1.
eğer bilinçsiz aspirin kullanılırsa çocuklarda reye sendromu açığa çıkar. bilinçli kullanmak önemlidir.
devamını gör...
2.
etken maddesi asetilsalik asit olan bir nsai(nonsteroid antiinflamatuar). siklooksijenaz enzimini geri dönüşümsüz şekilde engelleyerek ağrı kesici,ateş düşürücü ve antiagregan (kanamaya yatkınlık) etki oluşturur. asıl olarak antiagreran amaçla kullanılır. uzun süre kullanılan aspirin kolon kanserini gelişme riskini azaltır. astım nöbetlerine yol açabilir.
devamını gör...
3.
koronavirüsüne karşı iyi geldiği söyleniyor.
devamını gör...
4.
daha bi halk ağzıyla söylemek gerekirse kan sulandırıcı damarlarda pıhtı atma olasılığı olan hastalara veriliyor. bu dönemde covid hastalarına özellikle tavsiye ediliyor bu illetin vücutta hangi bölgeye saldırdığı saptanamadı olası bi tıkanıklıkla ölümcül sonuçlarla karşılaşmamak için tedbir amaclı tedaviye aspirin de ekleniyor.
devamını gör...
5.
ezilip suya katıldığında köklendirme hızlandırıcı olarak kullanılabilen hap.
devamını gör...
6.
kanın pıhtılaşmasını geciktiren bir ilaçtır. ağrı kesici olarak alınması ve bakkalarda satılması saçmadır. bir kanama durumunda ölüm tehlikesini arttırmaktadır.
devamını gör...
7.
asetilsalisilikasit.
devamını gör...
8.
çok garip bi ilaç bu. her yaştan insandan tutun da muhabbet kuşu, kedi, köpek. herkes kullanabiliyor.
devamını gör...
9.
sade gazozun içine atılıp içildiğinde ishali bitiren ilaç.
devamını gör...
10.
baş ağrım tuttuğu zaman özellikle alkol sonrası vs çifter çifter alırdım; sonra dolorex e geçtim... ilaç dostunuz değildir...
devamını gör...
11.
kalp krizi ve felçi önleyen bir ilaçtır. ham maddesi salisilatın söğüt ağacının kabuğunda bulunmasından dolayı, ateş düşürmek ve ağrı gidermek amaçlı yapılan karışımlarda 400 bc de kullanılmaya başlanmıştır. aspirin aslında bayer adlı ilaç firmasının bulduğu ticari ismidir, fakat bayer şirketi aspirin isiminin haklarını yıllar içinde kaybetmiş ve aspirin dünyaca bilinir ve kullanılan bir isim olarak kalmıştır. bir çok özelliğiyle geçmişte mucizevi bir ilaç olarak görülmüştür aslında.
devamını gör...
12.
kan cıvıtıcı ilaç.
devamını gör...
13.
bitkilerde de tohum çimlendirme amacıyla kullanılabilir. ağaçlar.net'te yazan ve foruma çok şey katmış değerli ziraat mühendisi mine pakkaner
salisilik asitin fungusit etkisi var bir miktar da bitki aktivatörü olarak çalışıyor.
demiştir.
kaynak için.
salisilik asitin fungusit etkisi var bir miktar da bitki aktivatörü olarak çalışıyor.
kaynak için.
devamını gör...
14.
hasta hissetmeye başladığımda iki tane birden alırdım ve hiçbir şeyim kalmazdı. artık placebo falan bilmem, sonuçta işe yarıyor.
devamını gör...
15.
öhöm öhöh, 2 dönem farmakoloji almış biri olarak bu konuda bir entry girmek istiyorum.
etken maddesi asetilsalisilik olan aspirin, geri dönüşümsüz cox inhibitörü olup teknik olarak diğer nsaid ağrı kesicilerden daha etkilidir. lakin kan sulandırıcı etkisi aşırı fazla olduğu için son yıllarda aspirin ağrı kesici kategorisinden çıkarılmıştır. aynı zamanda mide asitliğini artırdığı için gastrid, reflü gibi etkilelere de yol açabilmektedir. çocukken şeker gibi aspirin tüketen bir eczacı adayı olarak durmayan kanamalarımı ve gastrid hastalığımı bu ilaca borçluyum aman dikkat.
edit: cox inhibisyonu astım ataklarını da tetiklemektedir
etken maddesi asetilsalisilik olan aspirin, geri dönüşümsüz cox inhibitörü olup teknik olarak diğer nsaid ağrı kesicilerden daha etkilidir. lakin kan sulandırıcı etkisi aşırı fazla olduğu için son yıllarda aspirin ağrı kesici kategorisinden çıkarılmıştır. aynı zamanda mide asitliğini artırdığı için gastrid, reflü gibi etkilelere de yol açabilmektedir. çocukken şeker gibi aspirin tüketen bir eczacı adayı olarak durmayan kanamalarımı ve gastrid hastalığımı bu ilaca borçluyum aman dikkat.
edit: cox inhibisyonu astım ataklarını da tetiklemektedir
devamını gör...
16.
belli dönemlerde ısıtılıp ısıtılıp tv ve gazetelere çıkarılan her derde deva ağrı kesici ilaç.
biontech öncesi kanı sulandırması için eşin dostun çok defa kullandığına şahitlik ettim.
biontech öncesi kanı sulandırması için eşin dostun çok defa kullandığına şahitlik ettim.
devamını gör...
17.
küçüklükten beri yaşadığım bir takım romatizmal ağrılar için zamanında çokça içtiğim ilaçtır.
tarihi oldukça eski olan aspirinin günümüze kadar gelişinin hikâyesi;
aspirin ağrı kesici olarak uzun bir geçmişe sahiptir. ancak bilim adamları ancak 1970'lerde kimyasal sırlarını ortaya çıkarmaya başladılar.
dünyada en yaygın olarak kullanılan ilaçların başında aspirin gelir. tıp tarihçileri de aspirinin doğum gününü, kimyager dr. felix hoffmann’ın laboratuvarında aspirini sentezledigi 10 ağustos 1897 olarak gösterir. ancak aspirinin tarihi bundan çok daha öncesine uzanır.
“aspirin” kelimesi adını ilacın ana bileşeni olan salisilik asidin doğal kaynaklarını içeren biyolojik bir çalı türü olan spiraea’dan gelir. günümüz aspirininde bulunana benzeyen bu asit, yasemin, fasulye, bezelye, yonca ve bazı ot ve ağaçlarda bulunabilir.
salisilik asit, bir dizi ağacın kabuğunda ve bir dizi meyve, tahıl ve sebzede bulunan bir bitki özütünün ana bileşenidir. tarihte salisilik asidin reçete edildiği ilk kaynak, mö 2000 yıllarına tarihlenen bir sümer tabletidir. sümerler, belirli bir ağaç türünün kabuğunu kazıyıp bu kabuğu yediklerinde ağrılarının dindiğini keşfetmişlerdi. sümerlerin kabuğunu sıyırdıkları o ağaç söğüt ağacı idi.
söğüt ağacı kabuğunun tedavi amaçlı kullanımına daha sonraları antik mısır’ın ebers tıp papirüsü’nde rastlanmaktadır. bu papirüste, “söğüt kabuğunun iltihap giderici ya da ağrı sızı yatıştırıcı olarak” kullanımından söz edilmektedir. mezopotamya'daki eski uygarlıklar, ateş, ağrı ve iltihabı tedavi etmek için söğüt ağaçlarından elde edilen özü kullandı. hem çin hem de yunan uygarlıkları 2.000 yıldan daha uzun bir süre önce tıbbi kullanım için söğüt kabuğu kullandılar ve çinliler ayrıca romatizmal ateş, soğuk algınlığı, kanama ve guatr tedavisinde kavak kabuğu ve söğüt sürgünleri kullandılar. ayrıca 460-377 yılları arasında yaşayan yunan hekim hipokrat da söğüt yapraklarının ve kabuğunun ağrı ve ateşi azalttığını yazmıştır. ancak modern dünyanın salisilik asidin potansiyelinin farkına varması 2 bin yıldan fazla zaman aldı.
söğüt ağacı kabuğunun belli hastalıkların tedavisinden kullanılabileceğini yeniden keşfetmek için uzun zaman beklemek zorunda kaldık. sonunda 1763 yılında londra kraliyet cemiyeti’nden rahip edward stone ilk klinik çalışmayı yaptı. sonrasında söğüt kabuğu tozunun sıtma ve diğer hastalıklara olan faydaları hakkında bir rapor yayınladı. ilerleyen süreçte iskoç doktor thomas maclagan, söğüt tozunun akut romatizma hastaları üzerindeki etkilerini inceledi. devamında ateşi ve eklem iltihabını giderebileceğini gösterdi.
bunun sonucunda da tüm dünyadaki kimyagerler, salisilik asidi sentetik olarak sentezleyebilmek için seferber oldu. 1828’de münih üniversitesi’nde profesör olan johann büchner, söğüt ağaçlarının tanenlerinden sarı bir madde izole etti. sonrasında buna latince söğüt anlamında olan salisin adını verdi. salisin saf kristal bir formu 1829’da fransız eczacı henri leroux tarafından izole edildi. daha sonra da romatizma tedavisinde kullanıldı. 1800’lerin sonlarında, almanya’daki heyden chemical company ağrı ve ateş tedavisi için salisilik asit üretimine başladı. fransız kimyager charles gerhardt ise 1853’te, salisilik asidin kimyasal yapısını ortaya çıkardı. bunun devamında kimyasal olarak asetilsalisilik asit sentezledi.
söğüt ağacı kabuğunun ağrı kesici nitelikteki etkin maddelerden ilaç üretme yarışını ise almanlar kazandı. almanya’da bir boya imalat firması` olan friedrich bayer and company, odağını boya endüstrisinden ilaç üretimine kaydırmıştı. bayer şirketi zaten iyi bilindiği için, bir ilaç üreticisi olarak marka bilinirliğini kolayca gelişti. o sıralarda salisilik asidin uzun süre kullanımı sonucunda `mide` ve `bağırsak` sorunları gelişebileceği anlaşılmıştı. bu konu hakkında araştıma yapması için bayer, kimyagerlerinden biri olan felix hoffmann’ı görevlendirdi.
genç hoffmann’ın babası da hastalığı nedeniyle `salisilik asit` alıyordu. ancak benzer rahatsızlıklar yaşıyordu. bu nedenle konuyu detaylı bir biçimde araştırmaya başladı. sonunda 10 ağustos 1897 günü laboratuvarında tekrar asetilsalisilik asit sentezledi. bu sayede charles gerhardt’ın öncül keşfini geliştirdi. bu çalışmayı referans alan bayer 1899’dan itibaren doktorlara bu bileşeni bir toz biçiminde dağıttı. ilaç zamanla günümüz `tablet formunu` aldı ve giderek kullanımı yaygınlaştı.
1948’de kaliforniyalı doktor dr. lawrence craven gözlemlerine dayanarak kalp krizi riskini azaltmak için günde bir aspirin içme fikrini ortaya attı. sonrasında araştırmacılar aspirin’in ağrı hissi ve inflamasyonun iletilmesinden sorumlu olan ve prostaglandin denen belirli kimyasalların üretimini durdurduğunu kanıtladı. bu keşif onlara 1982 nobel tıp ödülünü kazandırdı. sonrasında, aspirin`in pıhtılaşmaya yol açan kimyasalların üretimini de yavaşlattığı anlaşıldı.
bugün kalp krizi veya inme geçirme riski olan hastalara aspirin tavsiye edilir. çünkü beyne ve kalbe giden damarlarda pıhtı oluşması olasılığını azaltmaktadır. son araştırmalar, aspirinin prostat, kolon, pankreas ve akciğer kanseri dahil olmak üzere belirli kanser türlerinin büyüme hızını ve oluşumunu da sınırlayabileceğini düşündürmektedir. "
buradan
tarihi oldukça eski olan aspirinin günümüze kadar gelişinin hikâyesi;
aspirin ağrı kesici olarak uzun bir geçmişe sahiptir. ancak bilim adamları ancak 1970'lerde kimyasal sırlarını ortaya çıkarmaya başladılar.
dünyada en yaygın olarak kullanılan ilaçların başında aspirin gelir. tıp tarihçileri de aspirinin doğum gününü, kimyager dr. felix hoffmann’ın laboratuvarında aspirini sentezledigi 10 ağustos 1897 olarak gösterir. ancak aspirinin tarihi bundan çok daha öncesine uzanır.
“aspirin” kelimesi adını ilacın ana bileşeni olan salisilik asidin doğal kaynaklarını içeren biyolojik bir çalı türü olan spiraea’dan gelir. günümüz aspirininde bulunana benzeyen bu asit, yasemin, fasulye, bezelye, yonca ve bazı ot ve ağaçlarda bulunabilir.
salisilik asit, bir dizi ağacın kabuğunda ve bir dizi meyve, tahıl ve sebzede bulunan bir bitki özütünün ana bileşenidir. tarihte salisilik asidin reçete edildiği ilk kaynak, mö 2000 yıllarına tarihlenen bir sümer tabletidir. sümerler, belirli bir ağaç türünün kabuğunu kazıyıp bu kabuğu yediklerinde ağrılarının dindiğini keşfetmişlerdi. sümerlerin kabuğunu sıyırdıkları o ağaç söğüt ağacı idi.
söğüt ağacı kabuğunun tedavi amaçlı kullanımına daha sonraları antik mısır’ın ebers tıp papirüsü’nde rastlanmaktadır. bu papirüste, “söğüt kabuğunun iltihap giderici ya da ağrı sızı yatıştırıcı olarak” kullanımından söz edilmektedir. mezopotamya'daki eski uygarlıklar, ateş, ağrı ve iltihabı tedavi etmek için söğüt ağaçlarından elde edilen özü kullandı. hem çin hem de yunan uygarlıkları 2.000 yıldan daha uzun bir süre önce tıbbi kullanım için söğüt kabuğu kullandılar ve çinliler ayrıca romatizmal ateş, soğuk algınlığı, kanama ve guatr tedavisinde kavak kabuğu ve söğüt sürgünleri kullandılar. ayrıca 460-377 yılları arasında yaşayan yunan hekim hipokrat da söğüt yapraklarının ve kabuğunun ağrı ve ateşi azalttığını yazmıştır. ancak modern dünyanın salisilik asidin potansiyelinin farkına varması 2 bin yıldan fazla zaman aldı.
söğüt ağacı kabuğunun belli hastalıkların tedavisinden kullanılabileceğini yeniden keşfetmek için uzun zaman beklemek zorunda kaldık. sonunda 1763 yılında londra kraliyet cemiyeti’nden rahip edward stone ilk klinik çalışmayı yaptı. sonrasında söğüt kabuğu tozunun sıtma ve diğer hastalıklara olan faydaları hakkında bir rapor yayınladı. ilerleyen süreçte iskoç doktor thomas maclagan, söğüt tozunun akut romatizma hastaları üzerindeki etkilerini inceledi. devamında ateşi ve eklem iltihabını giderebileceğini gösterdi.
bunun sonucunda da tüm dünyadaki kimyagerler, salisilik asidi sentetik olarak sentezleyebilmek için seferber oldu. 1828’de münih üniversitesi’nde profesör olan johann büchner, söğüt ağaçlarının tanenlerinden sarı bir madde izole etti. sonrasında buna latince söğüt anlamında olan salisin adını verdi. salisin saf kristal bir formu 1829’da fransız eczacı henri leroux tarafından izole edildi. daha sonra da romatizma tedavisinde kullanıldı. 1800’lerin sonlarında, almanya’daki heyden chemical company ağrı ve ateş tedavisi için salisilik asit üretimine başladı. fransız kimyager charles gerhardt ise 1853’te, salisilik asidin kimyasal yapısını ortaya çıkardı. bunun devamında kimyasal olarak asetilsalisilik asit sentezledi.
söğüt ağacı kabuğunun ağrı kesici nitelikteki etkin maddelerden ilaç üretme yarışını ise almanlar kazandı. almanya’da bir boya imalat firması` olan friedrich bayer and company, odağını boya endüstrisinden ilaç üretimine kaydırmıştı. bayer şirketi zaten iyi bilindiği için, bir ilaç üreticisi olarak marka bilinirliğini kolayca gelişti. o sıralarda salisilik asidin uzun süre kullanımı sonucunda `mide` ve `bağırsak` sorunları gelişebileceği anlaşılmıştı. bu konu hakkında araştıma yapması için bayer, kimyagerlerinden biri olan felix hoffmann’ı görevlendirdi.
genç hoffmann’ın babası da hastalığı nedeniyle `salisilik asit` alıyordu. ancak benzer rahatsızlıklar yaşıyordu. bu nedenle konuyu detaylı bir biçimde araştırmaya başladı. sonunda 10 ağustos 1897 günü laboratuvarında tekrar asetilsalisilik asit sentezledi. bu sayede charles gerhardt’ın öncül keşfini geliştirdi. bu çalışmayı referans alan bayer 1899’dan itibaren doktorlara bu bileşeni bir toz biçiminde dağıttı. ilaç zamanla günümüz `tablet formunu` aldı ve giderek kullanımı yaygınlaştı.
1948’de kaliforniyalı doktor dr. lawrence craven gözlemlerine dayanarak kalp krizi riskini azaltmak için günde bir aspirin içme fikrini ortaya attı. sonrasında araştırmacılar aspirin’in ağrı hissi ve inflamasyonun iletilmesinden sorumlu olan ve prostaglandin denen belirli kimyasalların üretimini durdurduğunu kanıtladı. bu keşif onlara 1982 nobel tıp ödülünü kazandırdı. sonrasında, aspirin`in pıhtılaşmaya yol açan kimyasalların üretimini de yavaşlattığı anlaşıldı.
bugün kalp krizi veya inme geçirme riski olan hastalara aspirin tavsiye edilir. çünkü beyne ve kalbe giden damarlarda pıhtı oluşması olasılığını azaltmaktadır. son araştırmalar, aspirinin prostat, kolon, pankreas ve akciğer kanseri dahil olmak üzere belirli kanser türlerinin büyüme hızını ve oluşumunu da sınırlayabileceğini düşündürmektedir. "
buradan
devamını gör...
18.
diğer ismi asetilsalistik asit olan, analjezik, ateş düşürücü ve antiromatizmal etkisinden dolayı kullanılan ilaç, en yaygın ilaçlardan biri olup, beyaz renkli, kokusuz, acı ve ekşi, yuvarlak bir tozdur. kullanılan ismi, bazı ülkelerde tescillenmiştir.
hammaddesi söğüt ağacı kabuğunda, papatya ve ıhlamur gibi önceden beri ateş düşürücü olarak kullanılan bitkilerde yüksek miktarda bulunur. yüzyıllar boyunca kullanılan bu ilaç, ilk olarak 1853 yılında bitkilerden elde edilmiş, 1895 yılında sentetik üretiminde başarı sağlanmış, 1897 yılında alman bayer firması tarafından patenti alınıp hap haline getirilerek satışa sunulmuştur.
kanda ve vücut dokularındaki tromboxan ve prostaglantin maddelerini baskılayarak kanın pıhtılaşmasına engel olup, kanı sulandırarak kalp krizi ihtimalini önemli oranda azaltıyor. ağrı kesici ve ateş düşürücü olmasının yanında romatizmal ağrılara ve sancılara da etki eder. yararlı olmasının yanı sıra sindirimi zor olan bir ilaçtır. bunların dışında aspirin faydalı olması dışında uzun süre kullanımı tehlikeye yol açar ve asitli özelliği yüzünden mide mukozasına zarar verir. sürekli tok karnına alınması gereken bir ilaçtır.
hammaddesi söğüt ağacı kabuğunda, papatya ve ıhlamur gibi önceden beri ateş düşürücü olarak kullanılan bitkilerde yüksek miktarda bulunur. yüzyıllar boyunca kullanılan bu ilaç, ilk olarak 1853 yılında bitkilerden elde edilmiş, 1895 yılında sentetik üretiminde başarı sağlanmış, 1897 yılında alman bayer firması tarafından patenti alınıp hap haline getirilerek satışa sunulmuştur.
kanda ve vücut dokularındaki tromboxan ve prostaglantin maddelerini baskılayarak kanın pıhtılaşmasına engel olup, kanı sulandırarak kalp krizi ihtimalini önemli oranda azaltıyor. ağrı kesici ve ateş düşürücü olmasının yanında romatizmal ağrılara ve sancılara da etki eder. yararlı olmasının yanı sıra sindirimi zor olan bir ilaçtır. bunların dışında aspirin faydalı olması dışında uzun süre kullanımı tehlikeye yol açar ve asitli özelliği yüzünden mide mukozasına zarar verir. sürekli tok karnına alınması gereken bir ilaçtır.
devamını gör...
19.
sene 1847, bayer laboratuvarları. mucidi kimyager felix hoffmann. temel maddesi salix alba, yani akça söğüt.
akça söğüt mö 1500’lü yıllarda eski mısır tabletlerinde “ağrıyı öldüren bitki” olarak geçer. hipokrat da söğüt ağacının kabuklarını aynı sebeple kullanmıştı. çünkü; söğüt kabuğunda bulunan ve ağrıyı dindirmeyi sağlayan madde salisilik asittir. tadı beter salisilik asit ölüme bile neden olan mide kanamalarına yol açıyordu. bu olumsuz etkiyi kırmak üzere çalışan kimyagerler içinde felix hoffmann ve arkadaşları asetilsalisilik asiti ürettiler.
asetil'in a'sı ile salisilik asitin kaynağı spirea ulmaria/keçi sakalı bitkisinin ilk dört harfi birleştirilerek oluşturulan aspirin 1 şubat 1899 tescillenmişti.
akça söğüt mö 1500’lü yıllarda eski mısır tabletlerinde “ağrıyı öldüren bitki” olarak geçer. hipokrat da söğüt ağacının kabuklarını aynı sebeple kullanmıştı. çünkü; söğüt kabuğunda bulunan ve ağrıyı dindirmeyi sağlayan madde salisilik asittir. tadı beter salisilik asit ölüme bile neden olan mide kanamalarına yol açıyordu. bu olumsuz etkiyi kırmak üzere çalışan kimyagerler içinde felix hoffmann ve arkadaşları asetilsalisilik asiti ürettiler.
asetil'in a'sı ile salisilik asitin kaynağı spirea ulmaria/keçi sakalı bitkisinin ilk dört harfi birleştirilerek oluşturulan aspirin 1 şubat 1899 tescillenmişti.

devamını gör...
20.
asetilsalisilik asit
c₉h₈o₄

dünya sağlık örgütünün temel ihtiyaçlar listesinde yer alan, ağrı ve ateş düşürücü ilaç olarak tanımlanır.
baş ağrısı, diş ağrısı, nevralji, siyatik ve regl ağrılarını azaltır.
aspirin kimyager felix hoffmann sayesinde bulunmuştur.
c₉h₈o₄

dünya sağlık örgütünün temel ihtiyaçlar listesinde yer alan, ağrı ve ateş düşürücü ilaç olarak tanımlanır.
baş ağrısı, diş ağrısı, nevralji, siyatik ve regl ağrılarını azaltır.
aspirin kimyager felix hoffmann sayesinde bulunmuştur.
devamını gör...