1.
şimendifer kasabaya yanaştığı vakit arada yeni yarenler gelir dam altına. bizler de merak içinde bekleşir dururuz. fesadı da gelir esaslı adamı da. ikisi de ayrı dert. fesadı geldi mi ağaları birbirine düşürür, esaslı adamlar geldi mi de kendi raconunu dayatmaya kalkar. bunun ikisi de düzeni nizamı bozan şeylerdir. yine de isteriz gelsinler, başka türlü dam altında vakit geçer mi?
ivrindi’yi bilmez idik o vakitler. böyle biri gelecek dedikleri vakit, ecnebi memleket mi ola diye tahayyül ettik. dedik yabancı memlekette tahsil görmüş bir livatacı deyyus geliyor herhal. yoksa ağa namzeti adama kız diye lakap verildiği ne görülmüş ne duyulmuş idi. tosyalı cemal hemen kostaklanmaya başladı. ben de haydarı hazır ettim. yine bu deyyus livataya kalkışırsa bu sefer revirde altı ay yatırmaya yemin içtim.
bir vakit sonra bu koğuşa teşrif etti. baktık köse bir oğlan, kız suretli, parlak mı parlak. zargana misali, kemikleri sayılır. bunları bilmezmiş gibi yedi dağda nam salmış efeler gibi selamını verdi, gür bir sesle. eyvallahını çekti, tilki selim’i de ittirip çöktü ranzasına. dedik bu gece vukuat var, herkes kendince vaziyetini aldı, kuşanan kuşandı, emaneti olmayan ağaların eteği altına seyirtti.
akşam vakti, ben kolağası cemşid efendi ve birkaç zabitle dam altı meselelerini konuşurken bir feryat figan koptu, 'çavuş yetiş' dediklerini işitir işitmez ben koğuşa seyirttim. bu tosyalı dayanamamış, kız ismet’in ranzaya ilişip ondan makas almaya meyledince bu ayağa dikilivermiş hemen. içeri girdiğimde tosyalı hindi gibi kabarmış buna desteklisinden vurmaya çabalıyor idi. lakin bu deyyusa el değmek ne kelime. şam şeytanı gibi eğilip bükülüp her hamleden sıyrılıyor idi. sonra bu kelebeği fora etti. kelebeği öyle bir bilek kıvraklığı ile çeviriyordu ki, elindeki emaneti görebilene aşk olsun. sadece sesini duyar idik. sanırsın ki iki köçek elindeki şakraklarla raks ediyor, böyle bir ses kulaklarda çınlar. bu raks eder gibi tosyalı’nın etrafında dönüp dururken tosyalı daha ne olduğunu anlamadan bu deyyus aradan kafayı çıkarttığı gibi tosyalıya takla attırdı.
tosyalıyı revire götürürken görüp bildik ki sağlı sollu iki tane de saplamış, tallahi görenimiz olmadı. ismet’i altı ay kör kuyuda tuttular. tosyalı neredeyse tahtalı köyü boylayacaktı. livataya yemin içti deccal. merak edip de idareye gidince dosyasını sormuş idim, sekiz katıksız müebbeti bir o kadar da ayrı vukuatı varmış. zabite sual ettim, madem böyle tehlikeli bir efe, bu adam bu kelebeği nasıl soktu dam altına? arayıp bakmadınız mı? bunun hal çaresini bulamamışlar. anadan üryan soyup edep yerlerine de baksalar, on iki cezaevi gezse de o kelebeği bir şekilde sokuyor imiş dama. kimi der gırtlağında saklamakta, kimi der bu büyü işlerinde mahirdir, nereye gitse kelebeği onu uçarak takip eder.
daha da kız ismet’e bulaşan olmadı. ketum, meymenetsiz bir adamdı zaar. amma dedikodusunu, fitnesini, hırsızlığını görmedik. fakir babasıydı da. arada meclislere gelir, köşede oturur dinlerdi. bir meselede haklı olanı görünce eliyle eyvallah çeker, haksız lakırdı edildi mi tespih gibi elinde kelebeğini çevirirdi. amma müdahil olmazdı. zamanla alıştık, meclislerde yolunu gözledik.
bağınızı ağrıttıysam affola ağalar. vesselam.
ivrindi’yi bilmez idik o vakitler. böyle biri gelecek dedikleri vakit, ecnebi memleket mi ola diye tahayyül ettik. dedik yabancı memlekette tahsil görmüş bir livatacı deyyus geliyor herhal. yoksa ağa namzeti adama kız diye lakap verildiği ne görülmüş ne duyulmuş idi. tosyalı cemal hemen kostaklanmaya başladı. ben de haydarı hazır ettim. yine bu deyyus livataya kalkışırsa bu sefer revirde altı ay yatırmaya yemin içtim.
bir vakit sonra bu koğuşa teşrif etti. baktık köse bir oğlan, kız suretli, parlak mı parlak. zargana misali, kemikleri sayılır. bunları bilmezmiş gibi yedi dağda nam salmış efeler gibi selamını verdi, gür bir sesle. eyvallahını çekti, tilki selim’i de ittirip çöktü ranzasına. dedik bu gece vukuat var, herkes kendince vaziyetini aldı, kuşanan kuşandı, emaneti olmayan ağaların eteği altına seyirtti.
akşam vakti, ben kolağası cemşid efendi ve birkaç zabitle dam altı meselelerini konuşurken bir feryat figan koptu, 'çavuş yetiş' dediklerini işitir işitmez ben koğuşa seyirttim. bu tosyalı dayanamamış, kız ismet’in ranzaya ilişip ondan makas almaya meyledince bu ayağa dikilivermiş hemen. içeri girdiğimde tosyalı hindi gibi kabarmış buna desteklisinden vurmaya çabalıyor idi. lakin bu deyyusa el değmek ne kelime. şam şeytanı gibi eğilip bükülüp her hamleden sıyrılıyor idi. sonra bu kelebeği fora etti. kelebeği öyle bir bilek kıvraklığı ile çeviriyordu ki, elindeki emaneti görebilene aşk olsun. sadece sesini duyar idik. sanırsın ki iki köçek elindeki şakraklarla raks ediyor, böyle bir ses kulaklarda çınlar. bu raks eder gibi tosyalı’nın etrafında dönüp dururken tosyalı daha ne olduğunu anlamadan bu deyyus aradan kafayı çıkarttığı gibi tosyalıya takla attırdı.
tosyalıyı revire götürürken görüp bildik ki sağlı sollu iki tane de saplamış, tallahi görenimiz olmadı. ismet’i altı ay kör kuyuda tuttular. tosyalı neredeyse tahtalı köyü boylayacaktı. livataya yemin içti deccal. merak edip de idareye gidince dosyasını sormuş idim, sekiz katıksız müebbeti bir o kadar da ayrı vukuatı varmış. zabite sual ettim, madem böyle tehlikeli bir efe, bu adam bu kelebeği nasıl soktu dam altına? arayıp bakmadınız mı? bunun hal çaresini bulamamışlar. anadan üryan soyup edep yerlerine de baksalar, on iki cezaevi gezse de o kelebeği bir şekilde sokuyor imiş dama. kimi der gırtlağında saklamakta, kimi der bu büyü işlerinde mahirdir, nereye gitse kelebeği onu uçarak takip eder.
daha da kız ismet’e bulaşan olmadı. ketum, meymenetsiz bir adamdı zaar. amma dedikodusunu, fitnesini, hırsızlığını görmedik. fakir babasıydı da. arada meclislere gelir, köşede oturur dinlerdi. bir meselede haklı olanı görünce eliyle eyvallah çeker, haksız lakırdı edildi mi tespih gibi elinde kelebeğini çevirirdi. amma müdahil olmazdı. zamanla alıştık, meclislerde yolunu gözledik.
bağınızı ağrıttıysam affola ağalar. vesselam.
devamını gör...