yazar: rudyard kipling
yayım yılı: 1892
ingiliz şair rudyard kipling'in derleme şiirlerinden oluşan kitaptır. maalesef türkçeye çevrilmemiş bir eserdir. kitapta şairin en bilinen gunga din, tommy ve danny deever gibi ünlü şiirleri de yer alır.
yayım yılı: 1892
ingiliz şair rudyard kipling'in derleme şiirlerinden oluşan kitaptır. maalesef türkçeye çevrilmemiş bir eserdir. kitapta şairin en bilinen gunga din, tommy ve danny deever gibi ünlü şiirleri de yer alır.
öne çıkanlar | diğer yorumlar
başlık "elminster the wise" tarafından 05.06.2021 21:16 tarihinde açılmıştır.
1.
hindistan doğumlu ingiliz şair rudyard kipling'in şiir koleksiyonu. rudyard kipling dünya görüşü olarak çok benimsemediğim fakat şairliği karşısında diz çöktüğüm pek çok şairden biri bundan ötürü bu koleksiyonun benim için yeri ayrıdır fakat esas mesele bu koleksiyonda yer alan mandalay şiiri ile ilgili. ilginç bir biçimde kipling brecht'e epey ilham vermiş vakti zamanında- hatta öyle ki james lyon'un bertolt brecht and rudyard kipling* isimli bir eseri de bulunmakta- bu koleksiyonun hatta şairin en bilinen şiiri mandalay bertolt brecht ve kurt weill'ın happy end isimli üç perdelik müzikalinde kendine yer bulmuştur. ki yine the thin red line filminin isim kaynağı olan tommy şiiri de bu koleksiyonda yer alır. koleksiyonun bütünü bana kalırsa kipling'in derininde bir yerde kendi toplumu tarafından ötelenmiş olduğunun bilincinde olan bir yanına da adanmış gibi. bunu bir ingiliz asker üzerinden vermek de epey başarılı bir yöntem gerçi bunu savaşta kaybetmiş olduğu oğluna da pekala bağlayabiliriz. orijinal koleksiyonda bulunmasa bile daha sonra aynı isimle anılan ve daha kapsamlı olan koleksiyonda kendine yer bulmuş olan if şiiri ise muhtemelen koleksiyonun en çarpıcı şiiri.
eğer
eğer, bütün etrafındakiler panik içine düştüğü
ve bunun sebebini senden bildikleri zaman
sen başını dik tutabilir ve sağduyunu kaybetmezsen;
eğer sana kimse güvenmezken sen kendine güvenir
ve onların güvenmemesini de haklı görebilirsen;
eğer beklemesini bilir ve beklemekten de yorulmazsan
veya hakkında yalan söylenir de sen yalanla iş görmezsen,
ya da senden nefret edilir de kendini nefrete kaptırmazsan,
bütün bunlarla beraber ne çok iyi ne de çok akıllı görünmezsen;
eğer hayal edebilir de hayallerine esir olmazsan,
eğer düşünebilip de düşüncelerini amaç edinebilirsen,
eğer zafer ve yenilgi ile karşılaşır
ve bu iki hokkabaza aynı şekilde davranabilirsen;
eğer ağzından çıkan bir gerçeğin bazı alçaklar tarafından
ahmaklara tuzak kurmak için eğilip bükülmesine katlanabilirsen,
ya da ömrünü verdiğin şeylerin bir gün başına yıkıldığını görür
ve eğilip yıpranmış aletlerle onları yeniden yapabilirsen;
eğer bütün kazancını bir yığın yapabilir
ve yazı-tura oyununda hepsini tehlikeye atabilirsen;
ve kaybedip yeniden başlayabilir
ve kaybın hakkında bir kerecik olsun bir şey söylemezsen;
eğer kalp, sinir ve kasların eskidikten çok sonra bile
işine yaramaya zorlayabilirsen
ve kendinde 'dayan' diyen bir iradeden
başka bir güç kalmadığı zaman dayanabilirsen;
eğer kalabalıklarda konuşup onurunu koruyabilirsen,
ya da krallarla gezip karakterini kaybetmezsen;
eğer ne düşmanların ne de sevgili dostların seni incitmezse;
eğer aşırıya kaçmadan tüm insanları sevebilirsen;
eğer bir daha dönmeyecek olan dakikayı,
altmış saniyede koşarak doldurabilirsen;
yeryüzü ve üstündekiler senindir
ve dahası
sen bir insan olursun oğlum...
orijinal dilinde:
ıf you can keep your head when all about you
are losing theirs and blaming it on you,
ıf you can trust yourself when all men doubt you,
but make allowance for their doubting too;
ıf you can wait and not be tired by waiting,
or being lied about, don’t deal in lies,
or being hated, don’t give way to hating,
and yet don’t look too good, nor talk too wise:
ıf you can dream—and not make dreams your master;
ıf you can think—and not make thoughts your aim;
ıf you can meet with triumph and disaster
and treat those two impostors just the same;
ıf you can bear to hear the truth you’ve spoken
twisted by knaves to make a trap for fools,
or watch the things you gave your life to, broken,
and stoop and build ’em up with worn-out tools:
ıf you can make one heap of all your winnings
and risk it on one turn of pitch-and-toss,
and lose, and start again at your beginnings
and never breathe a word about your loss;
ıf you can force your heart and nerve and sinew
to serve your turn long after they are gone,
and so hold on when there is nothing in you
except the will which says to them: ‘hold on!’
ıf you can talk with crowds and keep your virtue,
or walk with kings—nor lose the common touch,
ıf neither foes nor loving friends can hurt you,
ıf all men count with you, but none too much;
ıf you can fill the unforgiving minute
with sixty seconds’ worth of distance run,
yours is the earth and everything that’s in it,
and—which is more—you’ll be a man, my son!
edit: imla
eğer
eğer, bütün etrafındakiler panik içine düştüğü
ve bunun sebebini senden bildikleri zaman
sen başını dik tutabilir ve sağduyunu kaybetmezsen;
eğer sana kimse güvenmezken sen kendine güvenir
ve onların güvenmemesini de haklı görebilirsen;
eğer beklemesini bilir ve beklemekten de yorulmazsan
veya hakkında yalan söylenir de sen yalanla iş görmezsen,
ya da senden nefret edilir de kendini nefrete kaptırmazsan,
bütün bunlarla beraber ne çok iyi ne de çok akıllı görünmezsen;
eğer hayal edebilir de hayallerine esir olmazsan,
eğer düşünebilip de düşüncelerini amaç edinebilirsen,
eğer zafer ve yenilgi ile karşılaşır
ve bu iki hokkabaza aynı şekilde davranabilirsen;
eğer ağzından çıkan bir gerçeğin bazı alçaklar tarafından
ahmaklara tuzak kurmak için eğilip bükülmesine katlanabilirsen,
ya da ömrünü verdiğin şeylerin bir gün başına yıkıldığını görür
ve eğilip yıpranmış aletlerle onları yeniden yapabilirsen;
eğer bütün kazancını bir yığın yapabilir
ve yazı-tura oyununda hepsini tehlikeye atabilirsen;
ve kaybedip yeniden başlayabilir
ve kaybın hakkında bir kerecik olsun bir şey söylemezsen;
eğer kalp, sinir ve kasların eskidikten çok sonra bile
işine yaramaya zorlayabilirsen
ve kendinde 'dayan' diyen bir iradeden
başka bir güç kalmadığı zaman dayanabilirsen;
eğer kalabalıklarda konuşup onurunu koruyabilirsen,
ya da krallarla gezip karakterini kaybetmezsen;
eğer ne düşmanların ne de sevgili dostların seni incitmezse;
eğer aşırıya kaçmadan tüm insanları sevebilirsen;
eğer bir daha dönmeyecek olan dakikayı,
altmış saniyede koşarak doldurabilirsen;
yeryüzü ve üstündekiler senindir
ve dahası
sen bir insan olursun oğlum...
orijinal dilinde:
ıf you can keep your head when all about you
are losing theirs and blaming it on you,
ıf you can trust yourself when all men doubt you,
but make allowance for their doubting too;
ıf you can wait and not be tired by waiting,
or being lied about, don’t deal in lies,
or being hated, don’t give way to hating,
and yet don’t look too good, nor talk too wise:
ıf you can dream—and not make dreams your master;
ıf you can think—and not make thoughts your aim;
ıf you can meet with triumph and disaster
and treat those two impostors just the same;
ıf you can bear to hear the truth you’ve spoken
twisted by knaves to make a trap for fools,
or watch the things you gave your life to, broken,
and stoop and build ’em up with worn-out tools:
ıf you can make one heap of all your winnings
and risk it on one turn of pitch-and-toss,
and lose, and start again at your beginnings
and never breathe a word about your loss;
ıf you can force your heart and nerve and sinew
to serve your turn long after they are gone,
and so hold on when there is nothing in you
except the will which says to them: ‘hold on!’
ıf you can talk with crowds and keep your virtue,
or walk with kings—nor lose the common touch,
ıf neither foes nor loving friends can hurt you,
ıf all men count with you, but none too much;
ıf you can fill the unforgiving minute
with sixty seconds’ worth of distance run,
yours is the earth and everything that’s in it,
and—which is more—you’ll be a man, my son!
edit: imla
devamını gör...