yazar : ömer seyfettin
yayım yılı : 1919
travmatik yollarla doğruyu öğretmeyi amaçlayan çocuk (!) öykü kitabıdır. yalan söylemenin kötü bir şey olduğunu hikayenin kahramanı ömer'e vicdan azabı çektirerek okuyuculara anlatır.
yayım yılı : 1919
travmatik yollarla doğruyu öğretmeyi amaçlayan çocuk (!) öykü kitabıdır. yalan söylemenin kötü bir şey olduğunu hikayenin kahramanı ömer'e vicdan azabı çektirerek okuyuculara anlatır.
öne çıkanlar | diğer yorumlar
başlık "eraa" tarafından 30.12.2020 00:47 tarihinde açılmıştır.
1.
iftira atmanın, yalanın ne kadar kötü sonuçlara yol açabileceğinin anlatıldığı hikaye. ayrıca ömer seyfettin'in neden çocuklara okutulmaması gerektiğinin kanıtı niteliğindedir. travma yaratır.
devamını gör...
2.
bir çocukluk dramı. ömer seyfettin in her okul kitabında olan hikayesi. bizim nesli bunlar mı perişan etti ne .
bir taraftan kemalettin tuğcu bir taraftan ömer seyfettin . bir taraftan kerime nadir.
bir taraftan kemalettin tuğcu bir taraftan ömer seyfettin . bir taraftan kerime nadir.
devamını gör...
3.
küçücük yaşlarımızda psikolojimizi mahveden kitap. hepimize de okuttular galiba ömer seyfettin'in buhran dolu kitaplarını. bir bahsi geçen kaşağı'yı, bir de diyet'i hala unutamam. yapmayın etmeyin. evlatlarınıza yaşam sevgisi aşılayacak cıvıl cıvıl kitaplar okutun.
devamını gör...
4.
hiçbir şey değil; ömer seyfettin'in boğaz düğümlemesi kitabı.
çocukken okumak gerekir ancak okuduğunuz an; psikolojinizi bozar, günlerce etkisinden kurtulamazsınız. kitap da, karakterler de
ölen hariç
sizinle yaşamaya başlar. okula gidersiniz, eve dönersiniz, güldüğünüz an, bir vicdan azabı gibi sizi yakalar. yetmez, yemek yedirmez, şu içirmez...
ne garip öyküdür bu ya?..
bir travmayı anlatmak isterken, bir çocuğa, başka bir travma yaşatmak, gerekli midir?..
doğruluk, dürüstlük, yalan söylememenin önemi ve yalan söylemek ve bunu sürdürmek halinde yaşanan olayların sonuçlarına katlanmak konusunu işlerken bu kadar duru ve canlı bir öykü ya/r/şatmak zorunda mıydı ömer seyfettin? yoksa bir devrin hatta yazıldığı dönemden daha şu satırları yazdığım güne kadar okuyan nesil ve nesillerin canını sıkan bu öykü, aslında gerçek bir hikayeye mi dayanıyordu?
gülseren budayıcıoğlu'nda da benzer şeyler gördük, görüyoruz da... genelde gerçek hikayeleri, beyaz perdeye aktarılırken kesilip biçilip üzerine ek yapılıp izleyiciye öyle sunulur. (bkz: istanbullu gelin)... değilse reytingler düşüyor. ama aynı olay oldukça travmatik. çünkü gerçek. gercek, her zaman can sıkar. özellikle dramatik, trajedik ve travmatik öğeler barındırıyorsa.*
ya ömer seyfettin'in kaşağısı da
gerçekse?..
tüylerimi ürpertiyor.
allah'tan pedagojik çalışmalar ilerledi de, çocuklara böyle dramatik ve travmatik öyküler okutmak sakıncalı artık. hoş, travmatik ailede yetişen bazı bireyler için bu bile yeterince etkileyici ve travmatik gelmiyor. ilginç. tüyler ürpertici...*
bu arada eser, 1919 yılında yazılıp yazarın ölümünden tam altı yıl sonra 1926 yılında, ali canip yöntem'in hazırladığı bir derlemenin içinde geçmiş yani yayınlanmıştır.
çocukken okumak gerekir ancak okuduğunuz an; psikolojinizi bozar, günlerce etkisinden kurtulamazsınız. kitap da, karakterler de
ölen hariç
ne garip öyküdür bu ya?..
bir travmayı anlatmak isterken, bir çocuğa, başka bir travma yaşatmak, gerekli midir?..
doğruluk, dürüstlük, yalan söylememenin önemi ve yalan söylemek ve bunu sürdürmek halinde yaşanan olayların sonuçlarına katlanmak konusunu işlerken bu kadar duru ve canlı bir öykü ya/r/şatmak zorunda mıydı ömer seyfettin? yoksa bir devrin hatta yazıldığı dönemden daha şu satırları yazdığım güne kadar okuyan nesil ve nesillerin canını sıkan bu öykü, aslında gerçek bir hikayeye mi dayanıyordu?
gülseren budayıcıoğlu'nda da benzer şeyler gördük, görüyoruz da... genelde gerçek hikayeleri, beyaz perdeye aktarılırken kesilip biçilip üzerine ek yapılıp izleyiciye öyle sunulur. (bkz: istanbullu gelin)... değilse reytingler düşüyor. ama aynı olay oldukça travmatik. çünkü gerçek. gercek, her zaman can sıkar. özellikle dramatik, trajedik ve travmatik öğeler barındırıyorsa.*
ya ömer seyfettin'in kaşağısı da
gerçekse?..
tüylerimi ürpertiyor.
allah'tan pedagojik çalışmalar ilerledi de, çocuklara böyle dramatik ve travmatik öyküler okutmak sakıncalı artık. hoş, travmatik ailede yetişen bazı bireyler için bu bile yeterince etkileyici ve travmatik gelmiyor. ilginç. tüyler ürpertici...*
bu arada eser, 1919 yılında yazılıp yazarın ölümünden tam altı yıl sonra 1926 yılında, ali canip yöntem'in hazırladığı bir derlemenin içinde geçmiş yani yayınlanmıştır.
devamını gör...
5.
ömer seyfettin'in yazmış olduğu güzel çocuk öykülerinden biridir.yalan söylemenin ne kadar kötü sonuçlar doğurabileceğini anlatan ders niteliğinde bir yazımdır.kitapta kardeşi hakkında yalan konuşarak iftira atan bir çocuğun,kardeşinin ölümünden sonra duyduğu vicdan azabı anlatılmaktadır.
devamını gör...
6.
ömer seyfettin'in en sevdiğim hikayesi o yaşta onu anlayıp sindirmek zor olsa da okuduktan sonra beni etkilemesi ve bana kocaman bir ders vermesi bana yetmişti. ondan sonra yalan söylemek mümkün değildi. çocuklara böyle hikayeler okutulmuyor ama gençlere okutsan da anlamazlar bu zamanın gençliği o kadar içerlenir mi acaba bir hikayeye. sanmıyorum.
kahraman adlı yaramaz bir çocuğumuz var ve kardeşi hasan ile birlikte gidip atların tımarlanmasını izlemeyi çok seviyorlar bunu her gün yapmaktan çok zevk alıyorlar ama kahraman kendi de yapmak istemiş fakat atlara bakan dadaruh izin vermemiş bunun üzerine kahraman sabah erkenden kalkıp kendi başına atları tımarlamak istemiş ve kaşağıyı bulamayınca etrafı karıştırıp yepyeni bir kaşağıyı bulmuş onu kullanarak atları tımarlamış ama atlar bu yeni kaşağıyı beğenmemiş kahraman da sinirlenip kaşağıyı fırlatıp kırınca onu atıp kaçmış kahraman ve hasan'ın babası sabah kırık kaşağıyı görüp dadaruh'a sormuş ama o ben yapmadım deyince kahraman' sormuş o da suçu hemen hasan'a atmış. babası hasana sen mi kırdın dediğinde hayır cevabını duyunca tokadı yemiş ve çiftliğe de bir daha gelmeyeceksin demiş babası ceza olarak 1 yıl sonra hasan hastalanmış kahraman her şeyi itiraf edeceği sabahta vefat etmiş.
bizim kahramanlarımızda böyle işte başkasına suç atar kendi yürür gider.
kahraman adlı yaramaz bir çocuğumuz var ve kardeşi hasan ile birlikte gidip atların tımarlanmasını izlemeyi çok seviyorlar bunu her gün yapmaktan çok zevk alıyorlar ama kahraman kendi de yapmak istemiş fakat atlara bakan dadaruh izin vermemiş bunun üzerine kahraman sabah erkenden kalkıp kendi başına atları tımarlamak istemiş ve kaşağıyı bulamayınca etrafı karıştırıp yepyeni bir kaşağıyı bulmuş onu kullanarak atları tımarlamış ama atlar bu yeni kaşağıyı beğenmemiş kahraman da sinirlenip kaşağıyı fırlatıp kırınca onu atıp kaçmış kahraman ve hasan'ın babası sabah kırık kaşağıyı görüp dadaruh'a sormuş ama o ben yapmadım deyince kahraman' sormuş o da suçu hemen hasan'a atmış. babası hasana sen mi kırdın dediğinde hayır cevabını duyunca tokadı yemiş ve çiftliğe de bir daha gelmeyeceksin demiş babası ceza olarak 1 yıl sonra hasan hastalanmış kahraman her şeyi itiraf edeceği sabahta vefat etmiş.
bizim kahramanlarımızda böyle işte başkasına suç atar kendi yürür gider.
devamını gör...
"kaşağı (kitap)" ile benzer başlıklar
kaşağı
2
