1.
şüphesiz tarihteki en gizemli insanlardan biridir. hz. muhammed döneminde yaşamıştır ve kendisinin deccal olup olmadığından şüphelenilmiştir. bildiğiniz hz. muhammed döneminde deccal olarak olarak konuşulmuştur.
fakat kesin deccal veya beklenen büyük deccal olduğu konusu tartışmalıdır. (nevevi, ibn hacer)
ibn sayyad, yani abdullah bin sayyad, ashap arasında yaşamıştır. fakat gerçekte kim olduğu konusunda kuşkular olmuştur. ibn sayyâd, ibn sâid olarak da anılmıştır.
abdullah ibni ömer ile cabir (radıyallahu anhum), ibn sayyad'ın deccal olduğu üzere çekinmeden yemin ederlerdi. hatta cabir radıyallahu anh'a ibn sayyad müslüman olmuştur denildiğinde, cabir radıyallahu anh, "müslüman olsa bile" şeklinde cevap vermiştir. deccal mekke-medine'ye giremez, ama ibn sayyad girmiştir denildiğinde, cabir radıyallahu anh, "buralara girmiş olsa bile" demiştir.
şu rivayette anlatılanlar da, sanırsam daha ibn sayyad'ın henüz buluğ çağına girmemiş olduğu bir dönemde gerçekleşmiştir:
abdullah ibni mesud radıyallahu anh şöyle demiştir:
bir gün resulullah ile beraberdik. aralarında ibn sayyad'ın da bulunduğu çocuklara uğradık. çocuklar kaçtılar, ibni sayyad oturdu. sanki resulullah ondan hoşlanmamıştı.
nebi ona şöyle buyurdu:
"elin topraklansın! benim allah'ın rasulü olduğuma şahitlik eder misin?"
ibni sayyad şöyle dedi:
"hayır, aksine sen benim allah'ın elçisi olduğuma şahitlik eder misin?"
bunun üzerine ömer bin hattab şöyle dedi:
"ya resulullah! beni bırak şunu öldüreyim."
resulullah şöyle buyurdu:
"gördüğün kişi o ise, ona asla güç yetiremezsin!"
diğer bir rivayet şöyledir:
"hz. ömer, resulullah ile beraber sahabeden bir grup ibn sayyad'ın yanına gitmişlerdi. resulullah, ibn sayyad'ı, ensar'dan, benî meğâle oğullarının taştan yapılmış kalesinin yanında çocuklarla oynarken buldu. ibn sayyad ise henüz buluğ çağına ermeye başlamıştı. resulullah o kendisini tanımadan eliyle ona hafifçe vurarak şöyle buyurdu:
"benim allah'ın resulü olduğuma şehadet ediyor musun?"
ibn sayyad resulullah'a baktı ve şöyle dedi:
"senin ümmilerin peygamberi olduğuna şehadet ederim."
sonra da ibn sayyad sözüne şöyle devam etti:
"sen benim peygamber olduğuma şehadet eder misin."
resulullah onun bu sorusuna cevap vermeden şöyle buyurdu:
"ben allah ve o'nun hak peygamberlerine inanırım."
sonra da resulullah şöyle buyurdu:
"falda ne görüyorsun."
ibn sayyad şöyle dedi:
"bana doğru haber de gelir yalan haber de."
bunun üzerine resulullah şöyle buyurdu:
"senin işin çok karışıktır."
sonra da resulullah sözüne şöyle devam etti:
"ben gönlümde senin için bir şey buldum. haydi onu bil bakalım." (ve zihninde duhan suresini hatırlamıştı)
ibn sayyad şöyle dedi:
"gönlündeki duh'tur."
bunun üzerine resulullah şöyle buyurdu:
"sus, yıkıl git, haddini aşma."
bu sırada hz. ömer şöyle dedi:
"ya resulullah! izin ver de şunun boynunu vurayım."
resulullah şöyle buyurdu:
"eğer o deccal ise sen onu öldürmeye muktedir değilsin. deccal değilse onu öldürmenin sana bir faydası olamaz."
bu rivayeti anlamamış olabilirsiniz. yani resulullah içinden duhan suresini hatırlıyor, ama ibn sayyad, duhan kelimesinin sadece baş kısmını, yani sadece "duh" kısmını biliyor. resulullah da, şeytanın kendilerine bir bütünden ancak bir parça yerleştirdiğini, kâhinlerin bundan ileri gidemeyeceklerini ve allah'ın peygamberlerine vahyettiği gayb bilgisine ulaşamayacaklarını belirtmiştir. (nevevî)
ayrıca şu rivayet de oldukça ilginçtir:
ibn ömer şöyle diyor:
"resulullah daha sonra bir kere de ubey bin ka'b el-ensâri ile beraber ibn sayyad'ın bulunduğu hurmalığa gitti. resulullah hurmalığa girdiği zaman hurma gövdeleri ile korunup saklanmaya başladı. resulullah, onu gafil avlamak ve ibn sayyad kendilerini görmeksizin onun özel hallerini görüp ondan bir şeyler işitmek ve onun kehanetini ve gayrı tabii halini sahabelere göstermek istiyordu. resulullah onu kadife örtü içinde bir yaygı üzerine yan yatmış bir halde gördü. hırka içinde genizden gelen bir hırıltı vardı. tam bu sırada ibn sayyad'ın annesi bir hurma ağacının arkasına gizlenmiş bulunan resulullah'ı gördü ve ibn sayyad'a şöyle dedi:
"ya sâfi! işte muhammed geldi." -sâfi, ibn sayyad'ın ismidir-
ibn sayyad suretle sıçrayıp ayağa kalktı. bunun üzerine resulullah yanında bulunanlara şöyle buyurdu:
"şu kadın oğlunu o halde bırakmış olsaydı, o saçma sapan sözleriyle ve gayri tabii halleri ile size ne mal olduğunu anlatırdı."
yine bir rivayet şöyledir,
ebu saîd (radıyallahu anh) şöyle dedi:
biz hacı yahut umreciler olarak medine'den çıktık. yanımızda ibni sayyad da vardı. sonra bir yerde konakladık. insanlar çevreye dağıldılar. ibni sayyad ve ben yalnız kaldık. onun aleyhinde söylenenlerden dolayı ben büyük bir korkuya kapılmıştım. sonra ibni sayyad azığını getirip benimkinin yanına koydu.
ben şöyle dedim:
"sıcak çok şiddetlidir, keşke ağacın altına koysaydın."
o da öyle yaptı. sonra bir koyun sürüsü göründü. ibn sayyad büyükçe bir kadeh süt getirdi ve şöyle dedi:
"ebu saîd iç."
ben şöyle dedim:
"sıcak çok şiddetlidir, süt de sıcaktır."
onun elinden içmeyi kerih görmemden başka bahanem yoktu.
ibni sayyad dedi ki:
"ebu saîd, istedim ki bir ip alayım, onu bir ağaca bağlayayım, sonra insanların benim için söylediklerinden dolayı kendimi boğayım. ebu saîd, resulullah'ın hadisi kendisine gizli kalmış kimseler olabilir. ama siz ensar topluluğuna gizli kalmamıştır. sen resulullah'ın hadisini en iyi bilenlerden değil misin? resulullah, "deccal, kâfirdir!" buyurmadı mı? ben müslüman oldum. resulullah, "o kısırdır, çocuğu olmaz!" buyurmadı mı? ben çocuğumu medine'de bıraktım. resulullah, "o medine ve mekke'ye giremez!" buyurmadı mı? ben medine'den geldim, işte mekke'ye gidiyorum."
neredeyse onu mazur görüyordum ki: "allah'a yemin olsun ki ben, deccal'in, şu an nerede olduğunu biliyorum" dedi.
bunun üzerine ona şöyle dedim:
"bundan sonraki günlerde helak, hüsran sana olsun."
ibn sayyâd hakkındaki rivayetler, daha çok onun çocukluk, gençlik yıllarıyla ilgili olup, ileri yaşlarda neler yaptığı bilinmemektedir. ama yaygın görüşe göre, önceki hallerinden sıyrılıp tövbe etmiş, hacca gitmiş, cihada katılmıştır. (ibn sa'd, ibn hacer)
ibn sayyâd'ın oğlu umâre ise, hadis literatüründe önemli bir isim haline gelmiştir. umâre, hadiste sika, yani güvenilir kabul edilmiştir. ayrıca medineli meşhur yedi tâbiîn* fakihinden biri olan saîd bin müseyyeb'in yakın dostlarından biri olarak gösterilmiştir.
umare, babasının deccâl olarak öldüğünde ısrar eden, sahâbî cabir bin abdullah'tan da hadis rivayet etmiştir.
hatta malik bin enes'in, umâre'yi herkesten üstün tuttuğu ifade edilmiştir.
ibn sayyad, en son harre savaşı sırasında görülmüş, savaş sırasında ortadan kaybolmuş ve bir daha asla görülmemiştir. cabir bin abdullah bu konuda şöyle der:
ibn sayyâd'ı harre olayında kaybettik.
fakat kesin deccal veya beklenen büyük deccal olduğu konusu tartışmalıdır. (nevevi, ibn hacer)
ibn sayyad, yani abdullah bin sayyad, ashap arasında yaşamıştır. fakat gerçekte kim olduğu konusunda kuşkular olmuştur. ibn sayyâd, ibn sâid olarak da anılmıştır.
abdullah ibni ömer ile cabir (radıyallahu anhum), ibn sayyad'ın deccal olduğu üzere çekinmeden yemin ederlerdi. hatta cabir radıyallahu anh'a ibn sayyad müslüman olmuştur denildiğinde, cabir radıyallahu anh, "müslüman olsa bile" şeklinde cevap vermiştir. deccal mekke-medine'ye giremez, ama ibn sayyad girmiştir denildiğinde, cabir radıyallahu anh, "buralara girmiş olsa bile" demiştir.
şu rivayette anlatılanlar da, sanırsam daha ibn sayyad'ın henüz buluğ çağına girmemiş olduğu bir dönemde gerçekleşmiştir:
abdullah ibni mesud radıyallahu anh şöyle demiştir:
bir gün resulullah ile beraberdik. aralarında ibn sayyad'ın da bulunduğu çocuklara uğradık. çocuklar kaçtılar, ibni sayyad oturdu. sanki resulullah ondan hoşlanmamıştı.
nebi ona şöyle buyurdu:
"elin topraklansın! benim allah'ın rasulü olduğuma şahitlik eder misin?"
ibni sayyad şöyle dedi:
"hayır, aksine sen benim allah'ın elçisi olduğuma şahitlik eder misin?"
bunun üzerine ömer bin hattab şöyle dedi:
"ya resulullah! beni bırak şunu öldüreyim."
resulullah şöyle buyurdu:
"gördüğün kişi o ise, ona asla güç yetiremezsin!"
diğer bir rivayet şöyledir:
"hz. ömer, resulullah ile beraber sahabeden bir grup ibn sayyad'ın yanına gitmişlerdi. resulullah, ibn sayyad'ı, ensar'dan, benî meğâle oğullarının taştan yapılmış kalesinin yanında çocuklarla oynarken buldu. ibn sayyad ise henüz buluğ çağına ermeye başlamıştı. resulullah o kendisini tanımadan eliyle ona hafifçe vurarak şöyle buyurdu:
"benim allah'ın resulü olduğuma şehadet ediyor musun?"
ibn sayyad resulullah'a baktı ve şöyle dedi:
"senin ümmilerin peygamberi olduğuna şehadet ederim."
sonra da ibn sayyad sözüne şöyle devam etti:
"sen benim peygamber olduğuma şehadet eder misin."
resulullah onun bu sorusuna cevap vermeden şöyle buyurdu:
"ben allah ve o'nun hak peygamberlerine inanırım."
sonra da resulullah şöyle buyurdu:
"falda ne görüyorsun."
ibn sayyad şöyle dedi:
"bana doğru haber de gelir yalan haber de."
bunun üzerine resulullah şöyle buyurdu:
"senin işin çok karışıktır."
sonra da resulullah sözüne şöyle devam etti:
"ben gönlümde senin için bir şey buldum. haydi onu bil bakalım." (ve zihninde duhan suresini hatırlamıştı)
ibn sayyad şöyle dedi:
"gönlündeki duh'tur."
bunun üzerine resulullah şöyle buyurdu:
"sus, yıkıl git, haddini aşma."
bu sırada hz. ömer şöyle dedi:
"ya resulullah! izin ver de şunun boynunu vurayım."
resulullah şöyle buyurdu:
"eğer o deccal ise sen onu öldürmeye muktedir değilsin. deccal değilse onu öldürmenin sana bir faydası olamaz."
bu rivayeti anlamamış olabilirsiniz. yani resulullah içinden duhan suresini hatırlıyor, ama ibn sayyad, duhan kelimesinin sadece baş kısmını, yani sadece "duh" kısmını biliyor. resulullah da, şeytanın kendilerine bir bütünden ancak bir parça yerleştirdiğini, kâhinlerin bundan ileri gidemeyeceklerini ve allah'ın peygamberlerine vahyettiği gayb bilgisine ulaşamayacaklarını belirtmiştir. (nevevî)
ayrıca şu rivayet de oldukça ilginçtir:
ibn ömer şöyle diyor:
"resulullah daha sonra bir kere de ubey bin ka'b el-ensâri ile beraber ibn sayyad'ın bulunduğu hurmalığa gitti. resulullah hurmalığa girdiği zaman hurma gövdeleri ile korunup saklanmaya başladı. resulullah, onu gafil avlamak ve ibn sayyad kendilerini görmeksizin onun özel hallerini görüp ondan bir şeyler işitmek ve onun kehanetini ve gayrı tabii halini sahabelere göstermek istiyordu. resulullah onu kadife örtü içinde bir yaygı üzerine yan yatmış bir halde gördü. hırka içinde genizden gelen bir hırıltı vardı. tam bu sırada ibn sayyad'ın annesi bir hurma ağacının arkasına gizlenmiş bulunan resulullah'ı gördü ve ibn sayyad'a şöyle dedi:
"ya sâfi! işte muhammed geldi." -sâfi, ibn sayyad'ın ismidir-
ibn sayyad suretle sıçrayıp ayağa kalktı. bunun üzerine resulullah yanında bulunanlara şöyle buyurdu:
"şu kadın oğlunu o halde bırakmış olsaydı, o saçma sapan sözleriyle ve gayri tabii halleri ile size ne mal olduğunu anlatırdı."
yine bir rivayet şöyledir,
ebu saîd (radıyallahu anh) şöyle dedi:
biz hacı yahut umreciler olarak medine'den çıktık. yanımızda ibni sayyad da vardı. sonra bir yerde konakladık. insanlar çevreye dağıldılar. ibni sayyad ve ben yalnız kaldık. onun aleyhinde söylenenlerden dolayı ben büyük bir korkuya kapılmıştım. sonra ibni sayyad azığını getirip benimkinin yanına koydu.
ben şöyle dedim:
"sıcak çok şiddetlidir, keşke ağacın altına koysaydın."
o da öyle yaptı. sonra bir koyun sürüsü göründü. ibn sayyad büyükçe bir kadeh süt getirdi ve şöyle dedi:
"ebu saîd iç."
ben şöyle dedim:
"sıcak çok şiddetlidir, süt de sıcaktır."
onun elinden içmeyi kerih görmemden başka bahanem yoktu.
ibni sayyad dedi ki:
"ebu saîd, istedim ki bir ip alayım, onu bir ağaca bağlayayım, sonra insanların benim için söylediklerinden dolayı kendimi boğayım. ebu saîd, resulullah'ın hadisi kendisine gizli kalmış kimseler olabilir. ama siz ensar topluluğuna gizli kalmamıştır. sen resulullah'ın hadisini en iyi bilenlerden değil misin? resulullah, "deccal, kâfirdir!" buyurmadı mı? ben müslüman oldum. resulullah, "o kısırdır, çocuğu olmaz!" buyurmadı mı? ben çocuğumu medine'de bıraktım. resulullah, "o medine ve mekke'ye giremez!" buyurmadı mı? ben medine'den geldim, işte mekke'ye gidiyorum."
neredeyse onu mazur görüyordum ki: "allah'a yemin olsun ki ben, deccal'in, şu an nerede olduğunu biliyorum" dedi.
bunun üzerine ona şöyle dedim:
"bundan sonraki günlerde helak, hüsran sana olsun."
ibn sayyâd hakkındaki rivayetler, daha çok onun çocukluk, gençlik yıllarıyla ilgili olup, ileri yaşlarda neler yaptığı bilinmemektedir. ama yaygın görüşe göre, önceki hallerinden sıyrılıp tövbe etmiş, hacca gitmiş, cihada katılmıştır. (ibn sa'd, ibn hacer)
ibn sayyâd'ın oğlu umâre ise, hadis literatüründe önemli bir isim haline gelmiştir. umâre, hadiste sika, yani güvenilir kabul edilmiştir. ayrıca medineli meşhur yedi tâbiîn* fakihinden biri olan saîd bin müseyyeb'in yakın dostlarından biri olarak gösterilmiştir.
umare, babasının deccâl olarak öldüğünde ısrar eden, sahâbî cabir bin abdullah'tan da hadis rivayet etmiştir.
hatta malik bin enes'in, umâre'yi herkesten üstün tuttuğu ifade edilmiştir.
ibn sayyad, en son harre savaşı sırasında görülmüş, savaş sırasında ortadan kaybolmuş ve bir daha asla görülmemiştir. cabir bin abdullah bu konuda şöyle der:
ibn sayyâd'ı harre olayında kaybettik.
devamını gör...