1.
1096-1099 tarihleri arasında gerçekleşen tarihteki ilk haçlı seferidir. katılan orduların miktarı ve sonuçları bakımından en önemli haçlı seferidir.
diğer haçlı seferleri gibi dalga dalga çoğunluğu dinsel heyecana kapılmış fakat önemli bir kısmı ise şahsı için macera ve avantaj arayan sürüler halindeki avrupalı hristiyanların o zaman hristiyan olan avrupa üzerinden ve balkanlardan yürüyerek, müslüman arazilere girmeleri anadolu'da anadolu selçuklu devleti ve hükümdarı kılıç arslan elinde bulunan arazilere geçerek savaşıp antakya'ya varmaları; bir büyük antioch (antakya) kuşatmasından sonra oradan suriye ve lübnan üzerinden sonra filistin'e ve kudüs'e varmaları ve 1099 yılında kudüs kuşatması, ele geçirilmesi ve katliamı şeklinde gerçekleşmiştir.
diğer haçlı seferleri gibi dalga dalga çoğunluğu dinsel heyecana kapılmış fakat önemli bir kısmı ise şahsı için macera ve avantaj arayan sürüler halindeki avrupalı hristiyanların o zaman hristiyan olan avrupa üzerinden ve balkanlardan yürüyerek, müslüman arazilere girmeleri anadolu'da anadolu selçuklu devleti ve hükümdarı kılıç arslan elinde bulunan arazilere geçerek savaşıp antakya'ya varmaları; bir büyük antioch (antakya) kuşatmasından sonra oradan suriye ve lübnan üzerinden sonra filistin'e ve kudüs'e varmaları ve 1099 yılında kudüs kuşatması, ele geçirilmesi ve katliamı şeklinde gerçekleşmiştir.
devamını gör...
2.
bizans ayağı: -aslında doğu roma demek gerekiyor, ama bizans yazmak daha kolay geldi-
malazgirt savaşı sonrasında bizans büyük bir buhranın içine girmişti. ülkeyi ayakta tutan yegane şey, anadolu ve suriye'ye yayılmış türklerin kafalarını çevirip istanbul'da olanlara bakmamaları ve birbirlerinin gırtlağını sıkmalarıydı. danişmentliler ve anadolu selçukluları arasında olan hakimiyet mücadelesi bizans'ı kurtarmıştı.
bizans'ta süren taht kavgasını komnenos ailesi kazanmış alexios komnenos, imparator ünvanı ile tahta çıkmıştı. bizans tarihinin gördüğü en parlak imparatorlardan biri olarak belirecek bu şahsiyet, ilk iş olarak ordunun elden geçirilmesiyle görevine başladı. bunu yapacak insan kaynağı topraklarında bulunmadığı için avrupa'nın büyük soylularına ve papalığa paralı asker yollamaları için mektuplar yazdı. bizans'ın içine düştüğü zor duruma, islamın yükselişine de bu mektuplarda yer verdi. hıristiyanlığın doğudaki kalesinin yıkılmak üzere olduğuna, etkili sözlerle bu mektuplarda genişçe yer verdi. aslında bizans, imparatorunun mektup gönderdiği bu batılı güç sahiplerinin çoğuyla ya savaş halindeydi, ya ihtilaf içindeydi. ama imparator, batıda süren savaşlara rağmen, ülkesinin geleceği için en büyük tehlikenin doğudan gelmekte olduğunu görmüştü.
avrupa ayağı:
avrupa'da 11. yüzyılda nüfus artmış, soyluların arasında ve kilisenin de müdahil olduğu savaşlarda topraklar ekilememiş ve muazzam bir açlık kıtayı kaplamıştı. insanların çiftçilik dışında yapabileceği yegane iş askerlik iken, soylular ise ekilip biçilmeyen topraklar yüzünden askerlerin masrafını karşılamakta zorlanmaktaydı. topraksız ve parasız küçük asilzadeler ise avrupa'nın kendilerine bir gelecek vadetmediğini biliyorlardı. bu ortamda refah içinde yaşayan tek kurum olan kilisenin ise insanların gözüne batmadan önce, onları bir şeylere kanalize etmesi gerekmekteydi. alexios'un mektubu papa 2. urbanus* için, aslında selefi gregory'ninde düşündüğü bir planı, harekete geçirmesi için itici güç oldu. kutsal toprakları “kafir arap ve türk”lerden kurtaracak, uzun bir zamandır kilisenin başını ağrıtmakta olan schismayı sona erdirecek, tüm kiliseleri vatikan yönetimi altına alacaktı. urbanus, çağrıyı 27 kasım 1095 tarihinde clermont konsili'nde binlerce insan ve soyluların karşısında yaptı.
türk-müslüman ayağı:
tarihin "bir meydan okuma ve bu meydan okumaya verilen cevap" olduğu düşüncesinden hareketle; birinci haçlı seferi, malazgirt savaşında türklerin aldığı büyük zafere ve görece anadolu'nun istilasının başlamasına, batıdan yönelen bir reaksiyondu. bizans'ın taleplerini körükleyen de, avrupa'nın bu konu üzerinde durmasına neden olan da bu gelişmeydi. 11. yüzyılda türkler islam dünyasında en büyük, hatta fatimiler dışında, yegane bağımsız güçtüler. tüm orta asya ellerindeydi. ırak, suriye, horasan ve anadolu'da selçukluların kolları yönetimleri ellerinde tutuyordu. diğer tüm topraklar ise onların vassalleriydi. büyük selçuklu imparatorluğu hızlı yükselişi ile birlikte çok da hızlı dağılmıştı. koca imparatorluk devletçiklere bölünmüştü. bu devletçikler de kendi içlerinde şehirlere bölünmüşlerdi. adeta her şehrin bir sultanı vardı. bütün şehirler ve bütün bu devletçikler birbirleri ile savaş halindeydi. bir gün birbiri ile ittifak yapan emir ve sultanlar, ertesi gün savaşabiliyorlardı. çıkar ve iktidar hırsı üzerine kurulu bir dış politik ortam, her şeyin üzerindeydi. haliyle anadolu'da ve islam dünyasında haçlı seferleri için yapılan çağrıdan kimsenin haberi olmadı. zaten o esnada anadolu'daki hakim güçler olan danişmentliler ve anadolu selçukları birbirlerini gırtlaklamakla öylesine meşguldüler ki, haberleri olsa bile ilgilenemezlerdi. seferin hedefi olan suriye ve kudüs'te de durum farklı değildi. suriye selçuklularının şam* ve halep* kolları arasında öylesine derin bir savaş vardı ki, birbirlerine karşı kullanabilecekleri her türlü ittifaka açıktılar. kudüs'ü elinde tutan fatımiler ise, suriye selçuklularına karşı bizans ile ittifak yaparak kuzey topraklarını güvence altına almıştı. özellikle halep ve şam selçukluları arasındaki savaş, 1. haçlı seferinin başarıya ulaşmasının en önemli sebebidir.
daha doğuda, ırak'ta hüküm süren ismen büyük selçuklu sultanı ise tüm dikkatini horasan'da yaşananlara vermiş, batıdaki güya tabiilerini arada bir tehdit etmekle yetinmiş ve cuma günleri hutbede adının abbasi halifesinden sonra okunmasını yeterli görmüştür. halife ise, sadece ismen halifedir, tüm dünyevi iktidarı selçuklu hanedanına bırakmıştır. abbasi devletine ait tüm toprakları halife adına büyük selçuklu sultanı ve kendisine bağlılığı tartışmalı vassalleri yönetmektedir.
özetle türk ve islam dünyası, bu sefer çağrısı yapıldığı sırada dağınıktır. bir lider çıkaramamakta ve şehir devletleri şeklinde yönetilmektedir. bu şehir devletlerini yönetenlerden biraz sivrilenler, ya karşısında diğer türklerden oluşmuş bir ittifak bulup sindirilmekte yada haşhaşiler tarafından öldürülmektedir.
mısır'da hüküm süren fatımiler ise, sünnilerden, hıristiyanlardan ettiklerinden fazla nefret ettiklerinden dolayı, onlara karşı her türlü girişime destek vermekten çekinmemektedirler. zaten büveyhoğulları ile bağdat'ta hüküm sürdükleri yıllarda, halifeyi ellerinde oyuncak ederek sünni islamın nefretini de kazanmışlardır.
sefer:
doğuya doğru yola ilk koyulan grup, pierre l'hermitte* ve gautier sans avoir önderliğindeki, savaşçı unsurundan ziyade hacılardan ve çapulculardan oluşan alman ve fransız köylüleri olmuştur. 1096'daki bu sefere “halkın seferi” denir. bunlar doğuya gelirken yollarını biraz uzatmış, almanya'da yaşayan yahudileri toplu bir kıyımdan geçirip, macaristan arazisinden bizans topraklarına gelmişlerdir. yol boyunca karşılarına çıkan hıristiyan köylerini de yağmalamayı ihmal etmemişlerdir. bu davranışlarını cezalandıran macarların ellerinden kaçabilenleri, bizans sınırları içinde de bu tavırlarını sürdürmüştür. imparator bu başı bozuk grubu derhal istanbul'dan karşıya geçirmiş ve kaynaklarda civetot olarak geçen, yalova civarında ikamet ettirerek, arkadan gelecek olan haçlı ordularını beklemelerini söylemiştir. aslında imparator bu ilk grubun türkler karşısında hiç şansı olmadığını görmüştür. fakat bu kitle, aldıkları ruhani gazla ilerlemek istemiş, grubun başındaki pierre l'hermitte de isteklerine boyun eğmiştir. bu kitlenin ilerlemekte olduğunu öğrenen 1. kılıçarslan derhal üzerlerine gitmiş ve neredeyse tamamını imha etmiştir.
avrupalı düzenli ordular ise bu ilk gruptan sonra yola koyulmuştur. bohemund, godefroi de bouillon, raimond de toulouse, tankred ve baoudoin de boulogne, robert de flandre, robert de le normandie, hugue de vermondois ve eustache de garnier komutasındaki sayısı 50-60 bin arasında olan asker seli imparatora bağlılık yemini ettikten sonra birbiri ardına anadolu'ya intikal etmiştir. bu soylular grubunun arasında derin tartışmalar olup, hepsinin sözünü dinlediği tek kişi le puy psikoposu ve papalık temsilcisi adhemar of le puy'dur. pierre ve adamlarını çok rahat bozan 1. kılıçarslan tadına doyamadığı ilk zaferin etkisiyle bu orduya saldırmışsa da, öyle şiddetli bir karşılık almıştır ki, anadolu ormanları içine kaçarak kurtulmuştur. 1. kılıçarslan avrupa'dan gelen bu askerlerin donanım olarak kendi askerlerine göre çok güçlü olduğunu fark etmiş ve bunlarla göğüs göğse çarpışmak yerine, taciz edip oklama yolunu seçmiştir ki; bu strateji de haçlıları çok bunaltmıştır. bu asker seli pierre l'hermitte'in adamlarının hala yollarda serili duran olan ölülerini görüp iyice kızmış şekilde anadolu selçukluları'nın başkenti iznik'i kuşatmışlardır. 1. kılıçarslan başşehrini kuşatan güçlere karşı koyamamış ve başkentini eşine bırakarak, yardım istemek için doğu anadolu'ya yönelmiştir. sonrasında selçuklular ve istanbul arasında yürütülen gizli diplomasi ile, iznik anlaşmayla imparatora teslim olmuş ve haçlıların yağmasına uğramaktan kurtulmuştur. imparatorun bu oyununa kızan haçlılar ile bizans arasındaki ilk büyük tartışma da burada çıkmıştır.
haçlılar yollarına ankara istikametinde devam etmişlerdir. bu arada 1. kılıçarslan da danişmentlilerden yardım istemiş ve ordusunu takviye ederek, frankları karşılamaya hazırlanmaktadır. haçlı ordusu üçe ayrılmış olarak eskişehir'e vardığında birleşmiş anadolu türk kuvvetleri saldırıya geçmiş ve düşmanı bozmuştur. fakat türklerin farkında olmadığı, saldırdıklarının haçlı ordusunun sadece bir kısmı olduğudur. türkler tam zafere giderken, beklemedikleri anda haçlı ordusunun adhemar le puy komutasındaki bir kısmı ağır zırhlı süvarilerden oluşan bölümü sol taraflarından saldırarak, hafif zırhlı türk süvarisini ezmiştir. türkler çekilirken, 1. kılıçarslan bu düşmanı yenemeyeceğini anlamış ve anadolu'nun içlerine çekilip, frankların geçeceği yolları tahrip etmek, ikmal yollarını kesmek, yiyecek ve içecek ne varsa yok etmek üzerine bir strateji izlemiştir. danişmentliler ise kendi güvenli topraklarına çekilmişlerdir.
haçlılar 1. kılçarslan'ın boşaltıp, tahrip ettiği araziden geçerek yürüyüşlerini sürdürerek, kah geride kalanları türk hafif süvarileri tarafından kıyıma uğrayarak, kah susuz ve aç bir şekilde, alınamaz denilen antakya şehrine ulaşmışlardır. burada bir haçlı kolu ana ordudan ayrılarak tankred ve baoudoin komutasında kilikya'yı istila etmiş ardından baoudoin daha da doğuya ilerleyerek ermenilerin yönetimindeki urfa şehrine girmiş ve burada, ketenpere denilebilecek bir şekilde yönetimi ele alarak urfa kontluğu'nu kurmuştur. bu, haçlı seferleri sonrasında kurulan ilk devletçiktir.
ana haçlı grubunun önlerine geldiği, antakya şehri ise sağlam surları ile ortaçağın en müstahkem mevkilerinden biriydi. kuşatma sefalet içinde bin bir güçlükle geçti. şehrin tabii olduğu halep selçukluları şehri kaderine bırakınca; şehir, şam selçuklularından ve fatımilerden yardım istedi ve yardım sözü aldıysa da, bu yardım asla gelmedi.
beklenen yardım doğudan, büyük selçuklu sultanı muhammet tapar'ın emri ile musul atabeyi büyük komutan korkunç kürboğa'nın komutasında yola çıktı. büyük sultanın emri ile civardaki tüm türk emir ve valiler hizmetine girecekti. kürboğa, mardin'den, elcezire'den, horasan'dan topladığı devasa ordusu ile batıya doğru harekete geçtiyse de, çok büyük bir taktiksel hata yaptı. bu hata, urfa'yı kuşatmasıydı. urfa şehrinin garnizonu küçüktü ancak surları çok sağlamdı. kürboğa burada haftalarca surları boşuna taş yağmuruna tuttu. bu arada kürboğa'nın gelişini azrail'in gelişi misali korkuyla bekleyen antakya önündeki franklar bizans'a bağlı kıbrıs adasından ve italya şehir devletlerinden takviye güç, teknik destek ve yiyecek erzak aldılar. kürboğa'nın urfa önündeki başarısızlığı da haçlıların maneviyatını güçlendirdi. bu arada antakya'yı almak için kuleler ve mancınıklar inşa edildi.
urfa önünde başarısızlığı kabul eden kürboğa da yeniden yola çıkmıştı. fakat ordusuna da hakim değildi artık. bağlı emir ve komutanlar tarafından kumanda yeteneği sorgulanmaya başlamıştı. zaten o daha şehre varamamışken antakya, şehirde çoğunluk gruplardan olan ermenilerin ihanetiyle düşmüştü. antakya valisi yağsıyan'ın kafası kesilmiş bedeni surlardan sallanmaktaydı. şehrin bütün müslüman ahalisi kılıçtan geçirilirken, adhemar araya girene kadar yahudiler ve ortodokslar da, bu kıyımdan nasibini almıştı. şehri bohemund kendi adına işgal etmiş ve antakya prensliği de böylece kurulmuş oldu. bu olay bohemund ve emrindeki normanlar ile raymond ve emrindeki provence ve güney fransızları arasında gerilimi artıracaktı
diğer tarafta ise kürboğa'nın ordusunda kendisine bağlı olan beylerden hiçbiri kendisini sevmiyordu. kuşatmadan kurtarmaya gelip, ardından kuşattığı antakya şehri önlerinde haçlı ordusu ile karşı karşıya kaldığında artukoğulları başta olmak üzere, bağlı beyler askerleriyle tek tek ordudan ayrıldılar. zira bu beyler kürboğa'nın bir zafer kazanarak iyice güçlenmesini ve sultanın gözüne girmesini istemiyorlardı. haçlılar bütün süvari güçleriyle, türk-müslüman ordusuna öyle bir saldırdı ki, zaten silahları kendi silahlarından güçlü olan, ağır zırhlı bu orduya zayıf kalan türkmen hafif süvarisi karşı koyamadı. kürboğa ve ordusu bozuldu ve dağınık bir şekilde musul'a doğru kaçmaya başladı. haçlı ordusu musul önlerine kadar binlercesini kılıçtan geçirdi, bir o kadarını esir aldı ve kürboğa'nın tüm hazinesini de ele geçirdi.
haçlılar antakya'da bir süre ikamet ettiler. ancak yapılan kıyımdan sonra adamakıllı gömülmeyen ölüler yüzünden şehirde salgın hastalık başladı. seferin manevi önderi, bütün batılı asillerin sözünü dinlediği tek lideri adhemar da bu salgında öldü. ordu şehri bir garnizon bırakıp terk etti. haftalar sonra büyük kavgalar ve anlaşmazlıklar sonrasında, yürüyüş konusunda lider kadrosunu tehdit eden askerlerin etkisiyle haçlılar raymond de touluse önderliğinde kudüs'e doğru yürüyüşe geçti. önlerine çıkan şehirleri bir bir aldılar. arka ve maüratunnuman önlerinde kuşatma sırasında aç kalıp, ölü insanları yemeleri çevredeki müslümanları inanılmaz korkuttu. bu korku dolayısıyla yol üzerindeki arap ve türk emirler bu düşman ordunun yiyecek erzakını, kendilerine dokunulmaması kaydıyla karşılamaya gönüllü bile oldular.
fatımilere bağlı kudüs şehrinin kuşatması uzun sürdü. sayıları az olan haçlı orduları tek tek birer surun sorumluluğunu alarak şehri kuşatmak isteseler de, sayılarının yetersizliği ile şehrin dış dünya ile bağlantısını kesemediler. şehir özellikle deniz yoluyla dışarıdan yarım alabilmekte ve çevredeki bütün emir, bey, halife ve valilerden acil yardım istemekteydi. buna rağmen ne şam selçukluları, ne halep selçukluları, ne de anadolu ve doğudaki kuzenleri şehri kurtarmak için yardım da bulunmadı. "haçlıların yenilmezliği" gibi bir efsane doğmuştu müslüman-türk dünyasında. karşı tarafta ise haçlılara italya ve güney fransa'dan donanma desteği de gelince kuşatma tamamlandı, şehrin dış dünya ile irtibatı kesildi. şehir 15 temmuz 1099 yılında tarihinde düştü. godefroi de boullion kutsal mezarın savunucusu unvanı ile yeni kurulan kudüs krallığı'nın yöneticisi oldu. kendini bu kutsal şehir karşısında, kral unvanı taşımaya layık görmemişti.
1101 yılına gelindiğinde birinci haçlı seferinin ikinci kolu avrupa'dan yola çıkıp, 1096'daki ilk kol ile aynı güzergahı izleyerek anadolu'ya girdi. ancak ilk seferden gerekli dersleri çıkaran 1. kılıçarslan ve danişmentli gümüştekin, üç ordu halinde gelen bu seferi anadolu içinde durdurdu. sayıları yüzbinlerle ifade edilen bu haçlı ve hacı selinden kudüs'e sadece asiller ve muhafızları varabildi.
özetle ilk haçlı seferi amacına ulaşmış ve doğuda bir latin hıristiyan krallığı kudüs merkezli olarak kurulmuştur. bu başarının haçlılar açısından, askeri yeteneğin dışındaki en büyük nedeni, müslüman dünyasının o dönemki (şimdiki gibi) parçalanmış yapısıdır. bölge neredeyse tamamen türklerin elinde olup, türk beyleri, emirler, sultanlar ve valiler arasında menfaat çatışmaları vardır. bu çatışmalardan istifade eden franklar islamın kalbine hançer sokmayı başarmışlardır. araplardan şii fatımiler ise başta haçlılarla, selçuklulara karşı ittifak kurmak istemişlerse de, kendi şehirleri kudüs hedef alınınca akıllanmış ve ihanetine son vermiştir. en enteresan olan kardeş olan selçuklu beyleri dukak ve rıdvan'ın birbirleri aleyhine haçlılarla ittifaklar kurması ve frank ordularının ilerleyişine karşı çıkmamalarıdır.
bu konuya ara ara devam edeceğim, flood gibi gözükebilir, ama maksat öyle değil.
malazgirt savaşı sonrasında bizans büyük bir buhranın içine girmişti. ülkeyi ayakta tutan yegane şey, anadolu ve suriye'ye yayılmış türklerin kafalarını çevirip istanbul'da olanlara bakmamaları ve birbirlerinin gırtlağını sıkmalarıydı. danişmentliler ve anadolu selçukluları arasında olan hakimiyet mücadelesi bizans'ı kurtarmıştı.
bizans'ta süren taht kavgasını komnenos ailesi kazanmış alexios komnenos, imparator ünvanı ile tahta çıkmıştı. bizans tarihinin gördüğü en parlak imparatorlardan biri olarak belirecek bu şahsiyet, ilk iş olarak ordunun elden geçirilmesiyle görevine başladı. bunu yapacak insan kaynağı topraklarında bulunmadığı için avrupa'nın büyük soylularına ve papalığa paralı asker yollamaları için mektuplar yazdı. bizans'ın içine düştüğü zor duruma, islamın yükselişine de bu mektuplarda yer verdi. hıristiyanlığın doğudaki kalesinin yıkılmak üzere olduğuna, etkili sözlerle bu mektuplarda genişçe yer verdi. aslında bizans, imparatorunun mektup gönderdiği bu batılı güç sahiplerinin çoğuyla ya savaş halindeydi, ya ihtilaf içindeydi. ama imparator, batıda süren savaşlara rağmen, ülkesinin geleceği için en büyük tehlikenin doğudan gelmekte olduğunu görmüştü.
avrupa ayağı:
avrupa'da 11. yüzyılda nüfus artmış, soyluların arasında ve kilisenin de müdahil olduğu savaşlarda topraklar ekilememiş ve muazzam bir açlık kıtayı kaplamıştı. insanların çiftçilik dışında yapabileceği yegane iş askerlik iken, soylular ise ekilip biçilmeyen topraklar yüzünden askerlerin masrafını karşılamakta zorlanmaktaydı. topraksız ve parasız küçük asilzadeler ise avrupa'nın kendilerine bir gelecek vadetmediğini biliyorlardı. bu ortamda refah içinde yaşayan tek kurum olan kilisenin ise insanların gözüne batmadan önce, onları bir şeylere kanalize etmesi gerekmekteydi. alexios'un mektubu papa 2. urbanus* için, aslında selefi gregory'ninde düşündüğü bir planı, harekete geçirmesi için itici güç oldu. kutsal toprakları “kafir arap ve türk”lerden kurtaracak, uzun bir zamandır kilisenin başını ağrıtmakta olan schismayı sona erdirecek, tüm kiliseleri vatikan yönetimi altına alacaktı. urbanus, çağrıyı 27 kasım 1095 tarihinde clermont konsili'nde binlerce insan ve soyluların karşısında yaptı.
türk-müslüman ayağı:
tarihin "bir meydan okuma ve bu meydan okumaya verilen cevap" olduğu düşüncesinden hareketle; birinci haçlı seferi, malazgirt savaşında türklerin aldığı büyük zafere ve görece anadolu'nun istilasının başlamasına, batıdan yönelen bir reaksiyondu. bizans'ın taleplerini körükleyen de, avrupa'nın bu konu üzerinde durmasına neden olan da bu gelişmeydi. 11. yüzyılda türkler islam dünyasında en büyük, hatta fatimiler dışında, yegane bağımsız güçtüler. tüm orta asya ellerindeydi. ırak, suriye, horasan ve anadolu'da selçukluların kolları yönetimleri ellerinde tutuyordu. diğer tüm topraklar ise onların vassalleriydi. büyük selçuklu imparatorluğu hızlı yükselişi ile birlikte çok da hızlı dağılmıştı. koca imparatorluk devletçiklere bölünmüştü. bu devletçikler de kendi içlerinde şehirlere bölünmüşlerdi. adeta her şehrin bir sultanı vardı. bütün şehirler ve bütün bu devletçikler birbirleri ile savaş halindeydi. bir gün birbiri ile ittifak yapan emir ve sultanlar, ertesi gün savaşabiliyorlardı. çıkar ve iktidar hırsı üzerine kurulu bir dış politik ortam, her şeyin üzerindeydi. haliyle anadolu'da ve islam dünyasında haçlı seferleri için yapılan çağrıdan kimsenin haberi olmadı. zaten o esnada anadolu'daki hakim güçler olan danişmentliler ve anadolu selçukları birbirlerini gırtlaklamakla öylesine meşguldüler ki, haberleri olsa bile ilgilenemezlerdi. seferin hedefi olan suriye ve kudüs'te de durum farklı değildi. suriye selçuklularının şam* ve halep* kolları arasında öylesine derin bir savaş vardı ki, birbirlerine karşı kullanabilecekleri her türlü ittifaka açıktılar. kudüs'ü elinde tutan fatımiler ise, suriye selçuklularına karşı bizans ile ittifak yaparak kuzey topraklarını güvence altına almıştı. özellikle halep ve şam selçukluları arasındaki savaş, 1. haçlı seferinin başarıya ulaşmasının en önemli sebebidir.
daha doğuda, ırak'ta hüküm süren ismen büyük selçuklu sultanı ise tüm dikkatini horasan'da yaşananlara vermiş, batıdaki güya tabiilerini arada bir tehdit etmekle yetinmiş ve cuma günleri hutbede adının abbasi halifesinden sonra okunmasını yeterli görmüştür. halife ise, sadece ismen halifedir, tüm dünyevi iktidarı selçuklu hanedanına bırakmıştır. abbasi devletine ait tüm toprakları halife adına büyük selçuklu sultanı ve kendisine bağlılığı tartışmalı vassalleri yönetmektedir.
özetle türk ve islam dünyası, bu sefer çağrısı yapıldığı sırada dağınıktır. bir lider çıkaramamakta ve şehir devletleri şeklinde yönetilmektedir. bu şehir devletlerini yönetenlerden biraz sivrilenler, ya karşısında diğer türklerden oluşmuş bir ittifak bulup sindirilmekte yada haşhaşiler tarafından öldürülmektedir.
mısır'da hüküm süren fatımiler ise, sünnilerden, hıristiyanlardan ettiklerinden fazla nefret ettiklerinden dolayı, onlara karşı her türlü girişime destek vermekten çekinmemektedirler. zaten büveyhoğulları ile bağdat'ta hüküm sürdükleri yıllarda, halifeyi ellerinde oyuncak ederek sünni islamın nefretini de kazanmışlardır.
sefer:
doğuya doğru yola ilk koyulan grup, pierre l'hermitte* ve gautier sans avoir önderliğindeki, savaşçı unsurundan ziyade hacılardan ve çapulculardan oluşan alman ve fransız köylüleri olmuştur. 1096'daki bu sefere “halkın seferi” denir. bunlar doğuya gelirken yollarını biraz uzatmış, almanya'da yaşayan yahudileri toplu bir kıyımdan geçirip, macaristan arazisinden bizans topraklarına gelmişlerdir. yol boyunca karşılarına çıkan hıristiyan köylerini de yağmalamayı ihmal etmemişlerdir. bu davranışlarını cezalandıran macarların ellerinden kaçabilenleri, bizans sınırları içinde de bu tavırlarını sürdürmüştür. imparator bu başı bozuk grubu derhal istanbul'dan karşıya geçirmiş ve kaynaklarda civetot olarak geçen, yalova civarında ikamet ettirerek, arkadan gelecek olan haçlı ordularını beklemelerini söylemiştir. aslında imparator bu ilk grubun türkler karşısında hiç şansı olmadığını görmüştür. fakat bu kitle, aldıkları ruhani gazla ilerlemek istemiş, grubun başındaki pierre l'hermitte de isteklerine boyun eğmiştir. bu kitlenin ilerlemekte olduğunu öğrenen 1. kılıçarslan derhal üzerlerine gitmiş ve neredeyse tamamını imha etmiştir.
avrupalı düzenli ordular ise bu ilk gruptan sonra yola koyulmuştur. bohemund, godefroi de bouillon, raimond de toulouse, tankred ve baoudoin de boulogne, robert de flandre, robert de le normandie, hugue de vermondois ve eustache de garnier komutasındaki sayısı 50-60 bin arasında olan asker seli imparatora bağlılık yemini ettikten sonra birbiri ardına anadolu'ya intikal etmiştir. bu soylular grubunun arasında derin tartışmalar olup, hepsinin sözünü dinlediği tek kişi le puy psikoposu ve papalık temsilcisi adhemar of le puy'dur. pierre ve adamlarını çok rahat bozan 1. kılıçarslan tadına doyamadığı ilk zaferin etkisiyle bu orduya saldırmışsa da, öyle şiddetli bir karşılık almıştır ki, anadolu ormanları içine kaçarak kurtulmuştur. 1. kılıçarslan avrupa'dan gelen bu askerlerin donanım olarak kendi askerlerine göre çok güçlü olduğunu fark etmiş ve bunlarla göğüs göğse çarpışmak yerine, taciz edip oklama yolunu seçmiştir ki; bu strateji de haçlıları çok bunaltmıştır. bu asker seli pierre l'hermitte'in adamlarının hala yollarda serili duran olan ölülerini görüp iyice kızmış şekilde anadolu selçukluları'nın başkenti iznik'i kuşatmışlardır. 1. kılıçarslan başşehrini kuşatan güçlere karşı koyamamış ve başkentini eşine bırakarak, yardım istemek için doğu anadolu'ya yönelmiştir. sonrasında selçuklular ve istanbul arasında yürütülen gizli diplomasi ile, iznik anlaşmayla imparatora teslim olmuş ve haçlıların yağmasına uğramaktan kurtulmuştur. imparatorun bu oyununa kızan haçlılar ile bizans arasındaki ilk büyük tartışma da burada çıkmıştır.
haçlılar yollarına ankara istikametinde devam etmişlerdir. bu arada 1. kılıçarslan da danişmentlilerden yardım istemiş ve ordusunu takviye ederek, frankları karşılamaya hazırlanmaktadır. haçlı ordusu üçe ayrılmış olarak eskişehir'e vardığında birleşmiş anadolu türk kuvvetleri saldırıya geçmiş ve düşmanı bozmuştur. fakat türklerin farkında olmadığı, saldırdıklarının haçlı ordusunun sadece bir kısmı olduğudur. türkler tam zafere giderken, beklemedikleri anda haçlı ordusunun adhemar le puy komutasındaki bir kısmı ağır zırhlı süvarilerden oluşan bölümü sol taraflarından saldırarak, hafif zırhlı türk süvarisini ezmiştir. türkler çekilirken, 1. kılıçarslan bu düşmanı yenemeyeceğini anlamış ve anadolu'nun içlerine çekilip, frankların geçeceği yolları tahrip etmek, ikmal yollarını kesmek, yiyecek ve içecek ne varsa yok etmek üzerine bir strateji izlemiştir. danişmentliler ise kendi güvenli topraklarına çekilmişlerdir.
haçlılar 1. kılçarslan'ın boşaltıp, tahrip ettiği araziden geçerek yürüyüşlerini sürdürerek, kah geride kalanları türk hafif süvarileri tarafından kıyıma uğrayarak, kah susuz ve aç bir şekilde, alınamaz denilen antakya şehrine ulaşmışlardır. burada bir haçlı kolu ana ordudan ayrılarak tankred ve baoudoin komutasında kilikya'yı istila etmiş ardından baoudoin daha da doğuya ilerleyerek ermenilerin yönetimindeki urfa şehrine girmiş ve burada, ketenpere denilebilecek bir şekilde yönetimi ele alarak urfa kontluğu'nu kurmuştur. bu, haçlı seferleri sonrasında kurulan ilk devletçiktir.
ana haçlı grubunun önlerine geldiği, antakya şehri ise sağlam surları ile ortaçağın en müstahkem mevkilerinden biriydi. kuşatma sefalet içinde bin bir güçlükle geçti. şehrin tabii olduğu halep selçukluları şehri kaderine bırakınca; şehir, şam selçuklularından ve fatımilerden yardım istedi ve yardım sözü aldıysa da, bu yardım asla gelmedi.
beklenen yardım doğudan, büyük selçuklu sultanı muhammet tapar'ın emri ile musul atabeyi büyük komutan korkunç kürboğa'nın komutasında yola çıktı. büyük sultanın emri ile civardaki tüm türk emir ve valiler hizmetine girecekti. kürboğa, mardin'den, elcezire'den, horasan'dan topladığı devasa ordusu ile batıya doğru harekete geçtiyse de, çok büyük bir taktiksel hata yaptı. bu hata, urfa'yı kuşatmasıydı. urfa şehrinin garnizonu küçüktü ancak surları çok sağlamdı. kürboğa burada haftalarca surları boşuna taş yağmuruna tuttu. bu arada kürboğa'nın gelişini azrail'in gelişi misali korkuyla bekleyen antakya önündeki franklar bizans'a bağlı kıbrıs adasından ve italya şehir devletlerinden takviye güç, teknik destek ve yiyecek erzak aldılar. kürboğa'nın urfa önündeki başarısızlığı da haçlıların maneviyatını güçlendirdi. bu arada antakya'yı almak için kuleler ve mancınıklar inşa edildi.
urfa önünde başarısızlığı kabul eden kürboğa da yeniden yola çıkmıştı. fakat ordusuna da hakim değildi artık. bağlı emir ve komutanlar tarafından kumanda yeteneği sorgulanmaya başlamıştı. zaten o daha şehre varamamışken antakya, şehirde çoğunluk gruplardan olan ermenilerin ihanetiyle düşmüştü. antakya valisi yağsıyan'ın kafası kesilmiş bedeni surlardan sallanmaktaydı. şehrin bütün müslüman ahalisi kılıçtan geçirilirken, adhemar araya girene kadar yahudiler ve ortodokslar da, bu kıyımdan nasibini almıştı. şehri bohemund kendi adına işgal etmiş ve antakya prensliği de böylece kurulmuş oldu. bu olay bohemund ve emrindeki normanlar ile raymond ve emrindeki provence ve güney fransızları arasında gerilimi artıracaktı
diğer tarafta ise kürboğa'nın ordusunda kendisine bağlı olan beylerden hiçbiri kendisini sevmiyordu. kuşatmadan kurtarmaya gelip, ardından kuşattığı antakya şehri önlerinde haçlı ordusu ile karşı karşıya kaldığında artukoğulları başta olmak üzere, bağlı beyler askerleriyle tek tek ordudan ayrıldılar. zira bu beyler kürboğa'nın bir zafer kazanarak iyice güçlenmesini ve sultanın gözüne girmesini istemiyorlardı. haçlılar bütün süvari güçleriyle, türk-müslüman ordusuna öyle bir saldırdı ki, zaten silahları kendi silahlarından güçlü olan, ağır zırhlı bu orduya zayıf kalan türkmen hafif süvarisi karşı koyamadı. kürboğa ve ordusu bozuldu ve dağınık bir şekilde musul'a doğru kaçmaya başladı. haçlı ordusu musul önlerine kadar binlercesini kılıçtan geçirdi, bir o kadarını esir aldı ve kürboğa'nın tüm hazinesini de ele geçirdi.
haçlılar antakya'da bir süre ikamet ettiler. ancak yapılan kıyımdan sonra adamakıllı gömülmeyen ölüler yüzünden şehirde salgın hastalık başladı. seferin manevi önderi, bütün batılı asillerin sözünü dinlediği tek lideri adhemar da bu salgında öldü. ordu şehri bir garnizon bırakıp terk etti. haftalar sonra büyük kavgalar ve anlaşmazlıklar sonrasında, yürüyüş konusunda lider kadrosunu tehdit eden askerlerin etkisiyle haçlılar raymond de touluse önderliğinde kudüs'e doğru yürüyüşe geçti. önlerine çıkan şehirleri bir bir aldılar. arka ve maüratunnuman önlerinde kuşatma sırasında aç kalıp, ölü insanları yemeleri çevredeki müslümanları inanılmaz korkuttu. bu korku dolayısıyla yol üzerindeki arap ve türk emirler bu düşman ordunun yiyecek erzakını, kendilerine dokunulmaması kaydıyla karşılamaya gönüllü bile oldular.
fatımilere bağlı kudüs şehrinin kuşatması uzun sürdü. sayıları az olan haçlı orduları tek tek birer surun sorumluluğunu alarak şehri kuşatmak isteseler de, sayılarının yetersizliği ile şehrin dış dünya ile bağlantısını kesemediler. şehir özellikle deniz yoluyla dışarıdan yarım alabilmekte ve çevredeki bütün emir, bey, halife ve valilerden acil yardım istemekteydi. buna rağmen ne şam selçukluları, ne halep selçukluları, ne de anadolu ve doğudaki kuzenleri şehri kurtarmak için yardım da bulunmadı. "haçlıların yenilmezliği" gibi bir efsane doğmuştu müslüman-türk dünyasında. karşı tarafta ise haçlılara italya ve güney fransa'dan donanma desteği de gelince kuşatma tamamlandı, şehrin dış dünya ile irtibatı kesildi. şehir 15 temmuz 1099 yılında tarihinde düştü. godefroi de boullion kutsal mezarın savunucusu unvanı ile yeni kurulan kudüs krallığı'nın yöneticisi oldu. kendini bu kutsal şehir karşısında, kral unvanı taşımaya layık görmemişti.
1101 yılına gelindiğinde birinci haçlı seferinin ikinci kolu avrupa'dan yola çıkıp, 1096'daki ilk kol ile aynı güzergahı izleyerek anadolu'ya girdi. ancak ilk seferden gerekli dersleri çıkaran 1. kılıçarslan ve danişmentli gümüştekin, üç ordu halinde gelen bu seferi anadolu içinde durdurdu. sayıları yüzbinlerle ifade edilen bu haçlı ve hacı selinden kudüs'e sadece asiller ve muhafızları varabildi.
özetle ilk haçlı seferi amacına ulaşmış ve doğuda bir latin hıristiyan krallığı kudüs merkezli olarak kurulmuştur. bu başarının haçlılar açısından, askeri yeteneğin dışındaki en büyük nedeni, müslüman dünyasının o dönemki (şimdiki gibi) parçalanmış yapısıdır. bölge neredeyse tamamen türklerin elinde olup, türk beyleri, emirler, sultanlar ve valiler arasında menfaat çatışmaları vardır. bu çatışmalardan istifade eden franklar islamın kalbine hançer sokmayı başarmışlardır. araplardan şii fatımiler ise başta haçlılarla, selçuklulara karşı ittifak kurmak istemişlerse de, kendi şehirleri kudüs hedef alınınca akıllanmış ve ihanetine son vermiştir. en enteresan olan kardeş olan selçuklu beyleri dukak ve rıdvan'ın birbirleri aleyhine haçlılarla ittifaklar kurması ve frank ordularının ilerleyişine karşı çıkmamalarıdır.
bu konuya ara ara devam edeceğim, flood gibi gözükebilir, ama maksat öyle değil.
devamını gör...