1.
1954 doğumlu yeni zelanda'lı yönetmen. müthiş bir kariyeri var. anlatayım;
efendim bu ablamız the piano isimli bir şaheser çekti 1993 yılında. yönetmenin 3. uzun metrajlı filmi olan bu çok çok iyi film bir aşk hikayesinin o kadar başarılı bir sunumu ki filme eşlik eden muhteşem müzikler, erotizm, oyunculuk gibi baskın unsurlar bile gölgede kalıyor. filmi izledikten sonra aklınızda kalan sahnelerden hangisinin diğerinden daha iyi olduğuna, incelikle yazılmış hangi diyalogun bir öbüründen daha fazla alt metin içerdiğine, sembolik anlatımın doruklarında gezen hangi nesnenin diğerinden daha iyi kullanıldığına karar veremiyorsunuz. benim gibi dönem filmlerinde hikaye anlatıcılığını çok da sevmeyen bir insana bile filmini birden fazla kez izletebilmiş bir yönetmen jane campion. palme d'or da alan bu filmin en iyi senaryo dahil 3 de oscar'ı bulunuyor.
iyi dönem filmi çekmek zordur ama bu ablamız yemiyor içmiyor araya aldığı birkaç deneysel işten sonra yine bir 19. yüzyıl hikayesi çekiyor; bright star. yine bir aşk hikayesinin işlendiği bu film the piano kadar olmasa da yine son derece etkili bir film. cannes'da yarışıyor ama rakip das weiße band-eine deutsche kindergeschichte. yapacak da çok bir şey yok malumunuz.
neyse efendim jane ablamız 2021 yılını 12 dalda oscar adaylığı almaya başaran netflix yapımı the power of the dog filmiyle kucaklıyor. cannes ve dijital platformlar arasında yıllardır sürmekte olan soğuk savaşın kurbanı olan bu film için söylenecek çok şey var aslında. ben çok gıcık bir sinema severim. çok fazla film izliyorum bunların arasından armudun çöpü, üzümün çekirdeği diye diye pek azını beğenebiliyorum. benim için esas olan ne anlatıyor olursa olsun filmde net bir yönetmen tavrı görüp görmediğim oluyor günün sonunda. the power of the dog yine bir dönem filmi. iç ve dış mekan kullanımı son derece dengeli. iyi çalışılmış dekorlu sahneler, plato aydınlatmaları perdeye çok güzel kareler şeklinde yansımış. tamam bunlar büyük bütçe ve özenli yönetmenler söz konusu iken bahse çok da değmeyen şeyler ama hep söylediğim gibi tepkilerimizi bastıramayacağınız kadar ustalıklı çekimler eklenince buna, iş başka bir noktaya doğru tırmanmaya başlıyor. the power of the dog 2021 senesinin en iyi sinema filmi mi henüz buna net bir cevabım yok ama en iyilerinden biri olduğu kesin. jane campion çok yetenekli bir yönetmen. respekt.
ha bu arada daha önce de bahsetmiştim ama altını tekrar çizmek istiyorum. akademinin en iyi yönetmen dalında ikinci kez adaylık bahşettiği ilk kadın yönetmen aynı zamanda. sene olmuş 2022.*
efendim bu ablamız the piano isimli bir şaheser çekti 1993 yılında. yönetmenin 3. uzun metrajlı filmi olan bu çok çok iyi film bir aşk hikayesinin o kadar başarılı bir sunumu ki filme eşlik eden muhteşem müzikler, erotizm, oyunculuk gibi baskın unsurlar bile gölgede kalıyor. filmi izledikten sonra aklınızda kalan sahnelerden hangisinin diğerinden daha iyi olduğuna, incelikle yazılmış hangi diyalogun bir öbüründen daha fazla alt metin içerdiğine, sembolik anlatımın doruklarında gezen hangi nesnenin diğerinden daha iyi kullanıldığına karar veremiyorsunuz. benim gibi dönem filmlerinde hikaye anlatıcılığını çok da sevmeyen bir insana bile filmini birden fazla kez izletebilmiş bir yönetmen jane campion. palme d'or da alan bu filmin en iyi senaryo dahil 3 de oscar'ı bulunuyor.
iyi dönem filmi çekmek zordur ama bu ablamız yemiyor içmiyor araya aldığı birkaç deneysel işten sonra yine bir 19. yüzyıl hikayesi çekiyor; bright star. yine bir aşk hikayesinin işlendiği bu film the piano kadar olmasa da yine son derece etkili bir film. cannes'da yarışıyor ama rakip das weiße band-eine deutsche kindergeschichte. yapacak da çok bir şey yok malumunuz.
neyse efendim jane ablamız 2021 yılını 12 dalda oscar adaylığı almaya başaran netflix yapımı the power of the dog filmiyle kucaklıyor. cannes ve dijital platformlar arasında yıllardır sürmekte olan soğuk savaşın kurbanı olan bu film için söylenecek çok şey var aslında. ben çok gıcık bir sinema severim. çok fazla film izliyorum bunların arasından armudun çöpü, üzümün çekirdeği diye diye pek azını beğenebiliyorum. benim için esas olan ne anlatıyor olursa olsun filmde net bir yönetmen tavrı görüp görmediğim oluyor günün sonunda. the power of the dog yine bir dönem filmi. iç ve dış mekan kullanımı son derece dengeli. iyi çalışılmış dekorlu sahneler, plato aydınlatmaları perdeye çok güzel kareler şeklinde yansımış. tamam bunlar büyük bütçe ve özenli yönetmenler söz konusu iken bahse çok da değmeyen şeyler ama hep söylediğim gibi tepkilerimizi bastıramayacağınız kadar ustalıklı çekimler eklenince buna, iş başka bir noktaya doğru tırmanmaya başlıyor. the power of the dog 2021 senesinin en iyi sinema filmi mi henüz buna net bir cevabım yok ama en iyilerinden biri olduğu kesin. jane campion çok yetenekli bir yönetmen. respekt.
ha bu arada daha önce de bahsetmiştim ama altını tekrar çizmek istiyorum. akademinin en iyi yönetmen dalında ikinci kez adaylık bahşettiği ilk kadın yönetmen aynı zamanda. sene olmuş 2022.*
devamını gör...