orijinal adı: ma mère du nord
yazar: jean-louis fournier
yayım yılı: 2015
yazarın annesini anlattığı bu eseri sadece edebi açıdan değil, psikolojik açıdan da okuyucu ciddi şekilde etkilemiştir. alkolik babasıyla annesinin nasıl tanıştığını, annesinin ve diğer aile fertleriyle olan ilişkilerine kadar önemli ayrıntıların verildiği kitap yazarın enfes üslubuyla okuyucuyla buluşuyor.
yazar: jean-louis fournier
yayım yılı: 2015
yazarın annesini anlattığı bu eseri sadece edebi açıdan değil, psikolojik açıdan da okuyucu ciddi şekilde etkilemiştir. alkolik babasıyla annesinin nasıl tanıştığını, annesinin ve diğer aile fertleriyle olan ilişkilerine kadar önemli ayrıntıların verildiği kitap yazarın enfes üslubuyla okuyucuyla buluşuyor.
öne çıkanlar | diğer yorumlar
başlık "insan olun biraz" tarafından 23.05.2022 19:23 tarihinde açılmıştır.
1.
bir jean louis fournier kitabıdır.
jean louis fournier babasi için asla kimseyi öldürmedi benim babam ve nereye gidiyoruz baba isimli kitapları, kendisinden önce hayatını kaybeden eşi için dul isimli kitabı, kendi yaş alma dönemlerini anlattığı son siyah saçım ve otopsim isimli kitapları yazdı.
bu kitap ise belki de bütün kitapları arasında en içten, en duygu yüklü olanı. çünkü belki de en özlem dolu olan kitap bu. zaten yazar da bunu söylüyor, bu kitabı annesini ne kadar özlediğini ona söyleyebilmek ve onu hayata döndürmek için yazıyor.
annesine söylemek istediği kadar ve annesinin hak ettiğini düşündüğü kadar söyleyemediğini düşünüyor yazar onu ne kadar çok sevdiğini. bu kitabı da bir ilan-ı aşk mektubu olarak yazdığını söylüyor. annesine olan sevgisini içinden geldiğince anlatıyor ve annesinin bu kitapta yazdıklarını bir yerlerden okuyacağını umuyorum.
annesini özleyen ve onu ne kadar sevdiğini tekrar tekrar söylemek isteyen kaç yaşında olursa olsun hala küçük bir erkek çocuğu olan bir yazarın satır aralarında pişmanlıklar olan muhteşem kitabı bu kitap.
jean louis fournier babasi için asla kimseyi öldürmedi benim babam ve nereye gidiyoruz baba isimli kitapları, kendisinden önce hayatını kaybeden eşi için dul isimli kitabı, kendi yaş alma dönemlerini anlattığı son siyah saçım ve otopsim isimli kitapları yazdı.
bu kitap ise belki de bütün kitapları arasında en içten, en duygu yüklü olanı. çünkü belki de en özlem dolu olan kitap bu. zaten yazar da bunu söylüyor, bu kitabı annesini ne kadar özlediğini ona söyleyebilmek ve onu hayata döndürmek için yazıyor.
annesine söylemek istediği kadar ve annesinin hak ettiğini düşündüğü kadar söyleyemediğini düşünüyor yazar onu ne kadar çok sevdiğini. bu kitabı da bir ilan-ı aşk mektubu olarak yazdığını söylüyor. annesine olan sevgisini içinden geldiğince anlatıyor ve annesinin bu kitapta yazdıklarını bir yerlerden okuyacağını umuyorum.
annesini özleyen ve onu ne kadar sevdiğini tekrar tekrar söylemek isteyen kaç yaşında olursa olsun hala küçük bir erkek çocuğu olan bir yazarın satır aralarında pişmanlıklar olan muhteşem kitabı bu kitap.
devamını gör...
2.
çok sevdiğim ve her kitabını büyük bir keyifle okuduğum jean louis fournier'in annesini anlattığı 152 sayfalık kitap. annesine kuzeyli demesinin nedeni aslında soğuk bir kadın olarak görmesinden kaynaklı, mesafeli ve ciddiyeti elden bırakmayan biri. yazar zaten her kitabında bir aile üyesini anlatıyor, bilenler bilir. annesi, babası, karısı, iki engelli çocuğu,... yazarın ailesini kendi akrabalarımdan iyi tanıyorum artık.
yazar tabii ki kitabı annesinin ölümünden sonra yazmış. insan annenin ne kadar kıymetli olduğunu ölünce daha iyi anlıyor. anne olmak ise dünyanın her yerinde aynı gibi. babalar değişmiyor, anneler tüm yükü sırtlanıyor. okurken yazarın annesine üzüldüm ve kadının kocasına da çok sinirlendim. sonra emine niye erkeklerden lahmacun yapmak istiyor, neyse.
doktor olan kocasının peşini toplamakla bir ömür geçirmiş, kocası kazandığı parayı içkiye yatırdığı için çalışmak zorunda kalmış ve yine de yaranamamış, çocuklarını yetiştirme işini üstlenmiş, çok istemese de güçlü kadın olmak zorunda kalmış harika bir kadın. her akşam bir huzursuzluk çıkacak mı yoksa bu akşam iyilerden biri mi olacak endişesi, çocukları büyütürken yaşanan o zorluklar, ilk çocuğa hep yeni kıyafetler alınması ve küçüklerin onun küçülenlerini giymesi,... coğrafya farklı olsa da okuduklarınız size çok tanıdık gelecek.
mutlaka bu yazarla yollarınız kesişsin.
benim için bir çocuğun başına gelebilecek en kötü şey, annesini kaybetmekti. babası o kadar mühim değildi.
annem gecikecek olsa, mutlaka ölmüştü ve ben de ölmek isterdim.
sayfa 44
normalde çocuklar ağlar, yetişkinler değil. hele anneler hiç, onlar ağlayan çocukları avutmak için gelmişlerdir dünyaya.
burada roller tersine çevrilmişti. tersine bir dünyaydı.
bir an kalkıp onu teselli etmeyi düşündüm.
cesaret edemedim. üstüne çektiği yorganın altında sessizce ağlıyorsa, saklanıyor demekti. ağladığı duyulsun istemiyordu.
bu bir kabus değildi, bu sona erecek kötü bir rüya değildi.
hayatı kötü bir rüya olduğu için ağlıyordu o. elimden bir şey gelmezdi.
sayfa 69
annem bana okuduğu kitaplardan postayla alıntılar yollardı. romain gary'ninkini hiç unutmayacağım:
"anneme yaptığı kötülük için tanrı'yı asla bağışlamayacağım."
sayfa 108
cennete inanmazdı, mutluluğa inanırdı. çoğu zaman ellerinin arasından kayıp giden ve romatizmalı parmaklarıyla tutmakta çok zorlandığı bir mutluluk.
sayfa 120
yazar tabii ki kitabı annesinin ölümünden sonra yazmış. insan annenin ne kadar kıymetli olduğunu ölünce daha iyi anlıyor. anne olmak ise dünyanın her yerinde aynı gibi. babalar değişmiyor, anneler tüm yükü sırtlanıyor. okurken yazarın annesine üzüldüm ve kadının kocasına da çok sinirlendim. sonra emine niye erkeklerden lahmacun yapmak istiyor, neyse.
doktor olan kocasının peşini toplamakla bir ömür geçirmiş, kocası kazandığı parayı içkiye yatırdığı için çalışmak zorunda kalmış ve yine de yaranamamış, çocuklarını yetiştirme işini üstlenmiş, çok istemese de güçlü kadın olmak zorunda kalmış harika bir kadın. her akşam bir huzursuzluk çıkacak mı yoksa bu akşam iyilerden biri mi olacak endişesi, çocukları büyütürken yaşanan o zorluklar, ilk çocuğa hep yeni kıyafetler alınması ve küçüklerin onun küçülenlerini giymesi,... coğrafya farklı olsa da okuduklarınız size çok tanıdık gelecek.
mutlaka bu yazarla yollarınız kesişsin.
benim için bir çocuğun başına gelebilecek en kötü şey, annesini kaybetmekti. babası o kadar mühim değildi.
annem gecikecek olsa, mutlaka ölmüştü ve ben de ölmek isterdim.
sayfa 44
normalde çocuklar ağlar, yetişkinler değil. hele anneler hiç, onlar ağlayan çocukları avutmak için gelmişlerdir dünyaya.
burada roller tersine çevrilmişti. tersine bir dünyaydı.
bir an kalkıp onu teselli etmeyi düşündüm.
cesaret edemedim. üstüne çektiği yorganın altında sessizce ağlıyorsa, saklanıyor demekti. ağladığı duyulsun istemiyordu.
bu bir kabus değildi, bu sona erecek kötü bir rüya değildi.
hayatı kötü bir rüya olduğu için ağlıyordu o. elimden bir şey gelmezdi.
sayfa 69
annem bana okuduğu kitaplardan postayla alıntılar yollardı. romain gary'ninkini hiç unutmayacağım:
"anneme yaptığı kötülük için tanrı'yı asla bağışlamayacağım."
sayfa 108
cennete inanmazdı, mutluluğa inanırdı. çoğu zaman ellerinin arasından kayıp giden ve romatizmalı parmaklarıyla tutmakta çok zorlandığı bir mutluluk.
sayfa 120
devamını gör...
3.
" mutluluk daha sonrası içindi,
öteki dünyadaydı. "
sf/ 92
okurken bazı satırlarında burnumun direğinin sızladığı jean louis fournier imzalı eser; özgün adı ma mère du nord olan kitap 2015 yılında yayınlanmıştır.
eser, dilimize ise aysel bora tarafından çevrilmiştir.
yazarın asla kimseyi öldürmedi benim babam, nereye gidiyoruz baba, bekleyecek vaktim kalmadı artık, tek yalnız ben değilim (kitap) ve dul (kitap) eserlerinden sonra okuduğum son kitabı bu oldu.
yazarı kişisel hayatından önemli ölçüde izler barındıran bu kitaplarından dolayı biraz olsun tanıdığıma inanıyorum, doktor ve alkolik babası, iki engelli çocuğu, ölen eşini ve şimdi de annesini biraz olsun tanıyor, hissediyorum.
kuzeyli annem derken aslında annesinin kuzeyli olmasından ziyade, soğuk, katı, ciddi ve mesafeli bir insan olduğunu vurguluyor yazar, bunu belirtmekte fayda var.
anne ve babasının tanışma zamanlarından, annesinin öldüğü zamana kadar olan zamanı, anıları, annesini, ailesini, alkolik ve doktor olan babasını, kendisini, hayatın trajik yanlarını mizah sosuna batırarak anlatıyor her zamanki gibi.
annesi bu doktor gence kolayca ısınmış ve evleniyorlar, yazar dünyaya geliyor, kardeşleri, yıllar sonra da kız kardeşi catherine doğuyor, babasının 2 farklı kişiliği olduğu görülüyor, bazen bir fırtına gibi, bazen bir güneş, annesi ise yanlış bir evlilik yaptığını geç anlıyor, bu evliliğe çocukları için katlanıyor.
annesi hem çok saf, hem de kendine özgün bir kadın, kendini geliştirmiş bir insan olduğu hissediliyor, kuzeyli olsa da çocuklarını seviyor, bazen ise kocasının ölümünü dilediği zamanları oluyor,
tanrı dileğini duymuş olmalı...
kuzeyli annenin yaşlanması ile kitabımızın sonlarına doğru yaklaşıyoruz.
şimdi ise kitap hakkında kişisel fikirlerime geçmek istiyorum;
yas tutma eyleminin bir ömür sürebileceğini düşündüren bir kitaptı benim için, üzerinden kaç yıl geçerse geçsin acı eskimezdi, insana hiçbir şey en sevdiği insanın mezarı kadar acı veremezdi...
4 ay önce annemi kaybettiğim için okurken beni etkileyen bir kitaptı, insan annesinin, babasının, sevdiği bir insanın ya da canlının değerini onu yitirdikten sonra anlayabiliyor, yaşarken de anlamış olsan da bu yok oluş daima canını yakıyor, özellikle de keşkeler, yarım kalan hayaller, kitabı okurken bu hisse de kapılabiliyor insan.
yazarın anlatımını her zamanki gibi iyi ve etkileyici buldum, acı çekerken güldürmeyi de ihmâl etmiyor yine de, annesini ne kadar özlediğini anlatmak için yazmış aslında bu kitabı, sonsuz bir sevginin edebî yansıması niteliğinde bir eser olduğu da söylenebilir biraz da.
yazar bu kitabını annesi için yazmış iken ben de bu tanımı canım anneme ithaf ediyorum,
sen kuzeyli değildin, ellerin, gülüşün güneşten de sıcaktı canım annem...
seni ne kadar özlediğimi bilemezsin...

annem mesafeli ve ketumdu.
ne kendisinden bahsetmekten, ne de başkalarının kendisinden bahsetmesinden hoşlanırdı. hiçbir zaman başrolde olmamıştı, neden bir kitabın başlığı olsundu ki?
ailesinde başrol annesinindi; evde babamın; babamın ölümün den sonra biraz da ben başrolde oldum. en büyük çocuktum, onu az üzmedim ama belki de en sevdiği çocuğu bendim.
bir gün ben otuz beş yaşıma girdim, bu bana tuhaf geldi, annemin yaşındaydım.
insanların yaşıyla her zaman sorunum olmuştur. zamanın sadece geçtiğini, durmadığını unutuyorum, insan ancak sonradan, bıraktığı izlerden anlıyor zamanı.
mutluluk daha sonrası içindi,
öteki dünyadaydı.
cennete inanmazdı, mutluluğa inanırdı.
annem dünyayı anlamaya çalışmaya devam ediyordu. merak duygusunun ateşi daima harlıydı, alevi bizi aydınlatmak için her an yeniden parlamaya hazırdı.
bunları onu yeniden yaşatmak için yazdığımı anlayabilecek mi?
çünkü onu özlediğimi.
kız kardeşimin kocası bana haber verdiğinde, annemin acı çekip çekmediğini sordum.
acı çekmemiş.
acı çekecek olan bizlerdik...
öteki dünyadaydı. "
sf/ 92
okurken bazı satırlarında burnumun direğinin sızladığı jean louis fournier imzalı eser; özgün adı ma mère du nord olan kitap 2015 yılında yayınlanmıştır.
eser, dilimize ise aysel bora tarafından çevrilmiştir.
yazarın asla kimseyi öldürmedi benim babam, nereye gidiyoruz baba, bekleyecek vaktim kalmadı artık, tek yalnız ben değilim (kitap) ve dul (kitap) eserlerinden sonra okuduğum son kitabı bu oldu.
yazarı kişisel hayatından önemli ölçüde izler barındıran bu kitaplarından dolayı biraz olsun tanıdığıma inanıyorum, doktor ve alkolik babası, iki engelli çocuğu, ölen eşini ve şimdi de annesini biraz olsun tanıyor, hissediyorum.
kuzeyli annem derken aslında annesinin kuzeyli olmasından ziyade, soğuk, katı, ciddi ve mesafeli bir insan olduğunu vurguluyor yazar, bunu belirtmekte fayda var.
anne ve babasının tanışma zamanlarından, annesinin öldüğü zamana kadar olan zamanı, anıları, annesini, ailesini, alkolik ve doktor olan babasını, kendisini, hayatın trajik yanlarını mizah sosuna batırarak anlatıyor her zamanki gibi.
annesi bu doktor gence kolayca ısınmış ve evleniyorlar, yazar dünyaya geliyor, kardeşleri, yıllar sonra da kız kardeşi catherine doğuyor, babasının 2 farklı kişiliği olduğu görülüyor, bazen bir fırtına gibi, bazen bir güneş, annesi ise yanlış bir evlilik yaptığını geç anlıyor, bu evliliğe çocukları için katlanıyor.
annesi hem çok saf, hem de kendine özgün bir kadın, kendini geliştirmiş bir insan olduğu hissediliyor, kuzeyli olsa da çocuklarını seviyor, bazen ise kocasının ölümünü dilediği zamanları oluyor,
tanrı dileğini duymuş olmalı...
kuzeyli annenin yaşlanması ile kitabımızın sonlarına doğru yaklaşıyoruz.
şimdi ise kitap hakkında kişisel fikirlerime geçmek istiyorum;
yas tutma eyleminin bir ömür sürebileceğini düşündüren bir kitaptı benim için, üzerinden kaç yıl geçerse geçsin acı eskimezdi, insana hiçbir şey en sevdiği insanın mezarı kadar acı veremezdi...
4 ay önce annemi kaybettiğim için okurken beni etkileyen bir kitaptı, insan annesinin, babasının, sevdiği bir insanın ya da canlının değerini onu yitirdikten sonra anlayabiliyor, yaşarken de anlamış olsan da bu yok oluş daima canını yakıyor, özellikle de keşkeler, yarım kalan hayaller, kitabı okurken bu hisse de kapılabiliyor insan.
yazarın anlatımını her zamanki gibi iyi ve etkileyici buldum, acı çekerken güldürmeyi de ihmâl etmiyor yine de, annesini ne kadar özlediğini anlatmak için yazmış aslında bu kitabı, sonsuz bir sevginin edebî yansıması niteliğinde bir eser olduğu da söylenebilir biraz da.
yazar bu kitabını annesi için yazmış iken ben de bu tanımı canım anneme ithaf ediyorum,
sen kuzeyli değildin, ellerin, gülüşün güneşten de sıcaktı canım annem...
seni ne kadar özlediğimi bilemezsin...

annem mesafeli ve ketumdu.
ne kendisinden bahsetmekten, ne de başkalarının kendisinden bahsetmesinden hoşlanırdı. hiçbir zaman başrolde olmamıştı, neden bir kitabın başlığı olsundu ki?
ailesinde başrol annesinindi; evde babamın; babamın ölümün den sonra biraz da ben başrolde oldum. en büyük çocuktum, onu az üzmedim ama belki de en sevdiği çocuğu bendim.
bir gün ben otuz beş yaşıma girdim, bu bana tuhaf geldi, annemin yaşındaydım.
insanların yaşıyla her zaman sorunum olmuştur. zamanın sadece geçtiğini, durmadığını unutuyorum, insan ancak sonradan, bıraktığı izlerden anlıyor zamanı.
mutluluk daha sonrası içindi,
öteki dünyadaydı.
cennete inanmazdı, mutluluğa inanırdı.
annem dünyayı anlamaya çalışmaya devam ediyordu. merak duygusunun ateşi daima harlıydı, alevi bizi aydınlatmak için her an yeniden parlamaya hazırdı.
bunları onu yeniden yaşatmak için yazdığımı anlayabilecek mi?
çünkü onu özlediğimi.
kız kardeşimin kocası bana haber verdiğinde, annemin acı çekip çekmediğini sordum.
acı çekmemiş.
acı çekecek olan bizlerdik...
devamını gör...
"kuzeyli annem" ile benzer başlıklar
kuzeyli
3
