orijinal adı: muertos incómodos
yazarlar: paco ignacio taibo ii, subcomandante marcos
yayım yılı: 2004
iki yazarın birbirlerinin bıraktıkları yeri devam ettirerek yazdığı romandır. politik bir cinayetin araştırıldığı bir dedektiflik romanı olan kitap ''dört el metodu'' ile yazılmıştır.
yazarlar: paco ignacio taibo ii, subcomandante marcos
yayım yılı: 2004
iki yazarın birbirlerinin bıraktıkları yeri devam ettirerek yazdığı romandır. politik bir cinayetin araştırıldığı bir dedektiflik romanı olan kitap ''dört el metodu'' ile yazılmıştır.
öne çıkanlar | diğer yorumlar
başlık "idle" tarafından 22.05.2022 21:35 tarihinde açılmıştır.
1.
polisiye sevenlerin kaçırmaması gereken türden bir eser, bir sherlock değil ama yine de beni tatmin ettiğini söyleyebilirim. zaten kitap okuma idi, tatmin olma üzerine kurulu değil midir azizim?
cinayeti kesinlikle tahmin edemiyorsunuz, bu yönünü çok sevdim. ben son ana kadar bilemedim ornegin. bu anlamıyla sürükleyici bulduğumu da belirteyim. iyi okumalar.
cinayeti kesinlikle tahmin edemiyorsunuz, bu yönünü çok sevdim. ben son ana kadar bilemedim ornegin. bu anlamıyla sürükleyici bulduğumu da belirteyim. iyi okumalar.
devamını gör...
2.
simon beckett'ın david hunter serisinin beşinci romanı huzursuz ölüler... daha önce türkçeye çevrilmiş diğer dört kitabını da zevkle okumuştum, bu kitabı da çok zevk alarak iki günde bitirdim.
romanın konusundan biraz bahsedip eleştirmek istiyorum, spoiler yok.
roman david hunter'ın bir anda kendisini tuhaf bir ceset soruşturmasında bulmasıyla başlıyor. kendisi adli antropolog olduğu için kendisinden tuhaf bir sahil kasabasında bulunmuş, kimliği belirlenememiş, korkunç biçimde çürümüş bir ceset için yardım isteniyor, o da sahip kasabasına ulaşır ulaşmaz bunu başka cesetler takip etmeye başlıyor ve işler öyle bir karışıyor ki sormayın.
bu adamın romanlarını seviyorum. eski romanlarını ithaki bastığı için romanlarının çevirmeni nur küçük idi, oldukça sade ve alışılmışın dışında bir akıcılıkla çeviriyordu, yeni roman huzursuz ölülerin yıllar sonra başka bir yayınevinden çıktığını görünce tek büyük korkum başka bir çevirmen ve kötü bir çeviri idi, begüm berkman bu konuda öyle iyi iş çıkarmış ki ben bile şaşırdım diyebilirim...
roman müthiş bir çeviriyle insanı içerisine çekiyor, simon beckett'un usta kalemiyle de sarsıcı bir biçimde ilerliyor. romanın en güzel taraflarından birisi birçok konuda insana merak uyandıracak olaylar yaratabilmesi... her ne kadar bu sefer cinayeti işleyeni erken tahmin etmiş olsam da bunu neden yaptığını, nasıl yaptığını, ortaya çıkan diğer cesetlerin kimler olduklarını, onları neden öldürdükleri gibi soruları kafamda çevirdim çevirdim durdum...
roman öyle güzel bir atmosfer yaratmış ki, bol bulutlu, bazen fırtınalı, bazen sadece yağmurlu bir sahil kasabasında boğulduğumu hissettim diyebilirim.
romanın kötü kısmı var mı diye düşünüyorum, sanırım eski romanların birinde bir katil ile bir sıkıntısı vardı, okuyanlar bilirler, o insanın hayaletini yaratıp yaratıp durması artık kabak tadı verdi, ya o insanla alakalı bir roman yazsın ya da söz etmesin artık yeter.
gerçi henüz türkçeye çevrilmeyen, yayımlanmamış altıncı bir roman da mevcut, belki onda vardır.
romanın konusundan biraz bahsedip eleştirmek istiyorum, spoiler yok.
roman david hunter'ın bir anda kendisini tuhaf bir ceset soruşturmasında bulmasıyla başlıyor. kendisi adli antropolog olduğu için kendisinden tuhaf bir sahil kasabasında bulunmuş, kimliği belirlenememiş, korkunç biçimde çürümüş bir ceset için yardım isteniyor, o da sahip kasabasına ulaşır ulaşmaz bunu başka cesetler takip etmeye başlıyor ve işler öyle bir karışıyor ki sormayın.
bu adamın romanlarını seviyorum. eski romanlarını ithaki bastığı için romanlarının çevirmeni nur küçük idi, oldukça sade ve alışılmışın dışında bir akıcılıkla çeviriyordu, yeni roman huzursuz ölülerin yıllar sonra başka bir yayınevinden çıktığını görünce tek büyük korkum başka bir çevirmen ve kötü bir çeviri idi, begüm berkman bu konuda öyle iyi iş çıkarmış ki ben bile şaşırdım diyebilirim...
roman müthiş bir çeviriyle insanı içerisine çekiyor, simon beckett'un usta kalemiyle de sarsıcı bir biçimde ilerliyor. romanın en güzel taraflarından birisi birçok konuda insana merak uyandıracak olaylar yaratabilmesi... her ne kadar bu sefer cinayeti işleyeni erken tahmin etmiş olsam da bunu neden yaptığını, nasıl yaptığını, ortaya çıkan diğer cesetlerin kimler olduklarını, onları neden öldürdükleri gibi soruları kafamda çevirdim çevirdim durdum...
roman öyle güzel bir atmosfer yaratmış ki, bol bulutlu, bazen fırtınalı, bazen sadece yağmurlu bir sahil kasabasında boğulduğumu hissettim diyebilirim.
romanın kötü kısmı var mı diye düşünüyorum, sanırım eski romanların birinde bir katil ile bir sıkıntısı vardı, okuyanlar bilirler, o insanın hayaletini yaratıp yaratıp durması artık kabak tadı verdi, ya o insanla alakalı bir roman yazsın ya da söz etmesin artık yeter.
gerçi henüz türkçeye çevrilmeyen, yayımlanmamış altıncı bir roman da mevcut, belki onda vardır.
devamını gör...
