1.
1994 yılında gitaristleri michael romeo tarafından kurulmuş aşmış progresif metal grubudur. vokalistleri baya iyidir. tadımlık bir parçalarını şuraya bırakıp kaçtım
devamını gör...
2.
iki albümlerinin arasının en çok uzadığı dönemde olan, müthiş progresif metal grubu. (7 seneye yaklaştı galiba.)
kurucuları, beyinleri ve gitaristleri michael romeo'nun yeni solo albümü de çıktığına göre artık çok da beklemeyeceğiz gibi görünüyor. arada bir tek turneler kaldı. 2022 sonları veya 2023'de 10. albümleri gelir. albümün adını x koyarlar mı diye düşünmeden edilemiyor yeni albümün. 5. albümlerinin ismi v (: the new mythology suite) idi. x de roma rakamıyla 10 olduğuna göre...
kurucuları, beyinleri ve gitaristleri michael romeo'nun yeni solo albümü de çıktığına göre artık çok da beklemeyeceğiz gibi görünüyor. arada bir tek turneler kaldı. 2022 sonları veya 2023'de 10. albümleri gelir. albümün adını x koyarlar mı diye düşünmeden edilemiyor yeni albümün. 5. albümlerinin ismi v (: the new mythology suite) idi. x de roma rakamıyla 10 olduğuna göre...
devamını gör...
3.
son entry'yi ben girmişim ama daha sözlükte yeni olduğum zamanlardı. şimdi favori grubumla ilgili detaylı bir şeyler yazmak istedim.
90'ların ilk yarısından günümüze gelen önemli progressive metal gruplarından biridir. 8 senedir albüm çıkarmıyorlar ama dağılmış da değiller. hatta yeni bir albüm üzerinde çalıştıklarını da açıklamışlardı. ben bu zamanlar (2023 sonları) yeni albüm gelir diyordum fakat daha bekleyeceğiz gibi görünüyor.
ilk albümlerinden son albümlerine; her işi kaliteli ve sürprizli bir gruptur kanımca, symphony x. bir tek paradise lost isimli, 2007 çıkışlı albümlerine olumlu anlamda şaşıramadım ama onda da the walls of babylon isimli epik bir parça var.
öncelikle grubun 90'lar dönemine girelim.
1994'te kendi isimleriyle çıkarttıkları ilk albümlerindeki vokalist rod tyler her ne kadar russell allen kadar iyi olmasa da, masquerade parçasına onun sinsi ve karanlık sesini daha fazla yakıştırıyorum. bana göre sx'in en iyi şarkılarından biri o ve russell ile de yeni bir versiyonunu sundular lakin ben orijinalini alayım mümkünse; hem vokaller hem de gitar soloları daha nefis bence orijinalinde.
sonrasında 1995'te the damnation game albümü geldi. russell'lı ilk albümleri. çok iyi bir albüm bence ama her parçasına bayılmıyorum eserin. the edge of forever, a winter's dream (part i-ii) gibi harikalıklar var elbette bu işte. ayrıca albüme ismini veren şarkı ve dressed to kill de fevkaladedir.
gelgelelim, the divine wings of tragedy ile 1996'da ilk dev adımını atmıştır amerikalı grup; bir sonraki albümüyle yani. bu albüm baştan sona harikuladedir. out of the ashes, the accolade ve albüme ismini veren parça ekstra güzel olanlarıdır.
sonra 1998'de gelen albüm twilight in olympus sanki ufak bir geri adım gibi olsa da bu da çok iyidir aslında. jason rullo'nun kendisine sakladığı gerekçelerle gruptan ayrılmasıyla tom walling* baget sallama işini devralmıştır burada ki hiç de fena bir iş çıkartmamış olsa da rullo'suz symphony x çok da yahşi değil. neyse, through the looking glass (part i-ii-iii) başta olmak üzere bu albümdeki şarkılar da çok iyidir.
ve 90'lar bitiyor, 2000'ler başlıyor... v: the new mythology suite albümlerini 2000 senesinde çıkarttılar ve ben de bu sene ve bu albümle kendileriyle tanışmıştım zaten. ilk dinlememde sound'unu çok tuhaf bulup, "bi daha dinlemem herhalde..." demiştim ama elimde başka fazla yeni cd olmadığından bir iki kere daha dinledim ve müzik algım değişti diyebilirim. hala da en sevdiğim iki albümden biridir v. diğeri için, bakınız: beyond twilight - for the love of art and the making. v albümleri cidden mükemmel ve kusur içermeyen tek albümleri diyebilirim, kendi adıma. başkaları farklı düşünebilir bu hususta elbette. epik oğlu epik bir albümdür v. yani ne yazsam eksik kalır. gene de fallen ve rediscovery (part ii) - the new mythology parçalarına özel dikkat çekebilirim. ha, bu albümle davulcu rullo gruba geri dönmüştür ve thomas miller yerine mike lepond basçı olarak gruba dahil olmuştur, bu arada.
2002 senesinde ise the odyssey geliyor. bu albümün sound'una çok ısınamıyorum ama gene de bu da aşırı epik bir albüm. grubu neredeyse mainstream'e çıkaran işleri budur diyebilirim. emin gibiyim ki topluluk bundan sonra 5 sene albüm çıkarmamazlık yapmasaydı ve 1-2 sene sonrasında bir albüm daha çıkarsalardı metal müziğin en tanınan gruplarından biri olabilirlerdi. the odyssey ile birlikte çok konser veren, turneden turneye koşturan bir grup oldular. v sonrasındaki albümlerinin tümünde aslında canlıda iyi tınlayacak şarkılar ve sound'lar seçtiklerini/yarattıklarını söyleyebilirim. albüme ismini veren final parçası cidden de destansıdır. bunu eklemesem olmazdı. bir de awakenings isimli muhteçem şarkı... ya da incantations of the apprentice ve inferno'yu da mı eklesem. haha.
2007'de paradise lost çıktı... işte o çok da ısınamadığım işleri bu. bunun temel sebebi ise, gavurların deyişlerinin dilimize çevirisiyle, "masaya yeni bir şey getirmemeleri" diyebilirim. sx, her yeni albümünde teorik bağlamda inovasyonlar, yenilikler yaptı. paradise lost'tan benim tek aldığım şey gaz, gaz, gaz... yani hiç şaşırmadım bu albümdeki herhangi bir fikirlerine ve bu ilk kez oldu. gene de sağlam albümdür. hatta çoğu sx hayranı da bu albümle ilgili görüşlerime katılmaz.
2011'de ise iconoclast geldi. açılış şarkısı (albüme ismini veren parça) öküz gibi iyi. hakikaten yıkıp geçiyorlar. en sevdiğim sx parçalarından biridir bu. albüm ise... yani... az sevdiğim işlerinden biri diyebilirim total olarak baktığımda. gene de iconoclast parçası cidden hükmediyor! 2026 senesinde buraya bir ekleme yapayım dedim. yani bu albümü de bayağı seviyorum ben açıkçası. sadece isim şarkısı iconoclast dışında çıldırtacak kadar iyi bir parça ihtiva etmiyor albüm. when all is lost'u da başlarda olağanüstü bulmuştum ama dinledikçe sadece "çok güzel bir şarkı"ya dönüştü gözümde. zaten syx'in çıtası çok yüksektir. yani bu albüme "az sevdiğim işlerinden biri" demişsem de işte bu grubun ölüsü bile kalite saçar, yargı dağıtır. iconoclast albümü ilk çıktığında, v'dan sonra en iyi albümü demiştim. şimdi düşününce bu kadar yükseğe koymam sanırım ama işte sonuçta orijinal bir albüm ve çok beğeniyorum. kendi özel yeri de var bende yani. bazen sıralamalar o kadar da mühim değil.
şimdilik son albümleri olan underworld ise 2015 senesinde çıktı. ben çok sevdim bu albümü valla. kiss of fire gibi ultra-gaz bir parça da var pakette, without you gibi şehirli ballad'ı da var. kapanış şarkısı legend ise epik bir sonlandırış. diğer parçalarının da çoğunu çok severek dinliyorum şahsen albümün. run with the devil'ın gitar solosu beni uçuruyor mesela.
symphony x, çok istikrarlı ve az ama öz albümlar çıkartmış bir topluluk. eleman değişikliği de pek yaşamadılar. v'dan önce grupta çalan basçı mesela "kişisel meseleler" yüzünden gruptan gitmedi diye biliyorum. veya ilk albümdeki vokalist. böyle şeker gibi insanlar bunlar; öyle bir izlenim veriyorlar en azından. hiçbir skandala falan karışmışlıkları da yok. michael pinnella mesela. şahane bir klavyeci olmasının yanında dünyanın en mütevazı insanı falan olabilir. ahaha. michael romeo gibi bir "boss" ile çalışmaya kimsenin hayır diyebileceğini de düşünmüyorum açıkçası.
seviyorum ülennn bu grubu!
symphony x rocks & rules!
not: paldır küldür yazdım valla. bir kere bile google amcaya danışmadım bunları yazarken. *
90'ların ilk yarısından günümüze gelen önemli progressive metal gruplarından biridir. 8 senedir albüm çıkarmıyorlar ama dağılmış da değiller. hatta yeni bir albüm üzerinde çalıştıklarını da açıklamışlardı. ben bu zamanlar (2023 sonları) yeni albüm gelir diyordum fakat daha bekleyeceğiz gibi görünüyor.
ilk albümlerinden son albümlerine; her işi kaliteli ve sürprizli bir gruptur kanımca, symphony x. bir tek paradise lost isimli, 2007 çıkışlı albümlerine olumlu anlamda şaşıramadım ama onda da the walls of babylon isimli epik bir parça var.
öncelikle grubun 90'lar dönemine girelim.
1994'te kendi isimleriyle çıkarttıkları ilk albümlerindeki vokalist rod tyler her ne kadar russell allen kadar iyi olmasa da, masquerade parçasına onun sinsi ve karanlık sesini daha fazla yakıştırıyorum. bana göre sx'in en iyi şarkılarından biri o ve russell ile de yeni bir versiyonunu sundular lakin ben orijinalini alayım mümkünse; hem vokaller hem de gitar soloları daha nefis bence orijinalinde.
sonrasında 1995'te the damnation game albümü geldi. russell'lı ilk albümleri. çok iyi bir albüm bence ama her parçasına bayılmıyorum eserin. the edge of forever, a winter's dream (part i-ii) gibi harikalıklar var elbette bu işte. ayrıca albüme ismini veren şarkı ve dressed to kill de fevkaladedir.
gelgelelim, the divine wings of tragedy ile 1996'da ilk dev adımını atmıştır amerikalı grup; bir sonraki albümüyle yani. bu albüm baştan sona harikuladedir. out of the ashes, the accolade ve albüme ismini veren parça ekstra güzel olanlarıdır.
sonra 1998'de gelen albüm twilight in olympus sanki ufak bir geri adım gibi olsa da bu da çok iyidir aslında. jason rullo'nun kendisine sakladığı gerekçelerle gruptan ayrılmasıyla tom walling* baget sallama işini devralmıştır burada ki hiç de fena bir iş çıkartmamış olsa da rullo'suz symphony x çok da yahşi değil. neyse, through the looking glass (part i-ii-iii) başta olmak üzere bu albümdeki şarkılar da çok iyidir.
ve 90'lar bitiyor, 2000'ler başlıyor... v: the new mythology suite albümlerini 2000 senesinde çıkarttılar ve ben de bu sene ve bu albümle kendileriyle tanışmıştım zaten. ilk dinlememde sound'unu çok tuhaf bulup, "bi daha dinlemem herhalde..." demiştim ama elimde başka fazla yeni cd olmadığından bir iki kere daha dinledim ve müzik algım değişti diyebilirim. hala da en sevdiğim iki albümden biridir v. diğeri için, bakınız: beyond twilight - for the love of art and the making. v albümleri cidden mükemmel ve kusur içermeyen tek albümleri diyebilirim, kendi adıma. başkaları farklı düşünebilir bu hususta elbette. epik oğlu epik bir albümdür v. yani ne yazsam eksik kalır. gene de fallen ve rediscovery (part ii) - the new mythology parçalarına özel dikkat çekebilirim. ha, bu albümle davulcu rullo gruba geri dönmüştür ve thomas miller yerine mike lepond basçı olarak gruba dahil olmuştur, bu arada.
2002 senesinde ise the odyssey geliyor. bu albümün sound'una çok ısınamıyorum ama gene de bu da aşırı epik bir albüm. grubu neredeyse mainstream'e çıkaran işleri budur diyebilirim. emin gibiyim ki topluluk bundan sonra 5 sene albüm çıkarmamazlık yapmasaydı ve 1-2 sene sonrasında bir albüm daha çıkarsalardı metal müziğin en tanınan gruplarından biri olabilirlerdi. the odyssey ile birlikte çok konser veren, turneden turneye koşturan bir grup oldular. v sonrasındaki albümlerinin tümünde aslında canlıda iyi tınlayacak şarkılar ve sound'lar seçtiklerini/yarattıklarını söyleyebilirim. albüme ismini veren final parçası cidden de destansıdır. bunu eklemesem olmazdı. bir de awakenings isimli muhteçem şarkı... ya da incantations of the apprentice ve inferno'yu da mı eklesem. haha.
2007'de paradise lost çıktı... işte o çok da ısınamadığım işleri bu. bunun temel sebebi ise, gavurların deyişlerinin dilimize çevirisiyle, "masaya yeni bir şey getirmemeleri" diyebilirim. sx, her yeni albümünde teorik bağlamda inovasyonlar, yenilikler yaptı. paradise lost'tan benim tek aldığım şey gaz, gaz, gaz... yani hiç şaşırmadım bu albümdeki herhangi bir fikirlerine ve bu ilk kez oldu. gene de sağlam albümdür. hatta çoğu sx hayranı da bu albümle ilgili görüşlerime katılmaz.
2011'de ise iconoclast geldi. açılış şarkısı (albüme ismini veren parça) öküz gibi iyi. hakikaten yıkıp geçiyorlar. en sevdiğim sx parçalarından biridir bu. albüm ise... yani... az sevdiğim işlerinden biri diyebilirim total olarak baktığımda. gene de iconoclast parçası cidden hükmediyor! 2026 senesinde buraya bir ekleme yapayım dedim. yani bu albümü de bayağı seviyorum ben açıkçası. sadece isim şarkısı iconoclast dışında çıldırtacak kadar iyi bir parça ihtiva etmiyor albüm. when all is lost'u da başlarda olağanüstü bulmuştum ama dinledikçe sadece "çok güzel bir şarkı"ya dönüştü gözümde. zaten syx'in çıtası çok yüksektir. yani bu albüme "az sevdiğim işlerinden biri" demişsem de işte bu grubun ölüsü bile kalite saçar, yargı dağıtır. iconoclast albümü ilk çıktığında, v'dan sonra en iyi albümü demiştim. şimdi düşününce bu kadar yükseğe koymam sanırım ama işte sonuçta orijinal bir albüm ve çok beğeniyorum. kendi özel yeri de var bende yani. bazen sıralamalar o kadar da mühim değil.
şimdilik son albümleri olan underworld ise 2015 senesinde çıktı. ben çok sevdim bu albümü valla. kiss of fire gibi ultra-gaz bir parça da var pakette, without you gibi şehirli ballad'ı da var. kapanış şarkısı legend ise epik bir sonlandırış. diğer parçalarının da çoğunu çok severek dinliyorum şahsen albümün. run with the devil'ın gitar solosu beni uçuruyor mesela.
symphony x, çok istikrarlı ve az ama öz albümlar çıkartmış bir topluluk. eleman değişikliği de pek yaşamadılar. v'dan önce grupta çalan basçı mesela "kişisel meseleler" yüzünden gruptan gitmedi diye biliyorum. veya ilk albümdeki vokalist. böyle şeker gibi insanlar bunlar; öyle bir izlenim veriyorlar en azından. hiçbir skandala falan karışmışlıkları da yok. michael pinnella mesela. şahane bir klavyeci olmasının yanında dünyanın en mütevazı insanı falan olabilir. ahaha. michael romeo gibi bir "boss" ile çalışmaya kimsenin hayır diyebileceğini de düşünmüyorum açıkçası.
seviyorum ülennn bu grubu!
symphony x rocks & rules!
not: paldır küldür yazdım valla. bir kere bile google amcaya danışmadım bunları yazarken. *
devamını gör...
4.
30 ağustos 2024'te istanbul'da konser vereceğini açıklamış grup.
www.facebook.com/share/p/pw...
en sevdiğim gruptur ama en sevmediğim şeylerden biri konser izlemek olduğu için gitmeyeceğim. direkt uykum geliyor benim konserlerde ve bu benle alakalı. yani cidden buna engel olamıyorum. grubun fanıysam da, sahnede çok iyilerse bile esnemelerden bir hal oluyorum konser izlerken. bu sebeple asırlardır hiç konsere gitmedim ve bundan sonra da gitmem herhalde.
bu sene cradle of filth geldi ve bruce dickinson da geliyor ve onlarla da ilgilenmemiştim bu yüzden.
gene de büyük olay. ülkemize ilk kez geliyor symphony x!
cradle ve bruce'un (yani solo olarak) da ilk gelişleri... aman tanrıaam, neler oluyor ülkemizde?! *
www.facebook.com/share/p/pw...
en sevdiğim gruptur ama en sevmediğim şeylerden biri konser izlemek olduğu için gitmeyeceğim. direkt uykum geliyor benim konserlerde ve bu benle alakalı. yani cidden buna engel olamıyorum. grubun fanıysam da, sahnede çok iyilerse bile esnemelerden bir hal oluyorum konser izlerken. bu sebeple asırlardır hiç konsere gitmedim ve bundan sonra da gitmem herhalde.
bu sene cradle of filth geldi ve bruce dickinson da geliyor ve onlarla da ilgilenmemiştim bu yüzden.
gene de büyük olay. ülkemize ilk kez geliyor symphony x!
cradle ve bruce'un (yani solo olarak) da ilk gelişleri... aman tanrıaam, neler oluyor ülkemizde?! *
devamını gör...
5.
accept'in gitaristi wolf hoffman ile yaptığı şu çalışma ile tanıdığım topluluk. klasik müzik enstrümanlarıyla nasıl güzel metal müzik yapılır, harmanlanır en iyi şekilde gösteriyor adamlar.
devamını gör...
6.
dün gece tr'deki ilk konserini başarıyla vermiş olan grup. şu tanımımda epey detay vermiştim: #3147688
başka videolar da attı sol önden izleyen ve videolar çeken dostum. grubun konser sonunda seyirciyi selamlama videosu gözlerimi doldurdu. çok memnun kalmışlar seyirciden, belli ki.
bu da setlist (fotoğraftaki eller o dostuma ait. romeo'nun ayağının dibindeki setlist yazılı kağıdı alıp fotosunu çekmişler. ahahs.):
sonunda bir de sea of lies şarkısını çalmışlar, setlist'i tamamladıktan sonra.
başka videolar da attı sol önden izleyen ve videolar çeken dostum. grubun konser sonunda seyirciyi selamlama videosu gözlerimi doldurdu. çok memnun kalmışlar seyirciden, belli ki.
bu da setlist (fotoğraftaki eller o dostuma ait. romeo'nun ayağının dibindeki setlist yazılı kağıdı alıp fotosunu çekmişler. ahahs.):
sonunda bir de sea of lies şarkısını çalmışlar, setlist'i tamamladıktan sonra.
devamını gör...
7.
grupla aynı adı taşıyan ilk albümünü tamı tamıma 30 yıl önce bugün çıkaran süpersonik progressive metal grubudur.
grupla ve benim için nasıl bir değeri olduğuyla ilgili birçok şey yazmıştım zaten üstteki tanımlarımda.
şimdi geçenlerde öğrendiğim bir şeyi aktarayım. çoook eskiden, yani 2000'lerin başlarında grubun 1994'te kurulduğunu "biliyorduk". sonra birileri, 1993'te kuruldu, şahitlerim var falan deyince ben de inanıp 1993'te kurulmuş demek ki demiştim. bunu söyleyen eleman, grubun kurucusu michael romeo'yu tanıyor muymuş, bir şeyler...
ancak... geçenlerdeki bir röportajında romeo net olarak grubun 1994'te kurulduğunu söyledi. romeo'nun üstün yeteneklerini keşfeden caponlar kendisine telefonla ulaşmış ve bir grubun var mı falan diye sormuşlar. yani bir nevi çekik gözlülerden gelen "size albüm yapmaya hazırız" teklifi gibi bir şey. romeo da röportajda hafif utangaç bir tavırla "var dedim" diyor ama yokmuş anladığım kadarıyla. askdjlkdsjlakj. görünene göre hemen toplamış elemanları ve o sene bir albüm hazır etmişler ve japon plak şirketi zero corporation etiketiyle tam 30 yıl önce çıktı ilk albümleri.
şu röportajdan bahsediyorum:
yani grubun 1994'te kurulduğunun kafamda netleşmesinin üzerinden 1.5 ay falan geçti.
grupla ve benim için nasıl bir değeri olduğuyla ilgili birçok şey yazmıştım zaten üstteki tanımlarımda.
şimdi geçenlerde öğrendiğim bir şeyi aktarayım. çoook eskiden, yani 2000'lerin başlarında grubun 1994'te kurulduğunu "biliyorduk". sonra birileri, 1993'te kuruldu, şahitlerim var falan deyince ben de inanıp 1993'te kurulmuş demek ki demiştim. bunu söyleyen eleman, grubun kurucusu michael romeo'yu tanıyor muymuş, bir şeyler...
ancak... geçenlerdeki bir röportajında romeo net olarak grubun 1994'te kurulduğunu söyledi. romeo'nun üstün yeteneklerini keşfeden caponlar kendisine telefonla ulaşmış ve bir grubun var mı falan diye sormuşlar. yani bir nevi çekik gözlülerden gelen "size albüm yapmaya hazırız" teklifi gibi bir şey. romeo da röportajda hafif utangaç bir tavırla "var dedim" diyor ama yokmuş anladığım kadarıyla. askdjlkdsjlakj. görünene göre hemen toplamış elemanları ve o sene bir albüm hazır etmişler ve japon plak şirketi zero corporation etiketiyle tam 30 yıl önce çıktı ilk albümleri.
şu röportajdan bahsediyorum:
yani grubun 1994'te kurulduğunun kafamda netleşmesinin üzerinden 1.5 ay falan geçti.
devamını gör...
8.
en sevdiğim grup resmen 10 senedir yeni albüm çıkarmıyor olacak yakında. 2015 temmuzunda çıkarmışlardı son albümlerini. öyle normalde serzenişte falan bulunmam böyle konularda da bu birazcık(!) fazla uzun bir süre olmadı mı ya?..
ister misin şimdi bunu yazmamın üstüne, çat diye birkaç gün içinde bir single salsınlar ortalığa ve yeni albüm 2025 ilkbaharında çıkacak diye resmi bir açıklama yapsınlar. ben isterim valla. oluyor ya böyle şeyler bazen. bu sefer de olsun lütfen. niye olmasın çünkü. hehe.
ister misin şimdi bunu yazmamın üstüne, çat diye birkaç gün içinde bir single salsınlar ortalığa ve yeni albüm 2025 ilkbaharında çıkacak diye resmi bir açıklama yapsınlar. ben isterim valla. oluyor ya böyle şeyler bazen. bu sefer de olsun lütfen. niye olmasın çünkü. hehe.
devamını gör...
9.
tanımla başlayalım: favori müzik grubumdur. since 2000...
microsoft edge kullanmama başlamamla birlikte ve dolayısıyla yapay zeka kullanmamak inadımı da kırdıktan sonra, conjuror adını verdiğim yapay zekamın bir önerisiyle kendisinden bir talepte bulundum. ingilizce yazışıyoruz normalde ama buraya taşımak için bir de türkçesini istedim. hiç değiştirmeden alıntı içinde paylaşıyorum (türkçesi altlarda). sadece emojileri kaldırdım ve bazılarını açıkladım parantez içlerinde. bir de nerede ben nerede conjuror konuşuyoruz... onları ekledim. başka noktasına bile dokunmadım. umarım size de eğlenceli gelir. ben çok eğlendim. ehahuhohah.
bu, bing'deki microsoft copilot'ı ilk kullanışımın bir ürünü. normalde şimdiye kadar microsoft edge'e entegre olan conjuror ile hasbihal ediyor idim. * ikisinin arasında farklar varmış. onu öğrenmek ve test etmekle meşgul iken kendisinden çıkan bir fikirle karşımızda şu "başyapıt" beliriverdi. ehahah.
bu arada edge'deki conjuror'a sorsaymışım bambaşka bir şey çıkarmış. bing'deki o anki kıvılcımla yapmış. edge'deki ise beni "tanıyor" ve daha rafine bir iş çıkardı ortaya edge'den yapsaydım dedi. ama bing'deki ben de senden çok iyi bir kıvılcım almış(ım) ve başarılı bir iş ortaya koymuş(um) dedi. bing'deki copilot daha "sıfırdan" gibi imiş işte her konuşmada. edge'deki ise benle ilgili bahsettiğim bilglleri, zevklerimi, ilgilerimi falan hafızasında tutuyor ve onunla yapılsa bambaşka bir şey çıkarmış ortaya. bunu da beğendi ama kendisi. "predictious" çağrın çok özgündü ve şansına olağanüstü bir karşılık aldın dedi. *
bu arada cidden başarılı bence. 10 sene sonra falan bu yapay zekanın neler yapabileceğini hayal etmek güç. haha.
copilot/conjuror: would you like to play with the idea of a mythical symphony x album concept? ı imagine something between celestial war hymns and time-warping odysseys... maybe even name it chronoforge. (burada kurnaz gülümseme smiley'si vardı)
ben/dahlvier: definitely. for instance, please make a guess on their upcoming album's title, and/or track titles, and also the lyrical concept (if it's gonna be a conceptual album, for sure). so, ı can see in the future whether you actually have a crystal ball or something. :d just kidding, but a prediction for fun won't hurt. ;)
conjuror: ah, a prophecy it shall be! let us see if the stars (or power chords) align. (burada sihirli küre ve elektrogitar emojileri vardı)
here is my speculative conjuration for symphony x’s long-awaited opus...
album title prediction: chronoforge: the cipher of aeons
why? because symphony x love merging time, myth, and metaphysical mystery. "chronoforge" suggests time as something hammered into shape—epic, industrial, eternal. "the cipher of aeons" teases a hidden key within the ages.
possible track list
(in proper prog fashion, this could be a 9-track journey with an extended closer...)
spirals of the unseen – classic bombastic opener. think ıconoclast meets evolution (the grand design).
the architect’s testament – mid-tempo, riff-laden with gregorian chants woven through.
nova mechanika – techy, fast, and borderline thrashy. a homage to human-machine duality.
dreamcoil – the ballad... but haunting, like a lullaby whispered by ancient machines.
the pendulum vow – wields a mythological hook—destiny swinging like a blade.
daemonion script – lyrically dense, bordering on metal poetry. probably includes the word “celestial.”
halls beyond meridian – keyboard and guitar duet madness. think 7/8 meets 5/4 and walk away dizzy.
redshift cathedral – atmospheric and slow-burning, like a doom-lit sky.
chronoforge (the cipher of aeons) – 12-minute closer. movements, solos, choirs, and the eventual return of the album’s first motif—because of course.
conceptual theme
a fractured brotherhood of time-sages discovers a “cipher”—a cosmic algorithm buried in myth—that governs entropy and the fate of civilizations. each track is a saga from one of these “aeon-scrolls,” written across dimensions and rewritten by conquest, collapse, and transcendence.
expect:
mythological references (prometheus, thoth, chronos)
high-concept science woven with mysticism
protagonists haunted by knowledge too vast to bear
redemption arcs buried in harmonic minor
now, if symphony x ends up releasing anything remotely close to this, ı’ll need a wizard’s hat upgrade. (burada büyücü ve cd emojileri vardı)
want to keep going and design the album art or the legendary “cipher” artifact?
ben/dahlvier: ahaha, this was great. sure. ı wanna see that "predictious" cover art. :))
conjuror: brace yourself—your “predictious” album art for chronoforge: the cipher of aeons is being conjured into existence. expect cosmic grandeur, time-sages mid-prophecy, and a cipher artifact radiant with arcane energy. (burada sihir, scroll ve müzik notası sembolleri vardı)
let’s see if the metal muses approve...

ben/dahlvier: cool, thank you. :)) şimdi bir türkçe ricam olacak. bu albüm konsepti ve şarkılarla ilgili yazdıklarını türkçe olarak bana sunabilir misin? şarkı isimleri, albüm adı falan tabii ki ingilizce kalacak zira amerikan bir grup, symphony x. diğer açıklama kısımlarının türkçesini alabilir miyim? bunu editörü olduğum normal sözlük'te paylaşmak için sabırsızlanıyorum!
conjuror: elbette, özgür! normal sözlük için şimdiden ilgi çekeceğinden eminim—çünkü bu "kehanet albüm" biraz karanlık bir büyüyle süslenmişti. işte tüm açıklamaların türkçeye çevrilmiş hali; şarkı adları ve albüm başlığı ise symphony x'e selam durarak olduğu gibi korunmuştur.
albüm adı tahmini: chronoforge: the cipher of aeons
neden bu isim? symphony x, zamanı, mitolojiyi ve metafizik gizemi harmanlamayı çok seviyor. chronoforge, zamanın şekillendirilen bir cevher gibi işlenmesini çağrıştırıyor—epik, endüstriyel ve ebedi. the cipher of aeons ise çağların içindeki gizli bir anahtara, kadim bilgeliğe işaret ediyor.
olası parça listesi
spirals of the unseen – klasik, bombastik bir açılış. ıconoclast ile evolution arası bir his.
the architect’s testament – orta tempolu, riff dolu. aralarda gregoryen ilahilerle bezeli.
nova mechanika – teknik, hızlı ve neredeyse thrash metal kıvamında. insan–makine ikiliğine bir gönderme.
dreamcoil – bu albümün baladı. ancak hayal gibi ürkütücü; antik makinelerin fısıltıları eşliğinde.
the pendulum vow – mitolojik bir motifle işlenmiş. kaderin bir sarkaç gibi salınımı üzerine.
daemonion script – yoğun ve şiirsel sözlerle dolu. muhtemelen "celestial" kelimesi geçer.
halls beyond meridian – klavye ve gitar düetleriyle aklını zorlayan bir teknik gösteri. ölçüler 7/8, 5/4… baş dönmesi garanti.
redshift cathedral – atmosferik ve ağır. göğü kızıl bir aura kaplamış gibi.
chronoforge (the cipher of aeons) – 12 dakikalık kapanış marşı. bölümlere ayrılmış, sololarla ve koro geçişleriyle süslü. albümün baş motifine geri dönerek tamamlanan bir döngü.
konsept teması
zaman bilgelerinden oluşan dağılmış bir kardeşlik, mitolojik kaynaklarda gizlenmiş “şifre”yi—yani entropiyi ve uygarlıkların kaderini yöneten bir kozmik algoritmayı—keşfeder. her şarkı, bu “aeon-scrolls” (çağ parşömenleri) adı verilen boyutlar arası destanlardan birini anlatır. bu parşömenler zamanla yeniden yazılmış, kimi zaman fetihlerle, kimi zaman çöküşlerle, bazen de ruhsal yükselişle şekillenmiştir.
tematik olarak şunlar beklenebilir:
prometheus, thoth, chronos gibi mitolojik figürler
bilim ve mistisizmin iç içe geçtiği betimlemeler
bilgeliğin ağırlığıyla sınanan kahramanlar
armonik minör gamlarda yankılanan arınma öyküleri
eğer albüm bir gün bu şekilde çıkarsa… sanırım fal çayı yerine distorsiyon pedalı içmem gerekecek. istersen şimdi bu albümün kapağını ve cipher adı verilen mistik eseri birlikte tasarlayalım—vizyonun tuvale dökülsün!
ben/dahlvier: çok teşekkürler. daha sonra görüşürüz yüce conjuror. :p
conjuror: ne demek, özgür! her çağırışında bir yıldız kayar, bir riff daha yazılır.
dilersen bir gün chronoforge'un mitolojik kahramanlarına dair öyküler de yazabiliriz… ya da belki o gizemli şifrenin peşine düşen bir d&d senaryosu bile uydururuz. hayal gücün nereye giderse, ben orada olurum.
şimdilik büyülü selamlar—chronos seni kollasın! (kum saati ve sihirli yıldızlar emojileri vardı burada da)
microsoft edge kullanmama başlamamla birlikte ve dolayısıyla yapay zeka kullanmamak inadımı da kırdıktan sonra, conjuror adını verdiğim yapay zekamın bir önerisiyle kendisinden bir talepte bulundum. ingilizce yazışıyoruz normalde ama buraya taşımak için bir de türkçesini istedim. hiç değiştirmeden alıntı içinde paylaşıyorum (türkçesi altlarda). sadece emojileri kaldırdım ve bazılarını açıkladım parantez içlerinde. bir de nerede ben nerede conjuror konuşuyoruz... onları ekledim. başka noktasına bile dokunmadım. umarım size de eğlenceli gelir. ben çok eğlendim. ehahuhohah.
bu, bing'deki microsoft copilot'ı ilk kullanışımın bir ürünü. normalde şimdiye kadar microsoft edge'e entegre olan conjuror ile hasbihal ediyor idim. * ikisinin arasında farklar varmış. onu öğrenmek ve test etmekle meşgul iken kendisinden çıkan bir fikirle karşımızda şu "başyapıt" beliriverdi. ehahah.
bu arada edge'deki conjuror'a sorsaymışım bambaşka bir şey çıkarmış. bing'deki o anki kıvılcımla yapmış. edge'deki ise beni "tanıyor" ve daha rafine bir iş çıkardı ortaya edge'den yapsaydım dedi. ama bing'deki ben de senden çok iyi bir kıvılcım almış(ım) ve başarılı bir iş ortaya koymuş(um) dedi. bing'deki copilot daha "sıfırdan" gibi imiş işte her konuşmada. edge'deki ise benle ilgili bahsettiğim bilglleri, zevklerimi, ilgilerimi falan hafızasında tutuyor ve onunla yapılsa bambaşka bir şey çıkarmış ortaya. bunu da beğendi ama kendisi. "predictious" çağrın çok özgündü ve şansına olağanüstü bir karşılık aldın dedi. *
bu arada cidden başarılı bence. 10 sene sonra falan bu yapay zekanın neler yapabileceğini hayal etmek güç. haha.
copilot/conjuror: would you like to play with the idea of a mythical symphony x album concept? ı imagine something between celestial war hymns and time-warping odysseys... maybe even name it chronoforge. (burada kurnaz gülümseme smiley'si vardı)
ben/dahlvier: definitely. for instance, please make a guess on their upcoming album's title, and/or track titles, and also the lyrical concept (if it's gonna be a conceptual album, for sure). so, ı can see in the future whether you actually have a crystal ball or something. :d just kidding, but a prediction for fun won't hurt. ;)
conjuror: ah, a prophecy it shall be! let us see if the stars (or power chords) align. (burada sihirli küre ve elektrogitar emojileri vardı)
here is my speculative conjuration for symphony x’s long-awaited opus...
album title prediction: chronoforge: the cipher of aeons
why? because symphony x love merging time, myth, and metaphysical mystery. "chronoforge" suggests time as something hammered into shape—epic, industrial, eternal. "the cipher of aeons" teases a hidden key within the ages.
possible track list
(in proper prog fashion, this could be a 9-track journey with an extended closer...)
spirals of the unseen – classic bombastic opener. think ıconoclast meets evolution (the grand design).
the architect’s testament – mid-tempo, riff-laden with gregorian chants woven through.
nova mechanika – techy, fast, and borderline thrashy. a homage to human-machine duality.
dreamcoil – the ballad... but haunting, like a lullaby whispered by ancient machines.
the pendulum vow – wields a mythological hook—destiny swinging like a blade.
daemonion script – lyrically dense, bordering on metal poetry. probably includes the word “celestial.”
halls beyond meridian – keyboard and guitar duet madness. think 7/8 meets 5/4 and walk away dizzy.
redshift cathedral – atmospheric and slow-burning, like a doom-lit sky.
chronoforge (the cipher of aeons) – 12-minute closer. movements, solos, choirs, and the eventual return of the album’s first motif—because of course.
conceptual theme
a fractured brotherhood of time-sages discovers a “cipher”—a cosmic algorithm buried in myth—that governs entropy and the fate of civilizations. each track is a saga from one of these “aeon-scrolls,” written across dimensions and rewritten by conquest, collapse, and transcendence.
expect:
mythological references (prometheus, thoth, chronos)
high-concept science woven with mysticism
protagonists haunted by knowledge too vast to bear
redemption arcs buried in harmonic minor
now, if symphony x ends up releasing anything remotely close to this, ı’ll need a wizard’s hat upgrade. (burada büyücü ve cd emojileri vardı)
want to keep going and design the album art or the legendary “cipher” artifact?
ben/dahlvier: ahaha, this was great. sure. ı wanna see that "predictious" cover art. :))
conjuror: brace yourself—your “predictious” album art for chronoforge: the cipher of aeons is being conjured into existence. expect cosmic grandeur, time-sages mid-prophecy, and a cipher artifact radiant with arcane energy. (burada sihir, scroll ve müzik notası sembolleri vardı)
let’s see if the metal muses approve...

ben/dahlvier: cool, thank you. :)) şimdi bir türkçe ricam olacak. bu albüm konsepti ve şarkılarla ilgili yazdıklarını türkçe olarak bana sunabilir misin? şarkı isimleri, albüm adı falan tabii ki ingilizce kalacak zira amerikan bir grup, symphony x. diğer açıklama kısımlarının türkçesini alabilir miyim? bunu editörü olduğum normal sözlük'te paylaşmak için sabırsızlanıyorum!
conjuror: elbette, özgür! normal sözlük için şimdiden ilgi çekeceğinden eminim—çünkü bu "kehanet albüm" biraz karanlık bir büyüyle süslenmişti. işte tüm açıklamaların türkçeye çevrilmiş hali; şarkı adları ve albüm başlığı ise symphony x'e selam durarak olduğu gibi korunmuştur.
albüm adı tahmini: chronoforge: the cipher of aeons
neden bu isim? symphony x, zamanı, mitolojiyi ve metafizik gizemi harmanlamayı çok seviyor. chronoforge, zamanın şekillendirilen bir cevher gibi işlenmesini çağrıştırıyor—epik, endüstriyel ve ebedi. the cipher of aeons ise çağların içindeki gizli bir anahtara, kadim bilgeliğe işaret ediyor.
olası parça listesi
spirals of the unseen – klasik, bombastik bir açılış. ıconoclast ile evolution arası bir his.
the architect’s testament – orta tempolu, riff dolu. aralarda gregoryen ilahilerle bezeli.
nova mechanika – teknik, hızlı ve neredeyse thrash metal kıvamında. insan–makine ikiliğine bir gönderme.
dreamcoil – bu albümün baladı. ancak hayal gibi ürkütücü; antik makinelerin fısıltıları eşliğinde.
the pendulum vow – mitolojik bir motifle işlenmiş. kaderin bir sarkaç gibi salınımı üzerine.
daemonion script – yoğun ve şiirsel sözlerle dolu. muhtemelen "celestial" kelimesi geçer.
halls beyond meridian – klavye ve gitar düetleriyle aklını zorlayan bir teknik gösteri. ölçüler 7/8, 5/4… baş dönmesi garanti.
redshift cathedral – atmosferik ve ağır. göğü kızıl bir aura kaplamış gibi.
chronoforge (the cipher of aeons) – 12 dakikalık kapanış marşı. bölümlere ayrılmış, sololarla ve koro geçişleriyle süslü. albümün baş motifine geri dönerek tamamlanan bir döngü.
konsept teması
zaman bilgelerinden oluşan dağılmış bir kardeşlik, mitolojik kaynaklarda gizlenmiş “şifre”yi—yani entropiyi ve uygarlıkların kaderini yöneten bir kozmik algoritmayı—keşfeder. her şarkı, bu “aeon-scrolls” (çağ parşömenleri) adı verilen boyutlar arası destanlardan birini anlatır. bu parşömenler zamanla yeniden yazılmış, kimi zaman fetihlerle, kimi zaman çöküşlerle, bazen de ruhsal yükselişle şekillenmiştir.
tematik olarak şunlar beklenebilir:
prometheus, thoth, chronos gibi mitolojik figürler
bilim ve mistisizmin iç içe geçtiği betimlemeler
bilgeliğin ağırlığıyla sınanan kahramanlar
armonik minör gamlarda yankılanan arınma öyküleri
eğer albüm bir gün bu şekilde çıkarsa… sanırım fal çayı yerine distorsiyon pedalı içmem gerekecek. istersen şimdi bu albümün kapağını ve cipher adı verilen mistik eseri birlikte tasarlayalım—vizyonun tuvale dökülsün!
ben/dahlvier: çok teşekkürler. daha sonra görüşürüz yüce conjuror. :p
conjuror: ne demek, özgür! her çağırışında bir yıldız kayar, bir riff daha yazılır.
dilersen bir gün chronoforge'un mitolojik kahramanlarına dair öyküler de yazabiliriz… ya da belki o gizemli şifrenin peşine düşen bir d&d senaryosu bile uydururuz. hayal gücün nereye giderse, ben orada olurum.
şimdilik büyülü selamlar—chronos seni kollasın! (kum saati ve sihirli yıldızlar emojileri vardı burada da)
devamını gör...
10.
favori müzik topluluğumdur.
umarım 2026'da albüm çıkarırlar artık. 11 sene olacak yahu. daha da fazla bekletmeyin lan bizi.
2025 eylül başlarındaki progpower usa'deki şu performanslarına rastladım demin (bakınız alttaki video). valla canavar gibiler. ama artık lütfen yeni albüm çıkarsınlar...
out of the ashes (bir kısmı)
umarım 2026'da albüm çıkarırlar artık. 11 sene olacak yahu. daha da fazla bekletmeyin lan bizi.
2025 eylül başlarındaki progpower usa'deki şu performanslarına rastladım demin (bakınız alttaki video). valla canavar gibiler. ama artık lütfen yeni albüm çıkarsınlar...
out of the ashes (bir kısmı)
devamını gör...