iche iche oldu nietzsche yazar profili

iche iche oldu nietzsche kapak fotoğrafı
iche iche oldu nietzsche profil fotoğrafı
rozet
karma: 7111 tanım: 818 başlık: 64 takipçi: 44
We are just a moment in time, a blink of an eye, a dream for the blind, visions from a dying brain, i hope you don't understand..

son tanımları | başucu eserleri


munzur'un zirvesinde bir muzır

erzincan’ın o geçit vermez, dumanı eksilmeyen munzur ufkunda, rüzgarın pencerelerini durmaksızın dövdüğü köhne bir taş ev... terkedilmiş dulundas köyünde dumanı tüten son hane.

içeride, tezek, otlu peynir, kete kokusu ve gaz lambası isinin arasında hayata tutunmaya çalışan iki can: yıllardır yatağa mahkum, gözleri uzaklara dalan yaşlı yatalak bir anne ve onun can yoldaşı, doğuştan kör, gözü gönlünden zengin, dünyayı sadece seslerle ve dokunuşlarla gören körpe şenay.

​bir de dadaş vardı. kelimenin tam anlamıyla bir "yoldaş". erzincan’ın dik kayalıklarına, donmuş şelalelerine meydan okuyan, yüreği de dağları kadar geniş bir dağcı.

son tımanışında rastgele bulduğu şenay ile annesinin bu dünyadaki eli ayağı, sarp patikalardan sırtında çuvallarla erzak taşıyan tek dostlarıydı.

​kışın en amansız günlerinden biriydi. tipi dışarıda kurt gibi uluyor, evin içindeki ahşap zemin soğuktan çatırdıyordu. şenay’ın annesi o gün her zamankinden daha bitkin, şenay ise fırtınanın karanlığında her zamankinden daha hüzünlüydü. evin içindeki kasvet, adeta odadaki havayı kurutmuştu. dadaş, kapıyı omuzlayıp içeri girdiğinde odadaki bu ağır kederi hemen hissetti. dostunun yüzündeki o gölgeyi yok etmek, şu köhne eve bir nebze olsun neşe katmak istiyordu.

ama nasıl?

erzakları bıraktıktan sonra şenay teşekkür etmek için yanına geldi ve yüzüne dokunmak istedi ama gözlük ve kar maskesi yüzünden dokunamadı.

​şenay’ın gözleri görmüyordu ama kulakları bir sarraf hassaslığıyla dünyayı tartardı. dokunarak hissederdi hayatı. dadaş’ın aklına, hem trajikomik hem de dostluğun sınırlarını zorlayan deli divane, muzır bir fikir geldi. şenay’ı mutlu etmek, onu kahkahalara boğmak için hayatının en sıra dışı, en çılgın gösterisini sunacaktı: bir dağcı striptizi. onu bu sayede mutlu edebilirdi.

​kar gözlüğünden termal içliğe bottan çoraba tepeden tırnağa bir gösteri, hemen başlamalıyım dedi.

​dadaş, odanın ortasına geçip boğazını temizledi. tiyatrovari, abartılı ve derin bir ses tonuyla konuşmaya başladı:

​"bayanlar baylar! erzincan’ın en zirve noktasından, sadece siz özel konuklarım için gelmiş geçmiş en sıcak, en muzır ve en... kat kat gösteri başlıyor! müziği hayal edin!"

​şenay önce şaşırdı, ne olduğunu anlayamadı. ardından dadaş, ağzıyla ritmik, komik bir "dımtıs dımtıs" fon müziği yapmaya başladı. evet bayanlar bende kalın sizin için şovuma başlıyorum, dın dını dını, dını dınııı..

ilk parça: ağır kışlık parka

dadaş, cırt cırtlarını büyük bir şehvetle ve gürültüyle açtı: "cıııırt!" parkayı omuzlarından ağır çekimde düşürürken, şenay’ın elini tutup parkanın kalın kumaşına dokundurdu.

"bak, bu en sert tabakaydı, rüzgar geçirmez ama şimdi aramızda hiçbir engel kalamaz!"

olaya ayıkan şenay kıkırdamaya başlamıştı bile. yanakları pembeleşmişti.

​ikinci hamle: dağcı botları ve tozluklar

koca kilitli dağcı botlarının iplerini çözerken nefes nefese bir performans sergiliyordu. botları yere güm diye fırlattı.

"evet, şimdi ayaklarım özgür!" diyerek yün çoraplarını şenay’ın yüzüne doğru salladı (neyse ki şenay kokuyu değil sadece rüzgarı hissetti). şenay her hamleden sonra dokunarak sıradaki hamleyi takip ediyor ve müziğe eşlik ediyordu.

​büyük final: termal içlik ve kar maskesi

dadaş sahnede (yani kilimin üzerinde) adeta eriyordu. kar maskesini kafasından öyle bir estetikle çıkardı ki, saçları elektriklenip havaya dikildi. en son polarını ve termal üstünü çıkarırken, şenay’ın ellerini alıp kendi pazılarına ve dağcı sırtına koydu. şenay her kıvrımına dokunarak dadaşı kafasında modelliyordu.

dadaş "işte!" dedi "kas, bilek ve sadece senin için atan bir yürek!"

kahkaha atan şenay, dadaş’ın bu şapşalca, bu alabildiğine samimi çabasını baştan sona elleriyle, kulaklarıyla ve kalbiyle izledi.

yoldaş’ın kıyafetleri odanın dört bir yanına saçılmışken, şenay hayatında hiç atmadığı kadar büyük, içten bir kahkaha attı. o güldükçe, yatakta bitkin yatan annesinin de yüzünde çizgiler gevşedi, o da eski günlerdeki gibi hafifçe tebessüm etti.

​evin içindeki o soğuk ve kasvetli hava, bir anda dünyanın en sıcak yuvasına dönüşmüştü. gözleri görmeyen bir kadını mutlu etmek için, erzincan’ın dondurucu soğuğunda, köhne bir evde üstündeki dağcı kıyafetlerini tek tek fırlatan bir adam...

​dadaş titreyerek hemen polarına geri sarınırken, şenay hala gülüyor ve şöyle diyordu:

"dadaş... hayatımda gördüğüm –yani hissettiğim– en tuhaf, en gürültülü ama en güzel danstı bu. iyi ki varsın."

dadaş'ın üşüdüğünü farkederek ona dostça sarıldı ve ısıtmaya çalıştı, istersen gel annemle aramıza yat ısınalım dedi ama dadaş bu isteği nazikçe geri çevirdi, yanlış anlamayın benim o taraklarda bezim olmaz, dadaş gakkoşa yürümez dedi, anne kız biraz mahcup oldular, zaten gakkoş da değillerdi.

​o gece munzur dağları fırtınayla sarsılmaya devam etti, ama o köhne evin içi, dostluğun ve saf neşenin ateşiyle sabaha kadar sıcacık kaldı.
devamını gör...

şenay'ın ikilemi

şenay, 42 yıllık ömrünün son on yılını ankara’nın o devasa, ruh emici alışveriş merkezlerinden birinde, elinde paspasla geçirmişti. kariyerinin son noktasında, en dibinde, en tepesinde o bir temizlik emekçisiydi.

10 yıldır hayatı; masalarda kahve lekeleri, sinema katında bırakılan patlamış mısır poşetleri ve en çok da "medeniyet görmemiş" tuvalet ziyaretçileriyle mücadele etmekle geçmişti.

bekardı, yalnız yaşıyordu ve hayattaki tek lüksü, vardiya bitimi evinde içtiği demli çay, tek hedefi dudak dolgusu için kenara attığı parayı denkleştirmekti. kendini bir nebze gençliğindeki gibi güzel ve alımlı görmek için birikim yapıyordu.

yeni bir hafta yeni ​bir pazartesi, şirketin ambar şefi musa eline mor renkli, üzerinde parıltılı harflerle "kakason - ultra yoğun wc blokör" yazan bir ambalaj tutuşturdu. şef, bak bu yeni geldi şenay, yukardan çok övdüler, az sık reaksiyonu gör, dedi.

​şenay ürünü ilk kez öğleden sonra erkekler tuvaletinde denedi. hakikaten mucize gibiydi. klozetin içine sıktığı anda, kireçler ve yılların tortusu adeta korkudan eriyip gidiyordu. tek bir sorun vardı: kokusu. parfümle çamaşır suyunun asidik bir evliliğinden doğmuş, geniz yakan, insanın beynindeki bazı gri hücreleri uyuşturan tuhaf, tatlımsı bir kimyasal kokuydu bu. şenay maskesini burnuna iyice bastırdı ama koku sızıyordu.

​bir hafta boyunca kakason’u her gün kullandı. cuma akşamı, avm’nin kapanmasına yarım saat kala, yemek katındaki en arka tuvalet kabinine girdi. içerisi tam tahmin ettiği gibiydi. sifonu çekmeye üşenen, insanlığın evrimini tamamlayamadığının canlı kanıtı bir manzara.
​şenay derin bir iç çekti. "pislik insanlar... yine sıçmışlar bırakmışlar. zor mu şu butona basmak be? elin mi kırılır?" diye söylenerek sağ elini duvardaki sifon butonuna doğru uzattı.
​tam o sırada, klozetteki kütle hafifçe kımıldadı. suyun içinden gelen boğuk, pürüzsüz ve son derece kibar bir erkek sesi yankılandı:

"yapma..."

​şenay’ın eli havada asılı kaldı. etrafına baktı. kabinde yalnızdı. yan kabinler dw boştu. "tansiyonum düştü herhalde, kakason başıma vurdu," diye düşündü. sifona tekrar uzandı.

​"lütfen şenay hanım, basmayın. rica ediyorum. bşraz konuşalım."

​şenay çığlık bile atamadı. gözleri yuvalarından fırlamış bir şekilde klozetin içine baktı. ses tam olarak oradan geliyordu. karşısındaki nesne, kakason’un mor sıvısıyla hafifçe kaplanmış, üzerinde küçük kabarcıklar uçuşan, bildiğimiz bir dışkıydı. ama konuşuyordu.

​"sen... sen neyin nesisin?" diyebildi şenay, elindeki fırçayı bir silah gibi öne doğru uzatarak.

​"ben, az önce yukarıdaki köftecide duble porsiyon gömen o bıyıklı adamın bilinçaltıyım aslında, dedi kütle, hafifçe suyun üzerinde dönerek. ama kakason... o mor sıvı var ya? mucizevi bir formülü var. moleküllerimi bir arada tutup bana bir bilinç kazandırdı. şenay hanım, ben yaşamak istiyorum."

​şenay’ın beyninde şimşekler çaktı. karşısında 42 yıllık hayatında gördüğü en temiz, en kibar, en "insani" varlık duruyordu ve bu varlık bir kakaydı.
​içindeki temizlikçi refleksleri bağırıyordu: "bas sifona gitsin! sen koskoca şirketin personelisin, burayı temiz bırakmak senin namusun ve görevin!"
​ama diğer taraftan, akşamları evde yalnız oturan, kimsenin halini hatırını sormadığı şenay konuşuyordu: "ilk defa biri bana 'şenay hanım' dedi. ilk defa biri benimle bu kadar nazik konuştu. şimdi ben bu canı nasıl yok ederim?"

​"eğer o butona basarsan," dedi klozetteki filozof, "ankara’nın karanlık, pis kanalizasyon borularında kaybolup gideceğim. kimyasal atıklar arasında bilincimi yitireceğim. ama basmazsan... burada kalıp her akşam seninle hayat, yalnızlık ve avm insanlarının kabalığı üzerine sohbet edebilirim."

​şenay büyük bir ikilemin ortasındaydı. bir yanda temizlik şefinin yarın sabah yapacağı "buralar niye kirli?" denetimi ve işini kaybetme korkusu; diğer yanda ise hayatında bulduğu en nazik dostu saniyeler içinde lağıma gönderme vicdan azabı.

​şenay yavaşça elini sifondan çekti. maskesini indirdi. kakason’un o tuhaf, tatlı kokusunu içine çekti. gülümsedi.

​"sana bir isim bulmamız lazım," dedi şenay, kabinin kapısını içeriden kilitleyerek klozetin kapağına oturdu. "şef gelene kadar vaktimiz var. anlat bakalım, o köftecinin bilinçaltında başka neler vardı?"

​dışarıda milyarlık avm'nin ışıkları tek tek sönerken, 4 numaralı kabinde şenay ve kakason’un var ettiği yeni dostu, hayatın anlamı üzerine derin bir sohbete dalmışlardı bile. şenay sohbetin ortasında duraksadı, çok naziksin sana yoldaş diyebilir miyim? tabi ki dedi, yaklaş bal dudaklarını öpmek istiyorum.
devamını gör...

barış manço'nun en güzel şarkısı

en güzeli değil belki ama az bilindiği için farklılık olsun diye bahçede hanımeli diyorum.


devamını gör...

sözlük radyosu kaçak yayınları

yayınında duyurdu zugra instagram da çocuklar için mimarlık atölyesi projesi başlatmış. hayırlı olsun, başarılar dilerim, yolunuz açık olsun, size ve çocuklara iyi gelir ve başarılı bir proje olur inşallah. bence buradan da takip etmek isteyenler için bir link bırakabilirsiniz, takipçi faydalı olur, sözlük bir işe katkı sağlar belki.
devamını gör...

sözlük radyosu kaçak yayınları

ya nasip diyerek yayına başlanmış, dinlenmez mi, dinlenir ya.
devamını gör...

iche iche oldu nietzsche (yazar)

#3995277

kinayeden anlamamış ne yapayım. standart solcu tribi 15 senede 1000 kere falan yemişimdir ha, ırkçı faşist falan, işaretler cımbızlar hedef gösterir, imkanı olsa gelir kafama molotof atar, yoksa engeller ama anlamaya asla çalışmaz, mesaj atıp veya alıntılayıp sormaz, faşist de ırkçı de geç işte bir de nasıl yapmış onu sarı şerit çekmiş respect.

tanga beni engelleyerek sözlüğün yüzde 20 sinden falan mahrum kalmış oldu, kendi yankılarınızda sağır olun ne diyeyim.
devamını gör...

israil

israil güvenlik istiyorsa eşşek gibi rrrrr yapacak. bunlarla muhatap olmamaya devam etmeli devlet, gitsinler çingen hindu sevgisi ithal etsinler, güney koreli, arjantinli dinci evanjelik ruh hastası dostlar edinsinler, yunanla ortaklık geliştirsinler, hepsi o kadar komik ve boş ki. göt kadar cehennemde paranoyak bir hayat, bibi; şu elimdeki telefonu görüyor musunuz ? sonra telefonu ardına götürür ve bir ses blop, sonra elini tekrar ekranlara çevirir telefon elinde yoktur, israil oğullarının bir mucizesi daha.
devamını gör...

backrooms (film)

2026 nın ses getiren filmlerinden. 10 milyon dolara mal olan film, abd'de ilk haftasında 80 milyon dolar hasılat yapmış. imdb si 7.1. bilimkurgu, korku kategorisinde, 4chan dan çıkmış bir hikaye, dünyada var olmuş korkunç gizemli bir ara evren.

bu hikaye hakkında daha önce de videolar çekmiş, içerik üretmiş kane parsons adlı 20 yaşında bir yönetmenin filmi.

özet olarak hakkında duyduklarım bunlar, 1 saat sonra izleyip film hakkında görüşlerimi de yazacağım inşallah, edit gelecek...

evet izledim, film bitti, bundan sonra spoiler içerebilir..

filmin geçtiği gizemli boyut hakkında yazacağım.

burası 6 yaşındayken gittiğiniz, huzur bulduğunuz babannenizin hayal meyal hatırladığınız evinin tasavvuru. kendini orada hayal eden bir çocuğun hatırları, rüyaları, kâbusları, hayalleri.

içerideki herşey yarım yamalak çarpık çurpuk, eşyalar, mekanlar, suretler, insanlar, canavarlar. burada oluşturulan sonsuz mekan varlığıyla kafanızı kurcalayan, acaba ben bunu gerçekten yaşadım mı yoksa hayal mi ettim dediğiniz, sanrı mı gerçek mi bilmeyeceğiniz hatıraların serpiştirildiği bir soyutluk.

korkunç bir gizem, unutulması gereken bir travma, hatırlanması gereken bir hatıra, kimdi bu ya şöyle biriydi sanki dediğiniz tacizci, çocukken platonik aşık olduğunuz yetişkin kızıl saçlı kadın, kimse yokken sizi döven sarhoş şişko adam. suratları muallak olaylar ve mekanlar yarım yamalak, ama o boyutta bunlar o kadarlık oluşturuluyor. tabi ki yaşadığınız mahalle, eviniz, eşyalarınız akılda kaldığı kadarıyla.

bu kimin evreni, nasıl var oldu ve somutlaştı, ilk nasıl keşfedildi hiç birinin cevabı yok. ve sürekli genişliyor.
devamını gör...

kemal kılıçdaroğlu

bugün kendisine en çok sövenler, partiyi layık görmeyip, hain diyenler dün ona devleti veriyorlardı.

şaka mısınız abicim biz hep dedik bu adam tehlikeli anasının adı yemuş kuzeniyle evli ayrıca gizli ermeni olabilir, alevi kürtçü falan diye hep dedik ama neymiş muhalefete muhalefet edilmezmiş.

ülkesini seven bir yurttaş olarak dün de karşısında kim varsa onu destekledim yarın da öyle yapacağım, kemal beyin karşındaki en güçlü adaya oy vereceğim.

kafa karışıklığına gerek yok, dün sağında solunda başganum başganum kazanıyoruz tiyatrosu çeken lise mezunlarına da güvenmiyoruz ahhahahahshsjssj.
devamını gör...

selcuksport'un gözaltına alınması

iyi olmuş, febeli bir kaçak, korsan yayıncıydı, ekstra olarak sevmeme sebebim.

kaçak yayın açmak paylaşmak hem suçtur hem günahtır, korsan alternatif sunarak piyasayı bozup kulüplerin yayın haklarından gelecek paranın önüne geçmektir. üyelikle izleyen ne kadar fazla olursa o talep ligin değerini etkiler.

todd aylık üyelik 12 taksitle aylık 330 liraydı şimdi 400 olmuş, maç izleyecek olan alabilir.
devamını gör...

şikayet üzerine konser ve festivallerin yasaklanması

öyle mi olmuş allah allah, konser falan hep yasak türkiye de, müzik yapanı astılar hatta ajhajajs. şu başlık muhaliflerin nasıl delirtildiğinin nişanelerinden birisi.

konser yok festival yasak en son konseri 2023 te hayko cepkin verdi.
devamını gör...

kılıçdaroğlu vs özel

pavyon masalarında, rüşvetlerle kendini başkan seçtirenlerle onları partiye alan kişinin vs.u. rüşvetçi, hırsız, lise mezunu vasıfsız fetö ajanları bir daha gökyüzü göremeyecek, onun fonladığı ekotroll taifesi kendine başka iş baksın, ifşa olmadıysa kılıçdara yanlasın.
devamını gör...

anın fotoğrafı

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

emirgan sahil muhteşem gökyüzü.
devamını gör...

iyi bayramlar

herkese iyi bayramlar.
devamını gör...

kurban bayramı

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

allah kabul etsin. şu sarışın, kıvırcık, yakışıklıyı az önce tekbirlerle kurban ettik. kurban bayramınız mübarek olsun.
devamını gör...

kılıçdaroğlu'na üç harf armağan et

ğ ç j hediye ediyorum. anlamını bilseniz kanınız donar.
devamını gör...

yazarların unutamadığı çocukluk arkadaşları

83 lüyüm ve afedersiniz it sürüsü gibiydik. o kadar çok çocukluk arkadaşım vardı ki, aynı mahallede doğup, büyüyüp, okuyup hâlâ aynı mahallede yaşamam sebebiyle bazılarıyla karşılaşıyoruz, selamlaşıyoruz.

cenazesine gittiğim de oldu maalesef, en çok unutamadığım işte o kanserden kaybettiğimiz rahmetli fatih'ti. çok iyi çocuktu çokta iyi arkadaşımdı rahmetli. ilk ve ortaokulu aynı sınıfta okuduk, ben "çalışkan" olduğum için kopya vermeyeyim diye çalışkan başka biriyle genelde inek bir kızla önde oturmaya zorlandım hep. onunla oturunca çok kaynatırdık izin verilmezdi.

habersiz lisede aynı liseye gittik, denk geldik. ben o dönem aynı lisenin yabancı dil ağırlıklı hazırlık bölümü kazanıp kaydolmuştum onu da bahçede görünce çok sevindim, ilk ders günü gel lan sende benim sınıfa birşey olmaz deyip onu da benim hazırlık sınıfına soktum. sonra yoklama yapıldı ve adı okunmadı doğal olarak ahahhahs. dedim hocam nolur fatih de kalsın burada, olmaz dedi. fatih benden çok yıkıldı, mecbur gitti kendi sınıfına, düz liseye. allah rahmet eylesin çok anımız vardı.
devamını gör...

sözlük yazarlarının her telden futbol paylaşımları

08.04.1998 galatasaray-beşiktaş türkiye kupası finalinde mecidiyeköy ali samiyen stadında yanılmıyorsam eski açıkta şifo mehmetin şu harika röveşata golünü tam karşımda izledim. galatasaraylıyım ve o maça beşiktaşlı arkadaşlarla kaçak girmiştik. onlar gibi kaçak giren bir sürü bjk li bizim tribünde gole sevinince ortalık karıştı, bir anda bjk liler tribünden aşağı inmeye ve tezahürat yaparak kendi tribünlerine gitmeye başladılar, acayip bir olaydı.

devamını gör...

yazarların siyasi görüşleri

akpartiliyim ama son başkanlık seçiminde nasılsa kaybeder diye 2.turda kemal kılıçdaroğlu na oy verdim.

sonra yaşadığım stresi anlatamam ulan ya kazanırsa, bir de kazanıyormuş, yok ya kazanamaz ya, oy verdiğim adayın kaybetmesini bekleyerek seçim sonuçlarını izledim içim içimi kemirdi resmen. acayip bir deneyimdi, herkese tavsiye ederim.
devamını gör...

cumhuriyet halk partisi

osmanlının yıkılışından sonra türkiye cumhuriyeti nin kurucu ve öncü partisidir. ister iktidar olsun ister olmasın mirasından ötürü her zaman muhalefet eden değil edilen parti konumundadır.

mustafa kemal atatürk osmanlı'dan elimizde kalan bakiyeyi bir arada tutmak ve ülkenin döneminde ayakta kalıp, ileride rekabet edebilecek bir konuma gelebilmesi için bize yabancı ve uyumu zor olan ilkeler benimsemiş ve bunu chp nin ana programı haline getirmiştir. bunlar ayrıca yeni cumhuriyet için bir tür muskaydı. batıyla uyumlu olmak bir tercihten öte hikayemizin devam edebilmesi için zorunluluktu, düşman ve tehdit olarak algılanmak asla çıkarımıza değildi.

hızlıca devrimler yapıldı, bu süreçte cumhuriyet halk partisi yüklendiği misyonu yerine getirirken benimsendiği kadar nefret de edildi. sosyolojimizin, tarihimizin, kültür ve inancımızın aksine şeyleri benimsemek illaki ters tepecekti. zamanla bunlara muhalefet edenler ve ara bir yol arayanlar kurdukları siyasi partilerle muhalefete başladılar, chp nin hep muhalefet edilen olmasından kastım budur.

ama atatürk den sonra kimse chp nin misyonunu layığıyla yapamadı. çareyi hakim bir güce dayanmakta buldular ve bu güçte abd oldu. gelişen olaylar, 2.dünya savaşı sonrası dünya düzeni buna sebep oldu. biz artık bir tür yarı sömürgeye dönüştük.

chp sabiti bu ülkede her zaman var olmaya devam etmeli ve gerçekten o partiye yakışan seçkin, kaliteli insanlar tarafından idare edilmeli. şu anki haliyle berbat durumda ve ülke için umut vaadetmiyor.

chp zaten doğuştan avantajlı, hep bir kaç adım ileride olmalı diğerleri onunla rekabet etmeli, siyasette belirleyici parti olmalı. şikayet eden kavga eden değil kavga ayıran istikamet veren olmalı ama nerdeee.

gerçekten çok bağnaz ve akılsız şekilde idare ediliyor, içler acısı.
devamını gör...
devamı...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim