yazar: fakir baykurt
yayım tarihi: 1973
fakir baykurt bu romanında ankara yakınlarındaki unutulmaya yüz tutmuş tozak köyünü anlatır. köyde tarım yetersiz, hayvanlar sıska ve çelimsiz halk ise aç, susuz ve çaresizdir. eğitmen rıza ve muhtarın çabalarıyla köylüler kendilerine beslenme ve geçim kaynağı bulduğundaysa devletin buna el atması fazla uzun sürmeyecektir.
yayım tarihi: 1973
fakir baykurt bu romanında ankara yakınlarındaki unutulmaya yüz tutmuş tozak köyünü anlatır. köyde tarım yetersiz, hayvanlar sıska ve çelimsiz halk ise aç, susuz ve çaresizdir. eğitmen rıza ve muhtarın çabalarıyla köylüler kendilerine beslenme ve geçim kaynağı bulduğundaysa devletin buna el atması fazla uzun sürmeyecektir.
öne çıkanlar | diğer yorumlar
başlık "muhteva" tarafından 02.02.2021 19:47 tarihinde açılmıştır.
1.
çok başarılı bir fakir baykurt romanı. samimi, sıcacık bir kitap ve kitabı okurken devrimi iliklerinizde hissediyorsunuz. muhakkak okunmalı,muhakkak.
(bkz: fakir baykurt)
(bkz: fakir baykurt)
devamını gör...
2.
lisedeyken bir çırpıda okuyup bitirdiğim, o zamanlardan beri hâlâ aklımdaki yerini koruyan roman. türk edebiyatının yüz aklarındandır. yazarın bir çok romanı filmleştirilmiştir. belki birçoğunuzun izlediği "yılanların öcü" bunlardan biridir. ırazca'nın dirliği de vardı yanlış hatırlamıyorsam. neyse konumuza dönelim :)
kaplumbağalar, burdurlu yazar fakir baykurt'un alevilik üzerine yazdığı romanlarında biridir. aleviliği konu alan diğer romanı ise yarım ekmek'tir. kaplumbağalar, ankara'nın tozak köyünü ve köylülerini konu alır. alevi-sünni çatışmasını, dışarıya kapalı ancak kendi içlerinde temasa açık tozak köylüsü üzerinden gayet sade bir dille kaleme almıştır. kitabın adının kaplumbağalar olmasının nedeni ise şudur; bir kadın doğum yaptığında bebeği kötü ruhların şerrinden korunsun diye ölmüş bir kaplumbağa alınır karınca yuvasına atılır. karıncalar, kaplumbağanın etli kısmını yer ve geriye kaplumbağanın kabuğu kalır. bu kabuk incik, boncukla süslenerek beşiğe asılır. kitabın en sevdiğim yanı anadolu ağzıyla yazılmış olmasıydı. su gibi akıp giderken yöreye özü deyişleri de kapıveriyorsunuz okurken. tıpkı bunun gibi:
"emme köyler boşalmasın... ulusun milletin kaynağı, beşiği, köyler değil mi? bu kaynağı kurutup, nerde üreteceksin milleti? köyü söndürdün mü memleket söner beyim!"
fakir baykurt, toplumsal gerçekçi yazarlarımızdandır. onun romanlarında ezenler, ezilenler, taşra, işçiler, işverenler, aleviler-sünniler vardır. su, toprak, kuraklık, bolluk ve bereketi konu edinir. içtendir, bizdendir. yalnız, eğitimsiz bırakılmış köylülerin çığlığı gibidir roman. bunu kağıda şu cümlelerle döker yazar;
"pekey ne yapar bu bizim valiler, kaymakamlar, bakanlar?" "gazetelerde konuşurlar, radyolarda konuşurlar! mecliste dövüşürler!"
kitabın konusunu ise idealist köy öğretmeni rıza'nın, kurak bir araziyi tüm köylünün katılımı ile üzüm bağına dönüştürmesi oluşturur. ancak bu kurak arazi devletin malıdır ve devlet buna izin vermez. diğer bir karakter ise köyün aydını sayılabilecek kır abbas'dır. kitabın görece en marjinal karakteridir kır abbas. tüm köylüyü bir arada tutmaya çalışan, meddahlık yeteneği gelişmiş biridir. köylü ve köy enstitüleri çıkışlı gözlem gücü yüksek bir yazardır baykurt. kitapta adını değiştirdiği tozaklı yaptığı köye gidip orada aylarca yaşayarak yapmıştır gözlemlerini. alevilerin adetleri, törenleri, ritüelleri, doğumları ince ayarla işlenmiştir. ilgimi çeken bazı alıntıları bırakmak istiyorum:
“bakın, ben “allah allah, bismi şah!” deyip ilk kazmayı furuyorum. hadi, allah allah, bismi şah… hazreti ali kuvatıyla…”
"şükür beni yaradana ki öyle huylarım yok! kar parçası gibi bir insanım ben! bütün dabiyatımı adı gözel hazreti ali bubamdan almışım? sabırlıyım!."
“öyleyse herkes ayağa kalksın, sendelemeden dikelsin, bir alevi yemini edelim. bismişah! allah allah... pirimizin niyazı, hazreti ali babamızın kılıcı, hasan üseyin efendimizin, on iki imamlarımızın aşkına.. hep birlikte yemin ettiler.”
okuyun, okutturun, sevin, sevdirin fakir baykurt'u...
kaplumbağalar, burdurlu yazar fakir baykurt'un alevilik üzerine yazdığı romanlarında biridir. aleviliği konu alan diğer romanı ise yarım ekmek'tir. kaplumbağalar, ankara'nın tozak köyünü ve köylülerini konu alır. alevi-sünni çatışmasını, dışarıya kapalı ancak kendi içlerinde temasa açık tozak köylüsü üzerinden gayet sade bir dille kaleme almıştır. kitabın adının kaplumbağalar olmasının nedeni ise şudur; bir kadın doğum yaptığında bebeği kötü ruhların şerrinden korunsun diye ölmüş bir kaplumbağa alınır karınca yuvasına atılır. karıncalar, kaplumbağanın etli kısmını yer ve geriye kaplumbağanın kabuğu kalır. bu kabuk incik, boncukla süslenerek beşiğe asılır. kitabın en sevdiğim yanı anadolu ağzıyla yazılmış olmasıydı. su gibi akıp giderken yöreye özü deyişleri de kapıveriyorsunuz okurken. tıpkı bunun gibi:
"emme köyler boşalmasın... ulusun milletin kaynağı, beşiği, köyler değil mi? bu kaynağı kurutup, nerde üreteceksin milleti? köyü söndürdün mü memleket söner beyim!"
fakir baykurt, toplumsal gerçekçi yazarlarımızdandır. onun romanlarında ezenler, ezilenler, taşra, işçiler, işverenler, aleviler-sünniler vardır. su, toprak, kuraklık, bolluk ve bereketi konu edinir. içtendir, bizdendir. yalnız, eğitimsiz bırakılmış köylülerin çığlığı gibidir roman. bunu kağıda şu cümlelerle döker yazar;
"pekey ne yapar bu bizim valiler, kaymakamlar, bakanlar?" "gazetelerde konuşurlar, radyolarda konuşurlar! mecliste dövüşürler!"
kitabın konusunu ise idealist köy öğretmeni rıza'nın, kurak bir araziyi tüm köylünün katılımı ile üzüm bağına dönüştürmesi oluşturur. ancak bu kurak arazi devletin malıdır ve devlet buna izin vermez. diğer bir karakter ise köyün aydını sayılabilecek kır abbas'dır. kitabın görece en marjinal karakteridir kır abbas. tüm köylüyü bir arada tutmaya çalışan, meddahlık yeteneği gelişmiş biridir. köylü ve köy enstitüleri çıkışlı gözlem gücü yüksek bir yazardır baykurt. kitapta adını değiştirdiği tozaklı yaptığı köye gidip orada aylarca yaşayarak yapmıştır gözlemlerini. alevilerin adetleri, törenleri, ritüelleri, doğumları ince ayarla işlenmiştir. ilgimi çeken bazı alıntıları bırakmak istiyorum:
“bakın, ben “allah allah, bismi şah!” deyip ilk kazmayı furuyorum. hadi, allah allah, bismi şah… hazreti ali kuvatıyla…”
"şükür beni yaradana ki öyle huylarım yok! kar parçası gibi bir insanım ben! bütün dabiyatımı adı gözel hazreti ali bubamdan almışım? sabırlıyım!."
“öyleyse herkes ayağa kalksın, sendelemeden dikelsin, bir alevi yemini edelim. bismişah! allah allah... pirimizin niyazı, hazreti ali babamızın kılıcı, hasan üseyin efendimizin, on iki imamlarımızın aşkına.. hep birlikte yemin ettiler.”
okuyun, okutturun, sevin, sevdirin fakir baykurt'u...
devamını gör...
