echabrenef7091 yazar profili

echabrenef7091 kapak fotoğrafı
echabrenef7091 profil fotoğrafı
rozet
karma: 12035 tanım: 817 başlık: 351 takipçi: 54

son tanımları


puding reklamlarındaki huzurlu ve avrupai çekirdek aileler

sanki bu ülkeden değillermiş gibi gelir hep. yüzleri beyaz, konuşmaları ve ses tonu ılımlı, hâl ve hareketleri ülkelerinde hiçbir olağanüstü gündem yaşanmıyormuş gibi rahattır. evlerindeki mutfak bile hep aynıdır. bahçeye bakan, geniş, ferah ve tezgâhı büyük mutfakta puding malzemeleri masaya dizilmiş, baba pudingi hazırlama görevini üstlenmiş, çocukları sevgi ve coşku içinde gidip babalarına arkadan sarılıyor, baba bu sevgi isteğine dayanamayıp iki çocuğuna sarılıyor. aralarında müthiş bir sevgi yumağı oluşuyor. çocukların ikisi de kızdır bu arada mutlaka. puding reklamlarında erkek çocuk oynamaz. oynarsa nadiren oynar ki onun da yüzü beyaz, saçları açık renklidir. anne bu sevgi yumağını uzaktan görür ve kollarını birbirine bağlayarak uzaktan hayran hayran gülümser.

bu sessizlikle ve sakinlikle bezenmiş ortamı anadolu ailelerinde asla tahayyül edemiyorum. böyle evlerde puding yapılacak olsa mutlaka çatlak ve karışık sesler, süreci aksatacak aksilikler ve tatlı sert atışmalar olur.

baba: lan zındık, iyice karıştır onu topaklanmasın bak.
çocuk: tamam baba ya, yapıyorum işte hızlı hızlı.
anne: bey elleşme çocuğa bırak hevesini alsın.
baba: aferin lan öğreniyorsun bu işi, masterchef'e katılsın, kaşık attırmazsa adım şecaattin değil.
çocuk: ya baba dalga geçme.
baba: sus lan :)

yani ben hiçbir anadolu evinde çekirdek ailenin pudingi sessiz ve huzurlu biçimde bitirip sonunda da birbirine sarılarak mutlu aile pozu vereceğini zannetmiyorum. kafamda canlanmıyor öyle bir sahne. anlıyorum ki puding sadece kafasında bazı savaş ve çekişmeleri bitirmiş, hayatı ustalıkla çözmüş ve bir araya gelip huzurlarını birleştirerek evlerinde birer derviş gibi yaşama niyetindeki avrupaî ailelerce yapılmalı. en çok onlara yakışır puding yapımı.
devamını gör...

bir üstteki yazar hakkında düşünülenler

mizahi tanımlarını çok sevdiğim, özellikle öykü niteliğindeki yazılarını zevkle okuduğum, yazmaya devam etmesini en içten dileklerle dilediğim bir yazar.
devamını gör...

arkadaşına not bırak

çarpanlara ayırma

13.03.2019
ders: matematik

(x+1)² = x²+2x+1
(x+1)³ = x³+3x²+3x+1

(x-1)² = x²-2x+1
(x-1)³ = x³-3x²+3x-1
devamını gör...

paranormal cuma

bu filmi ciddi ciddi gece vakitlerinde youtube'dan izlemiştim. tam bir hiçbir şey yapmayıp vakit öldürme saatiydi. müziklerinden sahne arası efektlere, esprilerin kalitesizliğinden senaryonun tırtlığına öyle bir filmdi ki zevk alarak izledim. kaliteli kötü film örneklerimde arda kural'ın oynadığı bir sonbahar hikâyesi filmiyle yarışır.
devamını gör...

kasiyer 50 kuruş sorunca yoksa da yalandan cebi yoklamak

kasiyeri üzüp örselememek, kasiyerin rica belirten sorusuna saygı göstermek ve karizmayı çizdirmemek adına sergilenen davranış tipidir. markete gidersiniz, alacağınızı alıp kasaya yönelirsiniz. 100 veya 200 liranızı kasiyere uzatırsınız. mâlum, 200 tl ülkemizde mevcut en büyük para. kallâvi bir alışveriş performansı beklersiniz 200 tl'den. ne bileyim bir 6-7 ürün rahatlıkla alınır diye öngörürsünüz. öngörünüz ekonominin keskin ve paslı demirlerinde kangrenleşir. ancak 1-2 ürün alabilmişsinizdir ve kasiyere 200 liranızı uzattığınızda ürünlerin total tutarı bazen 50,5 tl veya 99,25 tl gibi garip rakamlara tekabül eder. hâl böyle olunca kasiyer de çaresizce sorar:

''50 kuruşunuz çıkar mı?''

çıkmaz ama her seferinde sanki çıkma ihtimali varmış gibi ceplerinizi yoklarsınız. bunu yapmadan önce de ''zannetmiyorum ama yine de bakayım.'' minvalinde cümleler kurarsınız. yani hem kasiyere umut verir gibi olup sonrasında tam bir zındık hain namussuz gibi onu hayal kırıklığına uğratmaktan kaçınırsınız hem de o 50 kuruşun cebinizin derinliklerinde kaybolmuşluğunun ihtimalini gözden kaçırmayan tam bir plancı zeki tedbirli izlenimi verirsiniz. sonra da ''yok maalesef'' dersiniz ve kasiyerin hafif hayal kırıklığıyla para üstünü size uzatmasına şahit olursunuz.

nihayetinde kasiyer de ya hiç bahsetmez kendisine olan 25 veya 50 kuruşluk borcunuzdan, yahut bir ara onca hengâmede unutmayıp getireceğinize dair iyimser bir umut taşır içinde. size de kasiyerle vedalaşmak, ona kolaylıklar dilemek ve çıkıp sessiz adımlarla evinizi adımlamak kalır.
devamını gör...

soyadı kanunu çıkınca mola soyadını almayı seçen insan

tam bir gariplikler silsilesini içinde barındıran insandır. bahsettiğim kişi de ezgi mola'nın büyük büyük dedesi veya ninesidir. zamanında, yani 1934'te soyadı kanunu çıkmış ve bizim o dönem savaşla, kavgayla, evrak kürekle uğraşan halkımız bu yeniliğe ''aman bre bununla mı uğraşalım şimdi'' tadında bir yaklaşımla karşılık vermiş ve demir, gümüş, güneş, yıldırım, yılmaz, yıldız, taş, bulut gibi klasik soyadları koymuş. yani adam yolda gidiyor, gördüğü zaten börtü böcek taş. diyor ki içinden ''ulan yolda taş gördüm hadi soyadımız da taş olsun.''

bu kadar düz mantık çünkü. alengirle ayrıntıyla çökertmemiş kafasını. tertemiz, dümdüz bir yol berlirlemiş ve bu yolu uygulamaya koyulmuş. bak hava güneşli sözgelimi, cıvıl cıvıl bir hava var kuşlar ötüşüyor hayat seni akışa çağırıyor falan, adam gidiyor soyunun adını güneş koyuyor. dümdüz... torunu ileride soracak ona diyecek ki ''dedeciğim bizim soyadımız neden güneş?'', adam da durur mu yapıştıracak cevabı ''e melek kızım benim, hava o gün güneşliydi de ondan.'' arkada upuzun ve iç bayan, kalp yoran bir hikâye yok. dünyanın en basit ve ilkel sebep sonuç ilişkisi var.

ama ezgi mola'nın dedelerine ninelerine bakıyorsun, ki büyük ihtimalle dedesi almıştır soyadını yani kadın adama tembihlemiştir ''bey bey, bize soyad belirlemeyi unutma.'' diye, adam da gitmiş almıştır soyadını. benim şaşırdığım ezgi mola'nın 2 nesil büyüğü olan kişilerin ''mola'' soyadını neden ve hangi düşünce sistemiyle aldıklarıdır. bilirsiniz, dinlence demektir mola. adamcağız belki ''bu kız bize huzur olur sükûn olur, her akşam her akşam hanımla eften püften tatsızlıklara girmeyiz artık'' diye ümit edip böyle bir soyadı koymuş olabilir kutlu soyuna. fakat neden mola? neden dinlence, sükûnet, kesinti gibi o dönemin koşullarına görece uygun düşen bir soyad koymadınız ey ezgi mola'nın büyükleri? siz ergin ataman mısınız? ne bileyim sinemaya gidip film ara verince ''mola verildi hadi çıkalım'' deyip küçük çaplı telaşa sebebiyet veren lise çağı çocuğu musunuz? nedir bu çağlar ötesicilik? garip, enteresan, tuhaf...
devamını gör...

ilyas yalçıntaş'ın cebir ve tehditle şarkı söyler gibi tavrı



özellikle son şarkısındaki hâllerini görünce ve yorumlardan birine rastlayınca dikkatimi çeken gerçek. kuralsız isminde bir şarkı yapmış, dinledim ve hoşuma da gitti. kötü değildi yani radyoda falan çıkarsa kapatmam. arada aklıma gelirse youtube'dan kendim de açarım. gelgelelim bu adam şarkıyı söylerken yüzünde hiç mimik yok. şarkının sözlerini kağıttan okuyor gibi. yüz ifadesinde şarkı sözlerinin duygularını içeren bir emare yok. sevgi, umut, yaşam sevinci ya da karamsarlık, hüzün, öfke hak getire.

ilyas yalçıntaş'ın statik sesinde ve mimiksiz yüzünde tam bir ''ben neden buradayım, burası neresi?'' sorusu ve merakı var şarkıyı okurken. sanki eli silahlı bir kodaman arkadan ilyas'ı cebir ve tehditle klip ortamında tutuyor ve ilyas da korkusundan ''abi bırak da kaçayım şuradan bak 10-11 halı saha maçım var akşam. yedek forvet de yok.'' diyemeyecek özgüvensizlikte olduğu için klipte oynamayı kabul etmiş gibi. yüzünde mutsuzluk da yok aslen. hissizlik var. cristiano ronaldo'nun bütün yeteneklerini bir köşeye fırlatıp atıp kanattan forvete geçmesi ve asker gibi gol atması beliriyor zihnimde. fabrikalarda üretilip paketlenen yüzlerce aynı, klon hüviyetindeki fabrikasyon ürün kaplıyor beynimi. öyle bir makinalaşmış ruhsuzluk ilyas yalçıntaş'ınki.

''trummmm, trummm, tiki tak, makinalaşmak istiyorum'' diyen nazım hikmet ran'ı pek ciddiye almışa benziyor ilyas. sözleri lineer, duygusu belirsiz, tavrı bir hayli robotlaşmış. yüzünde az buçuk korku görsem polise şikâyet edeceğim vallahi. ''polis abi, ilyas yalçıntaş'a işkence ediyorlar, cebrediyorlar, o aslında şarkı söylemek istemiyor'' diye ihbarda bulunacağım. gel gör ki o da yok. alışmışlığın akıcılığı ve fakat ruhsuzlaşmışlığı var ilyas'ın şarkı söyleyişinde. bir bahadır sağlam öfkesi, rıza tamer serkeşliği, ne bileyim bir murat dalkılıç zıpçıktılığı yok. sadece yapmış olmak için yapılmışlık var.

buradan ilyas yalçıntaş kardeşimize sesleniyorum. kariyerinde bir mola gerekliliği hissediyorsan, biraz kafa dinleyince düzelecekse o molayı ver, kafa dinle. belki yoruldun ve bu ara iyi gelecek ruhunun kaybolup gidişine. belki de asıl hedefin hiç şarkıcılık değildi de zorla saman alevi bir hevese sürüklenmiş gibisin. belki de hakiki bir cebir ve tehditle karşı karşıyasın şarkı söylemezsen zarar göreceğine dair. belki de şarjın bitti ya da biz bittik. ara beni lütfen...
devamını gör...

konserde her şarkıya kafa ve sağ ayak sallayarak eşlik etmek

böyle ortamlara yeni giren, uyumlu görünmek isteyen şahısların ilk etapta sergilediği davranış biçimidir. en bariz örneklerinden biri benimdir bu kişilerin. önümdeki, arkamdaki, yanımdaki konser sakinleri pek sakin değildirler ve coştukça coşup anın tadını çıkarırlar. bense tanımadığım onca insan arasında coşku ve enerji dolu hareketler sergileyememe çekingenliği ile bıkkın ve sabit görünüp dikkat çekmeme telaşını karıştırıp aynı potada eritirim. akabinde ikisinin kinetik anlamda arasını bulup sağ ayağımı ve kafamı aynı anda usturupluca sallar, yüzüme yayvan bir gülüş kondururum.

tuhaflık şudur ki bunu istisnasız her şarkıda yaparım. pop, rap, arabesk, caz, hareketli, duygusal fark etmez istikrarlı bünyeme. aynı havalı duruş ve dansı konserin başlangıcından bitiminde dek saatlerce hayata geçiririm. öyle uyum sağlarım ki ortama, öyle sorunsuzca sallarım ki kafamı ve sağ ayağımı, bir allah kulu da gelip "dostum hep aynı hareketi yapıyorsun hayırdır?" demez. zaten manyak mı? niye desin bunu? farkına bile varmaz benim o hareketsizlikle hareket patlaması arasındaki aidiyetsiz sürüklenişimin.

ben de bu fark edilmemenin rahatlığında konser boyunca kendime has tavrımı sergilerim. konser biter, kitle dağılır, coşku söner. geriye sessizlik kalır. benim en başta sahip olup ustaca yönettiğim o kadim sessizlik...
devamını gör...

yepyeni bir ülke kuracak olsan adı ne olurdu sorusu

zogoposya
devamını gör...

emekli asker babaların arkadaşlarından ad soyadla bahsetmesi

var böyle bir şey. muhtemelen askerdeyken hep künyedeki isim soyisim ile çağrıldıkları için bunu askerlik sonrasında da alışkanlık edindiler ve hiçbir arkadaşlarından yalnızca adlarıyla bahsedemiyorlar. bundan hareketle babalar ne vakit bir askerlik anısı anlatsa anlattıkları kişilerin adını soyadını duyunca insanın bir fiyakalı ceket bulup babanın karşısında ilikleyesi geliyor.

(kahvaltı sofrasına oturulmuştur ve yemek yeniyordur, ortama kesif bir neşe hâkimdir, isimler de uydurmadır)

- ya bizim ahmet pekmetin vardı, ne zaman kedi görse korkudan havaya sıçrardı :) bir keresinde ziya başkartal ona şaka yaptı, o da tam böyle sulu şakalardan hoşlanan muzip bir tip, adam sessizce otururken üstüne kediyi bir fırlattı bizim ahmet havaya fırladı. selim kopel'le biz bir güldük bir güldük kıpkırmızı olduk :)

sadece emekli asker babalara özgülendiğine eminim bu tarz seslenişlerin. öyle ki babalar mimar, mühendis, doktor, ne bileyim bir halı saha işletmecisi olsa anlattığı kişilerin soyadı akıllarına dahi gelmez. ancak asker arkadaşlarından bahsedince iş değişiyor, epey de komikleşiyor, ikonikleşiyor :)
devamını gör...

cadde üzerinde az uğranan bakkal hayattan bezmişliği

var böyle bir şey. yaz gelmektedir ve canınız sıcakta yürü babam yürü, yürü babam yürü bezmiş bir hâlde dondurma ister. dondurma bakkallarda da satıldığı için marketlere girip dakikalarca sıra beklemek hiç cazip gelmez. girersiniz küçük, köşede kalmış, unutulmuş bir bakkala. bakkalın sahibi, o da yoksa eşi ya da çocuğu olmak üzere tek bir kişi karşılar sizi. merhabalaşırsınız. lâkin o bakkala girdiğinizden beri bir tuhaflık vardır. hissedersiniz. akış yavaşlar, kasvet bürür ruhunuzu. bütün hareketlerden uzaksınızdır sanki.

bakkalın bir köşesinde o meşhur küçük ekranlı televizyon, o televizyonda da eğer gündüz saatlerinde bakkaldaysanız ya arka sokaklar'ın tekrarı ya da habertürk, cnn türk gibi kanallarda güncel haberler üzerinden dönen beyin fırtınaları vardır. akşam gittiyseniz de muhtemelen beyaz tv'de kurtlar vadisi pusu'nun tekrarı döner. bakkal ise sizi yorgun, umursamaz ve bezgin bir yüzle karşılar. bu özellikleri ses tonuna, hâl ve hareketlerine yansır. aldığınız dondurmayı bakkala okutmak için uzatırsınız. ne var ki paranız yetersizdir. satın alım işlemini iptal etmek istersiniz ama bakkal amca eliyle "gerek yok" işareti yapar size. ondan sonra da şöyle kısa bir diyalog gelişir:

- abi ben kalan 10 lirayı sonradan getireyim sana o zaman.

-- (eliyle "boş ver gitsin ne yapalım" işareti yapar) ister getir ister getirme. getirirsen getirirsin, getirmezsen canın sağ olsun.

amca sanki nihilizmin gezegendeki son temsilcisiydi. hayattan öyle bezmiş, caymış ve yılmıştı ki ekmek kapısı olan parayı bile yarın getirip getirmemem önemli değildi onun için. içe kapalılığın getirdiği depresyon onu rekabetten kaçıp hayatı da o kutu gibi bakkal dükkanında deneyimlemeye itmiş. milyonları, milyarları olsa o yine bakkal işletmeyi seçer ve hayattan soğumuş, "olsa da olur olmasa da" düsturuyla yoğrulmuş hâlini gram değiştirmez. size de bakkal amcaya bıkkınlığını belli etmeyen bir "kolay gelsin amca görüşmek üzere" cümlesi sarf etmek, sonra da 10 lira ucuza aldığınız o dondurmayı erime endişesi ve tatlı yeme zevkiyle karışık duygular içinde yemek kalır.
devamını gör...

robin van persie

hayatın tuhaflığını kendisinde de görebiliriz aslında. bu teknik kapasitede ve kariyerdeki bir futbolcu fenerbahçe'ye geliyor ve kötü anılıyor. 2015 yazında dedikoduları dönen fakat çoğumuzun ihtimal dahi vermediği bir isim. ilk sezonunda fena da sayılmazdı ama sonradan lost'tan beter bozdu :) ilk sezonu olan 2015-16 sezonunda türkiye kupası'nda giresunspor'a karşı doksana giden bir şutu var. o vuruşu yapabilecek başka futbolcu zor geliyor aklıma. anlatılacak gibi değildi. yazık oldu böyle bir maceraya, çok daha sevebilirdik ve başarı sağlayabilirdik kendisiyle. yine de candır.

devamını gör...

aziz nesil

biyoloji köyü vardır ve köydeki derslerde kalıtım konusunu çok iyi öğretir.
devamını gör...

kara para aklama yöntemleri

kötü komedi filmi çekmek. son zamanlarda bu filmlerin 2 örneğini izledim. birinde cuma diye bir adam film boyunca başına türlü belalar alıp çevresini ve çalıştığı yeri de bu belalara sokuyordu. elektrik akımına kapılıp duruyordu. karakteri oynayan kişi de ''wuğağağağağğğ!'' diye bağırarak sağa sola koşma uzmanı murat akkoyunlu idi. şaka bir yana oyunculuğunu beğenirim. bir diğeri ise iki komik kafadarın yoldan geçenlere şaka programı yapıp voliyi vurmayı planladığı ve ünlü iş adamı serkan san'ın gözüne girmeye uğraştığı bir filmdi. başrollerden birinde dandik komedileri geçim kapısı edinmiş gariban duayenlerden selahattin taşdöğen vardı.

düşündüm. bu filmleri hakikaten tutmasını ve beğeni görmesini umarak çekmiş olamazlardı. bu filmler ve daha niceleri kara para aklamak için çekilmiş olabilirdi. yani inşallah öyleydi. aksi daha komik olurdu çünkü. evet, filmden bile komik.
devamını gör...

sıcaktan genleşen banyo kapısını savaşa gidercesine zorlamak

mayıs gelip çattı mı baş gösterecek, haziran'da yükseliş trendi yakalayan, temmuz ve ağustos'ta zirveyi gören eylemdir. kapının içinde barındırdığı metal sistem hava ısındı mı genleşir, büyür ve kendisini kapsayan tahta malzemeye sığmaz olur. orası dar gelir ona. boğar, sıkboğaz eder. bizi de paranoyak eder yaşadıkça. özellikle de beni. ne vakit banyoya girmek saikiyle banyo kapısını yumuşakça açmaya yeltensem, sonra kapı açılmasa ve ben de tüm gücümle zorlayıp hem gürültü kirliliğine hem de kontrolsüz güç sarfına sebebiyet versem vicdan azabı duyarım. kendimi sanki birine hesap soruyormuşum da kapıyı açmasını istiyormuşum, kapı açılınca tüm kirli çamaşırları açıkça, mertçe, türkçe ortaya dökecekmişim gibi hissederim.

hayır, aslen tek emelim kapıyı sakince açıp ihtiyaç gidermekti lâkin o aksi, o lânet, o gıcık kapı ilk seferde açılmaz. üstüne üstlük apartman sakinlerini sakinlikten çıkaracak şiddette ses çıkarır. korkutur, ürkütür adamı. ev kapısı mıdır, viyana kapısı mıdır belli değildir. ben de dümdüz adam mıyım yoksa savaşa gidecek ve milletimi koruyacak tam bir yiğit miyim o da bilinmez. bilinecek bir şey varsa o da genleşme denen fizik kavramının esaslı bir sitemi hak ettiğidir. savaş-savaşçı benzetmem yalnızca benim hayal gücümden değil, çoğu evde gerçekleşmiş olası diyaloglardan gelmektedir:

- cemil biraz yavaş ol oğlum. el mi yıkayacaksın ev mi yıkacaksın? savaşa mı gidiyorsun lan?

-- sorma sinan abi. genleşmeden kaynaklanan bir kapı açmazlığı, kapı açmazlığından kaynaklı sinir stres ve agresif hareketler sergiliyorum. yardım et.

daha sonrasında yardım istenen kişi genleşmiş kapılara dair engin tecrübelerini kullanıp doğru yerden bastırarak, çok da sert hareketler sergilemeyerek kapıyı açar. teşekkür edilir o kişiye ve ''allah allah, bu kadar basit miydi?'' diyen gözlerle şaşırılarak banyoya girilir. hikâye de burada biter. iyi 20.47'ler efendim :)
devamını gör...

kanaltürk'ün 2004-2006 arası kullandığı reklam jeneriği



çocukluğumda ankara'nın batıkent semtindeki akrabalarımızın evindeyken duyduğum, sonra 20 yıla yakın süre içinde hiç duymadığım, sessizce beynime kaydettiğim jenerik müziğidir. kanaltürk'ün diğer reklam jeneriklerini de beğenmekle birlikte en sevdiğim, bana hitap eden ve gittikçe tatlı bir anı hâline gelmiş jenerik buydu bence.

geçmişin unutulmuş zannedilen fakat tesadüfî faktörlerle rastladığımızda bir anda hatırlanıveren birçok yönü vardır. dizi veya film sahnesi, bir cümle, replik, futbol maçı, yer, olay... işte bu jenerik de onlardan biri benim hayatımda. gerçeğin hayalden daha tuhaf oluşunun net bir göstergesi. ayrıca eski zamanların televizyon kanallarının ne denli çeşitli, renkli ögeler barındırdığı ve kanaltürk, cine5, kanal 1, tgrt gibi güzel kanalları özlediğimi de anımsadım şu 5, bilemedin 6 saniyelik videoda. geçmişin dehlizlerinde kendime doğru koştum. bulmaya niyetim var, durmaya hiç niyetim yok.
devamını gör...

kusursuz kiracı

2022'nin eylül ayında cizre'de ablamın yeni evindeyken bir kere televizyonda denk geldiğim, başrollerin güzel ve yakışıklı ikili olduğunu görüp klasik romantik komedi zannettiğim fakat çok daha farklı ve anlamlı olduğunu geçen hafta izlemeye başlayarak gördüğüm bir dizi. 2010'ların ortalarından itibaren televizyonda sıcak işler görmek zorlaştığı için 2022'de böylesine sıcak bir mahalle temalı dizi görmek hoş oldu. bu mahalle sıcaklığı bir de korku, gerilim, cinayet gibi unsurlarla birleşince tam izlenmelik bir dizi ortaya çıkmış. dizi 6 bölüm sürdüğü için youtube'dan izleyip bitirmek kolay oldu. bölümlerin nasıl başlayıp bittiğini anlamadım, akıcı ve sürükleyiciydi su gibi geçti sahneler.

mona'nın hafif agresif ama komik patronu, yarbay cüneyt, oğlu rasim, şuayip dede, yakup, hamiyet abla gibi karakterler izlerken çok eğlendirdi beni. bütün karakterlerin seyir zevki yüksekti. neden izlenmemiş, nasıl 6 bölüm sürmüş de devamı gelmemiş hiç anlamadım. serkay tütüncü'nün de oyunculuğunu çok beğendim burada. çok doğal ve hakkıyla oynamış.
devamını gör...

10 mayıs 2026 muğlaspor elazığspor maçı

saat 19.00'da bursa büyükşehir belediye stadyumu'nda başlamış olan 2. lig play-off final maçıdır. bu maçı kazanan 1. lig'e çıkacaktır. maç 0-0 bitmiş, penaltılara gidilmiştir. temennimdir ki memleketimin aziz takımı elazığspor ipi göğüsler.
devamını gör...

9 mayıs 2026 konyaspor fenerbahçe maçı

maç esnasında bir oyuncu kafa travması geçirirse 5 oyuncu değişikliğine ek olarak 1 oyuncu değiştirme hakkı daha tanınıyormuş takımlara. çağlar söyüncü'nün oyundan çıkışı bu şekilde oldu, bu nedenle fazladan 1 oyuncu daha değiştirdik.
devamını gör...

9 mayıs 2026 konyaspor fenerbahçe maçı

saat 20.00'da konya büyükşehir belediye stadyumu'nda başlamış maçtır. fenerbahçe fred ve archie brown'un golleriyle şu an 2-0 öndedir. maça baktığım hâlde 2 golü de canlı izlememiş olmam sanırım murphy kanunları'nın ''maçın bakmadığın kısmında gol olur'' kuralının bir göstergesidir. maçın ya bu şekilde ya da fenerbahçe'nin farkı daha da artırmasıyla bitmesini temenni etmekteyim.
devamını gör...
devamı...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim