1.
macar asıllı kemancı leopold von auer ile temelleri atılan ekol. st. petersburg'da ortaya çıktığı için bir süre st. petersburg ekolü de denmiş. zira o dönemde moskova'da da ayrı bir ekol varmış.
fransız keman ekolünden gelen henryk wieniawski de bu ekole katkıda bulunmuş. ama rus ekolünün babası auer kabul edilmekte. üstelik yaptığı tek iş de "şunu şöyle yap, bunu böyle yap" demek. ekolün yazılı temeli olarak alınabilecek pek bir işi yok. kitaplarında da daha çok öneriler sunuyor zaten. yine de önerileri üzerine koca bir ekol inşa edilmiş.
ekolün ikinci önemli ismi piotr solomonvitch. 1898'de odessa'ya taşınmış ve 1911'de burada bir okul açmış. işçi ailelerini ziyaret edip yetenekli çocukları keşfetmeye çalışmış ve uygun gördüklerini okulunda eğitmeye başlamış.
solomonovitch de auer gibi öğrencilerini çok sıkmamış. sadece çalışları hakkında önerilerde bulunmuş.
sovyet devriminden sonra solomonovitch'in çalışmaları sscb tarafından ilgiyle izlenmiş ve solomonovitch'in eğitim metodolojisi propaganda amaçlı kullanılmış. bir üstüne solomonovitch'in öğrencileri 1937'de brüksel'deki bir uluslararası yarışmayı domine edince sovyet yönetimi daha da bir aşka gelmiş. böylece küçük çocuklar için müzik okulları projelerine büyük miktarda bütçeler ayrılmış. neticede bu tür işler "bakın sovyet sistemi diğerlerinden ne kadar üstün. sovyetler'den selam, kapitalistler ölsün" demek için yapılıyor. ha aya gitmişsin, ha müzik yarışmalarını domine etmişsin. ikisi de aynı önemde. zaten 1930-1990 arası arada martha argerich gibi hayvani yetenekler olmasa adamlar kimseye piyano bile çaldırmayacak.*
sscb ile keman öğretimi biraz daha bilimsel hala getirilmeye çalışılıyor. örneğin öğrenciye "sol el ne işe yarar?" diye sorulup cevap bekleniyor ve soru-cevap üzerinden bir ders işleniyor ki bu metodu benim keman hocam da kullanıyor, o da rus ekolünden yetiştiği için.
bu ekolün güzel yanı, vücudu hiç yormaması. gerçekten hiç ara vermeden 1-2 saat çalışmanız mümkün. sadece başınız ağrıyabiliyor, sürekli aynı sesleri çalışmaktan. * ama kol ağrısı falan hiç çekmiyorsunuz.
kemana başlarken de doğrudan keman çalınarak başlanıyor. yani öyle "1 ay yay çekeyim, sonra kemana bant yapıştırayım öyle çalayım" mantığı pek yok bu ekolde. "kervan yolda düzülür" deyip daha ilk dersten bir şeyler çaldırtıyor bu ekolün hocaları.
tabii benim gibi mükemmeliyetçi, çaldığım ses düzgün çıksın tarzı insanları ağlatıyor bu sebeple. siz içinizden "entonasyon..." deyip ağlıyorsunuz, hocanız "s*** et çal sen" diyor. belki de amaç gerçekten budur bilemeyeceğim. yani öğrenciyi "bu ne lan b** gibi çalıyorum. eve gidip entonasyon çalışayım" demeye itiyordur belki de bu okul. belki de diğer ekoller gibi olsa "kemanda ne var ya, 50 tane şarkı çalıyorum" diyebilir öğrenci neticede. sonuçta bant falan var. notanın çalındığı yer belli.
neyse sonuçta tavsiyem, eğer keman öğrenecekseniz rus ekolünden gelen bir hocadan öğrenmeniz yönünde. sizi ağlatıyor ama en azından düzgün şeyler öğreniyorsunuz, kas ağrısı falan çekmiyorsunuz. ağlasam da, strese girsem de, "öff lanet olsun bugün sadece 2 saat çalışabildim..." desem de rus keman ekolü ile tanıştığıma gayet memnun oldum diyebilirim.
fransız keman ekolünden gelen henryk wieniawski de bu ekole katkıda bulunmuş. ama rus ekolünün babası auer kabul edilmekte. üstelik yaptığı tek iş de "şunu şöyle yap, bunu böyle yap" demek. ekolün yazılı temeli olarak alınabilecek pek bir işi yok. kitaplarında da daha çok öneriler sunuyor zaten. yine de önerileri üzerine koca bir ekol inşa edilmiş.
ekolün ikinci önemli ismi piotr solomonvitch. 1898'de odessa'ya taşınmış ve 1911'de burada bir okul açmış. işçi ailelerini ziyaret edip yetenekli çocukları keşfetmeye çalışmış ve uygun gördüklerini okulunda eğitmeye başlamış.
solomonovitch de auer gibi öğrencilerini çok sıkmamış. sadece çalışları hakkında önerilerde bulunmuş.
sovyet devriminden sonra solomonovitch'in çalışmaları sscb tarafından ilgiyle izlenmiş ve solomonovitch'in eğitim metodolojisi propaganda amaçlı kullanılmış. bir üstüne solomonovitch'in öğrencileri 1937'de brüksel'deki bir uluslararası yarışmayı domine edince sovyet yönetimi daha da bir aşka gelmiş. böylece küçük çocuklar için müzik okulları projelerine büyük miktarda bütçeler ayrılmış. neticede bu tür işler "bakın sovyet sistemi diğerlerinden ne kadar üstün. sovyetler'den selam, kapitalistler ölsün" demek için yapılıyor. ha aya gitmişsin, ha müzik yarışmalarını domine etmişsin. ikisi de aynı önemde. zaten 1930-1990 arası arada martha argerich gibi hayvani yetenekler olmasa adamlar kimseye piyano bile çaldırmayacak.*
sscb ile keman öğretimi biraz daha bilimsel hala getirilmeye çalışılıyor. örneğin öğrenciye "sol el ne işe yarar?" diye sorulup cevap bekleniyor ve soru-cevap üzerinden bir ders işleniyor ki bu metodu benim keman hocam da kullanıyor, o da rus ekolünden yetiştiği için.
bu ekolün güzel yanı, vücudu hiç yormaması. gerçekten hiç ara vermeden 1-2 saat çalışmanız mümkün. sadece başınız ağrıyabiliyor, sürekli aynı sesleri çalışmaktan. * ama kol ağrısı falan hiç çekmiyorsunuz.
kemana başlarken de doğrudan keman çalınarak başlanıyor. yani öyle "1 ay yay çekeyim, sonra kemana bant yapıştırayım öyle çalayım" mantığı pek yok bu ekolde. "kervan yolda düzülür" deyip daha ilk dersten bir şeyler çaldırtıyor bu ekolün hocaları.
tabii benim gibi mükemmeliyetçi, çaldığım ses düzgün çıksın tarzı insanları ağlatıyor bu sebeple. siz içinizden "entonasyon..." deyip ağlıyorsunuz, hocanız "s*** et çal sen" diyor. belki de amaç gerçekten budur bilemeyeceğim. yani öğrenciyi "bu ne lan b** gibi çalıyorum. eve gidip entonasyon çalışayım" demeye itiyordur belki de bu okul. belki de diğer ekoller gibi olsa "kemanda ne var ya, 50 tane şarkı çalıyorum" diyebilir öğrenci neticede. sonuçta bant falan var. notanın çalındığı yer belli.
neyse sonuçta tavsiyem, eğer keman öğrenecekseniz rus ekolünden gelen bir hocadan öğrenmeniz yönünde. sizi ağlatıyor ama en azından düzgün şeyler öğreniyorsunuz, kas ağrısı falan çekmiyorsunuz. ağlasam da, strese girsem de, "öff lanet olsun bugün sadece 2 saat çalışabildim..." desem de rus keman ekolü ile tanıştığıma gayet memnun oldum diyebilirim.
devamını gör...