yaratıcısı darlene hunt olan ve başrol oyuncusu laura linney'nin altın küre ve primetime emmy gibi çok prestijli organizasyonlardan önemli ödüllerle döndüğü bu amerikan komedi-drama dizisi, 2010-2013 seneleri arasında 4 sezon ve 40 bölüm olarak gösterilmiştir. yapımın konusunda cathy jamison (linney), minneapolis'teki bir lise öğretmenidir ve bir gün kanser olduğunu öğrenir ancak bunu eşi, evsiz kardeşi ve oğlundan gizler. kahramanımız bu durumuna rağmen hayatında pozitifliğiyle moralini korumakta ve eğlenceyle neşeyi ihmal etmemekte kararlıdır.
yaratıcı:
darlene hunt
oyuncular:
laura linney
oliver platt
john benjamin hickey
gabriel basso
gabourey sidibe
phyllis somerville
darlene hunt
oyuncular:
laura linney
oliver platt
john benjamin hickey
gabriel basso
gabourey sidibe
phyllis somerville
*satellite ödülleri (2010) - en iyi komedi veya müzikal televizyon dizisi
*altın küre ödülleri (2011) - bir komedi veya müzikal dizisindeki en iyi aktris performansı [laura linney]
*afi ödülleri (2011) - yılın tv programı
*banff televizyon festivali (2011) - banff rockie ödülü: en iyi sitcom
*primetime emmy ödülleri (2013) - bir mini dizi veya filmdeki olağanüstü baş aktris [laura linney]
dizi, bunlarla beraber başka ödüller de almıştır.
*altın küre ödülleri (2011) - bir komedi veya müzikal dizisindeki en iyi aktris performansı [laura linney]
*afi ödülleri (2011) - yılın tv programı
*banff televizyon festivali (2011) - banff rockie ödülü: en iyi sitcom
*primetime emmy ödülleri (2013) - bir mini dizi veya filmdeki olağanüstü baş aktris [laura linney]
dizi, bunlarla beraber başka ödüller de almıştır.
öne çıkanlar | diğer yorumlar
başlık "all tiny beautiful things" tarafından 04.02.2026 23:22 tarihinde açılmıştır.
1.
ah açılın; gözümde kurumayan yaşımla, boğazıma yumru gibi oturan tazecik hüznümle geldim.
yine paramparça olduğum, yine hayat ve ölüm arasındaki o incecik çizginin üzerinde dolaştığım bir yolculuktan geldim.
dizinin künyesine kısaca değinirsek: darlene hunt’ın yaratıcısı olduğu, laura linney’nin kariyerindeki en güçlü performanslardan biriyle başrolü sırtlandığı, dört sezonluk ve dört başı mamur bir dizi.
bu öyle bir yolculuk ki; bir dostun, bir annenin, bir eşin, bir kardeşin, bir evladın, bir hayvan dostun kaybının izini sürüyoruz. ölümü hayatın sıradan akışı içinde, yaşanması mutlak bir gerçek olarak anlatıyor; bunu yaparken de ölüme yaklaşan bir insanın kendisini keşfedip çiçekler açışını izletiyor.
melankoliye yatkın biri değilim ama ölüm üzerine —ki ölümün hayatın en büyük ve belki de tek gerçek acısı olduğuna inanırım— okumayı, izlemeyi; o sır perdesini aralamaya çalışmayı severim.
sır perdesi derken ölümden sonrasını kastetmiyorum elbette. bana ne ki ölümden sonrasından? ben yaşamı, yani ölüme varan o yolculuktaki maceraları; ve nihayetinde son dönemeçteki sırları merak ediyorum.
bir insanın öleceğini bilmesi başlı başına ağır bir yükken, aşağı yukarı ne zaman öleceğini bilmesi akıl almaz derecede yorucu bir bilgi olsa gerek.
dizi de bu bilgiyle baş edebilmeyi, bazen baş edememeyi; bazen beklenen kendi ölümünken bir dosta veda etmeyi ve yine hayat karşında planların işlevsiz olduğunu şahane bir ustalıkla anlatıyor.
"seni seviyorum" diyemeyenlerin, veda etmeye gücü yetmeyenlerin bunları bambaşka yollarla yaptığını; sevginin tek bir yolu olmadığını, onu ifade etmenin binlerce varyasyonu olduğunu inanılmaz inceliklerle aktaran bir hikaye aynı zamanda.
bocalamayı, hata yapmayı, düşüp yeniden kalkmayı, yani insan olmayı şahane bir sanat gibi gözler önüne seriyor.
beni yine bolca ağlatan, bolca güldüren, bolca tanıdığım bir hikayenin içinde hissettiren sıcacık bir diziydi. şahane bir yolculuğa eşlik ettim, o yüzden de hayatı anlamlandırmaya çalışırken azıcık da olsa bir katkı arayan herkese şiddetle tavsiyemdir.
yine paramparça olduğum, yine hayat ve ölüm arasındaki o incecik çizginin üzerinde dolaştığım bir yolculuktan geldim.
dizinin künyesine kısaca değinirsek: darlene hunt’ın yaratıcısı olduğu, laura linney’nin kariyerindeki en güçlü performanslardan biriyle başrolü sırtlandığı, dört sezonluk ve dört başı mamur bir dizi.
bu öyle bir yolculuk ki; bir dostun, bir annenin, bir eşin, bir kardeşin, bir evladın, bir hayvan dostun kaybının izini sürüyoruz. ölümü hayatın sıradan akışı içinde, yaşanması mutlak bir gerçek olarak anlatıyor; bunu yaparken de ölüme yaklaşan bir insanın kendisini keşfedip çiçekler açışını izletiyor.
melankoliye yatkın biri değilim ama ölüm üzerine —ki ölümün hayatın en büyük ve belki de tek gerçek acısı olduğuna inanırım— okumayı, izlemeyi; o sır perdesini aralamaya çalışmayı severim.
sır perdesi derken ölümden sonrasını kastetmiyorum elbette. bana ne ki ölümden sonrasından? ben yaşamı, yani ölüme varan o yolculuktaki maceraları; ve nihayetinde son dönemeçteki sırları merak ediyorum.
bir insanın öleceğini bilmesi başlı başına ağır bir yükken, aşağı yukarı ne zaman öleceğini bilmesi akıl almaz derecede yorucu bir bilgi olsa gerek.
dizi de bu bilgiyle baş edebilmeyi, bazen baş edememeyi; bazen beklenen kendi ölümünken bir dosta veda etmeyi ve yine hayat karşında planların işlevsiz olduğunu şahane bir ustalıkla anlatıyor.
"seni seviyorum" diyemeyenlerin, veda etmeye gücü yetmeyenlerin bunları bambaşka yollarla yaptığını; sevginin tek bir yolu olmadığını, onu ifade etmenin binlerce varyasyonu olduğunu inanılmaz inceliklerle aktaran bir hikaye aynı zamanda.
bocalamayı, hata yapmayı, düşüp yeniden kalkmayı, yani insan olmayı şahane bir sanat gibi gözler önüne seriyor.
beni yine bolca ağlatan, bolca güldüren, bolca tanıdığım bir hikayenin içinde hissettiren sıcacık bir diziydi. şahane bir yolculuğa eşlik ettim, o yüzden de hayatı anlamlandırmaya çalışırken azıcık da olsa bir katkı arayan herkese şiddetle tavsiyemdir.
devamını gör...
