echabrenef7091 yazar profili

echabrenef7091 kapak fotoğrafı
echabrenef7091 profil fotoğrafı
rozet
karma: 12693 tanım: 891 başlık: 387 takipçi: 53

son tanımları


sokaklarda yerde rastlanan esrarengiz masaj salonu kartları

ara sıra caddelerde, sokaklarda yürürüm. bu yürüyüş bazen serin havalarda hafif küskün ve tekildir, bazense güneşli baharları andırırcasına müşterek ve sevinçli. yürürken etrafındaki güzellikleri de inceler bu yazının yazarı, babasından karne azarı işiten mahcup ortaöğretim çocuğu gibi yerlere de kilitlenir gözleri. yeri, yani sokak ve caddelerin gri ve kırmızı-pembe taşlarını incelerken düzensiz periyotlarla küçük dikdörtgen kartlara denk düşer çikolata kahverengisi gözlerim.

masaj salonu kartlarıdır bunlar. yerlerdedir, bir gönüllü tarafından sokakların her noktasına profesyonelce düşürülmüş gibi davranılıp aslen bilerek atılmıştır. gözlerimle gördüm, bu laf da gariptir yani kulağımla görecek hâlim mi var :) neyse, bizzat gördüm. adamın biri ben konak'ta kuzenimle yürüyüp sohbet ederken kartını düşürdü. daha doğrusu, ilk intibamız bu yöndeydi. sonra o kartın üzerinde ela masaj salonu yazdığını, aynı adamın tam bir tamer karadağlı oyunculuğuna yakınsayan ustalıkta başka kartlar da düşürdüğünü gözlemleyince bizde jeton düşüverdi :) bilerekti bu yanlışıkla sandığımız olay.

hayal ettikleri sahne nedir acaba bu davranışı gerçekleştirirken? bu kartvizitleri görüp de "aaa, benim masaja gitmem gerekiyormuş. bunu şu an öğrendim. eureka!" falan mı diyeceğiz suyun kaldırma kuvvetini keşfetmişçesine? ikna mı olacağız yerdeki viran hâllere düşmüş kartlarla? bakıp geçiyoruz efendim, rastlantı anısı olarak kalıyor zihmimizde. internet teknolojisi de gelişmişken bu tarz ilkel bir yöntem... hoş değil efendim, hoş değil :)
devamını gör...

nev'in nevşehirli olmaması

şaşırdığım bir gerçektir. çeşitli şarkılarını dinleyip sevdiğim bu adamın doğum yerine baktım ve istanbullu olduğunu öğrendim. aslen nereli olduğuna dair de benim tahminimi onaylar nitelikte bir sonuç çıkmadı. hâlbuki çok özdeşti nev ve nevşehir ikilisi gözümde. bir araya gelerek çağ açıp çağ kapatacak düzeyde güce ulaşabilirlerdi. ne bileyim yimpaş ile yozgat, jet-pa ile siirt, sanica boru ile elazığ arasındaki sinerji ve uyum nev ve nevşehir arasında yakalanabilirdi. hatta nevşehirspor ekonomik gücünü artırmak, üst liglerde yerini sağlamlaştırmak ve futbol zevkini yukarı çekip halkta merak uyandırmak maksadıyla nev'i isim sponsoru olarak dahi kabul edebilirdi. sorarım, şu isimde bir kulübün maçlarını izlemek istemez miydiniz?

- nev müzisyenlik hizmetleri nevşehirspor

bence isterdiniz, isterdik. istemeliyiz de. bu açıdan nev'in istanbullu ve tam bir istanbul beyefendisi özelliği taşıması tam bir kayıp. nevşehirli ve tam bir nevşehir beyefendisi olduğu senaryo dünyada çok şeyi değiştirirdi. işte kelebek etkisinin net bir örneği...
devamını gör...

kanal b'nin izbe ve ıssız köyler misali hâlâ var olma inadı

dikkatimden kaçmayan tuhaf bir husus. dün sabah saatlerinde kahvaltı ederken "ulan bu kanallarda ne var acaba ya?" merakıyla şöyle bir göz gezdirdim televizyona. klasik, alışıldık kanalların renksiz içeriklerine ifadesizce bakıp uzaklaştım biraz kanal sahilinden. açıldım, risk aldım. cnbc-e, flash tv, tv4 derken yıllardır var olduğunu bilip uzaktan uzağa kabul ettiğim fakat hiç açmadığım, içeriklerini keşfetmediğim o kanalı gördüm: kanal b.

bu kanalda amatör ruhun sadelikle beslenişini o denli net gördüm ki daha önce hiçbir hayat ögesi 2008, 2009 civarı yıllara beni böylesine yaklaştırmamıştı. kanalı açtığım an biz bize adlı bir sabah programı açıktı. biri nispeten genç, diğeri yaşlıca iki kadın bir nebze basık ve bordo renkli stüdyoda hayatın bazı gerçeklerinden konuşuyordu. yaşlıca kadının saçı bembeyazdı ve abartılı biçimde bonus şekli almıştı. bonus reklamlarında engin günaydın'a iyi bir yedek olabilirdi. işte o kadın geçmişi geçmişte bırakmak gerektiğini öğütleyen bazı sözler söylüyordu. evet, konu buydu. ne siyaset, ne magazin, ne futbol, ne de büyük büyük konuşmalar. hayata dair küçük bir dersti o kar beyazı bonus saçlı kadının kanal b ekranlarında olabildiğince az kişiye hitap ederek kurduğu cümleler.

yanındaki görece genç ve güzel kadın öylesine sessizdi ve konuşmaya erinir bir hâldeydi ki programdaki tek görevinin o bonus saçlı yaşlıca kadını yalnız bırakmamak olarak kodlandığını düşündüm. bıraksalar o kadın akşamlara kadar konuşurdu çünkü kendi kendine. tam bir ev hanımı prototipi vardı kendisinde.

kanal b'nin bir daire içerisinde açık mor-koyu mor geçişi içeren demode logosu da ilginç doğrusu. dışarıdan bakınca düzeltilmeye muhtaç duruyor ama minimalizmin zalim çarklarında parçalanmasını da istemem doğrusunu ararsanız. içerikleriyle, kamera açılarıyla gayet uyumlu bir eskilikte bu logo.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

dinledikçe, baktıkça, gördükçe, duydukça anladım ki kanal b ve içindeki garip insanlar izbe, az nüfuslu bir anadolu köyü izlenimi veriyor insana. gözden uzak ve iddiasız bir güç niteliğinde. hani bir nesneye bakmazken o nesne yok gibidir ya, kanal b bunun dirençli bir istisnası sanki. hep var yıllara ve bizlere inat. tahrip olmamış, tahrip etmemiş. sadece var...
devamını gör...

eskort evlerinde masa üzerinde dandik a101 çikolatası ekolü

eskortlarla alâkalı tespit ettiğim iki net özellikten biridir. birincisi yüksek, belirgin ve özgüvenli ses tonlarının olması. eskort sesi diye literatüre dahi eklenebilir yani. kısık sesli ve özgüvensiz eskort görmek adana'da soğuk görmek misali imkânsızlıkta. ikincisi de yukarıda başlıklandırdığım durum işte. evinin oturma odasındaki masada çikolata, gofret tarzı diş çürütücü etmen bulundurmayan yok resmen. hele bir tanesinin masasında öyle çeşitli gofret, şekerleme ve çikolatalar vardı ki herhangi bir bakkalda o denli çeşit görülemez.

favori ürünleri muhtemelen a101'den almış oldukları dışı karamel kaplı, merkezinde fındık bulunan sütlü çikolata. plase de ülker çikolatalı gofret.

misafire ikramlık niteliği taşıyan bu şekerli mamuller uzaktan çok çekici görünmekle beraber eskortların para harcama zevkini de sorgulatıyor. sanki gelen para çikolataya şekere, alkole sigaraya gidiyor. belki de hiç para kazanmasalar çikolata şeker almalarına da gerek kalmayacak. bu hususta kişisel zevkten ziyade anlamsız bir mecburiyet içindeler. bu mecburiyet dişlerini çürütür, dikkat etsinler.
devamını gör...

burrito

dün kıymalısını ve tavuklusunu denediğim, ikisini de çok sevdiğim meşhur meksika yemeği. burritos de kadas adlı alsancak'ta yer alan mekân da gayet misafirperver ve kaliteliydi. puanım 10 üzerinden 10.
devamını gör...

tırnak kesiminde tırnak kaçmasın diye siyah zemin kullanmak

yaptığınız işe gösterdiğiniz özeni anlatır. hayatı tırnak keserken dahi sahici ve keskin bir ciddiyetle yaşamaktır gerçek yaşamak. disiplindir, yerinde sertliktir. 10 parça el parmak tırnağının 10'u da bulunmalıdır o siyah renkli peçetenin üzerinde. hiçbir zerresi sağa, sola, alta kaçmamalıdır. tırnak kesim operasyonu işte bu denli yüksek yüzdeli başarıyla yürütülmelidir.

üzerine tırnakları koyduğunuz zemin beyaz, açık sarı, açık gri ve benzeri renkleri içeriyorsa o zeminin üzerinde tırnaklarınız adeta hakî giyinmiş bir askerin toprak üzerindeki kamuflajına benzer bir hâldedir. bunun da akabininde siz tırnak keserken makasın bir anlık coşkusuna kaç tırnak parçası kurban gitti de ötelere savruldu bilemezsiniz. birkaç gün sonra temizlik yaparken veya bambaşka aktiviteler sergilerken yerde tesadüfî beyaz tırnaklar görür, üzülüp kırılırsınız. bu, operasyon başarıya ulaşamadı demektir. o yüzden siyah, en azından koyu renkli zemin ve beyaz tırnak birlikteliği şart.
devamını gör...

ekim ayı sözlük projesi

eylül ağustos'tan iyi olacak, ekim eylül'den çok daha iyi olacak, kasım zaten ekim'den süper olacak tadında bir başlık olmuş. bir de sözlük dediğin afyon kolaylı dinlenme tesisleri gibidir. ekşi, inci, uludağ, normal, itü fark etmez. insanlar gelir uğrar, bir süre durur ve göçer buralardan. yükselişi de vardır o yüzden, düşüşü de. bu ara düşüşte, ileride yine yükselir.
devamını gör...

pazar günü elitist hissetmek için televizyonda konser açmak

günler umarsızca tüketilmiş, hızlıca çıkıp gelen bir hafta daha veda hazırlığında, üstelik o boşluklu gün gelmiş. günlerden hafif yağmurunu ve kasvetini yanında getirmiş gururlu bir pazar, kahvaltı saat 12.30 civarında bitmiş ve çaylar dinginlikle içilmekte, kanallar bir umut kaliteli bir şey çıkar da fularımı takıp izlerim umuduyla açılıp uykulu bir sabinin yorgun gözleri gibi kapanmaktayken biz elitist ve şanslı varlıkların beğenisine sunulmak için iki tip konser vardır.

1) cnbc-e'nin yayınladığı ana sahne
2) trt 2'nin yayınladığı pazar konseri

birinci örneğimiz farklı ülkelerden pek kıymetli sanatçıların müzik şölenleriyle tam bir avrupaî elitist zevkiyken ikincisi de sazıyla kanunuyla, tamburuyla cümbüşüyle, kadife sesleriyle geleneksel elitist alışkanlığıdır.

bizim gibiler bu iki konser programını pazar günleri keyifle izlerken bardağındaki çayı kırmızı şarap, evini mâlikane biçiminde tahayyül edip toplumun genelinden yukarı doğru ayrıştığı zevkleriyle, fiilleriyle ve tavırlarıyla gurur duyar. bir de tlc'den ikinci el kralları'na bakıldı mı, oradaki agresif afro-amerikan müşterilere ve mağazadaki satıcıların o müşteriler karşısındaki sabır testine kahkaha atıldı mı elitizm zincirinde son halkaya ulaşılmıştır. siz artık sıradan halk değil, seçkinler grubusunuz. yalıdaki beşir veya cemile değil, adnan ziyagil'siniz. yaşayışınızla seviyeleri birer birer aşmış, piramidin tepesine layık görülmüşsünüz. tebrikler ve teşekkürler sevgili pazar konseri meraklıları :)
devamını gör...

dizilerdeki ders anlatma sahnelerinde dersin hemen bitmesi

var böyle bir şey. hangi diziyi izlesem karakterlerin biri veya bir bölümü öğrenciyse mutlaka bir ders sahnesi olur. derste hoca dersi anlatır fakat bu çok kısa sürer. hoca o günkü konuyla ilgili birkaç cümlelik bilgi verir, devamında ya ana karakter öğrencimizin dikkati dağınıktır ve hoca onu uyarır ya da ders hemencecik biter ve bıçkın gençler arasında birtakım teneffüs konuşmaları başlar. diyaloglar aşağı yukarı şu minvalde seyreder:

hoca: evet arkadaşlar; golgi cisimciğinin en önemli görevleri salgı üretmek, lizozom ve koful organellerinin oluşumuna katkı sağlamaktır. haftaya görüşmek üzere, kendinize iyi bakın. ödevinizi unutmayın.

öğrenci 1: pınar akşam boş musun? kafeye takılalım mı?

öğrenci 2: maalesef yhaa, çağkan beni arabasıyla gezdirecek bugün. başka zaman belki.

öğrenci 3: hazar sizin şu liman işi ne oldu ya?

sanki öğretmen oraya kaya ve çakılların boşluklarını dolduran kum misali yerleştirilmiş ve senaryodaki boşlukları tamamlaması hedeflenmiştir. okulda ders işlendiğini ispatlamak ve yüreğimizi rahatlatmak için hocamızı zahmet ettirmeye gerek var mıydı? kadın iki cümle sarf etti, repliği bitti. ben daha şöyle 5-10 dakika aralıksız ve sistematik ders işlendiğini görmedim dizilerde. sevdiğimiz şarkı tesadüfen çıkar ama sonuna denk gelmişizdir ya, işte bu sınıf derslerinin de hep sonuna denk düşeriz. ders kavramı yavaş yavaş mitolojik ve gizemli bir hâl almaya başladı dizilerde. var gibi ama yokluğa daha yakın, göstermelik, sembolik, cüzî... ya da öğrenciler 5 saniyelik dersten konuların bütününü sindirecek kadar zekî. bildiğim bir şey varsa, bu kısacık süren dersler uzaktan bakılınca çok enteresan.
devamını gör...

ecem erkek

oyunculuğu acilen bırakıp şarkıcılıkta yardırmasını salık veriyorum kendisine. sesi çok duygusal, güzel ve yumuşak.
devamını gör...

kanal d'nin pazar akşamüstü dandik türk komedi filmi kuşağı

genelde yaz mevsiminde yokluktan yayınlanır ve içlerinde enteresan filmler de vardır. aslında hepimiz rastlamışızdır, sıcak bir temmuz ayıdır ve bütün aile üyeleri can cana kan kanadır. sohbet edip keyifli vakit geçirir, gülüşlerine kahkaha karıştırır evdekiler. televizyon da açıktır ses olsun diye. pazar kahvaltısı yapılmış, star tv'de vahe ile evdeki mutluluk açılmıştır. vahe kılıçarslan'ın anlamsız mutluluğu ve 2026 yılında ekranda hâlâ vahe kılıçarslan görmek gibi enteresan duygular çağrışır bünyede. devamında magazin programı izleyip ünlülerin pek umursanmayan hayatları değerlendirmeye alınır.

vakit biraz daha ilerler. 4 kişilik hâlis muhlis türk kahvesi yapılır, yanına da lokum servis edilir ki ağızlar şenlensin. kahveler içilip koyu sohbet devam ederken kanal d açılır ve o muhteşem filmle karşılaşılır:

"kuzenler firarda 2"

hayır birincisi ne ara çekildi olm? haberimiz bile olmadı. çok beğenilmiş ki ikincisinin çekilmesi kararı uygun bulunmuş. konusu da diğer dandik türk komedilerinin karbon kopyası niteliğinde. kafadarlarımız mallık yapıyor, başları belaya giriyor ve film sona yaklaşırken başları belasan kurtulup mutluluğu yakalıyorlar.

"katakulli" diye bir film serisi var meselâ. film de değil bak, seri. romantik, tutkulu ve sadık çiftimiz italyan mafyasının eline düşüp çeşitli senaryolarla karşı karşıya geliyorlar. sonra rabbim bu ne şanstır ki kurtuluyorlar.

bu tarz filmler kanal d'nin boş yayın akışı doldurma kapısı. bu sayede varlığından haberdar olunamayan, sessizce sinemada birkaç hafta görünüp kaybolan ne filmler televizyonda beğenimize sunuldu ve boş vaktimizi değerlendirme aracı hâlini aldı. çok var böyle. çinliler geliyor, asteriks ve oburiks, amerikalılar karadeniz'de 2 ve daha çeşit çeşidi... kanal d'nin pazar günleri akşamüstü yayına giren kötü türk komedileri adeta dipsiz kuyu. ipsiz ben...
devamını gör...

deri ceket giyen insanlardaki tekinsizlik hissiyatı

ciddi ciddi inanıyorum böyle bir gerçeğe. özellikle siyah deri ceket sanki üzerine giyen kişinin sanki genlerini değiştiriyor bir anda. gayet eli yüzü düzgün, işinde meşgâlesinde birisi üzerindeki kolalı beyaz gömleği siyah deri ceketle birleştirip ceketin fermuarını da açık bırakınca tekinsizleşiyor, arkadan iş çeviren namussuz ve bir miktar hoyrat adam çıkıyor karşına aniden. meselâ deri ceket giyen biri tefeci çıksa şaşırmam. sevgilisini, eşini aldatsa normal karşılarım. milleti dolandırsa en ufak şok izi görülmez gül cemâlimde.

ha, bunların hiçbiri yoktur belki bu kişide. belki de oturup konuşsak çok süper muhabbet edip ortamı hüsnü gibi şenlendiririz. gönlümüzün notaları eş zamanlı şarkılanır. belki de birbirimizin çok uzun süredir keşfedilememiş ruh eşi çıkarız da birbirini tamamlayan yazlık tişörtler giyip pişti oluruz. görenler bize "yazık" der. aman efendim, desinler, şeker yesinler :)

ama işte dışarıdan bakınca güven binası inşa edilemiyor. taraflardan biri malzemeden çalıyor. nedir o malzeme? kıyafettir efendim. birisi illa kalın kıyafet giyecekse hırka giymelidir. hırka giyen adam türkü de söyler, borç isteyince çekinmeden çıkarıp borç da verir, halı sahada çakılı defans da oynar. deri ceket pişmanlıktır sözün özü. hayal kırıklığıdır, çekinmektir, güvensizliktir, başlamadan bitendir. bu önyargılı suizan çok yanlış bilirim, küsemem. ama düşün deri ceketli dostum, sen de hak vereceksin. dışarıdan bir tutam berduş, iki sıkım at hırsızı, yarım bardak da tekinsiz görünüyorsun.
devamını gör...

bölündük parçalandık



kıymetli üstat sinan özen'in yeni parçası. baba hâlâ sesinden, müziğinden, tavrından kaybetmemiş. uzun yıllar sesini doya doya duymak temennisiyle.
devamını gör...

25 eylül 2026 türkiye fransa maçı

millî takıma barış alper kadar yeteneksiz, itici ve millî ruhtan uzak bir adam daha gelmemiştir. neden atıyorsun abicim kendini yere? şutuna güvenmiyor musun? güvenmiyorsan niye millî takımdasın? hayır yani nasıl bir beklenti, nasıl bir zihin dünyası bu? sürekli faul bekleyerek maç mı oynanır ya?
devamını gör...

cemil yiğit

yanık ve hisli sesi olan, güzel şarkılara sahip arabeskçi. ismi hiç duyulmasa da ben gelecekte çok iyi yerlerde göreceğimizi düşünüyorum. erbedaş türküsünü de çok iyi yorumlamış.



devamını gör...

ismail kartal

son zamanlarda fenerbahçe'nin olumlu rekorlar kırmasında ve olumsuz rekorunun bitmesinde büyük pay sahibi olan emektar teknik direktör. üstat yaşıyorken değerini bilmek lâzım.

1) 99 puan
2) 18 yıllık şampiyonlar ligi hasretinin bitişi
3) 8-0'lık galibiyet (ilk değil ama en son uzun yıllar önce gerçekleşmişti)
4) bir futbolcunun tek maçta 4 gol atması (2023-24 istanbulspor deplasmanında cengiz ünder, 2026-27 eyüpspor maçında vedat muriqi)
devamını gör...

dizilerde sarhoş karakterlere hep cemil adı konması

var böyle bir şey. hangi dizide böyle içkiyi ekmek gibi su gibi tüketip millete rahatsızlık veren, evlât olsa sevilmeyip niyet olsa çekilmeyen biri varsa adı cemil. bizimkiler'de uğurtan sayıner'in hayat verdiği ve "sevim koş" repliğiyle hatırlanan karakter, üvey baba dizisinde şemsi inkaya'nın canlandırdığı üvey baba, sırlar dünyası'nda haldun boysan'ın oynadığı yine bir üvey baba karakteri... hepsinin ortak özelliği sarhoş olmaları ve adlarının cemil olması.

buradan dizi senaristlerine sesleniyorum komedi veya dram fark etmeksizin. cemil ismine sergilediğiniz bu ötekileştirici, bu devirici, bu yıkıp parçalayıcı tavır beni üzmekte ve alaşağı etmekte. lütfen sağlıklı ve düzenli hayat süren dizi karakterlerine de cemil ismi verilsin. biraz da sessiz sakin, kendi hâlinde takılan cemiller görelim. bu ricamı kırmayın. cemil deyince aklımıza tek bir tip gelmesin. gelmemeli. gelirse bozuşuruz bak ona göre :)

edit akbayram: şemsi inkaya'nın oynadığı karakterin adı halil'miş. nedense cemil olarak hatırlamışım. tezim tez elden çürüdü :)
devamını gör...

kendi yazdığım hikayeler

(12. bölüm)
(bölüm adı: gereksiz psikoz)

kötülere bir şey olmaz, iyileri de allah korur felsefesinin derinlerine usta bir dalgıç gibi dalmıştı ve yavaş yavaş paniklemekteydi. vurgun yiyip yorgun düşmesi an meselesiydi. farkındaydı, bir parça kötüydü. bununla birlikte ufak tefek iyilik ve cömertlikleri de kötülüklerini hamle stoperinin denge stoperini tamamladığı gibi tamamlıyordu. hayatın imbiğinden damılmış bir hata-telafi karışımıydı varlığı. bunalmıştı. sorun şu ki psikoloğunu da bunaltmaktaydı. e üzüm üzüme baka baka kararır, normal :)

- akif bey, ben şimdi bana bir şey olmayacak kadar kötü değilim. iyileri allah korur, derler. ama cümlenin belirtili nesnesindeki iyi de ben değilim. peki ne olacak sonum?

- efendim siz delirmişsiniz, en acilinden bir psikoloğa gitmeniz lâzım.

- e geldim işte?

- ha pardon, herhâlde ben de ufaktan deliriyorum. en uzmanından bir psikoloğa gitmeliyim. ya da bir ufak rakı açayım da şanımız yürüsün :)

- efendim ufak ufak konuya mı geçsek?

hafızasına ne gelirse anlatıyordu psikolog görünümlü apayrı numunesine. apartmanın beşinci katından atılan saksının tam önündeki adama düşüp şıngırt sesiyle adamı bayıltmasından tut 5 saniye önce geçtiği dar sokağa düşen şiddetli yıldırıma, ufak çaplı kalp krizinden sağ salim kurtulmaktan gece rüyasında uçurumdan düştüğünü görmeye hepsini sayıp döküyordu çetin bey. bu uzun uzadıya konuşmalar karşısında yorgun düşüp uyuyayazan psikoloğunu bir parmak şıklatıp uyandırıyor mu hipnotize mi ediyor ayırdına varılamazdı.

- ufak atın da civcivler yesin efendim. anlattıklarınızdan sabit hızlı doğrusal hareketle siz bensiniz, ben de sizim, e o zaman biz kimiz?

- akif bey yine kısa devre yaptınız, sigortaya bir bakın isterseniz.

- yahu diyorum ki, bunları ben de yaşıyorum. ben de istikrarlı ve periyodik biçimde ölüm tehlikesi atlatıyorum. acaba birine gizliden bolca sadaka mı verdim? peki kendimden nasıl gizledim? hatırlamıyorum da o açıdan. acaba ben de mi iyiyle kötü arası arafta sarkaç misali gidip geliyorum?

- belki de hepimizin ortak özelliği akif bey bu hatalara ve doğrulara özgüvenli yönelişlerimiz. belki de hepimiz herkes kadar kötü, herkes kadar iyiyiz.

- hadi el ele tutuşalım, yeni bir psikoloğa gidelim. siz bana bir psikoloğun da ruhsal zaafları, iç manyaklaşmaları olabileceğini öğrettiniz. size minnettarım çetin bey.

- ne demek efendim, alt tarafı bir ikili delilik yaşadık :) gelin bu saçmalıkları yeni psikoloğumuza da anlatalım.

yaşadıkları benzer hikâyeler onları birer dosta dönüştürmüştü. bu iki kafadarın kendilerine ayarladıkları psikoloğa inançları tamdı. öyle ki yaşadıkları ölüm tehlikeleri bir anda kesilecekti ve kendilerini iyi veya kötü insan olarak net biçimde konumlandıracaklardı. randevu saatinde garip bir şekilde ikisi de herhangi bir aksiliğe uğramamış hâlde kliniğin içindeydi. gelin görün ki, ya da hiç o kadar yolu gelmeye zahmet etmeyin ki, roller değişmişti. bu anî rol değişikliğini klinik sekreteri şaşı bakıp şaşırarak iletecekti:

- ünlü ve pek bir saygıdeğer klinik psikolog serhan murat kesinçözer'e mi bakmıştınız efendim?

- kesinlikle sekreter hanım.

- o maalesef sabah saatlerinde bakırköy ruh ve sinir hastalıkları hastanesi'ne yatırıldı. sizinle ilgilenemeyecek.

- sebep?

- rüyasında ejderha saldırısına uğradı, rüyasını sabah korku ve dehşet içinde çevresine anlattı. yaşlıca bir teyze de "kötüye bir şey olmaz, iyiyi de allah korur" deyince bizimki kendisinin iyi mi kötü mü olduğunu anlayamayıp başladı delirmeye. zor tuttuk.

- eyvah, desenize bizim delilik islâmiyetten hızlı yayıldı?
devamını gör...

10 eylül 2026 fenerbahçe as roma maçı

ederson'un kaleci formasını çok başarılı ve özgün buldum. detay rengindeki turkuaz da tam yakışmış vallahi. maçın aleyhimize sonuçlanma olasılığı var tabii ama kontrollü oynarsak şansımızı çok da düşük görmüyorum.
devamını gör...

serhat kılıç

evinde ölü bulunmuş. allah rahmet eylesin, mekânı cennet olsun. cem yılmaz taklidi yaptığı videoyu ne zaman izlesem gülerdim. yetenekliydi, erken gitti.
devamını gör...
devamı...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim