1.
duman çıkan yerlerde (baca , egzost) biriken parçacıklardır. arabaların egzostu kurum bağlayabilir , bacalar ve soba boruları kurum bağlayabilir.
soba boruları ve bacaların içinde biriken kurum vaktinde temizlenmezse duman çıkan boşluk küçülür ve bacaların dumanı çekişi azalır bu da sobanın tütmesine sebep olabilir oldukça tehlikeli bir olaydır. basit gibi görünse de temizlenmesi hayati önem taşır.
soba boruları ve bacaların içinde biriken kurum vaktinde temizlenmezse duman çıkan boşluk küçülür ve bacaların dumanı çekişi azalır bu da sobanın tütmesine sebep olabilir oldukça tehlikeli bir olaydır. basit gibi görünse de temizlenmesi hayati önem taşır.
devamını gör...
2.
köklü bir yapıyı içeren, genellikle devletle ilişkisi olan yapı veya birliklerdir. türk dil kurumu, türkiye iş kurumu, türkiye istatistik kurumu gibi.
devamını gör...
3.
türk dil kurumu güncel türkçe sözlüğüne göre üç anlamı olan bir sözcüktür.
bu sözcüğün ilk anlamı bacalarda biriken kalın is'tir.
çocukluk zamanlarımda hep sobalı evlerde yaşadık. hayatımın en soğuk ama en güzel günlerindendi sobalı ev günleri ama belli günler, özellikle de sobanın kaldırılacağı ya da kurulacağı günler ev ilginç bir hal alırdı.
babam bütün durumlarda hep sinirli annem ise hep telaşlı olurdu. benim ve kardeşimin ise ayak altında bulunmamız gereken zamanlardı bunlar. ama nedense soba borularında ve bacada biriken kurum olayla hiç ilgimiz olmasa da bizim üzerimizde olurdu işin sonunda.
bunun bir nedeni kimsenin bizi görmediği düşündüğümüz anda anlamsız bir şekilde soba borularını dürbün olarak kullanmak istememiz, bir diğer nedeni soba borusunun içine elimizi kolumuzu ayağımızı bacağımızı sokmamız, kaçınılmaz son nedeni ise annemizin isli elleri ile bize attığı tokat olurdu.
güzel günlerdi.
bu sözcüğün ikinci anlamı ise evlilik, aile, ortaklık, mülkiyet gibi köklü bir yapıya içeren genellikle devletle ilişkisi olan yapı veya birlik, müessese'dir.
devlet kurumları bu dünyada beni en çok geren yerlerden biridir. belki de birincisi. ve ben 18 yaşımdan beri çok büyük bir franz kafka hayranıyım. belki de bu yüzden devlet memuru oldum.
franz kafka'nın şato isimli kitabını özellikle çok severim. belki de bu kitaptan aldığım ilhamla şato'yu çökertmeye çalışan kadastrocu k. gibi ben de bir devlet kurumunda görev aldım. ve ben de kadastrocu k. gibi hiçbir şey yapamadan devlet memuru olmaya devam ettim.
hem içindeyim devlet kurumlarının hem de büsbütün dışında. modern zamanlar filmindeki şarlo gibi dişlilerin arasında dönüp duruyorum. nasıl olduğumu soranlara yuvarlanıp gittiğimi söylemem de bundandır.
üçüncü anlam ise kendini büyük ve önemli gösterme duygusu, azamet, gurur'dur.
aslında bu tanımı yazmama neden olan anlam budur. uğur kökden'in tiksinti çağı isimli kitabında bu sözcük bir cümlede karşıma çıkınca da yazmaya karar verdim ne zamandır aklımda olan bu tanımı.
son zamanlarda sözlükteki yazıların çoğunu ister istemez okumak, en azından gözden geçirmek zorunda kalıyorum. ve kurum sözcüğünü bu son anlamını birçok yazıda görüyorum.
belki her zaman böyleydi de ben dikkat etmedim ama herkes en çok şeyi biliyor, herkes en okunası yazar, herkes yaşadığı anlaşmazlıklarda hakkı yenen kişi, herkesin en kötü özelliği iyi kalpli ve merhametli olması gibi. istisnalar elbette var ama sanki böyle bir kurum bombardımanı ile karşı karşıya kaldık.
kimin ne yazdığı ile ilgilenmedim hiç. ama gözüme battığı için yazmak istedim bunu. bazı günler sözlükte öyle bir kurum var ki bunun müessese ile bir alakası olamaz bence.
bu sözcüğün ilk anlamı bacalarda biriken kalın is'tir.
çocukluk zamanlarımda hep sobalı evlerde yaşadık. hayatımın en soğuk ama en güzel günlerindendi sobalı ev günleri ama belli günler, özellikle de sobanın kaldırılacağı ya da kurulacağı günler ev ilginç bir hal alırdı.
babam bütün durumlarda hep sinirli annem ise hep telaşlı olurdu. benim ve kardeşimin ise ayak altında bulunmamız gereken zamanlardı bunlar. ama nedense soba borularında ve bacada biriken kurum olayla hiç ilgimiz olmasa da bizim üzerimizde olurdu işin sonunda.
bunun bir nedeni kimsenin bizi görmediği düşündüğümüz anda anlamsız bir şekilde soba borularını dürbün olarak kullanmak istememiz, bir diğer nedeni soba borusunun içine elimizi kolumuzu ayağımızı bacağımızı sokmamız, kaçınılmaz son nedeni ise annemizin isli elleri ile bize attığı tokat olurdu.
güzel günlerdi.
bu sözcüğün ikinci anlamı ise evlilik, aile, ortaklık, mülkiyet gibi köklü bir yapıya içeren genellikle devletle ilişkisi olan yapı veya birlik, müessese'dir.
devlet kurumları bu dünyada beni en çok geren yerlerden biridir. belki de birincisi. ve ben 18 yaşımdan beri çok büyük bir franz kafka hayranıyım. belki de bu yüzden devlet memuru oldum.
franz kafka'nın şato isimli kitabını özellikle çok severim. belki de bu kitaptan aldığım ilhamla şato'yu çökertmeye çalışan kadastrocu k. gibi ben de bir devlet kurumunda görev aldım. ve ben de kadastrocu k. gibi hiçbir şey yapamadan devlet memuru olmaya devam ettim.
hem içindeyim devlet kurumlarının hem de büsbütün dışında. modern zamanlar filmindeki şarlo gibi dişlilerin arasında dönüp duruyorum. nasıl olduğumu soranlara yuvarlanıp gittiğimi söylemem de bundandır.
üçüncü anlam ise kendini büyük ve önemli gösterme duygusu, azamet, gurur'dur.
aslında bu tanımı yazmama neden olan anlam budur. uğur kökden'in tiksinti çağı isimli kitabında bu sözcük bir cümlede karşıma çıkınca da yazmaya karar verdim ne zamandır aklımda olan bu tanımı.
son zamanlarda sözlükteki yazıların çoğunu ister istemez okumak, en azından gözden geçirmek zorunda kalıyorum. ve kurum sözcüğünü bu son anlamını birçok yazıda görüyorum.
belki her zaman böyleydi de ben dikkat etmedim ama herkes en çok şeyi biliyor, herkes en okunası yazar, herkes yaşadığı anlaşmazlıklarda hakkı yenen kişi, herkesin en kötü özelliği iyi kalpli ve merhametli olması gibi. istisnalar elbette var ama sanki böyle bir kurum bombardımanı ile karşı karşıya kaldık.
kimin ne yazdığı ile ilgilenmedim hiç. ama gözüme battığı için yazmak istedim bunu. bazı günler sözlükte öyle bir kurum var ki bunun müessese ile bir alakası olamaz bence.
devamını gör...