yatakla yaşadığım krizden sonra şöyle güzel bir tavşan kanı çay gömeyim de kendime geleyim dedim mutfağa geçtim.
bilen bilir, bizim evdeki demlik de öyle sıradan bir mutfak eşyası değil. sanarsın zamanında saray mutfağından sürgün edilmiş sadrazam. kulpu hafif gevşek, emziği tıkalı, üstelik ne zaman bardak doldurmaya çalışsam bilerek emziğin dibinden tezgahın üzerine sızdıran, ocağın gözünü söndürüp evi gaz kokusuyla dolduran tam bir şerefsiz çelik yığını.
suyu koydum, çayı demledim, geçtim masaya bekliyorum. ulan bu demlik kafasına göre ocağa cosss diye çay damlatmaya başladı yine. baştan sabrettim, olur öyle, metallerin ısıl genleşme katsayısı falan dedim kendi kendime, bilimsel yaklaştım. sanırsın aynitaynım. ama yok, ben bardağı uzattıkça bu bilerek dışarı akıtıyor. bardağın yarısı çay, yarısı mutfak tezgahına akan gözyaşı. en son öyle bir damlattı ki ocak söndü, ortamı derin bir sessizlik kapladı.
bu sefer delirdim. bardağı yavaşça kenara bıraktım. demliğin tam karşısına geçtim. gözlerinin içine bakacağım ama gözü yok, doğrudan o sızdıran emzik kısmına kilitlendim. mutfaktaki florasan lamba hafif cızır cızır ediyor, tam bir düello atmosferi.
dedim ki, bana bak lan çinko hurdası.
florasan ışığı testere filmindeki gibi karardı sanki, ortama ağır bir delikanlılık çöktü.
sen kendini ne sanıyorsun lan? alt tarafı iki gram kurutulmuş rize yaprağıyla kaynar suyu buluşturmaktan ibaret olan bütün varoluş gayeni, şu an tezgahı kirleterek pille çalışan uyduruk bir ketılın seviyesine indiriyorsun. seni üreten pres makinesinin döküm kalıbına, seni çeyiz diye bu eve sokan teyzemin estetik zevkine sokayım. oğlum sen kime şekil yapıyorsun? senin kulpunu tuttuğum gibi seni hurdacı nuri amcanın tartısına malzeme yaparım, kalan parayla da sallama çay alır krallar gibi yaşarım.
ayarı verdikten sonra hamlemi yaptım: cebimden poşet çayı çıkardım, demliğin tam gözünün önünde bardağın içine fırlattım. sıcak suyu da doğrudan alt çaydanlıktan bardağa bocaladım.
bardağı demliğe doğru kaldırıp son vuruşu yaptım:
bak gördün mü? sen olmadan da bu çay içiliyor. sen şu an sadece yer kaplayan, paslanmaya mahkum, işlevsiz bir mutfak kalıntısısın. senin karakterin de tıpkı emziğin gibi delik.
beyler yemin ediyorum o an demliğin tutacak yerindeki plastik ısınmadan dolayı hafif büküldü, resmen boynunu büktü pezevenk. alt çaydanlık korkudan foşur foşur kaynamayı kesti, suyun altı titredi. demlik resmen varoluşsal krize girdi, ben niye varım ki diye içten içe kendini sorgulamaya başladı.
o sırada kapı açıldı, babam don atletle mutfağa girdi. bana baktı, demliğe baktı, elimdeki poşet çaya baktı.
evlat dedi, gözleri yaşlı. 20 yıldır bu eve hükmeden o dik kafalı zibidiyi tek bir cümleyle mat ettin ya. yarın gel dükkanın tapusunu üstüne yapayım.
ölmüş ninem mezarından çıkıp çaydanlığın önünde moonwalk yapmaya başladı. demliği bize getiren teyzem olaylardan haberdar gibi annemi arayıp söylenmeye başladı.
sallama çayımın son yudumunu alıp demliğe son bir bakış attım. şu an mutfakta tezgahın altında ters duruyor, gıkı bile çıkmıyor. bir daha da tezgaha damlatmaya cesaret edemedi. bu da böyle bir anımdır.
devamını gör...
o yazıyı kim okuyacak

sadece başlığı okudum. sonra da bu kadar şey yazdığına göre kesin iyi bir şeydir diye oy verdim. içerik hakkında en küçük bilgim yok.
devamını gör...

bu başlığa tanım girmek için olabilirsiniz.

zaten üye iseniz giriş yapabilirsiniz.

"çay demliğine verdiğim ibretlik ayar" ile benzer başlıklar

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim