orijinal adı: life
daniel espinosa'nın yönetmenliğini yaptığı, 2017 çıkışlı amerikan korku ve bilim kurgu filmidir. yapım, uluslararası bir uzay istasyonunda görev yapmakta olan altı kişinin yaşadıklarını anlatmaktadır. ekibin mars'taki bir bulgusu belki de dünya dışı yaşam hakkında insanlığın karşılaştığı ilk örnektir. ancak, karşılaştıkları yaşam formunun ne denli zeki ve tehlikeli olabileceğinin henüz hiçbiri farkında değildir. yoksa artık dünyadaki tüm yaşam tehdit altında mıdır? film, eleştirmenlerin genelinin beğenisini kazanmıştır.
daniel espinosa'nın yönetmenliğini yaptığı, 2017 çıkışlı amerikan korku ve bilim kurgu filmidir. yapım, uluslararası bir uzay istasyonunda görev yapmakta olan altı kişinin yaşadıklarını anlatmaktadır. ekibin mars'taki bir bulgusu belki de dünya dışı yaşam hakkında insanlığın karşılaştığı ilk örnektir. ancak, karşılaştıkları yaşam formunun ne denli zeki ve tehlikeli olabileceğinin henüz hiçbiri farkında değildir. yoksa artık dünyadaki tüm yaşam tehdit altında mıdır? film, eleştirmenlerin genelinin beğenisini kazanmıştır.
öne çıkanlar | diğer yorumlar
başlık "moderatör 7" tarafından 16.05.2022 21:57 tarihinde açılmıştır.
1.
yönetmenliğini daniel espinosa'nın yaptığı, jake gyllenhaal, ryan reynolds, rebecca ferguson oynadığı bilim kurgu filmi.
mars'a araştırma yapmak için giden bir grubun yeni bir yaşam formu bulmasını anlatır. bulunan bu yaşam formu ise beklenenden daha zekidir.
mars'a araştırma yapmak için giden bir grubun yeni bir yaşam formu bulmasını anlatır. bulunan bu yaşam formu ise beklenenden daha zekidir.
devamını gör...
2.
oyuncu listesinde jake gyllenhaal, ryan reynolds, rebecca ferguson, olga dykhovichnaya, hiroyuki sanada, ariyon bakare, hiu woong-sin, alexandre nguyen, elizabeth vargas, naoko mori, haruka kuroda, leila grace, allen mclean ve david muir gibi oyuncuların olduğu 2017 yapımı bilim kurgu/korku türündeki filmin yönetmenliğini ise daniel espinosa yapmıştır.
film uzay istasyonunda bulunan araştırmacıların marstan gelen örnekleri dünyanın yörüngesinde dolanırken yakalayıp onların içinde herhangi bir canlılık var mı diye bakması ile başlıyor. çok küçük bir şey bulduktan sonra heyecanlanan araştırmacılar onu hayat geri döndürmek için çabalar ve bir şekilde uyandırırlar çok küçük olmasına rağmen onun yaşam belirtisi göstermesi tüm dünyada heyecan yaratır ama araştırmacılar dikkatli davranırlar. zaman geçtikçe büyümeye başlayan bu ufak şey artık gözle görülmeye hatta bir el kadar olmaya başlıyor ama bir gün laboratuvar da küçük bir unutkanlık sebebi ile tekrar uykuya geçer. onu uyandırmak için küçük voltajlı elektrik verince ise saldırgan bir canlıya dönüşür ve araştırmacının eline yapışır. arkadaşları kapının ardından onu izlerken biri sürekli yardım etmeliyiz diye diretir. içerdeki araştırmacının elini ve parmaklarını kırdıktan sonra bırakan canlı o elini çekince bu sefer bulunduğu yerden çıkmak için uğraşır. araştırmacının elektrik vermek için içeri soktuğu küçük parça ile eldiveni yırtıp dışarı çıkar. eli kırık araştırmacıyı kurtarmak için içeri giren araştırmacı onu çıkarsa da kendi içerde kalır ve canlı onu içten parçalar. buradan sonra onları tek tek avlayan canlı en sonunda dünya ile olan iletişimlerini kesmiş ve onlar dünyaya doğru düşerken son iki araştırmacı onu uzaya göndermek için plan yapar biri kapsüllerden birine onu çeker ve diğerine dünyaya dönmesini söyler ama bir kaza olur diğer arkadaşı uzaya savrulurken canlıyı uzaya götürmek için plan yapan araştırmacı ise canlı tarafından engellenir çünkü artık çok büyük ve çok güçlüdür. anlaşılan zekidir de. kapsül dünyaya düşer ve insanlar onu gelen araştırmacı sanıp açarlar ama canlı oradadır.
korku filmi olacağını bilsem izlemezdim ama öyle bilinen türden korku filmi değildi. en azından ben korkmadım çünkü ne olduğu belli ve ne yapacağı da az çok belliydi. neyse izleme tavsiyesi verip vermemekte emin değilim. ortada bir film bu türü seven izlesin. iyi seyirler.
film uzay istasyonunda bulunan araştırmacıların marstan gelen örnekleri dünyanın yörüngesinde dolanırken yakalayıp onların içinde herhangi bir canlılık var mı diye bakması ile başlıyor. çok küçük bir şey bulduktan sonra heyecanlanan araştırmacılar onu hayat geri döndürmek için çabalar ve bir şekilde uyandırırlar çok küçük olmasına rağmen onun yaşam belirtisi göstermesi tüm dünyada heyecan yaratır ama araştırmacılar dikkatli davranırlar. zaman geçtikçe büyümeye başlayan bu ufak şey artık gözle görülmeye hatta bir el kadar olmaya başlıyor ama bir gün laboratuvar da küçük bir unutkanlık sebebi ile tekrar uykuya geçer. onu uyandırmak için küçük voltajlı elektrik verince ise saldırgan bir canlıya dönüşür ve araştırmacının eline yapışır. arkadaşları kapının ardından onu izlerken biri sürekli yardım etmeliyiz diye diretir. içerdeki araştırmacının elini ve parmaklarını kırdıktan sonra bırakan canlı o elini çekince bu sefer bulunduğu yerden çıkmak için uğraşır. araştırmacının elektrik vermek için içeri soktuğu küçük parça ile eldiveni yırtıp dışarı çıkar. eli kırık araştırmacıyı kurtarmak için içeri giren araştırmacı onu çıkarsa da kendi içerde kalır ve canlı onu içten parçalar. buradan sonra onları tek tek avlayan canlı en sonunda dünya ile olan iletişimlerini kesmiş ve onlar dünyaya doğru düşerken son iki araştırmacı onu uzaya göndermek için plan yapar biri kapsüllerden birine onu çeker ve diğerine dünyaya dönmesini söyler ama bir kaza olur diğer arkadaşı uzaya savrulurken canlıyı uzaya götürmek için plan yapan araştırmacı ise canlı tarafından engellenir çünkü artık çok büyük ve çok güçlüdür. anlaşılan zekidir de. kapsül dünyaya düşer ve insanlar onu gelen araştırmacı sanıp açarlar ama canlı oradadır.
korku filmi olacağını bilsem izlemezdim ama öyle bilinen türden korku filmi değildi. en azından ben korkmadım çünkü ne olduğu belli ve ne yapacağı da az çok belliydi. neyse izleme tavsiyesi verip vermemekte emin değilim. ortada bir film bu türü seven izlesin. iyi seyirler.
devamını gör...
3.
bir daniel eapinosa filmidir.

filmin senaryosunu rhett reese ve paul wernick yazmıştır. belirtmeden geçmek istemem paul wernick iyi bir senaristtir ve benim çok sevdiğim iki seriyi yazan kişidir.
filmde jake gyllenhaal, rebecca ferguson, ryan reynolds, hiroyuki sanada, olga dykhovichnaya ve ariyon bakare oynamıştır. film bir korku filmi olmaktan çok bir gerilim filmi havasında idi.
uluslararası uzay istasyonunda görevli bir grup biliminsanı tarihi bir buluşa imza atarlar. mars'ta bir yaşam formu ile karşılaşırlar ve üzerinde araştırma yapmaya başlarlar. ama bu araştırmaların bir noktasında bu yaşam formunun haddinden büyük bir hızla büyümeye başladığını fark ederler.
ama tek sorun büyümesi değildir. bu yaşam formu çok zekidir ve kolaylıkla öğrenip çözüm üretebilecek kapasitededir. ve en kötüsü de, yani en azından insanlık için, hayatta kalmak için uğraşmak zorundadır. şimdi yapılacak tek şey bu zeki ve saldırgan varlığı dünyadan uzak tutmaktır.
ben izlerken keyif aldım. düşük beklenti ile izlendiğinde keyif veren bir filmdir.

filmin senaryosunu rhett reese ve paul wernick yazmıştır. belirtmeden geçmek istemem paul wernick iyi bir senaristtir ve benim çok sevdiğim iki seriyi yazan kişidir.
filmde jake gyllenhaal, rebecca ferguson, ryan reynolds, hiroyuki sanada, olga dykhovichnaya ve ariyon bakare oynamıştır. film bir korku filmi olmaktan çok bir gerilim filmi havasında idi.
uluslararası uzay istasyonunda görevli bir grup biliminsanı tarihi bir buluşa imza atarlar. mars'ta bir yaşam formu ile karşılaşırlar ve üzerinde araştırma yapmaya başlarlar. ama bu araştırmaların bir noktasında bu yaşam formunun haddinden büyük bir hızla büyümeye başladığını fark ederler.
ama tek sorun büyümesi değildir. bu yaşam formu çok zekidir ve kolaylıkla öğrenip çözüm üretebilecek kapasitededir. ve en kötüsü de, yani en azından insanlık için, hayatta kalmak için uğraşmak zorundadır. şimdi yapılacak tek şey bu zeki ve saldırgan varlığı dünyadan uzak tutmaktır.
ben izlerken keyif aldım. düşük beklenti ile izlendiğinde keyif veren bir filmdir.
devamını gör...
4.
geçen sene zeki demirkubuz'un yeni bir filminin vizyona gireceğini öğrendiğim vakit hiç sevinmemiştim, hiç heyecanlandırmamıştı beni bu, zeki demirkubuz o kadar da sevdiğim bir yönetmen değildi çünkü. filmlerindeki arabesk çoğu zaman sinir krizine girmeme neden oluyordu... sevmiyordum, sevemiyordum arabeski ben...
yine de bir şans vermek istedim, yönetmenler zaman ilerledikçe bazı şeyleri geride bırakıyorlar çünkü. filmden çıktığım zaman iyi ki şans vermişim demiştim içimden çünkü hayat geçen yıl izlediğim en iyi filmlerden birisi...
spoiler vermeden anlatabildiğimi anlatayım sizlere... genç ve güzel bir kadın... ismi hicran. babasının asker arkadaşının oğlu rıza ile evlendirilmek isteniyor. kaçıyor hicran...
başlarda rıza bunu pek iplemese de sonrasında kafasnıa takıyor... bu kızın nereye gittiğini bulmak için yollara düşüyor, böylece başlıyor film.
film birkaç parçadan oluşuyor. birçok insan senaryosunu beğenmemiş, eski filmleriyle kıyaslamış. ben çok beğendim...
filmin sadece senaryosu değil, sinematografisinin de iyi olduğunu düşünüyorum. bazı sahneler o kadar güzeldi ki, karakter ve manzaraların uyumu, fotoğraf makinesinin objektifinden çıkan sahneler, yansımalar, kapalı televizyonun karanlık yansımasından ortaya çıkan silüetler... hoştu be, vallahi çok hoşuma gitti.
filmle alakalı tek üzüldüğüm kısım sanırım oyuncuların yanlış seçimi.. birincisi rol yeteneği ilkokulda okula gitmemek için anneme karın ağrısı numarası yapan çocukluğumun bile ondan daha iyi oynayacağı doğu demirkol pezevengi.*
hicran'ın annesi ve babasını da role yakıştıramadım pek. özellikle babası... güldür güldür'de yaşlı rolüne girmeye çalışan genç oyuncular gibiydi adam.
velhasıl, film iyiydi. konak pier'de halk gününde izledim. sinemanın parlaklığı da gayet iyiydi, karaca'yı düşünen arkadaşlarıma konak pier'i öneririm. karaca'da karakterleri seçmekte zorlanacağınız kadar kısık oluyor çünkü.
yine de bir şans vermek istedim, yönetmenler zaman ilerledikçe bazı şeyleri geride bırakıyorlar çünkü. filmden çıktığım zaman iyi ki şans vermişim demiştim içimden çünkü hayat geçen yıl izlediğim en iyi filmlerden birisi...
spoiler vermeden anlatabildiğimi anlatayım sizlere... genç ve güzel bir kadın... ismi hicran. babasının asker arkadaşının oğlu rıza ile evlendirilmek isteniyor. kaçıyor hicran...
başlarda rıza bunu pek iplemese de sonrasında kafasnıa takıyor... bu kızın nereye gittiğini bulmak için yollara düşüyor, böylece başlıyor film.
film birkaç parçadan oluşuyor. birçok insan senaryosunu beğenmemiş, eski filmleriyle kıyaslamış. ben çok beğendim...
filmin sadece senaryosu değil, sinematografisinin de iyi olduğunu düşünüyorum. bazı sahneler o kadar güzeldi ki, karakter ve manzaraların uyumu, fotoğraf makinesinin objektifinden çıkan sahneler, yansımalar, kapalı televizyonun karanlık yansımasından ortaya çıkan silüetler... hoştu be, vallahi çok hoşuma gitti.
filmle alakalı tek üzüldüğüm kısım sanırım oyuncuların yanlış seçimi.. birincisi rol yeteneği ilkokulda okula gitmemek için anneme karın ağrısı numarası yapan çocukluğumun bile ondan daha iyi oynayacağı doğu demirkol pezevengi.*
hicran'ın annesi ve babasını da role yakıştıramadım pek. özellikle babası... güldür güldür'de yaşlı rolüne girmeye çalışan genç oyuncular gibiydi adam.
velhasıl, film iyiydi. konak pier'de halk gününde izledim. sinemanın parlaklığı da gayet iyiydi, karaca'yı düşünen arkadaşlarıma konak pier'i öneririm. karaca'da karakterleri seçmekte zorlanacağınız kadar kısık oluyor çünkü.
devamını gör...
5.
dün akşam zeki d. hayat filmini izledim
spoiler vermeden nasıl anlatabilirim bilmiyorum.
aslında gündüz kuşağı programından aşinası olduğumuz bir hikaye romantize edilerek işlenmiş gibi geldi bana biraz . anadolulu bir aile ve evi terkeden genç bir kadın. kendi halinde esnaf genç bir adam ile yollarının kendi istemleri dışında kesişmesi ardından yol ayrımları. iki tarafında kendi hayatlarını yaşamaya başladığı bir dönem ardından tekrar yolların kesişmesi ve olumlu bir son.
sinemografik olarak başarılı, karakter seçimi olarak başarılı. aklımda kalan etkilendiğim sahneler ; genç kadının babasının öfkesinden ve çıkmazından dolayı hırsla çapa yaptığı sahne. kızın genel olarak sakin, uyumlu olduğu atmosferden çıkıp otların üstünde ağladığı bir sahne var . ve bir ara kader filmi’nin tv de döndüğü sahne gülümsetti. son olarak filmin 3 saat olmasına rağmen akıcı, baymamasını beğendim.
spoiler vermeden nasıl anlatabilirim bilmiyorum.
aslında gündüz kuşağı programından aşinası olduğumuz bir hikaye romantize edilerek işlenmiş gibi geldi bana biraz . anadolulu bir aile ve evi terkeden genç bir kadın. kendi halinde esnaf genç bir adam ile yollarının kendi istemleri dışında kesişmesi ardından yol ayrımları. iki tarafında kendi hayatlarını yaşamaya başladığı bir dönem ardından tekrar yolların kesişmesi ve olumlu bir son.
sinemografik olarak başarılı, karakter seçimi olarak başarılı. aklımda kalan etkilendiğim sahneler ; genç kadının babasının öfkesinden ve çıkmazından dolayı hırsla çapa yaptığı sahne. kızın genel olarak sakin, uyumlu olduğu atmosferden çıkıp otların üstünde ağladığı bir sahne var . ve bir ara kader filmi’nin tv de döndüğü sahne gülümsetti. son olarak filmin 3 saat olmasına rağmen akıcı, baymamasını beğendim.
devamını gör...
6.
üç saat çok uzun olmuş iki saat olsa tadından yenmez bir film olurdu ama genel olarak güzeldi. cem davran'ın oynadığı rol kesinlikle hikayenin kaybedeni olmuş ,ona üzüldüm. genç oyuncular kesinlikle gelecek vaat ediyorlar ve başarılı bulduğumu söyleyebilirim.
mutlu sonla biten bir zeki demirbukuz filmi.
mutlu sonla biten bir zeki demirbukuz filmi.
devamını gör...
7.
2023 yapımı bir zeki demirkubuz filmi.
filmde cem davran'ın oynadığı ihtiyar dul koca rolündeki orhan karakterinin, körpe genç karısıyla restoran yemek masasındaki buram buram orta yaş bunalımı kokan sohbeti beni fena sarstı. hikayedeki en manyak karakter olabilir.
birşey yapmalı bir değişiklik lazım ama ne? mutsuzum ama sebebini bilmiyorum, mutlu olmam lazım ama nasıl olacak onu da bilmiyorum. yarım kalmış bir hayatın yorgunluğu üzerindeyken, eklem ağrılarıyla koşmaya çalışırken, nefesin kalp çarpıntısına karışırken, bakıyorsun saatlerden de ölüme çeyrek kalmış, insan neye yetişilebilir ki?
kafasında kurduğu ideal ilişki ve eş modelini duygusal baskı yoluyla elde etmeye çalışan saplantılı bir adam. kendinden baya genç bir kadınla evlenip genç hissetmeyi düşlemek, sonra onu aşırı kıskanıp kendini yetersiz hissetmek, sürekli karşındakinin yerine düşünmek.
andropozlu erkekler pek göze, akla gelmiyor arada kaynıyor garipler.
bu yıkıklığın, bu öfkenin, bu duygusallığın, bu ne yaptığını bilmezliğin yaşattıkları kendiyle beraber yaşlanmış anlayışlı bir eş olmadan büyük bir drama dönüşebilir.
eski triple double ların hatrına şimdiki karavanaları boynu bükük kahramanına gülümseyerek başka kim hoş görüp, amaaan s.et bey diyebilir ki ahahahhshs.
şimdi ben 3 saatlik filmden bunu mu anladım?
filmde cem davran'ın oynadığı ihtiyar dul koca rolündeki orhan karakterinin, körpe genç karısıyla restoran yemek masasındaki buram buram orta yaş bunalımı kokan sohbeti beni fena sarstı. hikayedeki en manyak karakter olabilir.
birşey yapmalı bir değişiklik lazım ama ne? mutsuzum ama sebebini bilmiyorum, mutlu olmam lazım ama nasıl olacak onu da bilmiyorum. yarım kalmış bir hayatın yorgunluğu üzerindeyken, eklem ağrılarıyla koşmaya çalışırken, nefesin kalp çarpıntısına karışırken, bakıyorsun saatlerden de ölüme çeyrek kalmış, insan neye yetişilebilir ki?
kafasında kurduğu ideal ilişki ve eş modelini duygusal baskı yoluyla elde etmeye çalışan saplantılı bir adam. kendinden baya genç bir kadınla evlenip genç hissetmeyi düşlemek, sonra onu aşırı kıskanıp kendini yetersiz hissetmek, sürekli karşındakinin yerine düşünmek.
andropozlu erkekler pek göze, akla gelmiyor arada kaynıyor garipler.
bu yıkıklığın, bu öfkenin, bu duygusallığın, bu ne yaptığını bilmezliğin yaşattıkları kendiyle beraber yaşlanmış anlayışlı bir eş olmadan büyük bir drama dönüşebilir.
eski triple double ların hatrına şimdiki karavanaları boynu bükük kahramanına gülümseyerek başka kim hoş görüp, amaaan s.et bey diyebilir ki ahahahhshs.
şimdi ben 3 saatlik filmden bunu mu anladım?
devamını gör...
