1.
bilim fetişizmini ve kibirini en temiz yansıtan örneklerden birisidir.
o dönemde "bu kurumu sorgulamak sadece aptalların işi(!)" olarak görülürdü. köyde inek sağan teyzelerin bu kurumun dediklerini anlamasa bile kabul etmekten başka seçeneği de yoktu.
tıpkı bugün bazı kurumlara karşı olmanın aptallık(?) olması gibi.
1700'lerin sonunda bir köye göktaşı düşer. köylüler "gökten taş düştü, gözlerimizle gördük!" deseler de paris bilimler akademisi'nin bilgin ve saygıdeğer üyeleri bu beyanlarla alay ederler.
"taş gökten düşmez, bunlar ayaktakımı halkın hikayeleridir" minvalinde aşağılayıcı açıklamalar yaparlar.
ancak çok fazla kişi "gökten taş düşüyor" diye ortalığı ayağa kaldırınca ayıp olmasın diye gönülsüz bi şekilde gidip yerinde incelerler.
ve evet, atmosfere giren bir göktaşının parçalanarak dolu benzeri bir şekilde gökten yağdığını görürler, ve sessizce geri adım atarak ilk başta taştaş geçtikleri gerçeği s**e s**e kabul ederler.
o dönemde "bu kurumu sorgulamak sadece aptalların işi(!)" olarak görülürdü. köyde inek sağan teyzelerin bu kurumun dediklerini anlamasa bile kabul etmekten başka seçeneği de yoktu.
tıpkı bugün bazı kurumlara karşı olmanın aptallık(?) olması gibi.
1700'lerin sonunda bir köye göktaşı düşer. köylüler "gökten taş düştü, gözlerimizle gördük!" deseler de paris bilimler akademisi'nin bilgin ve saygıdeğer üyeleri bu beyanlarla alay ederler.
"taş gökten düşmez, bunlar ayaktakımı halkın hikayeleridir" minvalinde aşağılayıcı açıklamalar yaparlar.
ancak çok fazla kişi "gökten taş düşüyor" diye ortalığı ayağa kaldırınca ayıp olmasın diye gönülsüz bi şekilde gidip yerinde incelerler.
ve evet, atmosfere giren bir göktaşının parçalanarak dolu benzeri bir şekilde gökten yağdığını görürler, ve sessizce geri adım atarak ilk başta taştaş geçtikleri gerçeği s**e s**e kabul ederler.
devamını gör...
2.
ben bunlara mail attım. onlar da içinde “félicitations” geçen bi cevap yazdı ve o kelime insanın sırtına cübbe gibi yapışıyor. akademi beni “özgün düşünce” gerekçesiyle almış, oysa benim en özgün fikrim buzdolabının derece ekranının beni izlediğiydi bunu da henüz kimseye kanıtlayamadım.
akademi toplantısına ilk katıldığımda herkes cümlelerini ölçüp biçerken ben refleksle “bence sorun ontolojik değil tesisat” dedim, kimse itiraz etmedi. uluslararası bir rezaletin eşiğinde de olabilirdim.
içeride herkes beni tanıyordu, adımı bilmiyorlardı ama yüzüm “yanlışlıkla alınmış adam” kontenjanından olduğu için hemen seçiliyordu.
küçük bi panele katıldım. tam hatırlamıyorum, galiba “belirsizliğin gündelik hayatta yarattığı huzursuzluk” gibi bir şeyden bahsettim. dürüstçe anlattım: sabah prizden ses geldiğini sanıp evden çıkamadığımı, kombiye güvenmediğimi, maymunun bile kesinlik iddiasında bulunmasını rahatsız edici bulduğumu söyledim. salon sessizleşti, sonra biri “çok cesur” dedi. meğer bilimde cesaret, saçmalığı özgüvenle sunmakmış, yıllardır bunu evde ücretsiz yapıyordum. sadece genç bi kız neden maymun dedi, neden olmasın dedim.
yanımdaki adam bana “siz determinizme inanıyor musunuz?” diye sordu, “inanmıyorum ama saygı duyuyorum” dedim, not aldı. muhtemelen bir ekole öncülük ettim.
gecenin sonunda bana rozet verdiler, küçük, ağır ve gereksiz derecede anlamlı bir şey; eve dönünce anahtarlığa taktım.
akademi toplantısına ilk katıldığımda herkes cümlelerini ölçüp biçerken ben refleksle “bence sorun ontolojik değil tesisat” dedim, kimse itiraz etmedi. uluslararası bir rezaletin eşiğinde de olabilirdim.
içeride herkes beni tanıyordu, adımı bilmiyorlardı ama yüzüm “yanlışlıkla alınmış adam” kontenjanından olduğu için hemen seçiliyordu.
küçük bi panele katıldım. tam hatırlamıyorum, galiba “belirsizliğin gündelik hayatta yarattığı huzursuzluk” gibi bir şeyden bahsettim. dürüstçe anlattım: sabah prizden ses geldiğini sanıp evden çıkamadığımı, kombiye güvenmediğimi, maymunun bile kesinlik iddiasında bulunmasını rahatsız edici bulduğumu söyledim. salon sessizleşti, sonra biri “çok cesur” dedi. meğer bilimde cesaret, saçmalığı özgüvenle sunmakmış, yıllardır bunu evde ücretsiz yapıyordum. sadece genç bi kız neden maymun dedi, neden olmasın dedim.
yanımdaki adam bana “siz determinizme inanıyor musunuz?” diye sordu, “inanmıyorum ama saygı duyuyorum” dedim, not aldı. muhtemelen bir ekole öncülük ettim.
gecenin sonunda bana rozet verdiler, küçük, ağır ve gereksiz derecede anlamlı bir şey; eve dönünce anahtarlığa taktım.
devamını gör...
3.
yalnız dikkat: 1700'lü yılların 'bilim'! akademisinin, yanlışını çağdaş bilime şüphe gerekçesi kılmadan önce, ondan bile binlerce yıl öncesinin masalları ve dogmalarına gülebilmemiz gerekiyor.. aksi halde komik duruma düşeriz..
devamını gör...