cehenneme gideceklere öneriler
başlık "systemfailed" tarafından 12.04.2021 15:41 tarihinde açılmıştır.
1.
sıcağa alıştırmaya bakın kendinizi. yada dedikleri gibi ateşe dayanabileceğiniz kadar günah işleyin.
devamını gör...
2.
dikkat edin, üzerinizde sadece aşırı sıcak değil, mutlak sıcaklık* denemesi de yapılabilir. ufkunuzu açık tutun.
devamını gör...
3.
4.
güneş kreminizi unutmayın.
devamını gör...
5.
masallara inananların önerilerde bulunduğu başlığımsı başlık.
devamını gör...
6.
bize de yer bırakın.
devamını gör...
7.
siyah giymeyin sıcağı çeker.
devamını gör...
8.
avukatınız gelmeden konuşmayacağınızı söyleyin
devamını gör...
9.
tevbe edin kurtulun. işlediğimiz hiçbir günah allah'ın rahmetinden büyük değildir.
devamını gör...
10.
kenan evren'e selam sôyleyin.
devamını gör...
11.
sıkı giyinin, atkı, bere, eldiven götürmeyi unutmayın. çünkü söylediklerinin aksine sıcak değil, soğuk. zaten bunlar ne söylüyorsa tersidir.
ben aslında cennetteydim. ortada bir adam, etrafında bir sürü avel, garip bir ortam vardı. adamın adı tanrı'ymış. bana öyle dediler. adnan oktar gibi bir şeydi. ben kadr-i mutlağım değil mi diye bağırıyordu. avellerin hepsi de coşkuyla; elbette öylesin yüce tanrım diye alkışlıyorlardı. benden başka ilah var mı? sen teksin, sen bir tanesin, senden başka ilah yok diye alkışlıyorlardı. beni seviyor musunuz diye soruyordu. bütün avel çılgınca; sen aşkımızsın, bir tanemizsin, her şeyimiz sana feda olsun diye yırtınıyordu. ben ömrümde böyle bir kalabalık görmemiştim. başım dönmeye başlamıştı ki ritüele ara verdi o adam. biraz dinlenin diyordu; bütün nimetlerimden dilediğinizce faydalanın. sonra ortadan birden kayboldu, derken grup seks başladı. bende orada öylece beyni sulanmış bir vaziyette, şaşkın şaşkın olanı biteni izliyordum. cübbeli bir adam beni çevirdi; bak bunlar huridir, istediğin gibi, ve ileride akan kırmızı bir ırmak gösterdi, orada da şarap var, istediğin gibi. mizacıma uygun olarak seksi pas geçip, şaraba doğru seyirttim, zaten beynimde olanları anlamlandırmaya çalışmaktan iflahım s.k.lmişti. seks yapacak halim yoktu. gittim bir kadeh şarap içtim, bir kadeh daha, derken biraz kendime gelmeye başladım.
sonra tanrı tekrar çıkageldi. herkes etrafına toplandı. ben de öyle. benim adaletim sonsuzdur değil mi diye bağırdı. adaletinden sual olur mu ya rab diye kendinden geçti kalabalık. tam yanımdakine; ne oluyor lan burada diyecek kadar zamanım oldu, gözümü bir açtım soğuk başka bir yerdeyim.
karşıdan sakallı bir ihtiyar geldi yanıma. dedim; burası neresi? dedi; cehennem. has.ır lan oradan demeye kalmadı adamı tanıdım. marx lan bu. öyle olunca da cehennemde olduğuma kani oldum. soğuğun sebebini de açıkladı bana; şeytan klimanın mücidini kapınca her yere klima taktırmış. çok kavruldu i.neler biraz serinlesinler demiş. öyle açıkladı bana.
"hoşgeldin yoldaş! " dedi bana; "biz burada hepimiz, egemen güce şakşakcılık yapmayıp, boyun eğmeyen kardeşleriz." yani ben hayatımda bu komünizm geyiklerini oldum olası sevmemişimdir, yok kardeşlik, eşitlik falan bana hep sevimsiz gelmiştir ama şu egemen güce boyun eğmeme kısmından yakaladı beni. ne yalan söyleyeyim. ben de ona; hoşbulduk dedim o zaman.
baktım. atkısını bir makas ile ortadan ikiye kesiyordu bir yandan da, bu iş bitince atkının bir yarısını boynuma doladı. lan herif harbiden de paylaşımcı, gerçek komünist çıktı, iyi mi? hayattayken hep onun o zırvalıkları ile dalga geçtiğim için kendimden utanmadım değil ama ortam yüz kızarmasına sebebiyet verecek kadar sıcak değildi de oradab yırttık.
engels'te komünist olmasına rağmen yine de burjuva çocuğu olduğu için içeriye fazladan onbeş çift eldiven sokabilmiş. bir çiftini bana verdi. o sırada marx lenin'in paltosunun belden aşağısını kesiyordu. lenin biraz mırın kırın etti ama sonuçta marx bu yani, boru değil. paltodan kestiği kısmı da sırtıma geçirdi. öylece götümüzün donmasından kurtulduk. oradan adam smith pis komünistler, ben şimdi bu kışlıkları kime satacağım, a.ına koydunuz serbest piyasanın diye bağırıyordu. adam cehenneme dükkan açmış iyi mi. marx; biri şu işbirlikçinin sesini kessin diye bağırdı. stalin onun ağzına sağlam bir tokat geçirdi, derken mao'da kolunu dişliyordu. zaten bu mao'yu hep fareye benzetmişimdir. haksız değilmişim.
orada yiyecek adına bir tek zıkkım vardı. biz de öylece zıkkımlanıyorduk. arada zıkkımdan bunalınca koyun niyetine bir adamı kesip, etini cız bız yapıyorlardı. bütün koyunlar cennetteymiş, bana öyle dediler. etler pişmeye doğru, eti pişirilen adam tekrar bedenine kavuşuyordu zaten. öyle olunca o da ziyafete oturuyordu. diğerleri hakkını helal et diyorlardı kurbana; kurban da neme lazım, cennete giderim falan korkusuyla; haram olsun diyordu. haram olsun diyince de herkes daha bir iştahla girişiyordu ete. kurban; lan etimde amma güzelmiş ha diyordu. sonra gülüşmeler falan. fena ortam değil diye düşündüm içimden. cenneti gördükten sonra.
tabii marx bu kurban olma işini de bir düzene koymuştu. herkes eşit diyordu, sırayla kurban ediliyordu herkes. bu durum kropotkin'in hoşuna gitmiyordu; sen burada her şeyi düzene koyuyorsun, düzenin adamı olmuşsun marx, diyordu. ama komünistler çoğunlukta olduğu için bir şey de yapamıyordu garibim. o halde o da hitler'i işaret ediyordu; bu faşisti keselim her gün diyordu. marx; burada hepimiz eşitiz diye sıkı duruyordu karşısında, ilkelerinden ödün vermiyordu. halbuki ben de kropotkin gibi düşünüyordum, ben de oldum olası düzen sevmezdim ama cenneti gördükten sonra da ses çıkaracak halim yoktu. belli ki bu kropotkin ölür ölmez buraya düşmüştü, cenneti görse o da sesini çıkarmazdı. sordum ona. tahmin ettiğim gibiydi. görmemiş işte. hem adam bana atkısını falan vermişti sonuçta.
şeytan ortalıkta görünmüyordu. bana söylenene bakılırsa, insan sevmiyordu şeytan, bu bizi yakınlaştıran bir husus, ne haliniz varsa görün lan y.vşaklar diyip, çekip gitmişti. arada bir çıkıyordu ortalığa. bir gün onu gördüm; abi hayırdır hiç ortalıkta yoksun diye sordum. siz varken bana ne gerek var lan i.bne dedi bana. haklısın dedim. sinirlendi; haklıyım lan tabii, bana kendimi gereksiz hissettiriyorsunuz dedi, halbuki cehennem sizlermişsiniz diye de ekledi. abi sartre ile fazla takılmasan mı dedim, kafanı bulandırıyor sanki. ne sartre lan y.vşak, o burada değil zaten, cennette diye köpürdü bana. o da, yani sartre da hayattayken hatrı sayılır bir şakşakcıydı zaten cennette olmasına şaşırmadım. o günden sonra da şeytanı bir daha görmedim zaten. düzeni tamamen marx sağlıyordu, bana kalırsa tanrı'dan daha iyi iş çıkarıyordu. tanrı da hiç ilgilenmiyordu cehennemle zaten, onun daha mühim işleri vardı, cennetteyken görmüştüm. o neydi la öyle? sinan akçıl konseri bile daha çekilir geliyordu gözüme düşündükçe. kaldı ki...
isa'da öyle çarmıhı ile dolanıyordu ortalıkta. marx isa'nın çarmıhını taşıma işini de bir düzene koymuştu, her gün sırayla bir kişi ona yardım ediyordu. yahudiler hala onu çarmıha germek istiyorlardı ama ortalıkta onu çarmıha gerecek roma valisi ya da askeri yoktu, hepsi de cennete gitmiş o adilerin. yahudiler de öyle bağırlarına vura vura geziyorlardı. hitler marx'ın yanına gidip, onları gösterip; yoldaş, şimdi bunlardan neden nefret ettiğimi anlıyor musun diyordu. marx'ta ona; hepsi dünyada kaldı yoldaş, burada hepimiz eşitiz diyordu. marx ile hitler arasındaki bu samimiyet stalin'in hiç hoşuna gitmiyordu ama marx'a da bir şey diyemiyordu. öyle olunca o da gidip troçkiye sataşıyordu biraz, öyle gırgırına, kafana baltayı nasıl geçirttirdim ama diyordu, sırıtıyordu o pos bıyıklarının altından.
orada hiç kadın da yoktu. tuhaf. kadınların hepsi cennetteymiş. zebaniler dışında. zebanilerde neydi öyle ya, hepsi birer afet, ben cennetteki hurileri de görmüştüm ama zebaniler daha seksiydi. bana göre öyleydi. bunların hepsi de göster ama elletme kızıydı. bu da biraz can sıkıcıydı tabii. ama cehennemdesin lan sonuçta, o kadar da olsun. ama onlara bakıp o.uzbir çekmek serbestti mesela. o halde de herkes etraflarına doluşup, asılıyorlardı, asılabildikleri kadar. marx bu konuda da paylaşımcıydı, sabunlar ortak maldı ve elden ele dolandırılıyordu bu o.tuzbir emekçileri tarafından. ben yüksekçe bir yerden onları izliyordum. biraz ürkmemiş değildim şahsen. sonra arkamdan bir ses duydum; alış diyordu, aşağılık insanoğlu her şeye alışır. döndüm baktım, dostoyevski. ya baba dedim, ölmüşsün hala edebiyat yapıyorsun, bi s.ktir git. sana öğüt verende kabahat, nankör, insan iki bacaklı nankör bir havandır diye hala edebiyat parçalıyordu p.zvenk. tam yakasını kavrayıp, kafayı koyacakken araya marx girdi; yoldaşlar hepimiz burada kardeşiz. öffffff bunun kardeşlik edebiyatı da baydı artık ama öte yandan cennet var işte. dostoyevski'yi şöyle bir keyifle pataklayamadık iyi mi. hiç sevmezdim bu üçkağıtçıyı zaten. yok dünyayı sevgi kurtaracak falan, hani?
ara ara da martin luther gelip, cehennemi ben satın aldım lan, hepiniz s.ktirin gidin, burası özel mülkiyet falan diyordu. ama marx özel mülkiyete karşı olduğu için ve komünistler çoğunlukta olduğu için onun ağzına da yapıştırıyordu stalin. o da ağlaya ağlaya hepinizi engizisyona verecem, sürüm sürüm süründüreceğim hepinizi diye gidiyordu. ne var ki engizisyoncuların hepsi de cennetteydi. olur öyle.
kısacası sıkı giyinin gerisini marx hallediyor bir şekilde. öyle çok korkunçlu bir yer değil. hele ki cenneti düşününce.
ben aslında cennetteydim. ortada bir adam, etrafında bir sürü avel, garip bir ortam vardı. adamın adı tanrı'ymış. bana öyle dediler. adnan oktar gibi bir şeydi. ben kadr-i mutlağım değil mi diye bağırıyordu. avellerin hepsi de coşkuyla; elbette öylesin yüce tanrım diye alkışlıyorlardı. benden başka ilah var mı? sen teksin, sen bir tanesin, senden başka ilah yok diye alkışlıyorlardı. beni seviyor musunuz diye soruyordu. bütün avel çılgınca; sen aşkımızsın, bir tanemizsin, her şeyimiz sana feda olsun diye yırtınıyordu. ben ömrümde böyle bir kalabalık görmemiştim. başım dönmeye başlamıştı ki ritüele ara verdi o adam. biraz dinlenin diyordu; bütün nimetlerimden dilediğinizce faydalanın. sonra ortadan birden kayboldu, derken grup seks başladı. bende orada öylece beyni sulanmış bir vaziyette, şaşkın şaşkın olanı biteni izliyordum. cübbeli bir adam beni çevirdi; bak bunlar huridir, istediğin gibi, ve ileride akan kırmızı bir ırmak gösterdi, orada da şarap var, istediğin gibi. mizacıma uygun olarak seksi pas geçip, şaraba doğru seyirttim, zaten beynimde olanları anlamlandırmaya çalışmaktan iflahım s.k.lmişti. seks yapacak halim yoktu. gittim bir kadeh şarap içtim, bir kadeh daha, derken biraz kendime gelmeye başladım.
sonra tanrı tekrar çıkageldi. herkes etrafına toplandı. ben de öyle. benim adaletim sonsuzdur değil mi diye bağırdı. adaletinden sual olur mu ya rab diye kendinden geçti kalabalık. tam yanımdakine; ne oluyor lan burada diyecek kadar zamanım oldu, gözümü bir açtım soğuk başka bir yerdeyim.
karşıdan sakallı bir ihtiyar geldi yanıma. dedim; burası neresi? dedi; cehennem. has.ır lan oradan demeye kalmadı adamı tanıdım. marx lan bu. öyle olunca da cehennemde olduğuma kani oldum. soğuğun sebebini de açıkladı bana; şeytan klimanın mücidini kapınca her yere klima taktırmış. çok kavruldu i.neler biraz serinlesinler demiş. öyle açıkladı bana.
"hoşgeldin yoldaş! " dedi bana; "biz burada hepimiz, egemen güce şakşakcılık yapmayıp, boyun eğmeyen kardeşleriz." yani ben hayatımda bu komünizm geyiklerini oldum olası sevmemişimdir, yok kardeşlik, eşitlik falan bana hep sevimsiz gelmiştir ama şu egemen güce boyun eğmeme kısmından yakaladı beni. ne yalan söyleyeyim. ben de ona; hoşbulduk dedim o zaman.
baktım. atkısını bir makas ile ortadan ikiye kesiyordu bir yandan da, bu iş bitince atkının bir yarısını boynuma doladı. lan herif harbiden de paylaşımcı, gerçek komünist çıktı, iyi mi? hayattayken hep onun o zırvalıkları ile dalga geçtiğim için kendimden utanmadım değil ama ortam yüz kızarmasına sebebiyet verecek kadar sıcak değildi de oradab yırttık.
engels'te komünist olmasına rağmen yine de burjuva çocuğu olduğu için içeriye fazladan onbeş çift eldiven sokabilmiş. bir çiftini bana verdi. o sırada marx lenin'in paltosunun belden aşağısını kesiyordu. lenin biraz mırın kırın etti ama sonuçta marx bu yani, boru değil. paltodan kestiği kısmı da sırtıma geçirdi. öylece götümüzün donmasından kurtulduk. oradan adam smith pis komünistler, ben şimdi bu kışlıkları kime satacağım, a.ına koydunuz serbest piyasanın diye bağırıyordu. adam cehenneme dükkan açmış iyi mi. marx; biri şu işbirlikçinin sesini kessin diye bağırdı. stalin onun ağzına sağlam bir tokat geçirdi, derken mao'da kolunu dişliyordu. zaten bu mao'yu hep fareye benzetmişimdir. haksız değilmişim.
orada yiyecek adına bir tek zıkkım vardı. biz de öylece zıkkımlanıyorduk. arada zıkkımdan bunalınca koyun niyetine bir adamı kesip, etini cız bız yapıyorlardı. bütün koyunlar cennetteymiş, bana öyle dediler. etler pişmeye doğru, eti pişirilen adam tekrar bedenine kavuşuyordu zaten. öyle olunca o da ziyafete oturuyordu. diğerleri hakkını helal et diyorlardı kurbana; kurban da neme lazım, cennete giderim falan korkusuyla; haram olsun diyordu. haram olsun diyince de herkes daha bir iştahla girişiyordu ete. kurban; lan etimde amma güzelmiş ha diyordu. sonra gülüşmeler falan. fena ortam değil diye düşündüm içimden. cenneti gördükten sonra.
tabii marx bu kurban olma işini de bir düzene koymuştu. herkes eşit diyordu, sırayla kurban ediliyordu herkes. bu durum kropotkin'in hoşuna gitmiyordu; sen burada her şeyi düzene koyuyorsun, düzenin adamı olmuşsun marx, diyordu. ama komünistler çoğunlukta olduğu için bir şey de yapamıyordu garibim. o halde o da hitler'i işaret ediyordu; bu faşisti keselim her gün diyordu. marx; burada hepimiz eşitiz diye sıkı duruyordu karşısında, ilkelerinden ödün vermiyordu. halbuki ben de kropotkin gibi düşünüyordum, ben de oldum olası düzen sevmezdim ama cenneti gördükten sonra da ses çıkaracak halim yoktu. belli ki bu kropotkin ölür ölmez buraya düşmüştü, cenneti görse o da sesini çıkarmazdı. sordum ona. tahmin ettiğim gibiydi. görmemiş işte. hem adam bana atkısını falan vermişti sonuçta.
şeytan ortalıkta görünmüyordu. bana söylenene bakılırsa, insan sevmiyordu şeytan, bu bizi yakınlaştıran bir husus, ne haliniz varsa görün lan y.vşaklar diyip, çekip gitmişti. arada bir çıkıyordu ortalığa. bir gün onu gördüm; abi hayırdır hiç ortalıkta yoksun diye sordum. siz varken bana ne gerek var lan i.bne dedi bana. haklısın dedim. sinirlendi; haklıyım lan tabii, bana kendimi gereksiz hissettiriyorsunuz dedi, halbuki cehennem sizlermişsiniz diye de ekledi. abi sartre ile fazla takılmasan mı dedim, kafanı bulandırıyor sanki. ne sartre lan y.vşak, o burada değil zaten, cennette diye köpürdü bana. o da, yani sartre da hayattayken hatrı sayılır bir şakşakcıydı zaten cennette olmasına şaşırmadım. o günden sonra da şeytanı bir daha görmedim zaten. düzeni tamamen marx sağlıyordu, bana kalırsa tanrı'dan daha iyi iş çıkarıyordu. tanrı da hiç ilgilenmiyordu cehennemle zaten, onun daha mühim işleri vardı, cennetteyken görmüştüm. o neydi la öyle? sinan akçıl konseri bile daha çekilir geliyordu gözüme düşündükçe. kaldı ki...
isa'da öyle çarmıhı ile dolanıyordu ortalıkta. marx isa'nın çarmıhını taşıma işini de bir düzene koymuştu, her gün sırayla bir kişi ona yardım ediyordu. yahudiler hala onu çarmıha germek istiyorlardı ama ortalıkta onu çarmıha gerecek roma valisi ya da askeri yoktu, hepsi de cennete gitmiş o adilerin. yahudiler de öyle bağırlarına vura vura geziyorlardı. hitler marx'ın yanına gidip, onları gösterip; yoldaş, şimdi bunlardan neden nefret ettiğimi anlıyor musun diyordu. marx'ta ona; hepsi dünyada kaldı yoldaş, burada hepimiz eşitiz diyordu. marx ile hitler arasındaki bu samimiyet stalin'in hiç hoşuna gitmiyordu ama marx'a da bir şey diyemiyordu. öyle olunca o da gidip troçkiye sataşıyordu biraz, öyle gırgırına, kafana baltayı nasıl geçirttirdim ama diyordu, sırıtıyordu o pos bıyıklarının altından.
orada hiç kadın da yoktu. tuhaf. kadınların hepsi cennetteymiş. zebaniler dışında. zebanilerde neydi öyle ya, hepsi birer afet, ben cennetteki hurileri de görmüştüm ama zebaniler daha seksiydi. bana göre öyleydi. bunların hepsi de göster ama elletme kızıydı. bu da biraz can sıkıcıydı tabii. ama cehennemdesin lan sonuçta, o kadar da olsun. ama onlara bakıp o.uzbir çekmek serbestti mesela. o halde de herkes etraflarına doluşup, asılıyorlardı, asılabildikleri kadar. marx bu konuda da paylaşımcıydı, sabunlar ortak maldı ve elden ele dolandırılıyordu bu o.tuzbir emekçileri tarafından. ben yüksekçe bir yerden onları izliyordum. biraz ürkmemiş değildim şahsen. sonra arkamdan bir ses duydum; alış diyordu, aşağılık insanoğlu her şeye alışır. döndüm baktım, dostoyevski. ya baba dedim, ölmüşsün hala edebiyat yapıyorsun, bi s.ktir git. sana öğüt verende kabahat, nankör, insan iki bacaklı nankör bir havandır diye hala edebiyat parçalıyordu p.zvenk. tam yakasını kavrayıp, kafayı koyacakken araya marx girdi; yoldaşlar hepimiz burada kardeşiz. öffffff bunun kardeşlik edebiyatı da baydı artık ama öte yandan cennet var işte. dostoyevski'yi şöyle bir keyifle pataklayamadık iyi mi. hiç sevmezdim bu üçkağıtçıyı zaten. yok dünyayı sevgi kurtaracak falan, hani?
ara ara da martin luther gelip, cehennemi ben satın aldım lan, hepiniz s.ktirin gidin, burası özel mülkiyet falan diyordu. ama marx özel mülkiyete karşı olduğu için ve komünistler çoğunlukta olduğu için onun ağzına da yapıştırıyordu stalin. o da ağlaya ağlaya hepinizi engizisyona verecem, sürüm sürüm süründüreceğim hepinizi diye gidiyordu. ne var ki engizisyoncuların hepsi de cennetteydi. olur öyle.
kısacası sıkı giyinin gerisini marx hallediyor bir şekilde. öyle çok korkunçlu bir yer değil. hele ki cenneti düşününce.
devamını gör...
12.
girişten hemen önce sağda cübbeli ticaretten mutlaka yanmaz kefen alın. kasada genelde kimse yoktur camdaki "cumaya gittim dönecem" yazarsa da inanmayın, kendisi içerde yanmakla meşgul. zaten dükkanı da zebaniler şenlik olsun diye, eğlenme amaçlı açmışlar. zalımlar düşen sazanları izleyip gülüyorlarmış mesai sonrasında..
(bunları sen nerden biliyorsun diye merak ediyorsanız, vefat etmiş bir cübbeli müridi müvekkilimin oğlu anlattı. babası rüyasına girip, dolandırıldığını ancak anlayabildiğini, dava etsek birşey çıkar mı, yanına kalmasın şerefsizin bir avukatla konuş, bereketki yanıbaşımda onunda yandığını görüyorum da acım nispeten hafifliyo diyormuş. yaa..)
(bunları sen nerden biliyorsun diye merak ediyorsanız, vefat etmiş bir cübbeli müridi müvekkilimin oğlu anlattı. babası rüyasına girip, dolandırıldığını ancak anlayabildiğini, dava etsek birşey çıkar mı, yanına kalmasın şerefsizin bir avukatla konuş, bereketki yanıbaşımda onunda yandığını görüyorum da acım nispeten hafifliyo diyormuş. yaa..)
devamını gör...
