yazar: necati tosuner
yayım yılı: 1972
otobiyografik izler taşıyan, kısa ama yoğun bir psikolojik romandır. yazarın kendi fiziksel engelinden yola çıkarak kurguladığı, derin bir varoluşsal hesaplaşmadır.
yayım yılı: 1972
otobiyografik izler taşıyan, kısa ama yoğun bir psikolojik romandır. yazarın kendi fiziksel engelinden yola çıkarak kurguladığı, derin bir varoluşsal hesaplaşmadır.
öne çıkanlar | diğer yorumlar
başlık "son singapur vapuru" tarafından 23.03.2026 22:40 tarihinde açılmıştır.
1.
" yaşamak mı,
artık pek aldırdığım yoktu. "
1944 doğumlu türk yazar necati tosuner imzalı eser; öykü türünde yer alır iken 1972 yılında yayınlandığı bilinmektedir.
necati tosuner ne yazık ki kısa bir zaman önce hayatını kaybetti, bizlere bırakmış olduğu eserleri için kendisine minnettârız.
yazarın özgürlük masalı adlı eserinden sonra kendisinden okuduğum ikinci kitap bu oldu, diğer kitaplarını da okuyacağıma eminim.
kitabımızdaki bazı öykülerin isimleri ise şöyle; iki gün, kambur, sonun öncesi, edi ile büdü, tavşancıl, çok şey.
iki gün adlı ilk öyküde remzi adlı genç bir memurun evlenme hayalleri, topallığının aşık olmaya ve evlenmeye engel oluşu, "farklı" olan insanın toplumun nezdindeki konumu gibi durumlar konu ediniliyor, benzememenin yarattığı yalnızlığı hissettiren bir öyküydü, bazı cümleleri etkileyici olan bir öyküydü benim için.
ikinci öykü olan pastırmalı yumurtanın çokça dokunduğu gecenin hikâyesi öyküde ise bir adamın trajik sonu onun son anlarıyla birlikte kendi ağzından aktarılıyor, bazı cümlelerini iyi bulmakla birlikte, pek benimseyemediğim bir öykü oldu.
kitaba adını veren kambur öyküsü ise kambur olan ve meliha adlı bir genç kıza aşık olan gencin iç dünyasındaki umutsuzluk, yalnızlık, kabul görmeme korkusu, dış görünüşün kader üzerindeki etkisi konu ediniliyor, bu öykü bence yazarın yaşamından izler taşır nitelikteydi, kambur olmak, yalnızlık çekmek, dış görünüşünün bedelini ödemek, üzücü şeylerdi.
edi ile büdü öyküsü ise ilişkiler ve duygular üzerine düşündüren bir öyküydü benim için.
diyeşet adlı öyküde ise sepet örerek yaşayan birinin hayallerine tutunuşu, sevdalanmakla ilgili düşünceleri, yaşamından kısa bir kesit karşımıza çıkıyor.
yırtılmış bir mektup içindir öyküsü ise tek taraflı bir aşkın ızdırâbını derinden hissettiriyor, sevdiği tarafından sevilmeyen, hatta nefret edilen bir insanın kederi ve burukluğu daima hissediliyor.
şimdi ise kitapla ilgili kişisel izlenimlerime geçmek istiyorum;
sıklıkla yazarın kişisel hayatından izler taşıyan öyküler olduğunu düşünüyorum,
topal olmak, kamburluk, yalnızlık, evliliğe, sevilmeye, aşık olunmaya değer görülmemek, yazarın da öykülerde karşımıza çıktığı gibi, az çok yaşadığı, bildiği, tanıdığı duygu ve durumlardandı bence.
yazarın anlatımını etkileyici bulduğum bir kitaptı, yaşamı etkileyen duyguların hissettirilmesi etkileyiciydi.
okurken seçtiğim bazı cümleleri bırakarak burada bir son veriyorum.

değişik bir şeyin olmayışıydı sıkıntı:
belki buydu. her günkü gibi oluşuydu.
biliyorum, çaresizliğim ve usanmışlığım okunuyor yüzümden. ve bunu en iyi annem okuyor, biliyorum.
hani görünüşe bakılırsa, felsefe okuyordum. kötü başladı da sayılmaz. otobüste ve sinemada kolaylık sağlar bir öğrenci kartım vardı, birkaç arkadaşım, falan... ve kızlar vardı tutulduğum ve bir şey beklemediğim kızlar... ve umutsuzluk ve yine de umut...
ve geleceğin günleri ve geleceğin insanları... yaşamaksa, çok bir şey değildi.
hiçbir şey, hiçbir şey bundan kötü olamaz. bu da mı bir avuntu?
sevinsin, bir masal kahramanı değilim.
ne çok şeyi seviyorum. ve ne çok şeyin az bir bölümüyle katlanıyorum yaşamaya.
bu bitmeli artık, değil mi?
ondan bana hiçbir güzelliğin ve iyiliğin gelmeyeceğini biliyorum. acı ve yıkımdan başka... biliyorum, bu sırtımdakinin bana edeceklerinin daha bitmediğini, biliyorum..
umulmaz şeydi. boyumu aşan şeydi, sevdim.
ben yitmişim artık.
yaşamak mı, artık pek aldırdığım yoktu.
beni anlamanı hiç ummadım...
artık pek aldırdığım yoktu. "
1944 doğumlu türk yazar necati tosuner imzalı eser; öykü türünde yer alır iken 1972 yılında yayınlandığı bilinmektedir.
necati tosuner ne yazık ki kısa bir zaman önce hayatını kaybetti, bizlere bırakmış olduğu eserleri için kendisine minnettârız.
yazarın özgürlük masalı adlı eserinden sonra kendisinden okuduğum ikinci kitap bu oldu, diğer kitaplarını da okuyacağıma eminim.
kitabımızdaki bazı öykülerin isimleri ise şöyle; iki gün, kambur, sonun öncesi, edi ile büdü, tavşancıl, çok şey.
iki gün adlı ilk öyküde remzi adlı genç bir memurun evlenme hayalleri, topallığının aşık olmaya ve evlenmeye engel oluşu, "farklı" olan insanın toplumun nezdindeki konumu gibi durumlar konu ediniliyor, benzememenin yarattığı yalnızlığı hissettiren bir öyküydü, bazı cümleleri etkileyici olan bir öyküydü benim için.
ikinci öykü olan pastırmalı yumurtanın çokça dokunduğu gecenin hikâyesi öyküde ise bir adamın trajik sonu onun son anlarıyla birlikte kendi ağzından aktarılıyor, bazı cümlelerini iyi bulmakla birlikte, pek benimseyemediğim bir öykü oldu.
kitaba adını veren kambur öyküsü ise kambur olan ve meliha adlı bir genç kıza aşık olan gencin iç dünyasındaki umutsuzluk, yalnızlık, kabul görmeme korkusu, dış görünüşün kader üzerindeki etkisi konu ediniliyor, bu öykü bence yazarın yaşamından izler taşır nitelikteydi, kambur olmak, yalnızlık çekmek, dış görünüşünün bedelini ödemek, üzücü şeylerdi.
edi ile büdü öyküsü ise ilişkiler ve duygular üzerine düşündüren bir öyküydü benim için.
diyeşet adlı öyküde ise sepet örerek yaşayan birinin hayallerine tutunuşu, sevdalanmakla ilgili düşünceleri, yaşamından kısa bir kesit karşımıza çıkıyor.
yırtılmış bir mektup içindir öyküsü ise tek taraflı bir aşkın ızdırâbını derinden hissettiriyor, sevdiği tarafından sevilmeyen, hatta nefret edilen bir insanın kederi ve burukluğu daima hissediliyor.
şimdi ise kitapla ilgili kişisel izlenimlerime geçmek istiyorum;
sıklıkla yazarın kişisel hayatından izler taşıyan öyküler olduğunu düşünüyorum,
topal olmak, kamburluk, yalnızlık, evliliğe, sevilmeye, aşık olunmaya değer görülmemek, yazarın da öykülerde karşımıza çıktığı gibi, az çok yaşadığı, bildiği, tanıdığı duygu ve durumlardandı bence.
yazarın anlatımını etkileyici bulduğum bir kitaptı, yaşamı etkileyen duyguların hissettirilmesi etkileyiciydi.
okurken seçtiğim bazı cümleleri bırakarak burada bir son veriyorum.

değişik bir şeyin olmayışıydı sıkıntı:
belki buydu. her günkü gibi oluşuydu.
biliyorum, çaresizliğim ve usanmışlığım okunuyor yüzümden. ve bunu en iyi annem okuyor, biliyorum.
hani görünüşe bakılırsa, felsefe okuyordum. kötü başladı da sayılmaz. otobüste ve sinemada kolaylık sağlar bir öğrenci kartım vardı, birkaç arkadaşım, falan... ve kızlar vardı tutulduğum ve bir şey beklemediğim kızlar... ve umutsuzluk ve yine de umut...
ve geleceğin günleri ve geleceğin insanları... yaşamaksa, çok bir şey değildi.
hiçbir şey, hiçbir şey bundan kötü olamaz. bu da mı bir avuntu?
sevinsin, bir masal kahramanı değilim.
ne çok şeyi seviyorum. ve ne çok şeyin az bir bölümüyle katlanıyorum yaşamaya.
bu bitmeli artık, değil mi?
ondan bana hiçbir güzelliğin ve iyiliğin gelmeyeceğini biliyorum. acı ve yıkımdan başka... biliyorum, bu sırtımdakinin bana edeceklerinin daha bitmediğini, biliyorum..
umulmaz şeydi. boyumu aşan şeydi, sevdim.
ben yitmişim artık.
yaşamak mı, artık pek aldırdığım yoktu.
beni anlamanı hiç ummadım...
devamını gör...
