yazar: kanat güner
yayım yılı: 1997
türk yeraltı edebiyatının önemli eserlerinden biridir. güner bu kitabı yazdıktan kısa bir süre sonra vefat etmiştir. bu nedenle kitabı bir "intihar notu" olarak kabul edenler de vardır.
yayım yılı: 1997
türk yeraltı edebiyatının önemli eserlerinden biridir. güner bu kitabı yazdıktan kısa bir süre sonra vefat etmiştir. bu nedenle kitabı bir "intihar notu" olarak kabul edenler de vardır.
öne çıkanlar | diğer yorumlar
başlık "kedi olmuş gidiyorsun" tarafından 10.11.2020 21:20 tarihinde açılmıştır.
1.
üniversitedeyken okuyup etkilenmiştim bu kitaptan. bağımlıların korkunç dünyasını bütün dehşetiyle gözler önüne seriyordu. zaten uyuşturucunun her türlüsüne alabildiğine karşı olan biri olarak, bu kitabı okuduktan sonra iyice nefret ettim uyuşturucu denen illetten. ibretlik olarak bütün gençlerin okuması gereken bir kitap bence.
devamını gör...
2.
üniversite yıllarında okuduğum ve uzun süre iç karartıcı etkisinden kurtulamadığım kitap.
ek bilgi olarak : kanat güner'in kitapta çetin olarak bahsettiği eşi metin güner sahaf dükkanı açmış diye duymuştum seneler önce.
ek bilgi olarak : kanat güner'in kitapta çetin olarak bahsettiği eşi metin güner sahaf dükkanı açmış diye duymuştum seneler önce.
devamını gör...
3.
uyuşturucu, özellikle de eroin konulu kitaplara merakımdan 10 sene falan önce ikinci el olarak çok zor bulmuş, kitaplığa eklemiştim.
tanım: her ergenin bulaşmamak için okuması gereken kitap.
tanım: her ergenin bulaşmamak için okuması gereken kitap.
devamını gör...
4.
yazılanların tam aksine gençleri uyuşturuya özendirebilecek pek çok etkeni içinde barındıran kitaptır. okurken sevmiştim orası ayrı ama gençleri uyuşturucuya karşı uyaran bir kitap değil.
devamını gör...
5.
yıllar sonra tekrardan okuyup iç huzursuzluğuma harika bir kılıf oldu.
bir kaşarın, kaşarlığını legalize etmeyi başardığı günce. hemen kendi kaşarlığım yakaladı beni, gözlerimden öptü çaktırmadan. yine-yeniden.
bir kaşarın, kaşarlığını legalize etmeyi başardığı günce. hemen kendi kaşarlığım yakaladı beni, gözlerimden öptü çaktırmadan. yine-yeniden.
devamını gör...
6.
kanat güner'in pek nadir bulunan kitabıdır. kanat güner'in yaşamını ve eroinle olan bağını anlatan kitaptır. kitabın son sayfasına geldiğinizde, göz yaşlarınıza hakim olamayabilirsiniz. kitaptan bir alıntıyı aşağıya bırakıyorum.
"hey millet, ben ölmeye karar verdim, niye biliyor musunuz, çünkü yaşım 27'ye geldi dayandı, benim gibiler daha fazla yaşamamalı. allah korusun, ya ölmeye değil de üremeye karar verseydim! neyse ki aklım hala başımda, sahneye girmem gereken yeri ayarlayamadım ama çıkmam gereken yeri biliyorum. kendinize iyi bakın, kötü alışkanlıklardan uzak durun."
"hey millet, ben ölmeye karar verdim, niye biliyor musunuz, çünkü yaşım 27'ye geldi dayandı, benim gibiler daha fazla yaşamamalı. allah korusun, ya ölmeye değil de üremeye karar verseydim! neyse ki aklım hala başımda, sahneye girmem gereken yeri ayarlayamadım ama çıkmam gereken yeri biliyorum. kendinize iyi bakın, kötü alışkanlıklardan uzak durun."
devamını gör...
7.
liseye başladığım zamanlarda asosyalliğim kitap okumaya vurmuştu. o ara ablamın üniversite kitaplarının arasında bulup okuduğum ve ilk sayfasındaki intihar notunu hiç unutmadığım kanat güner kitabıdır.
'hayal kurmak, çamaşır suyu içmek kadar zor!'
bu arada isteyipte bulamayan yazarlar için burada bulabilirsiniz
'hayal kurmak, çamaşır suyu içmek kadar zor!'
bu arada isteyipte bulamayan yazarlar için burada bulabilirsiniz
devamını gör...
8.
birkaç sene evvel okuduğum iç acıtan kitap. kanat güner gibi zeki, hassas ve duyarlı bir insanın böyle bir sona sürüklenmesi, belki de kendi kendini sürüklemesi çok üzücü.
siz benden özür dilediniz mi? onca kavgada hiç mi haklı olmadım, haklı çıkmadım? kimsenin benden özür dilediğini hatırlamıyorum. (sf.35)
özellikle yukarıda alıntıladığım cümleler öyle kalbimi kırmıştı ki hala unutamam. tüm öfkesini, kırgınlığını, hayalkırıklığını basitçe ve içtenlikle ne güzel yansıtmış.
pek çok insan bağımlılığın aptallıkla, işe yaramazlıkla ya da ne bileyim bilgisizlikle alakalı olduğunu düşünüyor galiba. ben bağımlılığın (ki kendim de madde bağımlısı değilse de alkol bağımlısı idim) kocaman bir boşlukla ve kocaman bir acıyla alakalı olabileceğini düşünüyorum. ve inanılmaz üzülüyorum buna, bu noktaya getirdiğimiz, görmediğimiz, duymadığımız ve kaybettiğimiz insanlara.
siz benden özür dilediniz mi? onca kavgada hiç mi haklı olmadım, haklı çıkmadım? kimsenin benden özür dilediğini hatırlamıyorum. (sf.35)
özellikle yukarıda alıntıladığım cümleler öyle kalbimi kırmıştı ki hala unutamam. tüm öfkesini, kırgınlığını, hayalkırıklığını basitçe ve içtenlikle ne güzel yansıtmış.
pek çok insan bağımlılığın aptallıkla, işe yaramazlıkla ya da ne bileyim bilgisizlikle alakalı olduğunu düşünüyor galiba. ben bağımlılığın (ki kendim de madde bağımlısı değilse de alkol bağımlısı idim) kocaman bir boşlukla ve kocaman bir acıyla alakalı olabileceğini düşünüyorum. ve inanılmaz üzülüyorum buna, bu noktaya getirdiğimiz, görmediğimiz, duymadığımız ve kaybettiğimiz insanlara.
devamını gör...
9.
kitabın girişinde, size hiçbir şey borçlu değilim diye başlıyordu.
insanlardan bıkkınlığını yılgınlığını, onlardan uzak durmak ve münzevi bir hayat sürmek şeklinde, birazda tıbba ve dine aykırı kavramlar kullanarak açıklıyor.
mutsuz bir evlilikte doğan ve mutsuz bir ailede büyüyen bir çocuk; hatta annesi ve babası boşanmak üzere mahkemeye başvurduklarında tanık olarak dinleniyor ve mahkemede boyundan büyük laflar ediyor, belkide sorunlu evliliğin devam etmesinde ki tek etken.
zeki bir insan, zeki ki tıp fakültesini kazanıyor, ancak kitabın 29. sayfasında da açıkladığı üzere hayatında hep bir şeyler eksik; "sevgi", ailesinden sevgi görmemesinden çok muzdarip. sigara, içki, derken esrar ile tanışması; akabinde hayatını da sonlandırdığı eroin ile tanışması. bu süreçte hayatına giren kişilerde hayatına son verme noktasında ki kararını pekiştiriyor; örneğin ressam sevgilisi, onu hayata döndürmek için çırpınıyor, döndermenin mümkün olmadığı noktada, kanat güner'in kendisine zerk ettiği eroin ile altın vuruş yapıyor ve kanat'a bir mektup bırakarak ölüyor. diyor ki mektupta; senin gözlerimin önünde ölüşünü seyretmeye dayanamadım, bu nedenle senden önce ölmeye karar verdim, mimvalinde bir şey söylüyor.
hayatını, kornişte sağa sola giden perde gibi tanımlıyor;
taaa kitabın başında, kendini öldürme kararının en doğru karar olduğunu, mazallah tam tersi bir kararı almasının topluma yapılmış bir kötülük olduğunu söylüyor. ölüm veya kendini öldürme kararını da; "ey millet, sahneye çıkmam gereken zamanı ayarlayamadım, ama çıkmam gereken zamanı biliyorum." gibi bir cümle ile veciz bir şekilde ifade ediyor.
kitap isminden de anlaşılacağı üzere, bir günce, yani günlük. tarih tarih mümkün mertebe sıralı yazılmış. öyle her gün yazılmış diye beklemeyin, kimi zaman bir aylık aralarla yazılmış.
eroin in sonu olduğunu her satırda anlatıyor. ki kitabın tanıtımı için yapılan toplantı da, çay molası verildiği sırada, tuvalette kendisine altın vuruş yapıp kitabına noktayı koyuyor.
eroin ile ilgili bir kitap değil sadece, hayatı sevgisizliği anlatan, direkt kaynağından yazılmış bir başyapıt.
okumanızı şiddetle öneririm.
insanlardan bıkkınlığını yılgınlığını, onlardan uzak durmak ve münzevi bir hayat sürmek şeklinde, birazda tıbba ve dine aykırı kavramlar kullanarak açıklıyor.
mutsuz bir evlilikte doğan ve mutsuz bir ailede büyüyen bir çocuk; hatta annesi ve babası boşanmak üzere mahkemeye başvurduklarında tanık olarak dinleniyor ve mahkemede boyundan büyük laflar ediyor, belkide sorunlu evliliğin devam etmesinde ki tek etken.
zeki bir insan, zeki ki tıp fakültesini kazanıyor, ancak kitabın 29. sayfasında da açıkladığı üzere hayatında hep bir şeyler eksik; "sevgi", ailesinden sevgi görmemesinden çok muzdarip. sigara, içki, derken esrar ile tanışması; akabinde hayatını da sonlandırdığı eroin ile tanışması. bu süreçte hayatına giren kişilerde hayatına son verme noktasında ki kararını pekiştiriyor; örneğin ressam sevgilisi, onu hayata döndürmek için çırpınıyor, döndermenin mümkün olmadığı noktada, kanat güner'in kendisine zerk ettiği eroin ile altın vuruş yapıyor ve kanat'a bir mektup bırakarak ölüyor. diyor ki mektupta; senin gözlerimin önünde ölüşünü seyretmeye dayanamadım, bu nedenle senden önce ölmeye karar verdim, mimvalinde bir şey söylüyor.
hayatını, kornişte sağa sola giden perde gibi tanımlıyor;
taaa kitabın başında, kendini öldürme kararının en doğru karar olduğunu, mazallah tam tersi bir kararı almasının topluma yapılmış bir kötülük olduğunu söylüyor. ölüm veya kendini öldürme kararını da; "ey millet, sahneye çıkmam gereken zamanı ayarlayamadım, ama çıkmam gereken zamanı biliyorum." gibi bir cümle ile veciz bir şekilde ifade ediyor.
kitap isminden de anlaşılacağı üzere, bir günce, yani günlük. tarih tarih mümkün mertebe sıralı yazılmış. öyle her gün yazılmış diye beklemeyin, kimi zaman bir aylık aralarla yazılmış.
eroin in sonu olduğunu her satırda anlatıyor. ki kitabın tanıtımı için yapılan toplantı da, çay molası verildiği sırada, tuvalette kendisine altın vuruş yapıp kitabına noktayı koyuyor.
eroin ile ilgili bir kitap değil sadece, hayatı sevgisizliği anlatan, direkt kaynağından yazılmış bir başyapıt.
okumanızı şiddetle öneririm.
devamını gör...
10.
okuduktan sonra kütüphaneme koymaktan imtina ettiğim, can sıkan moral bozan ve sanırım çöpe giden kitap. 22 yıl önce okuyup allah kimsenin başına vermesin dediğim, eroinmanın çıkmazlar içindeki acı hayatını anlatan kitap.
devamını gör...
11.
lisedeyken popüleritesi yüzünden merak edip okuduğum ve neden bu kadar abartıldığını o zamandan bu zamana anlamadığım kanat güner kitabı.
kitap gayet basit bir dille yazılmış, o yüzden okuması fazla zaman almıyor. ama asla akıcı değil. evet kitap bir günce ve dolayısıyla parça parça olabileceğinin bilincindeyim ama keyifli bir akıcılığı yok.
kitabın popüler olmasının nedeni de bir bağımlının yaşadıklarını birinci ağızdan gayet açık açık okuyabiliyor olmamızdan kaynaklı. yoksa başka bir esprisi olduğunu düşünmüyorum. okuyanlar yaşananlardan etkilensin de bu işlere hiç bulaşmasın mottosuyla yaklaşılıyor olsa da bence zaten meyili olup da fırsat kollayanlar için özendirici bile olabilir diye düşünüyorum.
kanat güner ısrarla bu işe bulaşmasının sebebini sevgisizlik olarak nitelendirse de bana anadolu'dan istanbul'a gelip, aşırı özgür kaldığı an özentilikten ortamlara dalmış bir genç kız izlenimi verdi. tabi başkasının hayatı için bu şekilde yorum yapmak doğru değil biliyorum fakat kitapta eroine başlama anını anlatırken kurduğu cümleler bana bunu hissettirmişti. okuyalı çok uzun yıllar geçti, o yüzden tam cümleleri bulabilmek için internette arattım:
madde daha vücuduma girmeden bağımlısı olmuştum sanki. hep ne zaman karşıma çıkacak diye bekliyordum. ı̇lk fırsatta deneyecektim. büyük bir ihtimalle çok sevecek ve dönülmez yola girecektim. teorik olarak eroin hakkında her şeyi biliyordum. cihangir'deki evde karşıma çıkınca hiç tereddüt etmeden dayadım burnumu. bu burun her yere sokulmamalıydı ya. bütün günümü tuvalette kusarak geçirdim, ama kendimi çok iyi hissediyordum.
kitap gayet basit bir dille yazılmış, o yüzden okuması fazla zaman almıyor. ama asla akıcı değil. evet kitap bir günce ve dolayısıyla parça parça olabileceğinin bilincindeyim ama keyifli bir akıcılığı yok.
kitabın popüler olmasının nedeni de bir bağımlının yaşadıklarını birinci ağızdan gayet açık açık okuyabiliyor olmamızdan kaynaklı. yoksa başka bir esprisi olduğunu düşünmüyorum. okuyanlar yaşananlardan etkilensin de bu işlere hiç bulaşmasın mottosuyla yaklaşılıyor olsa da bence zaten meyili olup da fırsat kollayanlar için özendirici bile olabilir diye düşünüyorum.
kanat güner ısrarla bu işe bulaşmasının sebebini sevgisizlik olarak nitelendirse de bana anadolu'dan istanbul'a gelip, aşırı özgür kaldığı an özentilikten ortamlara dalmış bir genç kız izlenimi verdi. tabi başkasının hayatı için bu şekilde yorum yapmak doğru değil biliyorum fakat kitapta eroine başlama anını anlatırken kurduğu cümleler bana bunu hissettirmişti. okuyalı çok uzun yıllar geçti, o yüzden tam cümleleri bulabilmek için internette arattım:
madde daha vücuduma girmeden bağımlısı olmuştum sanki. hep ne zaman karşıma çıkacak diye bekliyordum. ı̇lk fırsatta deneyecektim. büyük bir ihtimalle çok sevecek ve dönülmez yola girecektim. teorik olarak eroin hakkında her şeyi biliyordum. cihangir'deki evde karşıma çıkınca hiç tereddüt etmeden dayadım burnumu. bu burun her yere sokulmamalıydı ya. bütün günümü tuvalette kusarak geçirdim, ama kendimi çok iyi hissediyordum.
devamını gör...
12.
hayatımın değişik dönemlerinde üç alkol bağımlısıyla uğraştığım için bağımlıların kafaları, kafalarının içini çok kişiden iyi bilirim diye düşünüyorum.
benim bağımlıların birisi bir yabancı, yanımızda çalışan bir işçiydi. efendi, yaratıcı, ince ruhlu. ne yaptıysam kurtaramadım. intihar etti. kendisini astı.
diğeri kardeşimdi. iki kez alkol tedavisi gördü. iş yerini yakınıma aldım. o kurtuldu.
diğeri mahalleden çocukluk arkadaşımdı. kardeşimle aynı hastanede yattı. alkol alışkanlığını bırakır gibi oldu. alkol onu bırakmadı. genç yaşta sirozdan gitti.
kanat güner de kurtulamayacak olanlardan. mücadele edecek zihin gücü yok ya da yok olmuş. tek cesur hamlesi altın vuruş olmuş.
ne yazık. ama insanlık durumları bunlar. bir milyon yıldan beri bizimle hepsi. ayağa kalktığımızdan beri.
benim bağımlıların birisi bir yabancı, yanımızda çalışan bir işçiydi. efendi, yaratıcı, ince ruhlu. ne yaptıysam kurtaramadım. intihar etti. kendisini astı.
diğeri kardeşimdi. iki kez alkol tedavisi gördü. iş yerini yakınıma aldım. o kurtuldu.
diğeri mahalleden çocukluk arkadaşımdı. kardeşimle aynı hastanede yattı. alkol alışkanlığını bırakır gibi oldu. alkol onu bırakmadı. genç yaşta sirozdan gitti.
kanat güner de kurtulamayacak olanlardan. mücadele edecek zihin gücü yok ya da yok olmuş. tek cesur hamlesi altın vuruş olmuş.
ne yazık. ama insanlık durumları bunlar. bir milyon yıldan beri bizimle hepsi. ayağa kalktığımızdan beri.
devamını gör...
13.
1999 yazında kardeşimin hastanede yattığı bir dönemde onunla ilgilenmek için ankara dışkapı 'da bir otelde kaldığım huzursuz günlerden birinde, küçük bir sokak tezgahında sadece kapağı ilgimi çektiği için aldığım, birkaç saatte okuyup bitirdiğim kitaptır "eroin güncesi".
yazarın, ilk sayfadan itibaren bilindik sonu anlatması ve siz kitabı okurken anlattığı sebeplerden dolayı hayatta olmadığını bilmek ruhsal olarak çok da diri olmadığım bir dönemde
çok kötü etkilemişti beni. yirmi küsur yıl sonra bir daha okumak istiyorum aslında ama bulamıyorum, kim bilir hangi kolinin içinde bir kenara kaldırdım.
yazarın, ilk sayfadan itibaren bilindik sonu anlatması ve siz kitabı okurken anlattığı sebeplerden dolayı hayatta olmadığını bilmek ruhsal olarak çok da diri olmadığım bir dönemde
çok kötü etkilemişti beni. yirmi küsur yıl sonra bir daha okumak istiyorum aslında ama bulamıyorum, kim bilir hangi kolinin içinde bir kenara kaldırdım.
devamını gör...
14.
kimi eserler gibi yıllardır küçük bir okur çevresinde konuşulan, anlatıldıkça etrafında bir sis oluşan metinlerden biri. bir kesim için türk edebiyatının en karanlık eserlerinden, başka bir kesim için ise sadece “bir bağımlının notları.” haliyle insanda tuhaf bir mesafe duygusu oluşuyor. çünkü çok efsaneleştirilen şeylerin çoğu zaman içi boş çıkar. ama kimi metinler gerçekten boşuna konuşulmaz.
kitaba başladığınızda ilk fark edilen şey şu oluyor. ortada klasik anlamda bir roman yok. olay örgüsü yok, kahraman yok, büyük kırılma noktaları yok. daha çok bir insanın zihninden dökülen parçalar var. sanki birinin cebinden düşmüş, yarım kalmış bir defteri okuyormuşsunuz gibi. zaten kanat güner’i farklı kılan şey de tam olarak bu. samimiyet değil, çıplaklık. metnin içinde edebi bir mesafe yok. cümleler çoğu zaman kısa, kırık ve yorgun. bazen bir düşünce yarıda kesiliyor, bazen bir cümle hiçbir yere varmıyor.
ama bir süre sonra insan şunu fark ediyor. bu dağınıklık aslında metnin kusuru değil. metnin kendisi zaten bir dağılma.
birçok kişi kitabı uyuşturucu üzerinden okuyor. oysa eroin güncesi aslında bir bağımlılık kitabı da değil. eroin merkezde duruyor gibi görünse de dikkatle bakınca başka bir şey ortaya çıkıyor. varoluş yorgunluğu. kanat güner’in dünyasında büyük idealler yok. hayatı değiştirme isteği yok. hatta çoğu zaman yaşama isteğinin kendisi bile yok. sadece zamanın akmasına izin veren bir bilinç var.
bir noktadan sonra kitap şu soruya dönüşüyor. insan gerçekten yaşamak zorunda mıdır?
tam burada metnin tonu ister istemez başka bir yere bağlanıyor. okurken yer yer yeraltı edebiyatını, yer yer varoluşçu düşünceyi, hatta bazen dostoyevski’nin yeraltı insanını hatırlıyorsunuz. çünkü metnin satır aralarında dolaşan ruh hali çok tanıdık. dünyaya uyum sağlayamayan bir bilinç. ama kanat güner’in farkı şu. dostoyevski’nin karakterleri acı çeker, bağırır, kendileriyle kavga eder. kanat güner’in metninde ise o kavga bile yok. sadece yavaş bir silinme hali var.
sanki hayat bir noktada onun omzuna dokunup şöyle demiş gibi. “sen yorulmuşsun.” ve o da buna itiraz etmemiş.
belki de eroin güncesi’ni bu kadar sarsıcı yapan şey tam olarak bu. kitap büyük bir trajedi anlatmıyor. gürültülü bir çöküş de yok. daha çok insanın kendi hayatından yavaş yavaş çekilmesini izliyorsunuz. gürültüsüz bir yok oluş.
kanat güner bugün türk edebiyatında dev bir isim olarak anılmıyor olabilir. ama bazen edebiyat tarihini kalın romanlar değil, ince ama keskin metinler hatırlatır. eroin güncesi de tam olarak böyle bir metin. çünkü bazı kitaplar iyi yazıldıkları için değil, fazla dürüst oldukları için rahatsız edicidir.
ve bazı metinler vardır ki okur bitirdiğinde hikayeyi değil, şu soruyu yanında götürür.
insan gerçekten ne zaman ölür. kalbi durduğunda mı, yoksa hayata olan merakı bittiğinde mi?
kitaba başladığınızda ilk fark edilen şey şu oluyor. ortada klasik anlamda bir roman yok. olay örgüsü yok, kahraman yok, büyük kırılma noktaları yok. daha çok bir insanın zihninden dökülen parçalar var. sanki birinin cebinden düşmüş, yarım kalmış bir defteri okuyormuşsunuz gibi. zaten kanat güner’i farklı kılan şey de tam olarak bu. samimiyet değil, çıplaklık. metnin içinde edebi bir mesafe yok. cümleler çoğu zaman kısa, kırık ve yorgun. bazen bir düşünce yarıda kesiliyor, bazen bir cümle hiçbir yere varmıyor.
ama bir süre sonra insan şunu fark ediyor. bu dağınıklık aslında metnin kusuru değil. metnin kendisi zaten bir dağılma.
birçok kişi kitabı uyuşturucu üzerinden okuyor. oysa eroin güncesi aslında bir bağımlılık kitabı da değil. eroin merkezde duruyor gibi görünse de dikkatle bakınca başka bir şey ortaya çıkıyor. varoluş yorgunluğu. kanat güner’in dünyasında büyük idealler yok. hayatı değiştirme isteği yok. hatta çoğu zaman yaşama isteğinin kendisi bile yok. sadece zamanın akmasına izin veren bir bilinç var.
bir noktadan sonra kitap şu soruya dönüşüyor. insan gerçekten yaşamak zorunda mıdır?
tam burada metnin tonu ister istemez başka bir yere bağlanıyor. okurken yer yer yeraltı edebiyatını, yer yer varoluşçu düşünceyi, hatta bazen dostoyevski’nin yeraltı insanını hatırlıyorsunuz. çünkü metnin satır aralarında dolaşan ruh hali çok tanıdık. dünyaya uyum sağlayamayan bir bilinç. ama kanat güner’in farkı şu. dostoyevski’nin karakterleri acı çeker, bağırır, kendileriyle kavga eder. kanat güner’in metninde ise o kavga bile yok. sadece yavaş bir silinme hali var.
sanki hayat bir noktada onun omzuna dokunup şöyle demiş gibi. “sen yorulmuşsun.” ve o da buna itiraz etmemiş.
belki de eroin güncesi’ni bu kadar sarsıcı yapan şey tam olarak bu. kitap büyük bir trajedi anlatmıyor. gürültülü bir çöküş de yok. daha çok insanın kendi hayatından yavaş yavaş çekilmesini izliyorsunuz. gürültüsüz bir yok oluş.
kanat güner bugün türk edebiyatında dev bir isim olarak anılmıyor olabilir. ama bazen edebiyat tarihini kalın romanlar değil, ince ama keskin metinler hatırlatır. eroin güncesi de tam olarak böyle bir metin. çünkü bazı kitaplar iyi yazıldıkları için değil, fazla dürüst oldukları için rahatsız edicidir.
ve bazı metinler vardır ki okur bitirdiğinde hikayeyi değil, şu soruyu yanında götürür.
insan gerçekten ne zaman ölür. kalbi durduğunda mı, yoksa hayata olan merakı bittiğinde mi?
devamını gör...
15.
2-3 saatte tek oturuşta biten 120 sayfalık bir kitap. dün fırsat bulabildim okumaya.
biyografi desen değil, roman desen hiç değil, adı üstünde, bir günce. yer yer rahmetlinin düşünceleri karışıyor, ancak yaşadıklarını çok güzel ifade ediyor, sıkmadan bitiriyorsunuz.
kanat güner hakkında bir bilgim yoktu, öğrenmiş oldum.
istanbul çocuğuyum, kendisi 70 doğumluymuş, ve 28 yaşında ölmüş. 90'larda geçtiği yerlerin benzerlerinden (eroin hariç) 2000'lerin ortasında geçtim. bir çok tanıdık şey bulabiliyorsunuz.
christiane felscherinow tarafından yazılmış ünlü wir kinder vom bahnhof zoo [türkçe'ye eroin diye çevrilmiştir] romanı kadar vurucu ya da sağlam yapıya sahip değil, ama sıkıcı da değil. güzel bir hikayeden çok bir insanın psikolojisini gösterme yönü ile öne çıkıyor.
kendi türünde: 7/10
biyografi desen değil, roman desen hiç değil, adı üstünde, bir günce. yer yer rahmetlinin düşünceleri karışıyor, ancak yaşadıklarını çok güzel ifade ediyor, sıkmadan bitiriyorsunuz.
kanat güner hakkında bir bilgim yoktu, öğrenmiş oldum.
istanbul çocuğuyum, kendisi 70 doğumluymuş, ve 28 yaşında ölmüş. 90'larda geçtiği yerlerin benzerlerinden (eroin hariç) 2000'lerin ortasında geçtim. bir çok tanıdık şey bulabiliyorsunuz.
christiane felscherinow tarafından yazılmış ünlü wir kinder vom bahnhof zoo [türkçe'ye eroin diye çevrilmiştir] romanı kadar vurucu ya da sağlam yapıya sahip değil, ama sıkıcı da değil. güzel bir hikayeden çok bir insanın psikolojisini gösterme yönü ile öne çıkıyor.
kendi türünde: 7/10
devamını gör...
16.
(bkz: tabutta rövaşata)
devamını gör...
