1.
hani bulmacalarda sıklıkla sorulur. boru sesi ti, ergen sesi de anneaaa!!
ah yavruşum ah, ben bu çocuğu dokuz ay karnımda, on dört sene tepemde taşıdım ama şu son altı aydır evin içinde bir elyın ile yaşıyor gibiyim.
geçen gün odasına daldım (tabii dalmak dediğim, önce kapıda üç kere destur! allahu ekber! çekiyorum çünkü içeride neyle karşılaşacağın meçhul.) odanın havası zaten ağır vasıta garajı gibi kokuyor. ter, bayat mısır cipsi ve ben büyüdüm artık ya hırsı birbirine karışmış.
bizimki yatağa uzanmış, oyuncu kulaklıkları kafada, sanki bana dünyayı kurtarıyor. "oğlum" dedim, "hadi kalk da bir ekmek alıver, baban gelir birazdan."
bana bir bakışı var, sanırsın ekmek almaya değil de sibirya sürgününe gönderiyorum. o ergenlikten çatallanmış sesiyle bir "anneaaa" dedi ki, sanırsın içeride öküz boğazlıyorlar.
"anneaaa, şu an olmaz, çok önemli bir şeyin ortasındayım!"
"neyin ortasındasın evladım..?" diyorum. ekrana bakıyorum. bir tane adam bir kutunun üstünde zıplayıp duruyor. "strateji yapıyoruz ya anne, ekip işi bu, sen anlamazsın" diyor. bak bak, yirmi yıllık ev hanımıyım, ben o baban denilen hergelenin her türlü stratejisini çözmüşüm, sen anlamazsın diyor bana sıpa!!
dedim ki, "bak çocuum, o stratejiyi birazdan ben terlikle kuracağım, ıskalamam da ha!"
kalktı, hazırlanmak için tam o sırada aynanın karşısına geçti. dakikalardır ekmek almamak için can çekişen çocuğun aynada tek bir sivilcesini gördü diye dünyası başına yıkıldı. ışığı açıyor, kapatıyor, yan dönüyor, amuda kalkacak neredeyse o sivilceyi görmemek için.
"anne" diyor, "hayatım bitti benim. yarın okula gidemem ben bu yüzle."
"oğlum" dedim, "alt tarafı minicik bir nokta, kimse görmez."
bir hışımla, "senin için söylemesi kolay anne, senin prestijin söz konusu değil!" diyor.
yahu senin prestijin daha dün bakkalın önünde bisikletten düşüp "anneee" diye ağlarken neredeydi? şimdi kapı eşiğinde boyu boyumu geçti diye bana aristokrat kesiliyor. ekmeği ben aldım geldim tabii, ne yapayım..? mutfağa geçtim, arkasından söylendim. "vay efendim biz böyle miydik, biz büyüklerin yanında ayak uzatmazdık..."
beş dakika sonra mutfağa süzüldü. o aslan parçası, o strateji dehası, o prestij sahibi delikanlı gitti yerine kedi yavrusu geldi. kolumun altına girdi, "anne yaa" dedi, "kızartma mı yaptın sen? mis gibi kokmuş."
işte o an bütün sinirim, stratejim falan yerle bir oldu. bir bakışıyla yine beni anne moduna soktu ya, asıl deha bunlar bence..
ah yavruşum ah, ben bu çocuğu dokuz ay karnımda, on dört sene tepemde taşıdım ama şu son altı aydır evin içinde bir elyın ile yaşıyor gibiyim.
geçen gün odasına daldım (tabii dalmak dediğim, önce kapıda üç kere destur! allahu ekber! çekiyorum çünkü içeride neyle karşılaşacağın meçhul.) odanın havası zaten ağır vasıta garajı gibi kokuyor. ter, bayat mısır cipsi ve ben büyüdüm artık ya hırsı birbirine karışmış.
bizimki yatağa uzanmış, oyuncu kulaklıkları kafada, sanki bana dünyayı kurtarıyor. "oğlum" dedim, "hadi kalk da bir ekmek alıver, baban gelir birazdan."
bana bir bakışı var, sanırsın ekmek almaya değil de sibirya sürgününe gönderiyorum. o ergenlikten çatallanmış sesiyle bir "anneaaa" dedi ki, sanırsın içeride öküz boğazlıyorlar.
"anneaaa, şu an olmaz, çok önemli bir şeyin ortasındayım!"
"neyin ortasındasın evladım..?" diyorum. ekrana bakıyorum. bir tane adam bir kutunun üstünde zıplayıp duruyor. "strateji yapıyoruz ya anne, ekip işi bu, sen anlamazsın" diyor. bak bak, yirmi yıllık ev hanımıyım, ben o baban denilen hergelenin her türlü stratejisini çözmüşüm, sen anlamazsın diyor bana sıpa!!
dedim ki, "bak çocuum, o stratejiyi birazdan ben terlikle kuracağım, ıskalamam da ha!"
kalktı, hazırlanmak için tam o sırada aynanın karşısına geçti. dakikalardır ekmek almamak için can çekişen çocuğun aynada tek bir sivilcesini gördü diye dünyası başına yıkıldı. ışığı açıyor, kapatıyor, yan dönüyor, amuda kalkacak neredeyse o sivilceyi görmemek için.
"anne" diyor, "hayatım bitti benim. yarın okula gidemem ben bu yüzle."
"oğlum" dedim, "alt tarafı minicik bir nokta, kimse görmez."
bir hışımla, "senin için söylemesi kolay anne, senin prestijin söz konusu değil!" diyor.
yahu senin prestijin daha dün bakkalın önünde bisikletten düşüp "anneee" diye ağlarken neredeydi? şimdi kapı eşiğinde boyu boyumu geçti diye bana aristokrat kesiliyor. ekmeği ben aldım geldim tabii, ne yapayım..? mutfağa geçtim, arkasından söylendim. "vay efendim biz böyle miydik, biz büyüklerin yanında ayak uzatmazdık..."
beş dakika sonra mutfağa süzüldü. o aslan parçası, o strateji dehası, o prestij sahibi delikanlı gitti yerine kedi yavrusu geldi. kolumun altına girdi, "anne yaa" dedi, "kızartma mı yaptın sen? mis gibi kokmuş."
işte o an bütün sinirim, stratejim falan yerle bir oldu. bir bakışıyla yine beni anne moduna soktu ya, asıl deha bunlar bence..
devamını gör...
2.
markette reyonlar arasında annemi kaybedince seslendiğim nidaaa… hatta biraz daha yumuşak. aağğğnneeeğğğ şeklinde.
yaş 38 teşekkürler.
yaş 38 teşekkürler.
devamını gör...
3.
sokakta oynayan çocukların annelerine sesleniş şekli. *
devamını gör...
4.
kesin bir şey isteyecek.
devamını gör...