#3967887
kardeşiniz birazcık haklı.
öncelikle ortaklık işi zaten saçma sapan bir şeyken bir de bunu tanımadığınız biri ile yapmak plus saçmalık olur. yanlış anlamayın bir de sözlük ortamından biri ile yapmak plus plus saçmalık olur hatta plusları biraz daha artırabiliriz. size tavsiyem eğer bir iş fikriniz varsa planlarını yapın ama tek başınıza yapabileceğiniz zamana kadar bir köşede dursun, kardeşinizden de mümkünse özür dileyin ve böyle bir yanlıştan sizi döndürdüğü için teşekkür edin. güzel bir hediye işi çözebilir. glck.
ekleme: dert dinlenir çözüm önerileri sunulur; dert dinlemek 1 tl çözüm önerileri 1000 tl. kısa yoldan zengin olma fikirleri.
size uyar mı bilmem ama ben sadece akşam yemek yiyerek gayet kilo veriyorum. bu sene ocak ayı sonuna doğru başlamıştım ve nisan başına kadar bir 10 kilo falan vermiştim. ki ben öyle kilolu biri de değilim.
kendimde dikkat ettiğim şey şu: eğer göbeğim taşmaya başlıyorsa bir sorun var diyerek boğazımdan hemen kesebiliyorum. zaten öğlen öğünü diye bir şey, kendimi bildim bileli yok bende. sabah 8–9 arası bir şeyler yersem akşama kadar fazlasıyla dayanırım. hatta bu yıl anladım ki sabah bir şey yemediğimde daha da iyi oluyorum ve zihnim daha net oluyor.
nisan başına kadar kilo verdikten sonra tekrar sabah kahvaltısına başladım. lakin birkaç gün önce yine kilo aldığımı anladım ve yine sabah kahvaltısını kestim. çayımı içiyorum; arada kahve, kuşburnu derken akşam oluyor zaten.
kilo vermek istiyorsanız “yemeyin” demiyorum. eğer yapabiliyorsanız sadece akşam yemek yiyin; bir haftada alışırsınız zaten ve gözle görülür şekilde zayıfladığınızı daha ilk günden görürsünüz. özellikle fazla kilolu biriyseniz, eminim bir ayda onlarca kilo verirsiniz.
aralarda bir şey yemek yok bu arada. çünkü “sadece akşam yiyorum” diyerek akşama kadar bisküviden bir şey olmaz, çikolatadan bir şey olmaz derseniz kilo falan veremezsiniz.
bu kilo verme işini de ben iradeye bağlıyorum. hatta bir adım ötesi, bence sigara da aynı iradenin işi. eğer sigara içiyorsanız ve bırakmayı düşünmenize rağmen kendinizde o iradeyi bulamıyorsanız çok büyük bir sorununuz var; siz iradesiz birisiniz demektir. iradesiz biriyseniz de hayatınızda birçok şeyi kaybetmeye mahkûmsunuz, diyebilirim.
söylediklerim size ağır gelebilir, hatta bazılarınız “bu ne saçmalıyor” diyebilir. ama kendi deneyimimden gördüğüm şu: insan kendini kontrol edemiyorsa, sonuçlarından şikâyet etmek de pek bir anlam ifade etmiyor.
2007 yapımı aksiyon/gerilim türündeki filmin yönetmenliğini antoine fuqua yapmıştır.
dün açıp izledim. bugünün gündemine bağlı olarak izleyince amerika'nın aslında her daim aynı işleri yaptığını daha iyi anlayabiliyorsun. filmde bahsedilen şeyler bugünde var dünde vardı böyle giderse yarında olacak.
bir nişancının kendisine verilen görev doğrultusunda bulunduğu yerde ekibi tarafından geride bırakılmasının ardından yanında bulunan arkadaşı ile birlikte çatışmanın ortasında kalır. arkadaşı helikopterden açılan ateş sonucu ölür ama nişancı oradan çıkar ve bir şekilde kurtulur. daha sonra aradan uzun bir zaman geçer ve dağlarda basit ve gizemli bir hayat yaşarken kendisine bir görev verilmek istenir. adam her ne kadar görevi kabul etmese de ülkesinin başkanına olacak olan saldırıyı önlemek için öne atılır. bu öne atılmasının sonrasında tabii ki kaybeden kendi olacaktır çünkü kendisine tuzak kurulmuştur. başkana olacak olan saldırıyı nasıl yapardın diye adama başkanın gideceği yerleri söyleyip olası bir saldırıyı önleyeceğiz diyerek kurulan bu tuzaktan adam bir şekilde kaçıp kurtulur. tabii bu kurtuluş o kadar kolay değildir biraz şans birazda aldığı eğitimin etkisi ile kaçar. arkadaşının sevgilisine gider ve ona yaralarını dikmesini söyler. kadın başta kabul etmese de sonrasında kabul eder ve adamı iyileştirir. buradan sonra adam kadınla birlikte kendisini araştıran bir ajana ulaşır ve o ajanı yem olarak kullanıp peşinde olanları yakalamak için hamle yapar. ajanı kaçıran adamları öldürür ve sonra ajan ile birlikte hareket eder, zaten ajanda bu işte bir tuhaflık olduğunu anlar. bir de başkana saldırı düzenlenecek diye adamı kandırmışlardır ama öyle bir şey yoktur, ülkesinde katliam yaptıkları ülkenin bir din adamını öldürürler suçu da nişancıya yüklemek istemişler ama başarılı olamamışlardır. adam sonrasında bu adamların asıl planını ortaya çıkarmak için çok uğraşır hatta büyük adamları yakalatır ancak polis büyük adamlar yerine adamı yakalar. davası için buluştukları oda da olay yerinde silahını bulduklarını söyleyip adamın silahını getirdiklerinde adam silaha bakar ve silahın kendisinin olduğunu söyler. tabii kendisine yardım eden ajanla bir plan yapmıştır. ajan ona silahına uygun bir mermi verir gizlice, sonra adam silahın olaydan sonra kurcalanıp kurcalanmadığını sorup sonra hayır olduğu gibi duruyor cevabını alınca içine mermiyi koyup asıl suçlunun üzerine silahını doğrultur. ateşler ama silah patlamaz, adam silahlarını evden çıkmadan önce her ihtimale karşı etkisiz hale getirdiğini söyler. kaç kere denerse denesin silahın ateşlemeyeceğini söyleyince davadan yırtar. ancak asıl suçluda yırtar çünkü kendisine yönelik suçlamaların amerika'da değil başka bir ülkede yaşandığını söylerler ve ikisi de oradan ayrılır. filmin son sahnesinde ise adamımız büyük adamlar yeni katliamlar için plan yaparken bir dağ evinde onları avlar sonra da dağ evini ateşe verip oradan ayrılır.
aksiyonu bol güzel bir film, aradan geçen 19 yıla rağmen yeni bir filmden pek farkı yok çünkü işlenen konu baki bir konu. iyi seyirler.
tedesco'nun bu sezon yaşadıklarını hangi hoca yaşarsa yaşasın şampiyon falan yapamaz. gs biraz boşladı diye şans kapıyı çalsa bile, bu sefer fenerbahçe'nin klasik basiretsizliği izin vermedi ve puan farkı yine gs'nin istediği şekle geldi. 1 puan ile çıkılsa o maça, şu an konuştuklarımızın tam tersini belki gs için konuşacaktık. lakin dediğim gibi, bir fenerbahçe basiretsizliği, iki de “kendin ettin kendin buldun” davası son noktayı koydu.
sen 3 tane forvet yollayıp yerine bir tanecik genç bir forvet alırsan ve sadece onunla lige devam edersen, altın tepside kupa verecek değiller ya sana. ki ucundan koklattılar sağ olsunlar. sağ olsunlar dediğime bakmayın; şampiyon olana kadar en çirkef şekilde gezenler, istediklerini alınca bir anda melek yüzlü oluyor, onu da belirtmek isterim.
kusura bakmayın ama önce kupada, sonra derbide osimhen nasıl kırmızısız maçı bitirdi, ben anlamadım gitti. takım tutmak değil mesele; her şey ligin ne kadar kalitesiz olduğu ile ilgili. bir tane pahalı oyuncu al, lig onu oyunda ne olursa olsun tutar. biraz aklı olan büyük takım bundan sonra varını yoğunu bir tane çok büyük stara harcar. nasıl olsa star ne yaparsa yapsın sahada kalıyor; iyice belletilir “hakemleri ez” diye ve her maç istediğini alıp yoluna devam edersin.
tarafsız bakabilen herkes bahsettiğim iki maçta neler olduğunu görmüştür. önceki maçlarda da bir yığın şey vardır eminim ama ben son fotoğrafı gördüm ve gerçek manada midem bulandı. bizim ligimiz zaten bitmiş; kimsenin doğru dürüst lig izlediği yok ama daha da aşağı gidiyor, benden söylemesi.
başlığın asıl konusuna gelirsek:
fenerbahçe geçmişten bugüne hep hatalı başlangıçlardan kaybetti. ilk olarak ali koç geldi ve aykut kocaman'ı yolladı. her ne kadar sevmesek bile o günün takımı ile neler yaptığını gördük. ali koç'un ilk sezon ne kadar rezil bir duruma düştüğü de malumunuz.
sonra sezon içinde getirdiği hocayı sezon sonu yolladı. ne bileyim, emre belezoğlu gelip bir iki güzel iş yapsa da şans verilmedi ki orada sportifte olan birinin teknik direktörlüğe geçmesi bence çok saçma. ondan sonra ismail kartal 99 puan topladı, yollandı. yetmezmiş gibi tadic ve dzeko gönderildi. en azından birini tutmalısın ki bana kalsa ikisinin de gitmesi manasız. gelir gelmez kaptan yaptığın adamlar bunlar. madem öyle, kaptan yapma; kaptan mı transfer ediyorsun sen?
jesus, pereira dönemlerini hiç saymıyorum çünkü hiçbirinde yol doğru değil. temeli güzel kurmalısın ilk önce. şimdi geldik bu sezona: tedesco gitmeyi hak ediyor muydu? evet. ancak forvetsiz geldiği bu noktayı görünce haksızlık yapıldığını düşünüyorum.
yine temel olarak hatalı bir iş yapılıyor ve bu takımı tanıyan, bilen, bir kısmı da olsa kendi takımı olan bir adamı yollayıp yeni bir adam getirilecek. gelen diyecek ki: “bu takım benim takımım değil, sil süpür, hadi beni köpür.” daha gelir gelmez forvet, kanat, defans, bek derken bir bakacaksın takımın 11’de 9’u yok. iki oyuncu bile kalsa şükrederim ben.
fenerbahçe nasıl başarılı olur peki?
öncelikle söylemek gerekir ki benim söylediklerimin bir değeri yok ama ileride kendi yazdıklarıma bakıp geleceği görüp görmediğimi görmek istiyorum. konu fenerbahçe olunca bir aptal bile çok basit görür geleceği ama biz yine de bir iki kelam edelim aklımızın yettiğince.
öncelikle para harcama konusunda cimrilerin kralı gelmeli o koltuğa. kulübün televizyonlarda yardım programları yaparak topladığı paraları baba parası gibi harcamalarını anlamıyorum. kendi parasını koyan başkanlar var sanırım; öyle bile olsa o kadar gereksiz harcamalara gerek yok.
takımın sürüyle oyuncusu varken, gelecek hoca her bölgeye adam istiyorsa kimse gelmesin; bırakın takım kendi kendine çıksın oynasın. bugünden daha kötü bir halde olmayız bence. gözle görünen tek şey var, o da forvet. bunu da bir zahmet en baba şekilde doldurun, gerisine karışmayın. kimin geldiği o zaman çok önemli olmaz; isterseniz yılmaz vural gelsin.
tabii en önemli konu da şu; bu konu forvet konusundan bile önemli: takıma durup dururken kendini nasıl güzel yere atarsın, milletin ayağını kıracak kadar güzel basıp yine de nasıl faulü kendi takımına kazandırırsın temalı bir tane adam. bu her şeyden önemli. bu ülke sonuç ülkesi efendim; günün sonunda kimse sizin oraya kadar ne yaptığınıza bakmıyor, sonuca bakıyor.
alın selçuk inan'ı mesela; bizzat kaynağından size bu işlerin ne kadar güzel yapıldığını aktarsın. hatta yetmezse gidin, paraya kıyın, umut bulut ve burak yılmaz'ı da alın. seneye 20 puan farkla şampiyon olmazsanız ben de arap şükrü’yüm. glck.
ispanya’da yaşayan bir kadın, hukuki bir boşluğu kullanıp güneş’i üstüne yapmış. yetmemiş, bir de dünyadan kullanım bedeli istemiş. buna cevaben, cilt kanseri olan insanlar kadına dava açmış. glck.
bir ara ukde doldurmak modaydı o bile bitti be. arada ben heves ediyorum ama ukdelerde ukde değil ki. biraz temizlik yapılsa düzgün ukdelere girsek ne güzel olacak. bir ara çok ukde açtım benzer başlıkları var diye ukdeyi oraya kaydırıyorlardı madem öyle ukdesi niye var. hadi onu geçtim tanımı kaydırıp ukdeyi yine ukdeye koyuyorlardı. sözlük çok tuhaf ara ara sıkılsamda ukdelerden bazen heves edip içlerinden bir kaçını işe alıyorum. glck.
bugün tuhaf bir şekilde derin bir şeyler izleme gereksinimi duydum, gerçi dünden başlayan bir şey bu ama bugün zirve noktasında şu an kendimi tanıyorsam bu işten bir şarkı çıkar ama bakalım ne çıkacak. neyse konumuz o değil, izlediğim bir videoda şu söz geçti ki daha önce de bir yerde gördüm ya da okudum bilmiyorum. okuma olasılığım çok az büyük ihtimal ile gördüğüm bir bilgi.
konuşmacı şöyle dedi dünyadan arıyı ya da solucanı alırsanız dünyanın dengesi bozulur ancak insanı alırsanız dünya inanılmaz bir şekilde güzelleşiyor. tabii daha sonra insanın yaptığı güzel şeyleri de saysa da insanın bu dünyaya olan zararının faydasından çok az olduğu aşikar.
ne diye bu konuya girdik derseniz bilmiyorum, lafı güzaf işte oturduğumuz yerden atıp tutuyoruz. glck.
eve gittikten sonra açıp izlemeyi seviyorum, sadeliğinin yanında ufak tefek bilgi kırıntıları ile de bizi doyuruyor. zaten bilgi aşırı olursa insan arkasına bakmadan kaçmaya başlayabilir.
birden aklıma geldi ve bir iki şey yazmak istedim, aslında uzun bir tanım yapmışım o tanımı görünce hem şaşırdım hem kendimi tebrik ettim. neyse efendim izleyen herkese iyi seyirler. glck.
insanın kendine dönüp kendi ile ilgili olan hesabında düzenleme yapması ve kusurlarını en aza indirmesi ya da indirmeye çalışması denilebilir. daha basit düşünürsek kendine çeki düzen vermek diyebiliriz.
tasarı önemli bir noktadır ancak tasarlarken temeli doğru ve sağlam atmaya da dikkat edelim. glck.
bu kavramı merak ederek biraz bakındım ancak güzel açıklayan birine denk gelmedim. kitap olarak vardır illaki ama ben kitap okumakta pek başarılı değilim.
aslında kötünün yanında, zıttı olan iyi kavramını da merak ettim. “iyi nedir, kötü nedir?” diye düşündüm. sonra, acaba bunu açıklayan biri var mıdır diye bakındım; bulamayınca biraz hayal kırıklığı yaşadım. kendim düşünmeye başladım: kötü ne olabilir ya da karşı durumda iyi ne olabilir?
biraz düşününce şunu fark ettim: herkes kendi açısından bakınca kimse kendini kötü görmüyor. hatta çoğu insan, diğerlerini kötü olarak tanımlıyor. kimse “ben kötü biriyim” demiyor; en azından ben pek rastlamadım. insan doğası gereği eksiklerini ve yanlışlarını kabul etmekte zorlanıyor.
peki kötü nedir ya da kimdir?
ben kötü insanı şöyle tanımlayabilirim: kendisi dışında herkese zarar verirken bunu umursamayan kişi. yani, sözle bile olsa kırdığı insanları önemsemeyenler bence kötülüğün en küçük taşlarıdır.
peki ya büyük taşlar?
bence göz göre göre kötülük yapıp, ardından bunu saklamaya çalışan ya da görmezden gelinmesi için çaba harcayanlardır.
iyi nedir o zaman?
iyi saf olandır. niyet olarak güzel bir amaç peşinde koşan insanlar iyidir.
tabii bu iyi insanların, iyi için ortaya koyduğu şeyleri alıp kötülüklerine alet edenler yok mu? olmaz olur mu, gırla. hatta iyi olan ne varsa, eline fırsat geçtiğinde onu kötüye kullanıp, iyiliğin o saf kapısının arkasından daha fazla kötülük yapanlar çok daha fazla. bu tür kötü düşünce, kötü kavramının arşıdır diye düşünüyorum...
biraz uzattım gibi ama bir şeyler yazmak istedim. güzel insanlara selamlarım ile...
her şey çocukken güzel. eğer henüz çocuksanız ya da içinizde o çocuğu yaşatabiliyorsanız, mümkün olduğunca orada kalın; çünkü çocukluğun sonrası, insanı biraz zorlayabiliyor.
güzel yarınlarınız olsun efendim. bugünleri göremeyen çocuklara cennet onların bu günleri görememesine sebep olanlara da bir tutam cehennem en büyük dileğimdir.
ırkçılık yaparken hakkını vermeye çalışan insanın eylemidir. işini layığıyla yapmaktan başka gayesi yoktur zannımca lakin umarım bir yamacın altından geçerken üzerine bir ton kaya düşerde ırkçılığı dümdüz olana kadar ezilir.
bu arada şunu söylemek isterim hep kullandığım bir kelimedir. ''hepimiz aslında biraz ırkçıyız'' herkesin içinde ırkçılık vardır ancak bazıları bunu arşa ulaştırma çabasına girdiği için sorun çıkıyor.
insanların gördüğü ufolar gibidir bu tür ukdeler, görürsün ama gördüğüne inanamazsın.
tabii bir de anlam olarak çok ağır olup açıklanması oldukça zor olanlar da var ki onları anlatmaya kelimeler yetmez, tek başına zaten bir açıklamadır kendileri.
bir de hiç kimsenin ne olduğundan haberi olmayan ukdeler var ki onları ne ben söylemiş olayım ne de siz duymuş olun.
ukdelere her girdiğimde eski dertlerim aklıma geliyor ve bir iki kelam etmeden duramıyorum. glck.
bazı ukdeler boşuna orada duruyor ama silen olmadığı gibi umursayanda yok. neyse biz sözlüklenmeye bakalım.
iki yüzlü insanları ya da benliğini içine gömen insanları uyarmak için kurulmuş bir cümle olabilir.
derinlere gömdüğümüz benliğimizi bulabilirsek belki gerçek benimiz ile daha mutlu olabiliriz, tam tersi de olabilir aman çıkarmadan iyice üzerini arayın. glck.
normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz.
Daha detaylı bilgi için çerez ve
gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.
online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.