bir öyküydü,
okurken metinden kopmak mümkün, anlamlandırmak zor olabilir, yazarın anlatım tarzından kaynaklı bir durum, pek benimseyemediğim bir öyküydü.
şimdi ise kitapla ilgili kişisel fikirlerime geçmek istiyorum;
yazarın anlatımı kurgudan muaf izlenimi verir gibiydi, akışkan bir tarzı vardı, hissettirmeyi ya da fark ettirmeyi amaçlayan öykülerdi benim için, yazarın konuya değil de duygulara odaklanması belki de yüzdendir, bu sadece benim kapıldığım izlenim, beklentimi tam anlamıyla karşılayam bir kitap olduğunu söyleyemem ama hiç etkileyici bir yanı yoktu da diyemem.
en etkileyici bulduğum öykü pencere öyküsü oldu.
okurken seçtiğim bazı cümleleri bırakarak burada bir son veriyorum.

bilinçsiz, avucunun içindekilere bakıyordu.
soluk almıyordu bakarken.
göz oyuklarına ölümlü iki karanlık oturmuştu.
sonunda her şeyi birbirine benzetti.
düşüne düşüne hayatının en hurda ayrımlarına kadar indi.
kendini kaldırıp atmak için ufak bir işaretçik bekliyor benden;
benim elimden çıkmış bir insanmışçasına istediklerimi yapıyor, buna karşılık onun ölümünü göreyim istiyor.
hiçbir şeyden umudum yoktu
denemiştim her şeyi kendi hesabıma.
bense, ölümden korkmayacak kadar yalnızdım.
"gitgide yok oluyorum" diye düşündü.
odalarda
yollarda
kentte
o yoktu...
asıl sorun yaşamaktır,
diye ağzından kaçırdı.
-o büsbütün gölgelenen yiten zaman içinde her şeyin kendisini anlattığı -sadece kendisini anımsattığı bir tümce arıyordu-
devamını gör...

















