#ödüllü filmler

öne çıkanlar | diğer yorumlar

1997 iran yapımı, abbas kiyarüstemi filmidir. bir adamın yaşamından vazgeçiş öyküsünün arka fonunda yaşamın olanca şiddetiyle nasıl devam ettiğini bozkır ve iş makinalarının örüntüsüyle anlatır. ölüm, ayın önünden geçen bulutlar kadar masumdur belki.
devamını gör...
abbas kiyarüstemi ' nin yönetmen koltuğunda oturduğu başrolünde hümayun erşadi' nin olduğu filmdir. yayınlandığı dönem itibari ile başta fransa olmak üzere bir çok ülkeden çokça ödül alan yapım, intihar kavramını sadece psikolojik olarak değil &dîni bazda ele alması ile de büyük bir derinliğe sahiptir.
devamını gör...
duygularımı anlayıp paylaşabilirsiniz, bana merhamet gösterebilirsiniz ama acımı hissedebilir misiniz? hayır. acı çekersiniz ve ben de çekerim. sizi anlarım. acımı anlayabilirsiniz, ama onu hissedemezsiniz.

1997 yapımı abbas kiyarüstemi filmidir. açıkçası yeni izlediğim için üzüldüğüm filmlerden birisi oldu. yönetmenin iyi bir yönetmen olduğunu ve filmin baya övülen bir film olduğunu biliyordum, iyi bir film izleyeceğime emindim ama bu kadar iyisini beklemiyordum. çok sevdim.

film intihar ettikten sonra üzerine toprak atacak birini arayan bir adamın hikayesini anlatıyor. aslında çok basit, adam intihar etmek istiyor, intihar ettikten sonra üzerine 20 toprak atacağı birine ihtiyaç duyuyor. bu çarpıcı isteği gayet sakin ve normal şekilde insanlara söylüyor.

filmin tonunu ve yaratılan atmosferi çok beğendim, renkler ve toprak çağrışımı hoşuma gitti, arabanın renginden adamın giydiği kıyafetlere kadar her şey bir bütündü. usta yönetmen müthiş bir iş çıkarmış.

film bazı seyirciler için sıkıcı gelebilir, diyalogların içine girmezseniz sıkılırsınız, kendinizi diyaloglara bıraktıktan sonra film hızlı ve vurucu olarak ilerliyor.

kirazın tadı beklemediğim şekilde beni etkileyen güçlü bir film. herkese tavsiye ederim. yönetmenin diğer filmlerini ve iran sinemasını merakla takip edeceğim.*


filmin en sevdiğim sahnesi, başrolün ölümden korktuğu an oldu. üstüme toprak at diyen adam belki ölmemiş olabilirim, sen en iyisi üstüme bir kaç taş at, hatta omuzlarımı sars demesi gerçekten üzücüydü.

ayrıca türk karakterin anlattığı dut hikayesini ve doktor hikayesini çok beğendim.




kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...
sinefili instagram sayfaların capsleriyle izleyelim de kurtulalım dedim. öyle abartılacak bir film değil. yok içinde hissetmiş yok simgelerle doluymuş. toz topraktan olmayan astımım azdı izlerken.
devamını gör...
nedense ben bu filmi ana karakterlerin sıkıştığı psikolojiler itibarı ile ispanyol yönetmen alejandro amenábar'ın mar adentro filmine benzetiyorum. onu seven bunu da sever diyebileceğim iki film.

anlatılan türk fıkrasınının burada laz fıkrası olarak, makedonyada nasreddin hodja fıkrası olarak dinlemiştim.


türk’ün biri doktora gitmiş ve doktor bey nereme dokunsam oram ağrıyor, ayağıma dokunuyorum ayağım, göğsüme dokunuyorum göğsüm ağrıyor, demiş. doktor hiç düşünmeden cevap vermiş:
sizin bir şeyiniz yok, parmağınız kırık. hasta olan düşünceleriniz. bakış açınızı değiştirin.


bir de güzel bir türkçe şiir vardı hatırladığım.


''ayrılmadan önce sana türkçe bir şiir okuyacağım;

azizim uçtum gel
dost bağına düştüm gel
yahşi günün kardeşi
yaman güne düştüm gel.''
devamını gör...
ölmeyi arzuladığını söyleyen bir adam, paraya ihtiyacı olduğunu düşündüğü ve gözüne kestirdiği kişilerden kendi mezarına toprak atmasını istiyor. filmin ana olay kurgusu bu isteğe dayanıyor. ne yaşadığı bilinmeyen bu adamın sözlü ifadesinin dışında yalnızca bir isteği var: benim için bir şey yap. bu noktada bize biraz da (bkz: gassal)'ı anımsatmakta.
karakterimiz yaşamış olduğunu ifade ettiği buhranı "üzgün olmak da büyük bir günahtır." diyerek anlatıyor ve bu sözün karşılığı olarak kendi hayatına son vermeyi istediğini ifade ederken bir yandan da kendisini kontrol edecek birilerini arama yolculuğuna çıkıyor. ne yazık ki duygularını ifade etmekte güçlük çeken veya bu duyguları artık düzenleyemeyeceğini düşünen karakterimiz için tek bir bağ kurma yolu kalmıştır. o da ölümle dans. içeriğinde büyük bir risk olan bu davranış rus ruletinden de farksızdır ama insanoğlunun arzularını yerine getirmek için kendi varlığı bile yok sayabildiği gerçeği daima gözler önündedir. (bkz: bir zamanlar anadolu'da) filminde geçen şu repliği hatırlamak lazım: "zaten intiharlar başkasını cezalandırmak için yapılmaz mı ?" ancak bu filmde ise bizim karakterimiz; birisine inanma, onun kendisiyle ilgilenmesini bekleme ve beklentilerinin karşılık görme ihtiyaçlarını bize haykırıyor. yaşama olan arzusu öylesine büyük ki kendisini ikna edecek birisini saatlerce arıyor. ölüme hazırladığını ifade ettiği her şey aslında yaşama olan yeniden yeniden hazır olma isteğinden doğuyor.
film toz topraklık bir alan içerisinde çekiliyor genelde ve görsel bir şölenden ziyade karakterimizin sözlerine karşılık bulabileceği bir yokluk alanı kadrajın içerisinde. "her güzel şey topraktan gelir ve her güzel şey toprağa döner." lakin hayat içerisinde her şey vakti zamanı normaline uygun olunca anlam kazanır. don yiyen ekine, yalancı güneşe aldanan meyvelere hep üzülürüz.
devamını gör...

bu başlığa tanım girmek için olabilirsiniz.

zaten üye iseniz giriş yapabilirsiniz.

"kirazın tadı" ile benzer başlıklar

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim