#ödüllü filmler
türkçe adı: çılgın yabancı
1997 yapımı filmde, fransız bir genç, babasının vasiyetini yerine getirmek için gizemli bir çingene şarkıcının izini sürerek romanya’ya gider. yolculuğu onu bir roman köyüne taşır ve burada bambaşka bir kültürle karşılaşır. başlarda yabancı olarak görülen genç, zamanla bu topluluğun müziği, tutkusu ve hüznüyle bütünleşir; önyargılarından sıyrılarak hem aidiyet duygusunu hem de aşkı özgür ruhlu bu dünyada keşfeder.
1997 yapımı filmde, fransız bir genç, babasının vasiyetini yerine getirmek için gizemli bir çingene şarkıcının izini sürerek romanya’ya gider. yolculuğu onu bir roman köyüne taşır ve burada bambaşka bir kültürle karşılaşır. başlarda yabancı olarak görülen genç, zamanla bu topluluğun müziği, tutkusu ve hüznüyle bütünleşir; önyargılarından sıyrılarak hem aidiyet duygusunu hem de aşkı özgür ruhlu bu dünyada keşfeder.
*locarno film festivali (1997) – gümüş leopar ödülü [tony gatlif] / özel ödül [rona hartner] / ekümenik jüri ödülü [tony gatlif]
*montreal dünya film festivali (1997) – amerika özel grand prix ödülü [tony gatlif]
*brüksel film festivali (1998) – en iyi kadın oyuncu ödülü [rona hartner]
film, bunlarla birlikte başka birçok ödül de almıştır.
*montreal dünya film festivali (1997) – amerika özel grand prix ödülü [tony gatlif]
*brüksel film festivali (1998) – en iyi kadın oyuncu ödülü [rona hartner]
film, bunlarla birlikte başka birçok ödül de almıştır.
öne çıkanlar | diğer yorumlar
başlık "pirate pilot" tarafından 25.02.2022 19:08 tarihinde açılmıştır.
1.
1997 yapımı tony gatlif filmi. çingenelerin arasına karışan kültür meraklısı fransız gencin macerasını anlatır özetle. www.imdb.com/title/tt0122082/
şarkısı da meşhur olmuş hatta türkçe sözlerle tekrar seslendirilmiştir.**
şarkısı da meşhur olmuş hatta türkçe sözlerle tekrar seslendirilmiştir.**
devamını gör...
2.
tony gatlif'in yönetmenliğini yaptığı 1997 yapımı çingene temalı bir dram, komedi filmi.
fransız stephane'nin kendisi için fazlasıyla önemli olan nora luca isimli müzisyeni bulmak için romanya'ya gitmesiyle, oranın çingeneleri ile yaşadığı garip ve komik olaylarla, kendisini bu kültürün içerisinde bulmasıyla film başlamış olur.
mutluluğu, trajikomikliği, acıyı en derininden hissettirip bir yandan da birçok sahnesiyle hayvan gibi etkileyen manyak bir filmdi benim için.
aşırı mutlu ve huzurlu hissettiren sahnelerle başlıyor film, her şey mükemmel gidiyor.
trajikomik sahnelere denk gelmeye başlandığında farklı kültürlerdeki insanların acıya verdikleri tepkiler hem garip hem komik geliyor ilk başlarda. müziklerle birleşince hüzün duygusu yavaş yavaş işlenmeye başlasa da o müziklerle edilen danslar, müzik ve dansın uyumu kafamı karıştırmıştı.
filmin sonlarında ise büyük bir çöküşün hakim olduğunu söylemeliyim. o çöküşle, hüzünle birlikte filmdeki müzikler, danslar, karakterler benim gözümde daha farklı bir hâl almaya başladı istemsizce.
sanki filme dair olan bütün olaylar o zaman yerine oturdu, kafamı karıştıran küçük şeyleri de oturtabilmiş oldum böylece.
müzik ve dans sahnelerini tekrar tekrar izleyeceğimden eminim, her izlediğimde o ortamda bulunmak isteyeceğim yüksek ihtimalle.
aslında birçok olay olmasına rağmen olaylara müzik ve dansla karşılık vermek muhteşem bir şey gibi gözüküyor.
tabak kırma sahnesinden ilham alarak sevgili bellero ile kendi terapi yöntemimizi bile oluşturduk. canımızı sıkan şeyleri bir kağıda yazıp yırtacağız ve yere koyacağız. yere koyduğumuz o kağıtların üzerinde dans ederek üzerlerinde ağlayarak tabak kıracağız. arkaya da filmdeki müziklerden birini koyarsak fazlasıyla mükemmel olabilir. *
:tavsiye değidir
fransız stephane'nin kendisi için fazlasıyla önemli olan nora luca isimli müzisyeni bulmak için romanya'ya gitmesiyle, oranın çingeneleri ile yaşadığı garip ve komik olaylarla, kendisini bu kültürün içerisinde bulmasıyla film başlamış olur.
mutluluğu, trajikomikliği, acıyı en derininden hissettirip bir yandan da birçok sahnesiyle hayvan gibi etkileyen manyak bir filmdi benim için.
aşırı mutlu ve huzurlu hissettiren sahnelerle başlıyor film, her şey mükemmel gidiyor.
trajikomik sahnelere denk gelmeye başlandığında farklı kültürlerdeki insanların acıya verdikleri tepkiler hem garip hem komik geliyor ilk başlarda. müziklerle birleşince hüzün duygusu yavaş yavaş işlenmeye başlasa da o müziklerle edilen danslar, müzik ve dansın uyumu kafamı karıştırmıştı.
filmin sonlarında ise büyük bir çöküşün hakim olduğunu söylemeliyim. o çöküşle, hüzünle birlikte filmdeki müzikler, danslar, karakterler benim gözümde daha farklı bir hâl almaya başladı istemsizce.
sanki filme dair olan bütün olaylar o zaman yerine oturdu, kafamı karıştıran küçük şeyleri de oturtabilmiş oldum böylece.
müzik ve dans sahnelerini tekrar tekrar izleyeceğimden eminim, her izlediğimde o ortamda bulunmak isteyeceğim yüksek ihtimalle.
aslında birçok olay olmasına rağmen olaylara müzik ve dansla karşılık vermek muhteşem bir şey gibi gözüküyor.
tabak kırma sahnesinden ilham alarak sevgili bellero ile kendi terapi yöntemimizi bile oluşturduk. canımızı sıkan şeyleri bir kağıda yazıp yırtacağız ve yere koyacağız. yere koyduğumuz o kağıtların üzerinde dans ederek üzerlerinde ağlayarak tabak kıracağız. arkaya da filmdeki müziklerden birini koyarsak fazlasıyla mükemmel olabilir. *
:tavsiye değidir
devamını gör...
3.
bağırın ulan tutti frutti te kelas diye!
benim çok uzun zaman önce üniversite de izlediğim filmdi. ana hatlarıyla aklımdaydı aslında. gece uyku tutmadı, biraz riskli bir seçim olsa da hadi kız dedim izleyelim. açtık izledik, izlerken fazlaca eğlendik.
balkan filmlerini çok seven ben ilk başta biraz endişeliydim. ulan acaba milk'imi balkan filmlerine kustirica ile başlatsak daha mı iyi olurdu diye düşünüyordum. kusturica'nın filmlerini çok ama çok sevsem de; balkanları/çingeneleri olduğundan daha sıcak, mük gösterme gibi bir takıntısı ve filmlere metafizik ögeler (fal, büyü, küçük sihirler) gibi şeyler ekleme huyu olduğunu düşünenlerdenim. onun bu huyu belki daha güzel olabilir diye düşünüyordum ancak bir çingene topluluğunu acısı, tatlısı, güzeli/kötüsüyle çırılçıplak görmemiz çok güzel oldu. uzun zaman geçse de filmin sonu beni de bi fena vurdu. güzel vakit geçirdik, güzel vakit geçirmek isteyenlere tavsiye ederiz efem.
benim çok uzun zaman önce üniversite de izlediğim filmdi. ana hatlarıyla aklımdaydı aslında. gece uyku tutmadı, biraz riskli bir seçim olsa da hadi kız dedim izleyelim. açtık izledik, izlerken fazlaca eğlendik.
balkan filmlerini çok seven ben ilk başta biraz endişeliydim. ulan acaba milk'imi balkan filmlerine kustirica ile başlatsak daha mı iyi olurdu diye düşünüyordum. kusturica'nın filmlerini çok ama çok sevsem de; balkanları/çingeneleri olduğundan daha sıcak, mük gösterme gibi bir takıntısı ve filmlere metafizik ögeler (fal, büyü, küçük sihirler) gibi şeyler ekleme huyu olduğunu düşünenlerdenim. onun bu huyu belki daha güzel olabilir diye düşünüyordum ancak bir çingene topluluğunu acısı, tatlısı, güzeli/kötüsüyle çırılçıplak görmemiz çok güzel oldu. uzun zaman geçse de filmin sonu beni de bi fena vurdu. güzel vakit geçirdik, güzel vakit geçirmek isteyenlere tavsiye ederiz efem.
devamını gör...
4.
bu filmden aklımda kalan en vurucu sahne mafyatik biri olan adrian'ın köye döndüğünde kahvehanedeki adama bardak fırlatarak öldürmesi ve karşılığında romenlerin köydeki bütün çingenelerin evlerini yakmasıydı. mafyatik olayların ve linç kültürünün bir kentin hatta bir ülkenin huzurunu bozacağına dair mesajlar veren en güzel filmlerdendir.
devamını gör...
