2014 yapımı kısa film mezuniyet sevincini annesinin mezarına giderek paylaşan bir genç kadını anlatır.
yönetmen:
dilek korkmaz
dilek korkmaz
öne çıkanlar | diğer yorumlar
başlık "son singapur vapuru" tarafından 26.03.2026 01:30 tarihinde açılmıştır.
1.
hayat kadar acımasızı var mıydı? *
dilek korkmaz tarafından yönetilen kısa film; oyuncu bilgisi verilmemiş iken 2014 yılında yayınlanmıştır.

okulunu bitirmiş ve soluğu annesinin mezarında alan genç bir kızın bu mutluluğunu artık hayatta olmayan bir sevdiği insanla paylaşma çabasını konu ediniyor.
mezuniyet forması üzerinde, cübbesi elinde, içi buruk, mutluluğunu paylaşmak istediği insan ise artık yok, mutluluğunu ya da kederini paylaşamamaktan daha acı ne vardır ki?
mesleğini eline almış olmanın gururuyla annesine geliyor, mezarına dökmek için su alıyor, annesinin mezarında ona içini döküyor biraz da, insan kaç yaşına gelirse gelsin annesinden vazgeçemiyor değil mi?
genç kız artık bir kameraman, bu eğitimi almış ve şimdi ise fotoğrafını çekebileceği bir annesi de yok, kimse kalmıyor değil mi?
benim için duygusal bir kısa filmdi,
film boyu çalan müzik etkileyiciydi, genç kızın artık hayatta olmayan bir insanla mutluluğunu paylaşmak istemesi ağır geldi.
bana düşündürdüğü ve hatırlattığı bazı şeyler vardı;
sevdiklerimiz artık hayatta ya da bizim hayatımızda olmasalar bile onlardan vazgeçemiyorduk, asla ve kat'a, zinhar yoktu vazgeçmek, unutmak, onlar fiziksel olarak yoktular sadece, anıları, ruhları, gülümsemeleri, her şeyleriyle hep bizimleydiler ve biz onlarla paylaşmak istiyorduk mutluluğumuzu, acımızı, kederimizi, her şeyimizi...
mutluluğunu paylaşamamaktan daha acısı var mıydı?
artık hayatta ya da hayatında olmayan bir insandan kopmak zordu, imkânsızdı,
hayat kadar acımasızı var mıydı?
dilek korkmaz tarafından yönetilen kısa film; oyuncu bilgisi verilmemiş iken 2014 yılında yayınlanmıştır.

okulunu bitirmiş ve soluğu annesinin mezarında alan genç bir kızın bu mutluluğunu artık hayatta olmayan bir sevdiği insanla paylaşma çabasını konu ediniyor.
mezuniyet forması üzerinde, cübbesi elinde, içi buruk, mutluluğunu paylaşmak istediği insan ise artık yok, mutluluğunu ya da kederini paylaşamamaktan daha acı ne vardır ki?
mesleğini eline almış olmanın gururuyla annesine geliyor, mezarına dökmek için su alıyor, annesinin mezarında ona içini döküyor biraz da, insan kaç yaşına gelirse gelsin annesinden vazgeçemiyor değil mi?
genç kız artık bir kameraman, bu eğitimi almış ve şimdi ise fotoğrafını çekebileceği bir annesi de yok, kimse kalmıyor değil mi?
benim için duygusal bir kısa filmdi,
film boyu çalan müzik etkileyiciydi, genç kızın artık hayatta olmayan bir insanla mutluluğunu paylaşmak istemesi ağır geldi.
bana düşündürdüğü ve hatırlattığı bazı şeyler vardı;
sevdiklerimiz artık hayatta ya da bizim hayatımızda olmasalar bile onlardan vazgeçemiyorduk, asla ve kat'a, zinhar yoktu vazgeçmek, unutmak, onlar fiziksel olarak yoktular sadece, anıları, ruhları, gülümsemeleri, her şeyleriyle hep bizimleydiler ve biz onlarla paylaşmak istiyorduk mutluluğumuzu, acımızı, kederimizi, her şeyimizi...
mutluluğunu paylaşamamaktan daha acısı var mıydı?
artık hayatta ya da hayatında olmayan bir insandan kopmak zordu, imkânsızdı,
hayat kadar acımasızı var mıydı?
devamını gör...
