jose marti seçme şiirler
başlık "son singapur vapuru" tarafından 20.05.2025 18:30 tarihinde açılmıştır.
1.
" iki kez gördüm,
iz bırakmaksızın ruhun yitip gittiğini
biri öldüğünde yoksul babam
biri, sen bırakıp gittiğinde beni... "
p: 65
tam adı josé julián martí pérez olan ve 1853/ 1895 yılları arasında yaşamış kübalı şair, yazar ve milli lider jose marti imzalı eser; türkçe'ye ataol behramoğlu tarafından çevrilmiştir.
kendisi aynı zamanda küba bağımsızlık mücadelesinin simgesi ve öncüsü kabul edilmektedir.
kitabımız 114 sayfadan oluşmakta ve ataol behramoğlu'nun yanı sıra başka isimlerin çevirmiş olduğu şiirler de yer almaktadır.
şiirleri etkileyici buldum, güldüren dizeler de vardı, uzun uzun düşündürme garantisi olan ve etkisi altına alan dizeler de, bu durum şiirleri monoton olmaktan kurtarır gibiydi.
kitabın başlarında kısmen epik şiirler yer alıyor, vatan sevgisi, milliyetçilik, vatan uğruna ölmek, vb. konular kendine yer bulmuş.
daha sonraları ise josé martí daha kişisel ve daha duygusal şiirlere ağırlık veriyor, epik ve destansı şiirlerini iyi bulsam da elbette yüreğini açtığı şiirleri daha etkili buldum.
göğüs kafesim bomboş, paramparça, vaktidir ölüme gitmenin dizesi bence kitabın en can alıcı dizesiydi.
seni öyle göremez olduğumda,
kalemim de artık yazmaz oldu dizesi ilgimi çeken dizelerin başında geliyor, birini artık göremez olduğunda ya da artık seni okumuyorsa yazmak hatta yaşamak eylemi dahi anlamsızlaşıyordu.
ilham aldığın ya da onayını beklediğin kişi yok olduğunda artık çabalamanın da bir anlamı kalmıyordu.
ruhun benimledir, sen benimlesin;
onlar içinse sadece bir gölgesin dizesini de sevdim, birini en iyi tanıyan kişi olduğunu bilmek uzaya gitmekle eşdeğer gibi duruyor.
göklerde eriyip gitmek isterdim dizesi ilginçti.
kucakladığım bütün hayatımdı sanki dizesi de etkileyici bulduğum dizelerdendi, birine sarılmanın aslında bütün hayatını gözden geçirmek demek olduğu üzerine düşündüren bir anlam vaat eder gibiydi.
hiçbir hayat belirtisi yok,
öldüm ben dizesi de oldukça farklıydı.
asıyorum yaralı bir ağaca
doktora diplomamı nedense güldüğüm bir dize oldu.
toparlayacak olursam, hayatı etkileyen duyguların şiir formunda karşımıza çıktığı, okunulası bir eserdi.
seçmiş olduğum diğer dizeleri bırakarak burada bitiriyorum.

o sevgi daha mı güçlü
bana olan sevginden?
zorunlu musun
beni onun için bırakıp gitmeye?
onu yalnız ben görebilirim
sessizce katlanılan acılara
öldüren yaralara yabancı değilim.
bir adam gördüm, yaşamaktaydı
göğsüne saplanmış hançerle
fakat adını canına kastedenin
fısıldamadı bir kez bile.
iki kez gördüm,
iz bırakmaksızın ruhun yitip gittiğini
biri öldüğünde yoksul babam
biri, sen bırakıp gittiğinde beni...
ruhumu bir meşale gibi yaktım.
iz bırakmaksızın ruhun yitip gittiğini
biri öldüğünde yoksul babam
biri, sen bırakıp gittiğinde beni... "
p: 65
tam adı josé julián martí pérez olan ve 1853/ 1895 yılları arasında yaşamış kübalı şair, yazar ve milli lider jose marti imzalı eser; türkçe'ye ataol behramoğlu tarafından çevrilmiştir.
kendisi aynı zamanda küba bağımsızlık mücadelesinin simgesi ve öncüsü kabul edilmektedir.
kitabımız 114 sayfadan oluşmakta ve ataol behramoğlu'nun yanı sıra başka isimlerin çevirmiş olduğu şiirler de yer almaktadır.
şiirleri etkileyici buldum, güldüren dizeler de vardı, uzun uzun düşündürme garantisi olan ve etkisi altına alan dizeler de, bu durum şiirleri monoton olmaktan kurtarır gibiydi.
kitabın başlarında kısmen epik şiirler yer alıyor, vatan sevgisi, milliyetçilik, vatan uğruna ölmek, vb. konular kendine yer bulmuş.
daha sonraları ise josé martí daha kişisel ve daha duygusal şiirlere ağırlık veriyor, epik ve destansı şiirlerini iyi bulsam da elbette yüreğini açtığı şiirleri daha etkili buldum.
göğüs kafesim bomboş, paramparça, vaktidir ölüme gitmenin dizesi bence kitabın en can alıcı dizesiydi.
seni öyle göremez olduğumda,
kalemim de artık yazmaz oldu dizesi ilgimi çeken dizelerin başında geliyor, birini artık göremez olduğunda ya da artık seni okumuyorsa yazmak hatta yaşamak eylemi dahi anlamsızlaşıyordu.
ilham aldığın ya da onayını beklediğin kişi yok olduğunda artık çabalamanın da bir anlamı kalmıyordu.
ruhun benimledir, sen benimlesin;
onlar içinse sadece bir gölgesin dizesini de sevdim, birini en iyi tanıyan kişi olduğunu bilmek uzaya gitmekle eşdeğer gibi duruyor.
göklerde eriyip gitmek isterdim dizesi ilginçti.
kucakladığım bütün hayatımdı sanki dizesi de etkileyici bulduğum dizelerdendi, birine sarılmanın aslında bütün hayatını gözden geçirmek demek olduğu üzerine düşündüren bir anlam vaat eder gibiydi.
hiçbir hayat belirtisi yok,
öldüm ben dizesi de oldukça farklıydı.
asıyorum yaralı bir ağaca
doktora diplomamı nedense güldüğüm bir dize oldu.
toparlayacak olursam, hayatı etkileyen duyguların şiir formunda karşımıza çıktığı, okunulası bir eserdi.
seçmiş olduğum diğer dizeleri bırakarak burada bitiriyorum.

o sevgi daha mı güçlü
bana olan sevginden?
zorunlu musun
beni onun için bırakıp gitmeye?
onu yalnız ben görebilirim
sessizce katlanılan acılara
öldüren yaralara yabancı değilim.
bir adam gördüm, yaşamaktaydı
göğsüne saplanmış hançerle
fakat adını canına kastedenin
fısıldamadı bir kez bile.
iki kez gördüm,
iz bırakmaksızın ruhun yitip gittiğini
biri öldüğünde yoksul babam
biri, sen bırakıp gittiğinde beni...
ruhumu bir meşale gibi yaktım.
devamını gör...
2.
bizde de biraz jose marti kitapları vardır icabında. büyük adam tabii.
yalnızım. ve şiir geliyor, dostum,
tedirgin dişi güvercinin çağrısına
kanat çırparak gelen kaygılı bir eş gibi,
nasıl fırtınada yüksek dağlardan
akarsa aşağılara doğru kar
kayalara, derbentlere, vadilere -
kaygılarla dolu yüreğimde şimdi
bir aşk balsamı yayılıyor
ve kutsal bir güzellik susuzluğu.
tıpkı sonsuz gökyüzünde yıldızların
güzel bir kokuyla kuşatırcasına
kanlı ve karanlık yeryüzüne
yumuşak aydınlığını akıtması gibi
ve çiçekler derin sessizlikte
böyle doldururlar tembel bir kokuyla tarlayı.
verin bana ne kadar yüce ve yetkin olan şey varsa
bir desen michelangelo'dan ve kabzasını
cellini'nin işlediği hançeri
fildişinden daha güzel olan.
verin bana o kutlu kafatasını
içinde hamlet'in düşüncelerini barındıran.
ve isyancı magrip'linin öfkesini -
o hintli dilberi verin bana
eski chitchen'in duvarlarını ıslatan ırmağın
saydam sularının kıyısındaki
gümrah bir muz ağacının gölgesi
ve kendi saçlarının altında
ince, kaygan ve yaldızlı vücudunu kurulayan.
ah, verin bana mavi göğümü benim;
saf, dile sığmaz, dingin
çağlar boyunca louvre müzesi'nde
köpükten bir çiçek gibi
milo venüsü'nü koruyan o mermerin.
yalnızım. ve şiir geliyor, dostum,
tedirgin dişi güvercinin çağrısına
kanat çırparak gelen kaygılı bir eş gibi,
nasıl fırtınada yüksek dağlardan
akarsa aşağılara doğru kar
kayalara, derbentlere, vadilere -
kaygılarla dolu yüreğimde şimdi
bir aşk balsamı yayılıyor
ve kutsal bir güzellik susuzluğu.
tıpkı sonsuz gökyüzünde yıldızların
güzel bir kokuyla kuşatırcasına
kanlı ve karanlık yeryüzüne
yumuşak aydınlığını akıtması gibi
ve çiçekler derin sessizlikte
böyle doldururlar tembel bir kokuyla tarlayı.
verin bana ne kadar yüce ve yetkin olan şey varsa
bir desen michelangelo'dan ve kabzasını
cellini'nin işlediği hançeri
fildişinden daha güzel olan.
verin bana o kutlu kafatasını
içinde hamlet'in düşüncelerini barındıran.
ve isyancı magrip'linin öfkesini -
o hintli dilberi verin bana
eski chitchen'in duvarlarını ıslatan ırmağın
saydam sularının kıyısındaki
gümrah bir muz ağacının gölgesi
ve kendi saçlarının altında
ince, kaygan ve yaldızlı vücudunu kurulayan.
ah, verin bana mavi göğümü benim;
saf, dile sığmaz, dingin
çağlar boyunca louvre müzesi'nde
köpükten bir çiçek gibi
milo venüsü'nü koruyan o mermerin.
devamını gör...