1.
" anlatamamak değil ölüm,
ölüm artık anlaşılamamak... "
sf / 22
1922/ 1975 yılları arasında yaşayan italyan yönetmen, senarist ve şair pier paolo pasolini imzalı 31 sayfalık eser; kitabın ilk olarak 1957 yılında yayınlandığı bilgisi verilmiş iken dilimize ise rekin teksoy tarafından çevrilmiş ve türkçe baskısı ise 1993 yılında yapılmıştır.
kitabımız adından da tahmin edileceği üzere antonio gramsci'ye adanmış ve viareggio ödülü sahibi olmuştur.
son zamanlarda okuduğum en özgün şiirlerin yer aldığı eserdi, bâzı dizelerinin etkisinde kalmamak imkânsız gibiydi, özellikle de, "ölüm, artık anlaşılamamak" dizesi bence kitabın en can alıcı dizesiydi.
hayatın sarsıcı ve kimi zaman rahatsız edici raddeye varan gerçekliğini kendine özgü bir şiir formuyla yansıtıyor pier paolo pasolini, ölümü, ürpertiyi, yazgıyı, içinde olduğu hissiyatı derinden hissettiren bir şiir hüküm sürüyor.
bir ideolojinin şiirsel yansıması niteliğinde bir eser olduğu da bence söylenebilir.
bunun yanı sıra marilyn monroe için yazılmış bir şiir de var içeriğinde, benim için etkileyici ve özgün bir şiirdi nitekim o da.
tümüyle antonio gramsci ve ideolojisi, varlığı, yaşamı, hâtırası yörüngesinde şekil alan şiirler olduğunu belki kendi adıma söylemem zor, buna rağmen beklentimi karşılayan bir kitap olduğunu söylemem mümkün olacaktır.
okurken seçtiğim bazı dizeleri bırakarak burada bir son veriyorum.

yazgılarımız gibi
sevgisiz bir ölüm indiriyor.
yanılgı yaşam demekti daha,
yaşama en azından coşku ekleyen
o italya mayısında gençtin sen.
yoksullar içinde bir yoksul,
bağlandım tıpkı onlar gibi
utanç verici umutlara,
yaşamak için savaşıyorum onlar gibi.
...
ama benim
tarihe sahip olmam gibi
tarih de bana sahip;
aydınlatıyor beni,
ama ışık neye yarar ki?
uzaktaki bu canlılar için
yaşam yalnızca bir ürperti;
yaşam bir uğultu
ve içinde yiten bu insanlar
bile bile yitiriyorlar onu,
yürekleri yaşam dolu:
yaşama bilincinde yüreğimle,
artık arı tutkular üretebilir miyim
tarihimizin bittiğini bilince?
seni ondan, onun dininden ayıran
dev dalgalar vardı
binlerce yıllık yaşamdan yansıyan:
senin dininde yok mu acımanın yeri?
-diri diri ateşe atılmış,
kamyon tekerleri altında kalmış,
bir incir ağacına
asılmış bir kedi gibiyim.
geçmiş dünya ile gelecek dünyadan
yalnızca güzellik kalmıştı geriye,
bir de sen.
ve alıp götürdün güzelliğini.
yitip gitti bir altın zerresi gibi.
ölüm artık anlaşılamamak... "
sf / 22
1922/ 1975 yılları arasında yaşayan italyan yönetmen, senarist ve şair pier paolo pasolini imzalı 31 sayfalık eser; kitabın ilk olarak 1957 yılında yayınlandığı bilgisi verilmiş iken dilimize ise rekin teksoy tarafından çevrilmiş ve türkçe baskısı ise 1993 yılında yapılmıştır.
kitabımız adından da tahmin edileceği üzere antonio gramsci'ye adanmış ve viareggio ödülü sahibi olmuştur.
son zamanlarda okuduğum en özgün şiirlerin yer aldığı eserdi, bâzı dizelerinin etkisinde kalmamak imkânsız gibiydi, özellikle de, "ölüm, artık anlaşılamamak" dizesi bence kitabın en can alıcı dizesiydi.
hayatın sarsıcı ve kimi zaman rahatsız edici raddeye varan gerçekliğini kendine özgü bir şiir formuyla yansıtıyor pier paolo pasolini, ölümü, ürpertiyi, yazgıyı, içinde olduğu hissiyatı derinden hissettiren bir şiir hüküm sürüyor.
bir ideolojinin şiirsel yansıması niteliğinde bir eser olduğu da bence söylenebilir.
bunun yanı sıra marilyn monroe için yazılmış bir şiir de var içeriğinde, benim için etkileyici ve özgün bir şiirdi nitekim o da.
tümüyle antonio gramsci ve ideolojisi, varlığı, yaşamı, hâtırası yörüngesinde şekil alan şiirler olduğunu belki kendi adıma söylemem zor, buna rağmen beklentimi karşılayan bir kitap olduğunu söylemem mümkün olacaktır.
okurken seçtiğim bazı dizeleri bırakarak burada bir son veriyorum.

yazgılarımız gibi
sevgisiz bir ölüm indiriyor.
yanılgı yaşam demekti daha,
yaşama en azından coşku ekleyen
o italya mayısında gençtin sen.
yoksullar içinde bir yoksul,
bağlandım tıpkı onlar gibi
utanç verici umutlara,
yaşamak için savaşıyorum onlar gibi.
...
ama benim
tarihe sahip olmam gibi
tarih de bana sahip;
aydınlatıyor beni,
ama ışık neye yarar ki?
uzaktaki bu canlılar için
yaşam yalnızca bir ürperti;
yaşam bir uğultu
ve içinde yiten bu insanlar
bile bile yitiriyorlar onu,
yürekleri yaşam dolu:
yaşama bilincinde yüreğimle,
artık arı tutkular üretebilir miyim
tarihimizin bittiğini bilince?
seni ondan, onun dininden ayıran
dev dalgalar vardı
binlerce yıllık yaşamdan yansıyan:
senin dininde yok mu acımanın yeri?
-diri diri ateşe atılmış,
kamyon tekerleri altında kalmış,
bir incir ağacına
asılmış bir kedi gibiyim.
geçmiş dünya ile gelecek dünyadan
yalnızca güzellik kalmıştı geriye,
bir de sen.
ve alıp götürdün güzelliğini.
yitip gitti bir altın zerresi gibi.
devamını gör...