1.
okuması en zevkli bölümlerdendir. mezun olduktan sonra insanda ne utanma kalır, ne bir sosyal fobi kalır ne bir çekince kalır.
devamını gör...
2.
en eğlenceli olacabilecek bölüm..
devamını gör...
3.
maalesef günümüzdeki işsizlik garantili bölümlerdendir
devamını gör...
4.
italyanca anlamı conservatorio, yani yetimhane demektir. buradan türemiştir.
devamını gör...
5.
içerisindeki insanların hayatınızı değiştirebileceği bölüm.
devamını gör...
6.
türkiye şartlarında çoğunun içinde ukde kalan...
devamını gör...
7.
üniversite bölümlerinin içinden bana en asil gelen bölümdür. kıymeti bilinmiyor o ayrı
devamını gör...
8.
kötü bir sesim oldugundan emin olmasaydım okuyabileceğim bir bölümdü.
devamını gör...
9.
müzik, tiyatro ve bale öğretiminin yapıldığı okuldur.
devamını gör...
10.
tdk'ye göre doğru yazımı "konservatuvar"dır.
devamını gör...
11.
sanatın ve sanat dalının korunması.
devamını gör...
12.
tiyatro için gitmeyi isteyeceğim okuldur. ne var ki bu hususta geç kaldım.
devamını gör...
13.
14.
çoğu insan tarafından ''konservatuar'' şeklinde yanlış yazılan kelimedir.
istanbul üniversitesi devlet konservatuvar'ı oldukça ünlüdür bu konuda.
istanbul üniversitesi devlet konservatuvar'ı oldukça ünlüdür bu konuda.
devamını gör...
15.
genellikle okumak istedildiği dile getirildiğinde aile tarafından "yap kızım/oğlum hobi olarak yap" denilerek okunmasına engel olunan, olunmazsa da sonunda işsiz kalınan bölümdür.
devamını gör...
16.
hayatın tadını yaşatan bölümdür. babadan bişey yoksa ya da olağanüstü bir yeteneğiniz yoksa bulaşmayın derim açlık garantili bölümlerin başındadır.
devamını gör...
17.
okumayı çok istediğim ve içimde ukde kalan bölüm. neyse ki müzik ve enstrümanlara olan ilgim çocukluğumdan beri devam etti ve ömrümün sonuna kadar da devam edecek.
devamını gör...
18.
hayalimm.
devamını gör...
19.
seneye konservatuar sınavına gireceğim, şimdiden aşırı heyecanlıyım. tiyatrodan devam.
devamını gör...
20.
- anneee...
- anne?..
- anne!
sadece anne kelimesini kullanarak, üçüncü anne deyişinizde, annenizin öldüğü hissiyatını vereceksiniz izleyiciye.
çok meşhur bir konservatuvar sorusudur. hayal gücünüz size kalmış. ister okuldan eve geldiğinizi hayal edin ve evin içinde annenizi arayın. odaya girdiğinizde ölmüş olduğunu görün. ya da annenizi yatağında uyandırmaya çalıştığınızı hayal edin. ve üçüncü anne deyişinizde, izleyici, annenizin öldüğünü anlasın. kısacası her ne halt ederseniz edin, üçüncü annede, anneniz mefta olsun.
sizce basit mi? ayna karşısında sivilce sıkmaya benzemez. sektörün ustalarının karşısında yapacaksınız bunu. tek hakkınız var; üçüncü tekrarda anneniz hâlâ hayattaysa eleniyorsunuz.
tiyatro dünyası öteki tarafa neden takmış vaziyette anlamadım. daldan dala atladığım gençlik döneminde bir zamanlar kafaya taktığım konservatuvara hazırlık olsun diye özel tiyatro okullarının sınavlarına girmişliğim var. az sonra okuyacağınız gibi kaybetmişliğim de var doğal olarak. nedenine gelince:
sınava giriyorum, karşımda 8 kişilik bir jüri kurulu duruyor. sahne yerine koyulan bir açıklıkta, iyi ve kötü ve çirkin halimle duruyorum. jüri kurulundan biri yanıma geliyor. sandalye çekerek üzerine oturuyor; sandalyelerin altına oturulamadığı için.
jüri başkanı konuşmaya başlıyor:
- sevişilinebilizite selam. şimdi orada sandalyede oturan adamın, tren garında görevli olduğunu düşün. vapur iskelesi misali, salonun kapısını kapatmış. tren kalkmak üzere. ve sen geç kalmışsın. kapıyı açtırıp o trene binmek zorundasın. çünkü annene ilaç yetiştirmen lazım. eğer bu trene binip annene ilaç yetiştiremezsen, anne ölecek!
başlıyorum adamla konuşmaya:
- eee... pardon... annem ölecek de... bu ilaçları yetiştirmem gerek. rica etsem açabilir misiniz kapıyı?
+açamam.
- (nası’ açamam lan? anam ölecek?!) pardon?
+açamam.
- ama beyefendi, bir insanın hayatı söz konusu. o insan da annem. bu ilaçları yetiştirmezsem ölebilir.
+bana ne?! hepimizin annesi bir gün ölecek.
- yaaahu... etme... eyleme...
+yok kardeşim. bir sonraki treni bekle!
-para versem?
+sen bana rüşvet mi teklif ediyosn?
-(manyak mı lan bu?!) ya kardeşim açsana kapıyı!
+açmıyorum!
jüriye dönüyorum sinirle:
-açmıyo lan bu kapıyı...
+ne kadar ayıp. annen ölsün mü?
- doğru söylüyosunuz; ölmesin.
tekrar yanımdaki adama dönüyorum:
- kardeş; gözünün çapağını yiyim aç şu kapıyı...
efendim; bu tip sınavları kazanmanız için yapmanız gereken, öngörülmeyen bir hareket yapmak. misal tabanca çekeceksiniz, adamın kafaya dayayacaksınız ve kendisini esir alarak trene bineceksiniz. anneniz kurtulduktan sonra gider teslim olursunuz polise. sonradan kafama çıtonk etti.
ses güzelliği de önemli; şarkı söyletebilirler. tren faciasını yaşadığım sınavda, hemen akabinde şarkı söylememi istedi jüri. ben de “kimseye etmem şikayet, ağlarım ben halime” isimli güzide eseri seslendirdim. battı balık yan gider.
genelde bir komedi, bir dram ve bir de şiir döktürmen lazım konservatuvar sınavlarında. tirat örneklerinde shakespeare’den ezberler yapılıyor; özellikle hamlet oyunundan. hamlet’i güzel oynarsan, tek hamlede kazanabiliyorsun sınavı. dram hamlet’ten, komedi ise venedik taciri’nden seçiliyor. şiir daha genel.
eğer shakespeare yaşamasaydı kıstas ne olacaktı acaba, merak ediyorum. kendi yazdığın bir oyunla girsen, “shakespeare dururken sana ne oluyo’?!” muamelesi görebiliyorsun.
tabi sadece oyunculuk da değil. vücudunun da düzgün olması lazım sınavı kazanabilmen için. ve daha da önemlisi allah’ın verdiği vücudu, jüriden esirgemeyeceksin.
- kızım kaldır bakalım biraz eteklerini de bacaklarını görelim.
+tabi...
- kaldır kaldır!
+peki...
- kaldırsana kızım? bileklerini değil, bacaklarını görücem.
+ (eteğini tamamen yukarı çekerek) al işte be al al al!
yaşanmıştır. kız en sonunda eteği tamamen sıyırarak, sinirden ağlar vaziyette sınavdan hışımla çıkıyor. ahlak bekçileri hedef göstermesin; çünkü aktörlük, yetenek gerektirdiği gibi göze ve kulağa hitabeti de gerektirir. ve yine kimse ahlak dersi vermesin, zira bacak görmek isteyen jüri üyesi, türk tiyatrosu’nun yaşayan çınarlarından olan bir kadın.
zor iş konservatuvar sınavı. psikolojisi zor. biraz da türkan şoray misali içine kapanıksan hepten zor. türkan bile en azından sahnede açılıyor. eleştiri dozu o kadar yüksek olabiliyor ki resmen alaya alındığını hissedebiliyorsun. alaylı olmak kavramı da oradan gelme olsa gerek. alaylı dediğin, konservatuvar okumadan, tutup tiyatro gruplarına katılan kişi. misal marlon brando.
- anne?..
- anne!
sadece anne kelimesini kullanarak, üçüncü anne deyişinizde, annenizin öldüğü hissiyatını vereceksiniz izleyiciye.
çok meşhur bir konservatuvar sorusudur. hayal gücünüz size kalmış. ister okuldan eve geldiğinizi hayal edin ve evin içinde annenizi arayın. odaya girdiğinizde ölmüş olduğunu görün. ya da annenizi yatağında uyandırmaya çalıştığınızı hayal edin. ve üçüncü anne deyişinizde, izleyici, annenizin öldüğünü anlasın. kısacası her ne halt ederseniz edin, üçüncü annede, anneniz mefta olsun.
sizce basit mi? ayna karşısında sivilce sıkmaya benzemez. sektörün ustalarının karşısında yapacaksınız bunu. tek hakkınız var; üçüncü tekrarda anneniz hâlâ hayattaysa eleniyorsunuz.
tiyatro dünyası öteki tarafa neden takmış vaziyette anlamadım. daldan dala atladığım gençlik döneminde bir zamanlar kafaya taktığım konservatuvara hazırlık olsun diye özel tiyatro okullarının sınavlarına girmişliğim var. az sonra okuyacağınız gibi kaybetmişliğim de var doğal olarak. nedenine gelince:
sınava giriyorum, karşımda 8 kişilik bir jüri kurulu duruyor. sahne yerine koyulan bir açıklıkta, iyi ve kötü ve çirkin halimle duruyorum. jüri kurulundan biri yanıma geliyor. sandalye çekerek üzerine oturuyor; sandalyelerin altına oturulamadığı için.
jüri başkanı konuşmaya başlıyor:
- sevişilinebilizite selam. şimdi orada sandalyede oturan adamın, tren garında görevli olduğunu düşün. vapur iskelesi misali, salonun kapısını kapatmış. tren kalkmak üzere. ve sen geç kalmışsın. kapıyı açtırıp o trene binmek zorundasın. çünkü annene ilaç yetiştirmen lazım. eğer bu trene binip annene ilaç yetiştiremezsen, anne ölecek!
başlıyorum adamla konuşmaya:
- eee... pardon... annem ölecek de... bu ilaçları yetiştirmem gerek. rica etsem açabilir misiniz kapıyı?
+açamam.
- (nası’ açamam lan? anam ölecek?!) pardon?
+açamam.
- ama beyefendi, bir insanın hayatı söz konusu. o insan da annem. bu ilaçları yetiştirmezsem ölebilir.
+bana ne?! hepimizin annesi bir gün ölecek.
- yaaahu... etme... eyleme...
+yok kardeşim. bir sonraki treni bekle!
-para versem?
+sen bana rüşvet mi teklif ediyosn?
-(manyak mı lan bu?!) ya kardeşim açsana kapıyı!
+açmıyorum!
jüriye dönüyorum sinirle:
-açmıyo lan bu kapıyı...
+ne kadar ayıp. annen ölsün mü?
- doğru söylüyosunuz; ölmesin.
tekrar yanımdaki adama dönüyorum:
- kardeş; gözünün çapağını yiyim aç şu kapıyı...
efendim; bu tip sınavları kazanmanız için yapmanız gereken, öngörülmeyen bir hareket yapmak. misal tabanca çekeceksiniz, adamın kafaya dayayacaksınız ve kendisini esir alarak trene bineceksiniz. anneniz kurtulduktan sonra gider teslim olursunuz polise. sonradan kafama çıtonk etti.
ses güzelliği de önemli; şarkı söyletebilirler. tren faciasını yaşadığım sınavda, hemen akabinde şarkı söylememi istedi jüri. ben de “kimseye etmem şikayet, ağlarım ben halime” isimli güzide eseri seslendirdim. battı balık yan gider.
genelde bir komedi, bir dram ve bir de şiir döktürmen lazım konservatuvar sınavlarında. tirat örneklerinde shakespeare’den ezberler yapılıyor; özellikle hamlet oyunundan. hamlet’i güzel oynarsan, tek hamlede kazanabiliyorsun sınavı. dram hamlet’ten, komedi ise venedik taciri’nden seçiliyor. şiir daha genel.
eğer shakespeare yaşamasaydı kıstas ne olacaktı acaba, merak ediyorum. kendi yazdığın bir oyunla girsen, “shakespeare dururken sana ne oluyo’?!” muamelesi görebiliyorsun.
tabi sadece oyunculuk da değil. vücudunun da düzgün olması lazım sınavı kazanabilmen için. ve daha da önemlisi allah’ın verdiği vücudu, jüriden esirgemeyeceksin.
- kızım kaldır bakalım biraz eteklerini de bacaklarını görelim.
+tabi...
- kaldır kaldır!
+peki...
- kaldırsana kızım? bileklerini değil, bacaklarını görücem.
+ (eteğini tamamen yukarı çekerek) al işte be al al al!
yaşanmıştır. kız en sonunda eteği tamamen sıyırarak, sinirden ağlar vaziyette sınavdan hışımla çıkıyor. ahlak bekçileri hedef göstermesin; çünkü aktörlük, yetenek gerektirdiği gibi göze ve kulağa hitabeti de gerektirir. ve yine kimse ahlak dersi vermesin, zira bacak görmek isteyen jüri üyesi, türk tiyatrosu’nun yaşayan çınarlarından olan bir kadın.
zor iş konservatuvar sınavı. psikolojisi zor. biraz da türkan şoray misali içine kapanıksan hepten zor. türkan bile en azından sahnede açılıyor. eleştiri dozu o kadar yüksek olabiliyor ki resmen alaya alındığını hissedebiliyorsun. alaylı olmak kavramı da oradan gelme olsa gerek. alaylı dediğin, konservatuvar okumadan, tutup tiyatro gruplarına katılan kişi. misal marlon brando.
devamını gör...
