gece çalışan buzdolabı sesinin kesildiği an
başlık "bay panda" tarafından 17.11.2023 01:39 tarihinde açılmıştır.
1.
tam olarak gerçek sessizliği deneyimlediğiniz andır, bu andan önceki anlarda ortamı sessiz sanıyorsunuzdur ama o buzdolabı makinesinin sesi bazen komple kesilir, işte o an sessizliğin ne olduğunu anlarsınız. tabi odada saat olmadığını varsayıyorum.
devamını gör...
2.
ters giden bir şeylerin olduğu andır. onun sesi kesilince iç organlarımın ve beynimin gürültüsü başlıyor.
devamını gör...
3.
buzdolabı velinimet kalıyor.
sağ olsun nenemlerde eski, dondurmaların konulduğu tarzda bir dondurucu vardı. onlarda yatarken sesi yatırmazdı. öyle böyle bir ses değil. kafamı yastık aralarına koyuyordum ama yok. 5-6m'ye rağmen dibimdeymiş hissi veriyordu. kesilme süresinde uykuya dalmak için kendimi zorluyordum ama süre çok az. saat 3-5 gibi uykusuzluktan sızardım artık. sonra nenem sabahtan uyanır tv'de çağla şikel'in sağlık programını ya da ismail küçükkaya'yı açardı. ama ne açmak, sesin yüksekliği beni minik düğün salonlarında hissettirdi. odanın penceresi salona bakıyor. onu açıp "neneee, nene ne izliyorsun allah aşkına sabah sabah bu kadar yüksek sesle? uyusan daha çok faydalı, uyu lütfen." derdim sızlanarak. o da "uyanma diye sesini kısmıştım aslında. o kadar fazla mı sesi, çok özür dilerim." demişti. sakinlikle "ya nene ilk kez yatmıyorum ki sizde. migrenim var ve bu hassasiyeti daha çok tetikliyor biliyorsun. gece o dondurucuyu uykusuzluktan dibindeki pencereden aşağı atmaya çalıştım ama çok ağırdı yapamadım. ancak, tv'de iş görebilirim sanki?" diye güleç ama sinir bozucu bir şekilde uğraşmıştım. panikleyip tv'yi kapatmıştı. yüz ifadesine ve bu hareketine kahkaha atmıştım. hayır duyması o sesi bu kadar açtırtacak raddede sıkıntılı değil. 3-4 saat uyuyunca daha çok çekilmez oluyorum.
yanına gidip "günaydınnnn erkenci kuş." deyip sarılırım. "günaydın huysuz/aksi uykucu." der. ama ne şartlar altında yatmaya çalıştığımı sadece ben biliyorum. :/ "kanal seçimlerin özellikle haber olanı çok kötü, gün böyle aymaz. kumandayı uzat bakayım." deyip radyo açmıştım. ve birkaç kereden sonra bu kulaklar sese sinirlense de en azından şarkılarla mutluydu. sabah kokteyl içmeyi seviyor. onunla oynayarak hazırlıyordum. bazen komik komik hareketlerle güldürüyordum ve gülüyordum.
en sevdiği kokteyl; muz, çilek, bal, süt elma karışımı.
donmuş çilekleri görünce şok olmuştum. seviyor ve dondurmuş. benden daha çok organik takıntılı. "maşallah nene hanım, buzluk buzluktan çok manava benziyor. bu çileklerden niye benim haberim yok bakayım? öncekileri çileksiz içtik olmadı yani." diye yapmacık kinayeyle konuşunca nenem gülmüştü. "kız sen normalde çileksizi de içmezsin o kadar ama içtin. benim için mi içtin yoksa çileksiz de lezzetli yaptığım için mi doğruyu söyle?" deyince o da fırsat bulup "tabi ki de senin için içtim. yaptıkların yoksa toprağa bile dökülmez asra." deyip o uğraşan ve hilebaz mimikleriyle bakıyor tabi kimin nenesi? :)) nenemi de bozmuştum. "toprağa bile dökülmez demek, öyle mi nene hanım? bakıyorum bakıyorum bir zehirlenme belirtisi göremiyorum kokteylden, ama benim zehrim bulaşmış sana. anneme böyle şeyler söyleme ha. sonra kafamı ütüler. bir neneni kendine benzetmediğin kalmıştı der. beni kızınla muhatap etme. o sen kadar cici değil. bir de geç öğreniyor hiç zevkli değil." deyince sona istinaden bastonunu popoma indirdi sanmıştım ama olay "söyleme demene gerek yok. ağzın kadar elinde çalışsın. acele et." demek olmuştu. "burada senin için kokteyl hazırlıyorum. sen ise beni dövmeye çalışıyorsun. yazık yazık nerede o eski yaşlılar?" deyip sessizce gülerken bastonuyla kolumdan dürtüp "gülerken titriyorsun sütü dökeceksin. sesli gül başımıza iş açma." demez mi? "ya nene, gülmeme kadar işi ilerletmişsin. bu böyle olmaz sen tehlikeli olmaya başladın. fare zehrinin yerini söyle sen bana?" deyip şakadan ciddi ve tehditkar bakarken "niye lazım oldu şimdi? ilk bunu bitirelim sonra alırsın." dediğinde "bardağına ekleyeceğim. lezzet arttırıyormuş. sonuçta fare zehri insan değil." deyip pis pis gülerken olayı anladı. "seni seniii, annen gelince ona eklemesini diyeyim madem. çok sever belki." deyip rolleri değişince "anneme deme, onun damak zevki bu kadar yüksek(!) değil. boş ver onu sen." dedim. ve ardından "eğer dersen benim sizde kalmama izin vermez. en düşünceli, en vefalı, en eğlenceli, en komik, en minnoş, en hamarat torununun yoluna taş koymuş olursun. diğerleri seni yoruyor. ve pek güldürmüyor. onları şikayet et sen annelerine. ben yüzlerine diyorum ama ohoo kulaksız gibiler. sen de çok yüz verme. anne evine gelmiş gibi kahvaltıya hazır oturmalar? yok öyle, hazırlayacaksan sadece kendine hazırla. kendini yorarsan bastonun yönü sana döner ona göre. şimdi düş önüme içelim bunları." deyince tebessümle bir şey demeden ilerledi. bazı ifadeler laftan daha çok anlamlı.
nenemle ilişkimin iyi kısmı bu. bir de kötüsü de var. o da bir o kadar sinir bozucu...
sağ olsun nenemlerde eski, dondurmaların konulduğu tarzda bir dondurucu vardı. onlarda yatarken sesi yatırmazdı. öyle böyle bir ses değil. kafamı yastık aralarına koyuyordum ama yok. 5-6m'ye rağmen dibimdeymiş hissi veriyordu. kesilme süresinde uykuya dalmak için kendimi zorluyordum ama süre çok az. saat 3-5 gibi uykusuzluktan sızardım artık. sonra nenem sabahtan uyanır tv'de çağla şikel'in sağlık programını ya da ismail küçükkaya'yı açardı. ama ne açmak, sesin yüksekliği beni minik düğün salonlarında hissettirdi. odanın penceresi salona bakıyor. onu açıp "neneee, nene ne izliyorsun allah aşkına sabah sabah bu kadar yüksek sesle? uyusan daha çok faydalı, uyu lütfen." derdim sızlanarak. o da "uyanma diye sesini kısmıştım aslında. o kadar fazla mı sesi, çok özür dilerim." demişti. sakinlikle "ya nene ilk kez yatmıyorum ki sizde. migrenim var ve bu hassasiyeti daha çok tetikliyor biliyorsun. gece o dondurucuyu uykusuzluktan dibindeki pencereden aşağı atmaya çalıştım ama çok ağırdı yapamadım. ancak, tv'de iş görebilirim sanki?" diye güleç ama sinir bozucu bir şekilde uğraşmıştım. panikleyip tv'yi kapatmıştı. yüz ifadesine ve bu hareketine kahkaha atmıştım. hayır duyması o sesi bu kadar açtırtacak raddede sıkıntılı değil. 3-4 saat uyuyunca daha çok çekilmez oluyorum.
yanına gidip "günaydınnnn erkenci kuş." deyip sarılırım. "günaydın huysuz/aksi uykucu." der. ama ne şartlar altında yatmaya çalıştığımı sadece ben biliyorum. :/ "kanal seçimlerin özellikle haber olanı çok kötü, gün böyle aymaz. kumandayı uzat bakayım." deyip radyo açmıştım. ve birkaç kereden sonra bu kulaklar sese sinirlense de en azından şarkılarla mutluydu. sabah kokteyl içmeyi seviyor. onunla oynayarak hazırlıyordum. bazen komik komik hareketlerle güldürüyordum ve gülüyordum.
en sevdiği kokteyl; muz, çilek, bal, süt elma karışımı.
donmuş çilekleri görünce şok olmuştum. seviyor ve dondurmuş. benden daha çok organik takıntılı. "maşallah nene hanım, buzluk buzluktan çok manava benziyor. bu çileklerden niye benim haberim yok bakayım? öncekileri çileksiz içtik olmadı yani." diye yapmacık kinayeyle konuşunca nenem gülmüştü. "kız sen normalde çileksizi de içmezsin o kadar ama içtin. benim için mi içtin yoksa çileksiz de lezzetli yaptığım için mi doğruyu söyle?" deyince o da fırsat bulup "tabi ki de senin için içtim. yaptıkların yoksa toprağa bile dökülmez asra." deyip o uğraşan ve hilebaz mimikleriyle bakıyor tabi kimin nenesi? :)) nenemi de bozmuştum. "toprağa bile dökülmez demek, öyle mi nene hanım? bakıyorum bakıyorum bir zehirlenme belirtisi göremiyorum kokteylden, ama benim zehrim bulaşmış sana. anneme böyle şeyler söyleme ha. sonra kafamı ütüler. bir neneni kendine benzetmediğin kalmıştı der. beni kızınla muhatap etme. o sen kadar cici değil. bir de geç öğreniyor hiç zevkli değil." deyince sona istinaden bastonunu popoma indirdi sanmıştım ama olay "söyleme demene gerek yok. ağzın kadar elinde çalışsın. acele et." demek olmuştu. "burada senin için kokteyl hazırlıyorum. sen ise beni dövmeye çalışıyorsun. yazık yazık nerede o eski yaşlılar?" deyip sessizce gülerken bastonuyla kolumdan dürtüp "gülerken titriyorsun sütü dökeceksin. sesli gül başımıza iş açma." demez mi? "ya nene, gülmeme kadar işi ilerletmişsin. bu böyle olmaz sen tehlikeli olmaya başladın. fare zehrinin yerini söyle sen bana?" deyip şakadan ciddi ve tehditkar bakarken "niye lazım oldu şimdi? ilk bunu bitirelim sonra alırsın." dediğinde "bardağına ekleyeceğim. lezzet arttırıyormuş. sonuçta fare zehri insan değil." deyip pis pis gülerken olayı anladı. "seni seniii, annen gelince ona eklemesini diyeyim madem. çok sever belki." deyip rolleri değişince "anneme deme, onun damak zevki bu kadar yüksek(!) değil. boş ver onu sen." dedim. ve ardından "eğer dersen benim sizde kalmama izin vermez. en düşünceli, en vefalı, en eğlenceli, en komik, en minnoş, en hamarat torununun yoluna taş koymuş olursun. diğerleri seni yoruyor. ve pek güldürmüyor. onları şikayet et sen annelerine. ben yüzlerine diyorum ama ohoo kulaksız gibiler. sen de çok yüz verme. anne evine gelmiş gibi kahvaltıya hazır oturmalar? yok öyle, hazırlayacaksan sadece kendine hazırla. kendini yorarsan bastonun yönü sana döner ona göre. şimdi düş önüme içelim bunları." deyince tebessümle bir şey demeden ilerledi. bazı ifadeler laftan daha çok anlamlı.
nenemle ilişkimin iyi kısmı bu. bir de kötüsü de var. o da bir o kadar sinir bozucu...
devamını gör...
4.
mutlak sessizlik...birde tık diye kesilmez o ses, böyle sarsılarak boşalır gibi bir titreme sesi en sonda...
kompresör boşalması
kompresör boşalması
devamını gör...