doktora yapmış çirkin ukala kendini beğenmiş egolu erkek
başlık "okan buruk’un askeri" tarafından 13.03.2026 15:52 tarihinde açılmıştır.
1.
dünyayı ben yarattım kafasına sahip cahil tiptir. tamam doktora yaptın, üniversite sınavinda ilk bilmem kaça girdin, belki alanında iyisindir, olabilir... de insana biraz kendini ve haddini bilmek yakışır. çok uçmamak lazım. kendini çok üstün görmek de bir tür budalalıktır.
aklı olan kadın sümüğünü bile sürmez böyle bir tipe.
aklı olan kadın sümüğünü bile sürmez böyle bir tipe.
devamını gör...
2.
kendini iki bok zannediyordur hatta 3.
devamını gör...
3.
aynen beni tarif ettiniz fakat tek bir farkla, güzel adamımdır güzel. *
devamını gör...
4.
doktora: yok. tamam iyi
çirkin: hiç sanmam
ukala: yok, var var evet.
kendini beğenmiş: 2. maddeye bakarsak evet.
ego: uzmanlık alanım
erkek: şüphesiz
arkadaşlar altıda dört ile barajı gectim mutluyum. yarışmacı arkadaşlara başarılar
çirkin: hiç sanmam
ukala: yok, var var evet.
kendini beğenmiş: 2. maddeye bakarsak evet.
ego: uzmanlık alanım
erkek: şüphesiz
arkadaşlar altıda dört ile barajı gectim mutluyum. yarışmacı arkadaşlara başarılar
devamını gör...
5.
"keşke biraz da bu hayattan tevazu dersi alsaydı" dediğim erkektir. kapatılırsa herkesin hayrına olur.
devamını gör...
6.
en az iki özelliğini tutturuyorum.
hristiyan ismail de phd kulübündenmiş, memnun oldum bro.
hristiyan ismail de phd kulübündenmiş, memnun oldum bro.
devamını gör...
7.
üniversiteler bazen bilgi üretim merkezinden çok ego üretim merkezine benzeyebiliyor. doktorayı bitirince bazıları bilim insanı değil de sanki yerçekimine meydan okuyan yeni bir tür oluyor. bizler hala yerüstünde yürürken onlar akademik unvanın kaldırma kuvvetiyle birkaç metre yukarıda süzülüyorlar.
bu ego grafiği genelde doktora – doçentlik arasında zirve yapıyor bence. nedenlerini bilemiyorum ben de.. ama garip bir şekilde profesör olunca çoğuna bir sakinlik geliyor. muhtemelen bunun iki ihtimali var; ya gerçekten olgunlaşıyorlar ya da yıllarca şişirdikleri egoyu artık taşımak yoruyordur.
bu ego grafiği genelde doktora – doçentlik arasında zirve yapıyor bence. nedenlerini bilemiyorum ben de.. ama garip bir şekilde profesör olunca çoğuna bir sakinlik geliyor. muhtemelen bunun iki ihtimali var; ya gerçekten olgunlaşıyorlar ya da yıllarca şişirdikleri egoyu artık taşımak yoruyordur.
devamını gör...
8.
ikisi de değil. o doktora nasıl bitiyor, bilmenizi isterdim..
millet doktorayı dandik master’la bir tutuyor. master ne ki? sıfırdan ver kendi mesleğimle ilgili bir konuyu, 2 ayda tezi yazayım.
o tezin yazımı, hocalardan görülen o işkenceler, kaprisler.. tezin kendisinde o kadar bir şey olmuyor da o süreç insanın beynini bitiriyor. iki hoca birbiriyle tartıştı diye savunmaya gireceğim zaman danışmak jüriyi değiştirdi, yeni gelen kadın danışmanımın arkadaşıydı, rahat biter diye düşünüyorum ama hoca tezi şöylece bir dinleyip “tez tamam ama benim hiç katkım olmadı” diye bir dönem uzatma verdi. onun isteklerini yapayım dedim, meğer iki arkadaş o kadar da iyi arkadaş değilmiş. kadın bana “katkı” olarak bir kaç kaynak verip yardımcı oldu (ben öyle sanıyorum), bunları kullandım, 2 ay falan geçti, “savunmaya gireceğiz” diye enstitüye dilekçe vermemizden hemen önce danışmanım dedi ki, “ben o kaynağı yazan hocayla kavgalıyım, onları kullanma, başka kaynaklarda aynı sonuca gidecek bilgiler bul”.. ölür müsün, öldürür müsün.. bunu yaptım, hoca da artık jüriyi bir daha değiştirmedi, doktoram bu şekilde bitti. şehir dışından gelen hocaların uçak biletinden ikramlarına kadar konulara hiç girmiyorum, para olduktan sonra onlar işin en kolay kısmı..
mesela ne oldu.. makale zorunluluğu var diye bulduğum bir dergiye makale yolladım. zaten bir senede yayınlanıyor, atlanacak bir konu değil diye baştan hallettim. hoca tam savunmanım öncesinde “gerçi senin makalen de eksik” dedi, ben “yok, makalem tam” dedim. sen misin, diyen.. “vay efendim ortak makale olmazsa olmaz”.. çünkü hocalar her yıl makaleleri üniversiteye kaydettiriyor, üniversite yök’ten, hoca ise üniversiteden yayım başına belli bir para alıyor. hocalar onun derdinde.. bem artık isyan edince “e hadi savunmaya böyle girelim” dedi.. bunlar master’da olan süreçler değil..
bence onun sinir boşalması bazılarında karaktere bağlı olarak yanlış biçimde tezahür ediyor olabilir.
mesela ben dalış takımlarını sırtımdan çıkarmamıştım, neredeyse solungaçlarım çıkacaktı. denizi bırak, gece vakti baraj gölüne zıpkınla dalıp turna balığı avlıyordum.
millet doktorayı dandik master’la bir tutuyor. master ne ki? sıfırdan ver kendi mesleğimle ilgili bir konuyu, 2 ayda tezi yazayım.
o tezin yazımı, hocalardan görülen o işkenceler, kaprisler.. tezin kendisinde o kadar bir şey olmuyor da o süreç insanın beynini bitiriyor. iki hoca birbiriyle tartıştı diye savunmaya gireceğim zaman danışmak jüriyi değiştirdi, yeni gelen kadın danışmanımın arkadaşıydı, rahat biter diye düşünüyorum ama hoca tezi şöylece bir dinleyip “tez tamam ama benim hiç katkım olmadı” diye bir dönem uzatma verdi. onun isteklerini yapayım dedim, meğer iki arkadaş o kadar da iyi arkadaş değilmiş. kadın bana “katkı” olarak bir kaç kaynak verip yardımcı oldu (ben öyle sanıyorum), bunları kullandım, 2 ay falan geçti, “savunmaya gireceğiz” diye enstitüye dilekçe vermemizden hemen önce danışmanım dedi ki, “ben o kaynağı yazan hocayla kavgalıyım, onları kullanma, başka kaynaklarda aynı sonuca gidecek bilgiler bul”.. ölür müsün, öldürür müsün.. bunu yaptım, hoca da artık jüriyi bir daha değiştirmedi, doktoram bu şekilde bitti. şehir dışından gelen hocaların uçak biletinden ikramlarına kadar konulara hiç girmiyorum, para olduktan sonra onlar işin en kolay kısmı..
mesela ne oldu.. makale zorunluluğu var diye bulduğum bir dergiye makale yolladım. zaten bir senede yayınlanıyor, atlanacak bir konu değil diye baştan hallettim. hoca tam savunmanım öncesinde “gerçi senin makalen de eksik” dedi, ben “yok, makalem tam” dedim. sen misin, diyen.. “vay efendim ortak makale olmazsa olmaz”.. çünkü hocalar her yıl makaleleri üniversiteye kaydettiriyor, üniversite yök’ten, hoca ise üniversiteden yayım başına belli bir para alıyor. hocalar onun derdinde.. bem artık isyan edince “e hadi savunmaya böyle girelim” dedi.. bunlar master’da olan süreçler değil..
bence onun sinir boşalması bazılarında karaktere bağlı olarak yanlış biçimde tezahür ediyor olabilir.
mesela ben dalış takımlarını sırtımdan çıkarmamıştım, neredeyse solungaçlarım çıkacaktı. denizi bırak, gece vakti baraj gölüne zıpkınla dalıp turna balığı avlıyordum.
devamını gör...
9.
ağzınıza geleni saydırmışsınız, bize bir şey kalmamış tiplemesi.
okumak cehaleti alır, baki kalan mühim. *
okumak cehaleti alır, baki kalan mühim. *
devamını gör...
10.
google a yazsak bunu mu demek istediniz olarak çıkacak biri var öyle ki tanıdık birini tarif ediyor bu.
devamını gör...