1.
lausanne doğumlu perulu roman yazarı, eleştirmen, entelektüel yazar. ispanyolca'nın 20.yüzyıldaki gelişiminde tek başına etkili olabilecek kadar güçlü bir isimdi. büyülü gerçekçilik ve büyülü gerçeklik arasındaki ayrımı net bir biçimde yapabilmek için bu dünyanın krallığı kitabının açıklamasında ürettiği türün manifestosunu yazacak kadar ne yaptığını bilen bir adamdı.
tekniği ve dili epey zahmetli bir okuma sunar. tarihsel gerçekliği, büyülü bir anlatımla birleştirdiği için kitapları genel olarak önbilgi gerektirir. türkçe'ye dört kitabı çevrildi ve ikisinin basımı 90'larda durdu diye biliyorum. şu an aydınlanma çağı ve bu dünyanın krallığı kitapları dışında türkçe'den okunması mümkün değil ne yazık ki. 20.yüzyıl edebiyatına damga vurmuş bu denli güçlü bir ismin çevrilmemesini de türk yayıncılığının kifayetsizliğine yoruyorum.
türkçe'ye dairesel anlatım diye çevirebileceğim bir teknikle örüyor hikayesini. marksist teori anlatım tekniğini andırıyor. dışarıdan içe doğru ve zaman çizgisinin sık sık parçalayarak filmlerdeki geri gidişleri andıran iç dünya sekansları anlatıyor. haliyle bir miktar zorluyor insanı. bu dünyanın krallığında sadece mensubu olduğu kültürü değil créol kültürünü oluşturan vodoo kültürünü de epey detaylıca ve egzotik bir formda incelemişti. hatta kitabın sonunda vodoo kültürüne dair kullandığı imajların anlatıldığı bir sözlük de vardır.
estetik stil olarak muhteşem bir anlatımı olduğunu söylemem gerek. bir marquez, bir asturias ya da cortazar olmamakla birlikte(bir miktar akademisyen bakış açısı vardır zira) oldukça lezzetli bir dili var.
bazı açılardan conrad'la özdeşleştirilir bu arada. bu yazıyı yazma sebebim de budur. şu an danışmanım derste carpentier'den bahsetmeye başladı. benim de tezimde bahsettiğim bir kişilik olduğundan epey iyi bildiğim bir isimdir carpentier. danışmanım pek katılmadığım bir görüş attı ortaya. bir yandan kontrol ettiğimde akademide bu görüşün epey desteklendiğini fark ettim. görünüşe göre bir grup okur conrad'ın karanlığın yüreği ve diğer kitaplarında kullandığı peyzajın yutuculuğu ve derinliği karşısında baş karakterin ''öteki'' olarak bırakılması ve peyzajla bir mücadeleye girişmesi türünden kurgu tekniğinin carpentier'i etkilediğini düşünüyor.
bu görüşe şiddetle karşı çıkıyorum. az önce de çıktım... çıkarım ben çünkü. carpentier'in dairesel anlatım kullandığı doğrudur. conrad da kullanıyor bunu ancak carpentier baş karakterlerini ''öteki'' olarak konumlandırmaz doğa karşısında. aksine karakterleri doğanın çocuklarıdır, yerlileridir. onları bütünleşik oldukları bu olgudan uzaklaştıran şeyse tarihsel trajedi, emperyal devletlerin halk üzerindeki zalimlikleridir. arada büyük fark var. conrad'ın karakterleri karanlık bir biçimde bu ötekiliği kabullenip bir çeşit varoluş problemi yaşasalar da carpentier karakterleri onlardan alınanı geri kazanabilmek için amansız mücadelelere girerler. kurgusal form açısından birbirinden bağımsız iki anlatım biçimidir bu. karıştırılmaması gerekir.
daha fazla uzatmayayım. carpentier gerçekten dünya edebiyatı için çok önemli ve büyük bir isim. fırsatınız varsa mutlaka okuyun. ufkunuzu açacaktır ve olaylara farklı bakmanızı sağlayacak çok açık fikirleri vardır ve bu fikirler 21.yüzyıl insanına aykırı varoluşsal sıkıntılar değildirler.
tekniği ve dili epey zahmetli bir okuma sunar. tarihsel gerçekliği, büyülü bir anlatımla birleştirdiği için kitapları genel olarak önbilgi gerektirir. türkçe'ye dört kitabı çevrildi ve ikisinin basımı 90'larda durdu diye biliyorum. şu an aydınlanma çağı ve bu dünyanın krallığı kitapları dışında türkçe'den okunması mümkün değil ne yazık ki. 20.yüzyıl edebiyatına damga vurmuş bu denli güçlü bir ismin çevrilmemesini de türk yayıncılığının kifayetsizliğine yoruyorum.
türkçe'ye dairesel anlatım diye çevirebileceğim bir teknikle örüyor hikayesini. marksist teori anlatım tekniğini andırıyor. dışarıdan içe doğru ve zaman çizgisinin sık sık parçalayarak filmlerdeki geri gidişleri andıran iç dünya sekansları anlatıyor. haliyle bir miktar zorluyor insanı. bu dünyanın krallığında sadece mensubu olduğu kültürü değil créol kültürünü oluşturan vodoo kültürünü de epey detaylıca ve egzotik bir formda incelemişti. hatta kitabın sonunda vodoo kültürüne dair kullandığı imajların anlatıldığı bir sözlük de vardır.
estetik stil olarak muhteşem bir anlatımı olduğunu söylemem gerek. bir marquez, bir asturias ya da cortazar olmamakla birlikte(bir miktar akademisyen bakış açısı vardır zira) oldukça lezzetli bir dili var.
bazı açılardan conrad'la özdeşleştirilir bu arada. bu yazıyı yazma sebebim de budur. şu an danışmanım derste carpentier'den bahsetmeye başladı. benim de tezimde bahsettiğim bir kişilik olduğundan epey iyi bildiğim bir isimdir carpentier. danışmanım pek katılmadığım bir görüş attı ortaya. bir yandan kontrol ettiğimde akademide bu görüşün epey desteklendiğini fark ettim. görünüşe göre bir grup okur conrad'ın karanlığın yüreği ve diğer kitaplarında kullandığı peyzajın yutuculuğu ve derinliği karşısında baş karakterin ''öteki'' olarak bırakılması ve peyzajla bir mücadeleye girişmesi türünden kurgu tekniğinin carpentier'i etkilediğini düşünüyor.
bu görüşe şiddetle karşı çıkıyorum. az önce de çıktım... çıkarım ben çünkü. carpentier'in dairesel anlatım kullandığı doğrudur. conrad da kullanıyor bunu ancak carpentier baş karakterlerini ''öteki'' olarak konumlandırmaz doğa karşısında. aksine karakterleri doğanın çocuklarıdır, yerlileridir. onları bütünleşik oldukları bu olgudan uzaklaştıran şeyse tarihsel trajedi, emperyal devletlerin halk üzerindeki zalimlikleridir. arada büyük fark var. conrad'ın karakterleri karanlık bir biçimde bu ötekiliği kabullenip bir çeşit varoluş problemi yaşasalar da carpentier karakterleri onlardan alınanı geri kazanabilmek için amansız mücadelelere girerler. kurgusal form açısından birbirinden bağımsız iki anlatım biçimidir bu. karıştırılmaması gerekir.
daha fazla uzatmayayım. carpentier gerçekten dünya edebiyatı için çok önemli ve büyük bir isim. fırsatınız varsa mutlaka okuyun. ufkunuzu açacaktır ve olaylara farklı bakmanızı sağlayacak çok açık fikirleri vardır ve bu fikirler 21.yüzyıl insanına aykırı varoluşsal sıkıntılar değildirler.
devamını gör...
2.
kırıldığın insanlar ile arana mesafe koy;hissediyorlarsa geleceklerdir. gelmiyorlarsa doğru mesafeyi buldun demektir sözünün sahibidir.
devamını gör...