yazar: necati tosuner
yayım yılı: 1965
dokuz farklı öyküden oluşan kitapta aşk, yalnızlık, dostluk, mutluluk gibi hayata dair birçok konunun etrafında şekillenen öyküler yer almaktadır.
yayım yılı: 1965
dokuz farklı öyküden oluşan kitapta aşk, yalnızlık, dostluk, mutluluk gibi hayata dair birçok konunun etrafında şekillenen öyküler yer almaktadır.
öne çıkanlar | diğer yorumlar
başlık "son singapur vapuru" tarafından 25.02.2026 14:00 tarihinde açılmıştır.
1.
" ama her acımanın içinde, bir kötü "kader"in kendine rastlamayışının sevinci vardır... "
birkaç gün önce hayatını kaybeden 1944 doğumlu türk yazar necati tosuner imzalı 76 sayfalık eser olup öykü türünde yer almakta iken 1965 yılında yayınlanmıştır.
yazarın okuduğum ilk kitabı bu oldu, ne yazık ki kendisini hayatını kaybetmesiyle tanıdım ve bazen bazı insanları onlar öldükten sonra tanımak ne acı.
kitabımızın içeriğinde toplam 9 öykü bulunmakta iken bazı öykülerin isimleri ise şöyledir;
yalnızlığa övgü, özgürlük masalı, göl kıyısı, gökten bir uçurtma düştü, bir ebemkuşağı peşinde, vb.
yalnızlığa övgü adlı ilk öyküde yalnızlığından memnun gibi görünen ama içten içe yalnızlığına kırgınlık duyan bir insanın iç dünyasına bir bakış atıyoruz.
kitapla aynı adı taşıyan özgürlük masalı öyküsünde ise iki gencin âşık olma isteğiyle yaşamaları, dostlukları, dipsiz yalnızlıkları, özgürlük hayalleri anlatılıyor,
benim için etkileyici bir öyküydü, bazı cümleleri oldukça iyiydi.
martılar gülüşürken öyküsü de yine yalnızlığa değiniyor genç bir kızın içinde olduğu yalnızlığı anlatır iken, birini beklediği, beklediğinin dönmeyeceğini hissettiriyor öykü, dönmeyeceğini anladıktan sonra yalnızlığa ve dönmeyecek oluşuna alışmayı vurgular nitelikte bir öykü olduğu görülüyor.
göl kıyısı öyküsünde ise kısa boylu olmanın dezavantajları karşımıza çıkıyor,
dış görünüşün kadere etkisi üzerine düşündüren bir öyküydü, dış görünüş her şey değildir ama her şeyi etkiler, ana fikrinin çıkarılabileceği bir öyküydü, yazarın kendi hayatından izler taşıyan bir öykü olduğu da söylenebilir, kısa boylu veya kambur olduğu için öyle düşünmek de mümkün.
insan sayılmak öyküsü bence kitabın en can alıcı, en acı, en trajik öyküsüydü,
bu öyküde dış görünüşü herkesten farklı bir insanın kaderine râzı olmakla isyan etmek arasında kalışı, fiziksel farklılığının toplumda "sakatlık, zavallılık " olarak algılanışının açtığı kapanmaz yaralar konu ediniliyor.
dış görünüşünden dolayı acınılan, istediği kızla evlenemeyen, insanlar tarafından hep ibret olarak gösterilen, kendi iç dünyasında yaşamak zorunda kalmış bir insanın acısı derinden hissediliyor, yazarın bence kendisini anlattığı bir öyküydü bu, kambur olmanın felaket olarak nitelendirilmesinden bıkmış, dış görünüşten ibâret olmadığını anlatamamaktan yorgun olduğu görülüyor,
dış görünüşün hayattaki önemine parmak basan bir öyküydü.
bir ebemkuşağı peşinde öyküsü ise ihtimâller üzerine düşündüren bir öyküydü,
sonu beklediğim gibiydi ve tam da düşündüğüm gibi bir öyküydü, yanılsamalar üzerine kurulu olabileceğini fark etmiştim.
doyuş öyküsünde ise hayallerinden birini gerçekleştirme fırsatı elde eden bir adamın geçici mutluluğu konu ediniliyor, bu mutluluk geçici çünkü para ile satın alınan bir mutluluk bu, hayali ise bir kadın tarafından sevilme, arzulanma, birlikte olmak gibi hayaller, emeller, arada bir bağ olmadığı için herkesin kendi yoluna devam etmesi ile öykünün sonuna doğru yaklaşılıyor.
şimdi ise kitap hakkında kişisel fikirlerime geçmek istiyorum;
yazarın anlatımı etkileyiciydi, yüreğe dokunan bir tarafı vardı ve yalnızlığı, arayışı, ölmek isteyecek kadar bezmiş olmayı, yorgunluğu, sevme ve sevilme isteğiyle yaşamayı, insanın hâllerini derinden hissettiren öykülerdi.
en etkileyici bulduğum öyküler ise; özgürlük masalı, son öykü olan ben suçsuz, insan sayılmak öyküleri oldu.
kitaptan seçtiğim bazı cümleler ile yazıma burada bir son veriyorum.

çift çifttir herkes. bir yalnız ben varımdır. dayanılmaz yalnızlıkta bir yirmi beş kuruşluk sakız ya da bir bafra sigarasıdır arkadaşım. beklerim, beklerim eli boş...umut bu, bilinmez işte. bir gülücük, bir işaret belki... oysa boşa. pek iyi de bilirim ki; bugüne dek olmamış, olmayacak bundan sonra da.
var mıydım, yok muydum belli değildi.
biz yalnızlıktan usanmıştık. sonsuza dek yalnız olmak vardı ortada. bir çözüm sayılabilir miydi bu?
yine de gün olur ölümü arardım.
zor yalnızlık, zor.
evet, her şeye olduğu gibi, yalnızlığa da alışılıyor.
onun bütün çabası kendini de insandan saydırabilmekti. bu umudun da bittiği gün, eksik adam kendi yaşamasına kendi son verecek güçten de yoksunsa eğer, usanmış bir yaşayışta, o sonu getirecek rastlantıyı bekleyecektir.
ama her acımanın içinde, bir kötü "kader"in kendine rastlamayışının sevinci vardır.
eksik yaradılışlı kişiyi yaşatan düşleridir.
bir düşleri kalmıştır başka kimsenin karışamadığı.
onun yoğun duygusuzluğundan kendime yararlı bir ders edindim: her şeye bakmak, her şeyi bilmek, ama her şeye ilgisiz kalmak gerekliydi.
artık vâr oluşumu ya tam anlamıyla duymalıydım, ya da bu yaşantı bitmeliydi.
onu bekledim boşuna, oysa dönmeyeceği gidişinden belliydi.
birkaç gün önce hayatını kaybeden 1944 doğumlu türk yazar necati tosuner imzalı 76 sayfalık eser olup öykü türünde yer almakta iken 1965 yılında yayınlanmıştır.
yazarın okuduğum ilk kitabı bu oldu, ne yazık ki kendisini hayatını kaybetmesiyle tanıdım ve bazen bazı insanları onlar öldükten sonra tanımak ne acı.
kitabımızın içeriğinde toplam 9 öykü bulunmakta iken bazı öykülerin isimleri ise şöyledir;
yalnızlığa övgü, özgürlük masalı, göl kıyısı, gökten bir uçurtma düştü, bir ebemkuşağı peşinde, vb.
yalnızlığa övgü adlı ilk öyküde yalnızlığından memnun gibi görünen ama içten içe yalnızlığına kırgınlık duyan bir insanın iç dünyasına bir bakış atıyoruz.
kitapla aynı adı taşıyan özgürlük masalı öyküsünde ise iki gencin âşık olma isteğiyle yaşamaları, dostlukları, dipsiz yalnızlıkları, özgürlük hayalleri anlatılıyor,
benim için etkileyici bir öyküydü, bazı cümleleri oldukça iyiydi.
martılar gülüşürken öyküsü de yine yalnızlığa değiniyor genç bir kızın içinde olduğu yalnızlığı anlatır iken, birini beklediği, beklediğinin dönmeyeceğini hissettiriyor öykü, dönmeyeceğini anladıktan sonra yalnızlığa ve dönmeyecek oluşuna alışmayı vurgular nitelikte bir öykü olduğu görülüyor.
göl kıyısı öyküsünde ise kısa boylu olmanın dezavantajları karşımıza çıkıyor,
dış görünüşün kadere etkisi üzerine düşündüren bir öyküydü, dış görünüş her şey değildir ama her şeyi etkiler, ana fikrinin çıkarılabileceği bir öyküydü, yazarın kendi hayatından izler taşıyan bir öykü olduğu da söylenebilir, kısa boylu veya kambur olduğu için öyle düşünmek de mümkün.
insan sayılmak öyküsü bence kitabın en can alıcı, en acı, en trajik öyküsüydü,
bu öyküde dış görünüşü herkesten farklı bir insanın kaderine râzı olmakla isyan etmek arasında kalışı, fiziksel farklılığının toplumda "sakatlık, zavallılık " olarak algılanışının açtığı kapanmaz yaralar konu ediniliyor.
dış görünüşünden dolayı acınılan, istediği kızla evlenemeyen, insanlar tarafından hep ibret olarak gösterilen, kendi iç dünyasında yaşamak zorunda kalmış bir insanın acısı derinden hissediliyor, yazarın bence kendisini anlattığı bir öyküydü bu, kambur olmanın felaket olarak nitelendirilmesinden bıkmış, dış görünüşten ibâret olmadığını anlatamamaktan yorgun olduğu görülüyor,
dış görünüşün hayattaki önemine parmak basan bir öyküydü.
bir ebemkuşağı peşinde öyküsü ise ihtimâller üzerine düşündüren bir öyküydü,
sonu beklediğim gibiydi ve tam da düşündüğüm gibi bir öyküydü, yanılsamalar üzerine kurulu olabileceğini fark etmiştim.
doyuş öyküsünde ise hayallerinden birini gerçekleştirme fırsatı elde eden bir adamın geçici mutluluğu konu ediniliyor, bu mutluluk geçici çünkü para ile satın alınan bir mutluluk bu, hayali ise bir kadın tarafından sevilme, arzulanma, birlikte olmak gibi hayaller, emeller, arada bir bağ olmadığı için herkesin kendi yoluna devam etmesi ile öykünün sonuna doğru yaklaşılıyor.
şimdi ise kitap hakkında kişisel fikirlerime geçmek istiyorum;
yazarın anlatımı etkileyiciydi, yüreğe dokunan bir tarafı vardı ve yalnızlığı, arayışı, ölmek isteyecek kadar bezmiş olmayı, yorgunluğu, sevme ve sevilme isteğiyle yaşamayı, insanın hâllerini derinden hissettiren öykülerdi.
en etkileyici bulduğum öyküler ise; özgürlük masalı, son öykü olan ben suçsuz, insan sayılmak öyküleri oldu.
kitaptan seçtiğim bazı cümleler ile yazıma burada bir son veriyorum.

çift çifttir herkes. bir yalnız ben varımdır. dayanılmaz yalnızlıkta bir yirmi beş kuruşluk sakız ya da bir bafra sigarasıdır arkadaşım. beklerim, beklerim eli boş...umut bu, bilinmez işte. bir gülücük, bir işaret belki... oysa boşa. pek iyi de bilirim ki; bugüne dek olmamış, olmayacak bundan sonra da.
var mıydım, yok muydum belli değildi.
biz yalnızlıktan usanmıştık. sonsuza dek yalnız olmak vardı ortada. bir çözüm sayılabilir miydi bu?
yine de gün olur ölümü arardım.
zor yalnızlık, zor.
evet, her şeye olduğu gibi, yalnızlığa da alışılıyor.
onun bütün çabası kendini de insandan saydırabilmekti. bu umudun da bittiği gün, eksik adam kendi yaşamasına kendi son verecek güçten de yoksunsa eğer, usanmış bir yaşayışta, o sonu getirecek rastlantıyı bekleyecektir.
ama her acımanın içinde, bir kötü "kader"in kendine rastlamayışının sevinci vardır.
eksik yaradılışlı kişiyi yaşatan düşleridir.
bir düşleri kalmıştır başka kimsenin karışamadığı.
onun yoğun duygusuzluğundan kendime yararlı bir ders edindim: her şeye bakmak, her şeyi bilmek, ama her şeye ilgisiz kalmak gerekliydi.
artık vâr oluşumu ya tam anlamıyla duymalıydım, ya da bu yaşantı bitmeliydi.
onu bekledim boşuna, oysa dönmeyeceği gidişinden belliydi.
devamını gör...
2.
oysa kötü de olsa bir yere erişmek, boşlukta kalmaktan iyidir. boşluğun gürültülü sessizliğini yalnızlara sorun siz. kulaklardan silinmeyen gürültülerdir bunlar. bir ömür boyu, kulaklar boşlukta çınlar.
türkçe nin ve yazının olanaklarını her yeni kitabında daha ileri taşıyarak kaleme alan usta yazar...bazıları çok bilmez bu yazarımızı. vefat etmiş. nurlar içinde uyusun. okuduğum ilk kitabıydı özgürlük masalı.
devamını gör...
