süper amatör lig maçlarındaki nev-i şahsına münhasır trollük
başlık "echabrenef7091" tarafından 29.10.2024 14:14 tarihinde açılmıştır.
1.
bulunduğum ilçenin takımının maçlarına giderek daha net gördüğüm ve gül gül öldüğüm trollükler silsilesi. farklıdır bu tip ligler, üst seviyelerin samimiyetsizliğine uzak kalmıştır. kenara köşeye atılmış gibidir belki fakat maçlara gittikçe, o atmosferi yaşayıp duyumsadıkça aslında bambaşka güzellikler barındırdığını fark edersiniz. tuttuğunuz 3 büyüklerden kopmanıza yetmeyecektir belki, fakat ara sıra biraz olsun nefes almanıza yetecek ve rekabetin başkalaştırdığı hırslı hâlinizden kurtulup izole olacaksınız her unsurdan.
güneşli bir cumartesi gelip çatmıştır, yürüme mesafesiyle 10-15 dakika arası süren az kapasiteli küçücük stadınıza yolculuğa çıkarsınız. yolda giderken sanki maça gitmiyor da alelâde bir yürüyüş yapıyor gibisinizdir ve hoşunuza da gider bu sıradanlık. iyi hissettirir. stadın dibindeki (bkz: migros)'tan atıştırmalık aldıktan sonra dolu tribünler, maça başlamış futbolcular ve klasik taktiklerin heyecanlı heyecanlı karşıya haykırıldığı iki eski püskü yedek kulübesi hitap eder gözünüze sizi de davet eder bir tonda.
gidip boş bir yer bulur, başlarsınız maçı izlemeye. faulden sonraki isyan sesleri kulağınıza savaş bağırışları gibi çarpar. ''hoca görmüyor musun üçüncüye yapıyor aynı hareketiieğğ!!'' diyen öfkeli bir futbolcu kardeşimiz her süper amatör lig maçının demirbaşıdır adeta. maçlar ilk gole dek orta saha mücaedelesi şeklinde geçer fakat bu taktiksellik barındırmaz, oyuncuların gücü yetmiyordur. ilk gol gelince de maçtaki disiplin kaybolur, arttıkça artar pozisyon ve gollerin sıklığı. bol skorlu maçlar alışıldıktır. bir futbolcu artistik bir hareket yaptıysa veya iyi paslaşmalar sonucu ev sahibi takım pozisyona girecekse tribünlerdeki orta yaşlı demokrat abilerden ''hadi lan, yürü be oğlum'' nidaları kusursuz bir organizasyonla duyulur.
ev sahibi takım gol atınca stat anonsçusunun golü atan kişiyi veya numarayı seçememesi, ''14 numaraydı değil mi?'' sorusunu onay amacıyla tüm tribünlere yöneltmesi, tribündekilerin gülüşmeleri, devre arasında çalan kimsenin bilmediği çok güzel marş (ev sahibi takıma ait), akabinde gelen pop-rap karışımı tanıdık müzikler, tuvaletlerin sadece 2 tane olması hasebiyle aslında çok kişi gitmemişken oluşan garip kuyruk, ikinci yarıda futbolcuların soyunma odasından çıkıp sahaya girmelerine çok yakından şahit olmanın garip hissi, ikinci yarının ortalarında sağda solda oturan alt lig gözlemcisi fanatik abilerden aldığımız ''karşıyaka 2-0 yapmış'', ''çorum yenmiş lan'' şeklindeki haberler, maçla hiç alâkası olmayıp tribünün önündeki asfalt yoldan geçen sıradan insanlar, tribüne şöyle bir oturup maç sarmayınca giden ergen grupları, futbolcuların çoğunun tribünden birilerinin arkadaşı/akrabası olması, maç esnasında keyfî bir biçimde tribünden kalkıp stat etrafında yürüyüş yapabilme özgürlüğü ve daha sayamadığım birçok şey...
beni aşık ediyor kendine bu süper amatör lig maçları. insanı günlük hayat yorgunluklarından, kızgınlıklarından ve koşuşturmalardan çekip çıkarıyor ve daha bizden, daha samimi ve mutlulukla karışık maceracı bir içeriği olan hayata bırakıyor. iyidir bu maçlar. arada bir gidip izlemeli.
güneşli bir cumartesi gelip çatmıştır, yürüme mesafesiyle 10-15 dakika arası süren az kapasiteli küçücük stadınıza yolculuğa çıkarsınız. yolda giderken sanki maça gitmiyor da alelâde bir yürüyüş yapıyor gibisinizdir ve hoşunuza da gider bu sıradanlık. iyi hissettirir. stadın dibindeki (bkz: migros)'tan atıştırmalık aldıktan sonra dolu tribünler, maça başlamış futbolcular ve klasik taktiklerin heyecanlı heyecanlı karşıya haykırıldığı iki eski püskü yedek kulübesi hitap eder gözünüze sizi de davet eder bir tonda.
gidip boş bir yer bulur, başlarsınız maçı izlemeye. faulden sonraki isyan sesleri kulağınıza savaş bağırışları gibi çarpar. ''hoca görmüyor musun üçüncüye yapıyor aynı hareketiieğğ!!'' diyen öfkeli bir futbolcu kardeşimiz her süper amatör lig maçının demirbaşıdır adeta. maçlar ilk gole dek orta saha mücaedelesi şeklinde geçer fakat bu taktiksellik barındırmaz, oyuncuların gücü yetmiyordur. ilk gol gelince de maçtaki disiplin kaybolur, arttıkça artar pozisyon ve gollerin sıklığı. bol skorlu maçlar alışıldıktır. bir futbolcu artistik bir hareket yaptıysa veya iyi paslaşmalar sonucu ev sahibi takım pozisyona girecekse tribünlerdeki orta yaşlı demokrat abilerden ''hadi lan, yürü be oğlum'' nidaları kusursuz bir organizasyonla duyulur.
ev sahibi takım gol atınca stat anonsçusunun golü atan kişiyi veya numarayı seçememesi, ''14 numaraydı değil mi?'' sorusunu onay amacıyla tüm tribünlere yöneltmesi, tribündekilerin gülüşmeleri, devre arasında çalan kimsenin bilmediği çok güzel marş (ev sahibi takıma ait), akabinde gelen pop-rap karışımı tanıdık müzikler, tuvaletlerin sadece 2 tane olması hasebiyle aslında çok kişi gitmemişken oluşan garip kuyruk, ikinci yarıda futbolcuların soyunma odasından çıkıp sahaya girmelerine çok yakından şahit olmanın garip hissi, ikinci yarının ortalarında sağda solda oturan alt lig gözlemcisi fanatik abilerden aldığımız ''karşıyaka 2-0 yapmış'', ''çorum yenmiş lan'' şeklindeki haberler, maçla hiç alâkası olmayıp tribünün önündeki asfalt yoldan geçen sıradan insanlar, tribüne şöyle bir oturup maç sarmayınca giden ergen grupları, futbolcuların çoğunun tribünden birilerinin arkadaşı/akrabası olması, maç esnasında keyfî bir biçimde tribünden kalkıp stat etrafında yürüyüş yapabilme özgürlüğü ve daha sayamadığım birçok şey...
beni aşık ediyor kendine bu süper amatör lig maçları. insanı günlük hayat yorgunluklarından, kızgınlıklarından ve koşuşturmalardan çekip çıkarıyor ve daha bizden, daha samimi ve mutlulukla karışık maceracı bir içeriği olan hayata bırakıyor. iyidir bu maçlar. arada bir gidip izlemeli.
devamını gör...
2.
eski yaşadığım şehirde bol bol vaktim olduğu için, ara ara yaptığım aktivitedir.
üstteki yazar arkadaş çok güzel anlatmış.
çok keyiflidir bu amatör maçlar.
fanatizm barındırmaz, çekirdek ve kola sponsorludur.
onlarsız olmaz.
he bir de, devre arasında şöyle en leşinden tükürük köfte yenir, yanında ayran.
takımlardan birinde genç çocuk oynuyorsa o çocuk kesin "çok büyük topçu" olacaktır.*
yani tribündeki +65 yaş seyircilere göre öyle.
17-18 yaşında çocuğun yaptığı da, karşısındaki manavı kapatıp gelen 35 yaşındaki göbekli dayının sağından atıp solundan geçmek.
neyse, bir de küfür çok belli olur o maçlarda.
cezası kırmızı kart, evet.
ofsayt kuralını bilmeyen yan hakem bonus*
üstteki yazar arkadaş çok güzel anlatmış.
çok keyiflidir bu amatör maçlar.
fanatizm barındırmaz, çekirdek ve kola sponsorludur.
onlarsız olmaz.
he bir de, devre arasında şöyle en leşinden tükürük köfte yenir, yanında ayran.
takımlardan birinde genç çocuk oynuyorsa o çocuk kesin "çok büyük topçu" olacaktır.*
yani tribündeki +65 yaş seyircilere göre öyle.
17-18 yaşında çocuğun yaptığı da, karşısındaki manavı kapatıp gelen 35 yaşındaki göbekli dayının sağından atıp solundan geçmek.
neyse, bir de küfür çok belli olur o maçlarda.
cezası kırmızı kart, evet.
ofsayt kuralını bilmeyen yan hakem bonus*
devamını gör...