1.
engellilik, doğuştan ya da sonradan gerçekleşebilen, fiziksel veya zihinsel olabilen kişinin yaşamında çeşitli kısıtlamalara neden olan bir durumdur. engelli bireylere toplum tarafından çoğu kez layık görülen "hasta rolü"dür. çoğu engelli bireyin daha iyi olma, içinde bulunduğu şartı değiştirme imkanı yoktur. buna rağmen, değişmeyeceğini bile bile toplumca bu hasta rolünün oynanması beklenir. sanki kişi bir süreliğine bu durumdadır ve o sürede hasta rolünü üstlenmelidir.
birey, engelli olma durumuyla tanımlanır. kişiye bu rolden kurtulmak için çok az fırsat verilir ve kişinin varlığına dair diğer özellikleri ikinci planda tutulur. "engelli ama çok iyi resim çiziyor." ifadesinde görünürde bir övgü olsa da arka plandaki engelliliği önceleme durumu gözden kaçmayacaktır. çoğu zaman engelli bireyler engellilik durumuna ilişkin tariflere maruz kalır.
engelli bireylerin durumlarıyla ilgili pozitif veya nötr tanımlamalar kullanılmaz ve yetersizlikler vurgulanır: şanssız ve özürlü gibi. hiç tanımıyor olmamıza, hayatı hakkında hiçbir bilgimiz olmamasına rağmen bir birey engelliyse aklımızdan geçen ilk birkaç sözcük de negatif ve eksikliğe yönelik tanımlamalardan biri olabilir ayrıca.
günümüzde bütün "iyileştirmelere rağmen" çalışabilecek yaşta olan engellilerin %70'inin işi yoktur.
engelli insanların* cinsellik yaşamaları sapkınlık olarak değerlendirilmektedir. engelli bireylerin cinsel olarak pasif bir yaşam sürmesi beklenir. oysa engelli bireyin cinsel eylem, arzu ve ihtiyaçlarından soyutlanmasını gerektirecek bir durum söz konusu değildir*. bazı durumlarda bu konudaki sapkınlık görüşü artış gösterebilir. *
yahudi katliamı olarak anılsa da hitler, fiziksel ve zihinsel engeli bulunan insanların da üstün ırka yakışmadığı gerekçesiyle katledilmesi emrini vermiştir. bazı alman doktorlar da kendisiyle işbirliği yapmış, bu kişilerin tespit ve gözetiminde rol almışlardır. halkın artan tepkileri sonrası hitler bu uygulamayı sonlandırma emrini vermiş olsa da engelli bireylerin öldürülmesi gizliden gizliye devam etmiştir.
engelliliğe dair kullanımı yaygın ifadelerden bazıları gündelik yaşamda insanlardan sıkça işitebileceğimiz "özürlü müsün?" "engelli misin?" benzeri ifadelerdir. bu tür ifadelerin kullanımı engelli bireyleri aykırılaştırmaktadır. ayrıca toplum gözüyle bazı olumsuz ya da bir şekilde gerektiği gibi yapılmayan eylemin engellilik durumuyla bağdaştırıldığını açık eder.
engelli olma durumu kişinin kimliğine dair sadece tek bir özelliktir, kimliğin bütününü oluşturmaz.
hepimiz engelli değilsek de birer engelli adayıyız.
birey, engelli olma durumuyla tanımlanır. kişiye bu rolden kurtulmak için çok az fırsat verilir ve kişinin varlığına dair diğer özellikleri ikinci planda tutulur. "engelli ama çok iyi resim çiziyor." ifadesinde görünürde bir övgü olsa da arka plandaki engelliliği önceleme durumu gözden kaçmayacaktır. çoğu zaman engelli bireyler engellilik durumuna ilişkin tariflere maruz kalır.
engelli bireylerin durumlarıyla ilgili pozitif veya nötr tanımlamalar kullanılmaz ve yetersizlikler vurgulanır: şanssız ve özürlü gibi. hiç tanımıyor olmamıza, hayatı hakkında hiçbir bilgimiz olmamasına rağmen bir birey engelliyse aklımızdan geçen ilk birkaç sözcük de negatif ve eksikliğe yönelik tanımlamalardan biri olabilir ayrıca.
günümüzde bütün "iyileştirmelere rağmen" çalışabilecek yaşta olan engellilerin %70'inin işi yoktur.
engelli insanların* cinsellik yaşamaları sapkınlık olarak değerlendirilmektedir. engelli bireylerin cinsel olarak pasif bir yaşam sürmesi beklenir. oysa engelli bireyin cinsel eylem, arzu ve ihtiyaçlarından soyutlanmasını gerektirecek bir durum söz konusu değildir*. bazı durumlarda bu konudaki sapkınlık görüşü artış gösterebilir. *
yahudi katliamı olarak anılsa da hitler, fiziksel ve zihinsel engeli bulunan insanların da üstün ırka yakışmadığı gerekçesiyle katledilmesi emrini vermiştir. bazı alman doktorlar da kendisiyle işbirliği yapmış, bu kişilerin tespit ve gözetiminde rol almışlardır. halkın artan tepkileri sonrası hitler bu uygulamayı sonlandırma emrini vermiş olsa da engelli bireylerin öldürülmesi gizliden gizliye devam etmiştir.
engelliliğe dair kullanımı yaygın ifadelerden bazıları gündelik yaşamda insanlardan sıkça işitebileceğimiz "özürlü müsün?" "engelli misin?" benzeri ifadelerdir. bu tür ifadelerin kullanımı engelli bireyleri aykırılaştırmaktadır. ayrıca toplum gözüyle bazı olumsuz ya da bir şekilde gerektiği gibi yapılmayan eylemin engellilik durumuyla bağdaştırıldığını açık eder.
engelli olma durumu kişinin kimliğine dair sadece tek bir özelliktir, kimliğin bütününü oluşturmaz.
hepimiz engelli değilsek de birer engelli adayıyız.
devamını gör...
2.
%81 raporumla içinde bulunduğum kategori.
devamını gör...
3.
halamın oğlunun içinde bulunduğu durumdur. engelli bir yakına sahipseniz diğer engelli insanlara nasıl davranılması gerektiğini daha iyi bilirsiniz. onlar da hepimiz gibi birer insandır. ayrıca türkiye'de engelli vatandaşların hayatını kolaylaştırmak adına çok büyük adımlar atılmıyor.
devamını gör...
4.
önlerindeki en büyük engel sistem ve toplum olan kişilerin içinde bulunduğu durum.
devamını gör...
5.
bu başlığa engelli insanların hayatları boyunca yaşadığı bir takım sorunları yazarak faydalı olmaya çalışacağım.
1)ailelerin yeterince donanımlı olmaması maddesi ile başlayayım;
öncelikle gebelik döneminde tanılanan çocuklarla ilgili ailelerin yeterli eğitime tabi tutulmaması sebebiyle hem ebeveynler hem de çocuğun yakın çevresinde bir kargaşa durumu söz konusu oluyor. ne ile karşı karşıya olduğunu bilmeyen aile çocuğa karşı tepkisel yaklaşabiliyor, istemeyebiliyor veya engel durumunu reddedebiliyor.
-reddetme evresi bambaşka bir başlıkta yeniden incelenebilir ancak sebeplerinden birisi kuşkusuz bu kaygı durumu- yine yakın çevresinde bulunan bireylerce bu engel durumunun sorumlusu ebeveynlermiş gibi bir tepki doğuyor ve bu sebep ile aileler bile dağılıyor malesef.
2) tanılama süreci sorunları;
bu maddeyi alt basamaklarına ayırarak incelemek daha sağlıklı olacak geliyor bana.
engel durumunun tanılanma süreci ne kadar erken başlar ise çocuğu hayata kazandırmamız o kadar mümkün oluyor ancak buna rağmen hastanelerde oluşan sonsuz yoğunluk sebebi ile tanılayacak hekimlere ulaşmak ayları bulabiliyor özellikle çift tanılı ve ekstra sendromlar yaşayan çocuklarda farklı branşlarda uzmanlaşmış hekimlerce tedavi edilmesi gerektiği için süreç iyice kör düğüm halini alıyor.
-hekim arkadaşlar alınmasın lütfen derdim emekçi ile değil-
bu durumun sonucunda ise çocuklar aylarca rehabilitasyon merkezlerinden eğitim alamıyorlar ve ciddi bir zaman kaybı yaşanıyor.
itiraz mercilerinin yavaş ilerlemesi yine bürokratik bir problem. 5 dakikada tanı koyması beklenen yetkin kişiler elbette otizmli çocuğa; zihinsel engelli raporu verebiliyor yada reaktif bağlanma bozukluğugibi tanılanması görece daha zor tanıları gözden kaçırabiliyorlar ve bu sebeple rehberlik araştırma merkezinde yapılan değerlendirme testleri ile bir uyumsuzluk oluyor ve yine rapor kurumlara ulaşmadığı için eğitim süreci başlayamıyor. bu tür durumlar karşısında itiraz mercileri çok önem kazanıyor.
son olarak bu maddenin altında incelenmesi gereken bir diğer konuda hastanelere erişim engellileri. toplu taşıma kullanamayan veya farklı sebepler ile sosyal hayata karışması mümkün olmayan çocukların ulaşımları hasta nakil araçları ile gerçekleştirilmiyor ve bu yük rehabilitasyon merkezlerinin üzerine yükleniyor.
3) okul ve rehabilitasyon merkezi süreci sorunları;
bugün sektör çalışanlarının bildiği bir gerçek varsa o da şüphesiz; bir dönem iş yeri açma belgesi alıp bugün rehabilitasyon merkezi işleten kurum sahipleridir. eğitimden zerre anlamayan kişiler öğretmenlere hede hödö emirler yağdırarak iş yaptırıyor ve bu durumun sonucunda facia düzeyde eğitim veren kurumlar varlıklarını sürdürüyor.
-evet, tüpçü doğru okudunuz.-
bir diğer problem ise eğitim fakülteleri müfredatlarında yeterince özel eğitim dersleri olmaması sebebiyle özellikle sınıf öğretmenleri çok ciddi zorluklar çekiyor. hangi durum karşısında nasıl tepki vereceğini bilemeyen öğretmenler davranış problemlerinin iyice palazlanmasına sebep olabiliyor veya veliler arasında olası bir didişmeye farkında olmadan sebebiyet verebiliyor. elbette, 30 çocuk içerisinde davranış problemleri olan bir çocuğu kontrol etmek kolay değildir ancak unutulmamalıdır ki; rehabilitasyon merkezleri destek eğitim kurumlarıdır, ana eğitim merkezi değil,
diğer bir sorun ise iş okullarında yeterince mesleki branş olmaması sebebiyle çocuklar sosyal hayatta somut iş olanağı olan meslek yerine daha çok günü geçirmelik işler öğreniyorlar ve bu hayata katılmaları noktasında bağımsızlıklarını ciddi manada olumsuz etkiliyor.
4) çevresel düzenlemelerin yetersizliği;
daha yazılacak yığınla şey var aslında ama son madde olarak ekliyorum bunu.
ülkemizde bir şeyleri -mış/miş gibi yapma hastalığının hızlı bir şekilde tedavi edilmesi gerektiğinin bir göstergesidir aslında bu madde.
görme engelliler için sarı şeritler döşenir ama ortasına ağaç dikilir.
ortopedik engelliler için sempozyum düzenlenir ama asansörü olmayan bina tercih edilir.
otizmliler için etkinlik düzenlenir ama pavyona gelinmiş gibi gözleri kör eden mor-mavi ışıklar döşenir velhasıl kelam bir şeyleri yapıyor olmak için değil gerçekten faydalı olmak için yapmak gerekiyor.
1)ailelerin yeterince donanımlı olmaması maddesi ile başlayayım;
öncelikle gebelik döneminde tanılanan çocuklarla ilgili ailelerin yeterli eğitime tabi tutulmaması sebebiyle hem ebeveynler hem de çocuğun yakın çevresinde bir kargaşa durumu söz konusu oluyor. ne ile karşı karşıya olduğunu bilmeyen aile çocuğa karşı tepkisel yaklaşabiliyor, istemeyebiliyor veya engel durumunu reddedebiliyor.
-reddetme evresi bambaşka bir başlıkta yeniden incelenebilir ancak sebeplerinden birisi kuşkusuz bu kaygı durumu- yine yakın çevresinde bulunan bireylerce bu engel durumunun sorumlusu ebeveynlermiş gibi bir tepki doğuyor ve bu sebep ile aileler bile dağılıyor malesef.
2) tanılama süreci sorunları;
bu maddeyi alt basamaklarına ayırarak incelemek daha sağlıklı olacak geliyor bana.
engel durumunun tanılanma süreci ne kadar erken başlar ise çocuğu hayata kazandırmamız o kadar mümkün oluyor ancak buna rağmen hastanelerde oluşan sonsuz yoğunluk sebebi ile tanılayacak hekimlere ulaşmak ayları bulabiliyor özellikle çift tanılı ve ekstra sendromlar yaşayan çocuklarda farklı branşlarda uzmanlaşmış hekimlerce tedavi edilmesi gerektiği için süreç iyice kör düğüm halini alıyor.
-hekim arkadaşlar alınmasın lütfen derdim emekçi ile değil-
bu durumun sonucunda ise çocuklar aylarca rehabilitasyon merkezlerinden eğitim alamıyorlar ve ciddi bir zaman kaybı yaşanıyor.
itiraz mercilerinin yavaş ilerlemesi yine bürokratik bir problem. 5 dakikada tanı koyması beklenen yetkin kişiler elbette otizmli çocuğa; zihinsel engelli raporu verebiliyor yada reaktif bağlanma bozukluğugibi tanılanması görece daha zor tanıları gözden kaçırabiliyorlar ve bu sebeple rehberlik araştırma merkezinde yapılan değerlendirme testleri ile bir uyumsuzluk oluyor ve yine rapor kurumlara ulaşmadığı için eğitim süreci başlayamıyor. bu tür durumlar karşısında itiraz mercileri çok önem kazanıyor.
son olarak bu maddenin altında incelenmesi gereken bir diğer konuda hastanelere erişim engellileri. toplu taşıma kullanamayan veya farklı sebepler ile sosyal hayata karışması mümkün olmayan çocukların ulaşımları hasta nakil araçları ile gerçekleştirilmiyor ve bu yük rehabilitasyon merkezlerinin üzerine yükleniyor.
3) okul ve rehabilitasyon merkezi süreci sorunları;
bugün sektör çalışanlarının bildiği bir gerçek varsa o da şüphesiz; bir dönem iş yeri açma belgesi alıp bugün rehabilitasyon merkezi işleten kurum sahipleridir. eğitimden zerre anlamayan kişiler öğretmenlere hede hödö emirler yağdırarak iş yaptırıyor ve bu durumun sonucunda facia düzeyde eğitim veren kurumlar varlıklarını sürdürüyor.
-evet, tüpçü doğru okudunuz.-
bir diğer problem ise eğitim fakülteleri müfredatlarında yeterince özel eğitim dersleri olmaması sebebiyle özellikle sınıf öğretmenleri çok ciddi zorluklar çekiyor. hangi durum karşısında nasıl tepki vereceğini bilemeyen öğretmenler davranış problemlerinin iyice palazlanmasına sebep olabiliyor veya veliler arasında olası bir didişmeye farkında olmadan sebebiyet verebiliyor. elbette, 30 çocuk içerisinde davranış problemleri olan bir çocuğu kontrol etmek kolay değildir ancak unutulmamalıdır ki; rehabilitasyon merkezleri destek eğitim kurumlarıdır, ana eğitim merkezi değil,
diğer bir sorun ise iş okullarında yeterince mesleki branş olmaması sebebiyle çocuklar sosyal hayatta somut iş olanağı olan meslek yerine daha çok günü geçirmelik işler öğreniyorlar ve bu hayata katılmaları noktasında bağımsızlıklarını ciddi manada olumsuz etkiliyor.
4) çevresel düzenlemelerin yetersizliği;
daha yazılacak yığınla şey var aslında ama son madde olarak ekliyorum bunu.
ülkemizde bir şeyleri -mış/miş gibi yapma hastalığının hızlı bir şekilde tedavi edilmesi gerektiğinin bir göstergesidir aslında bu madde.
görme engelliler için sarı şeritler döşenir ama ortasına ağaç dikilir.
ortopedik engelliler için sempozyum düzenlenir ama asansörü olmayan bina tercih edilir.
otizmliler için etkinlik düzenlenir ama pavyona gelinmiş gibi gözleri kör eden mor-mavi ışıklar döşenir velhasıl kelam bir şeyleri yapıyor olmak için değil gerçekten faydalı olmak için yapmak gerekiyor.
devamını gör...
6.
engellilik kişinin fiziksel veya zihinsel yeteneklerinin farklı olmasıdır. yeteneklerin farklı olması engel, eksiklik ya da özür değildir. engelli yerine yetenekleri farklı olan kişi tanımlamasını kullanın, farkındalık yaratın.
devamını gör...
7.
en büyük engellilik 'sen' engelli olmakmış...
devamını gör...
8.
%28 ile dahil olduğum durum. hafif düzeyde ve yaşamımı tek başıma sürdürmeme engel olmuyor. fark edilmiyor çoğu zaman. dediğim gibi ciddi bir sıkıntı yaşamadığım için bunu söylemek bana düşmüyor belki ama yine de bir adım atmış olayım, ufak da olsa.
söylemek istediğim; engel durumumuzdan ziyade yıpratıcı olan esas şeyin, maruz kaldığımız hatalı davranışlar olduğu. devlet eliyle yapılanlar ya da yapılmayanlar çoğumuzun malumu zaten. fakat toplumsal açıdan da bu konudaki farkındalığımız oldukça düşük. art niyetli olmasa bile engelli bireyi eksik ya da suçlu hissettiren davranışlar azımsanmayacak derecede. ailenin bilinçsizliği, akran zorbalığı falan pek çok örnek var. bunlar hali hazırda zor olan hayatımızı daha da zorlaştırıyor.
yoksa insan, içinde bulunduğu duruma adapte oluyor bir şekilde, gerekiyorsa destek alarak yaşamını sürdürüyor. eğlenmek, mutlu olmak, sosyalleşmek istiyor. engelli olduğumuzu unutuyoruz bile bir noktadan sonra, hatırlatan şey yine başka insanların tavır ve davranışları oluyor. destek olamıyorsanız bile, empati yapın. kötü hissettirmeyin, suçlu değiliz ya da hatalı tercihlerimizin sonuçlarına katlanmıyoruz. sadece, belki biraz şanssızız ve en temel güdümüzle var olmaya çalışıyoruz.
söylemek istediğim; engel durumumuzdan ziyade yıpratıcı olan esas şeyin, maruz kaldığımız hatalı davranışlar olduğu. devlet eliyle yapılanlar ya da yapılmayanlar çoğumuzun malumu zaten. fakat toplumsal açıdan da bu konudaki farkındalığımız oldukça düşük. art niyetli olmasa bile engelli bireyi eksik ya da suçlu hissettiren davranışlar azımsanmayacak derecede. ailenin bilinçsizliği, akran zorbalığı falan pek çok örnek var. bunlar hali hazırda zor olan hayatımızı daha da zorlaştırıyor.
yoksa insan, içinde bulunduğu duruma adapte oluyor bir şekilde, gerekiyorsa destek alarak yaşamını sürdürüyor. eğlenmek, mutlu olmak, sosyalleşmek istiyor. engelli olduğumuzu unutuyoruz bile bir noktadan sonra, hatırlatan şey yine başka insanların tavır ve davranışları oluyor. destek olamıyorsanız bile, empati yapın. kötü hissettirmeyin, suçlu değiliz ya da hatalı tercihlerimizin sonuçlarına katlanmıyoruz. sadece, belki biraz şanssızız ve en temel güdümüzle var olmaya çalışıyoruz.
devamını gör...
9.
kendin ve çevrenle çatıştığın bir dönemdir.
devamını gör...
10.
zihinsel veya fiziksel yetileri-yetenekleri farklı olan kişilerin içinde bulunduğu durum.
(bkz: yetenekleri farklı olan kişi)
(bkz: yetenekleri farklı olan kişi)
devamını gör...
11.
bir engelli için her ne kadar duyarlılık oluşturulmaya çalışılsa da en duyarlısının bile bilinçaltında engelli = eksik, zayıf olandır. aslında bana sorarsanız ya da en azından ben engelli olsaydım asıl sorunum fiziksel engelden, yürüyememekten, duyamamaktan, konuşamamaktan çok daha fazla görünür olamamak olurdu. sağlıklı kaç insan bir engelliyle ilişki yaşar/evlenir? sağlıklı kaç insan iyi birisi olduğunu kendine hatırlatmak istemeseydi engelli biriyle dost olurdu? peki en kritik, çarpıcı noktaya gelelim. sağlıklı kaç insan engelli birisinin altında çalışabilirdi? kaçınız tekerlekli sandalyedeki birisine lider diyebilirdiniz? engellilerle ilgili oluşturulan, beslenen duyarlılığa sonuna kadar katılıyorum ve onlara karşı sempati, empati duyuyorum. yalnızca insanın bir şeylerin farkında olmasına rağmen ne kadar da içgüdüsel ve ilkel davrandığına dikkat çekmek istedim. algıları açık engelliler için malesef bu hayatın buz gibi bir gerçeği. şişman, çirkin, kısa veya az gelişmiş kültürden gelen sağlıklı insanlar bile diğer insanlar tarafından içten içe küçük görülürken engelliler için mesele daha görünür ve ağır bir boyutta yaşanıyor. önemli noktanın kendini değerlileştirip bu değerin farkına vararak herkese s.ktir çekebilmek olduğunu düşünüyorum. bazen insana rağmen insan arasına karışmalıyız.
devamını gör...
12.
ya ötekileştirilmek ya da engel durumu nedeni ile aşırı iyi davranılması durumudur.
her hâlükârda ikisi de galiba doğru değildir. ne ötekileştirmek hakkımız vardır ne de engelli olduğu için aşırı iyi veya sahte iyi davranıp gurur kırmak yakışık almaz. sadece hassasiyetin farkında olmak gerekir. empati yapmak ve bigâne kalmamak gerekir, ben böyle yaratılsaydım/ doğsaydım ne yapardım ne hissederdim diye düşünmek gerekir.
engelli olan her birey için dünyayı ve hayatı ve çevreyi daha yaşanılır kılmak için çabalamaya çalışmak gerekir.
engelli bireyler evden çıkmak ve sosyalleşmekte engelsiz bireyler kadar atağa geçmez veya çıkmak istemezler, çünkü hem bakışlarımız onları kırar hemde eksik olduklarını hissetmek onları derinden yaralar.
engellilik kendi vücudundan utanmaktır biraz da, ama asla öyle olması gerekmez. kendinle, kabuk denen zımbırtı yüzünden seni sen yapan ruhundan vazgeçmemek gerekir, kimse bedenden ibâret değildir.
ruhtan ve kalpten müteşekkildir.
"hepimiz engelli adayıyız"
unutmamak gerek.
her hâlükârda ikisi de galiba doğru değildir. ne ötekileştirmek hakkımız vardır ne de engelli olduğu için aşırı iyi veya sahte iyi davranıp gurur kırmak yakışık almaz. sadece hassasiyetin farkında olmak gerekir. empati yapmak ve bigâne kalmamak gerekir, ben böyle yaratılsaydım/ doğsaydım ne yapardım ne hissederdim diye düşünmek gerekir.
engelli olan her birey için dünyayı ve hayatı ve çevreyi daha yaşanılır kılmak için çabalamaya çalışmak gerekir.
engelli bireyler evden çıkmak ve sosyalleşmekte engelsiz bireyler kadar atağa geçmez veya çıkmak istemezler, çünkü hem bakışlarımız onları kırar hemde eksik olduklarını hissetmek onları derinden yaralar.
engellilik kendi vücudundan utanmaktır biraz da, ama asla öyle olması gerekmez. kendinle, kabuk denen zımbırtı yüzünden seni sen yapan ruhundan vazgeçmemek gerekir, kimse bedenden ibâret değildir.
ruhtan ve kalpten müteşekkildir.
"hepimiz engelli adayıyız"
unutmamak gerek.
devamını gör...