#ödüllü filmler
2015 yılı distopik film. distopik bir dünyada, david eşi tarafından terk edilmiştir ve bu dünyanın 'herkesin eşi olma zorunluluğu 'kuralı vardır. 45 günlüğüne bir otele yerleştirilen david, 45 gün içinde bir eş bulamazsa hayvana dönüştürülecektir. imdb: 7,1/10.
aldığı ödüller
cannes film festivali jüri ödülü
2015 · yorgos lantimos
hellenic film academy award for best foreign language film
2016 · yorgos lantimos
en iyi yardımcı kadın oyuncu dalında britanya bağımsız film ödülü
2015 · olivia colman
en iyi senarist dalında avrupa film ödülü
2015 · yorgos lantimos, efthymis filippou
en iyi kostüm tasarımcısı dalında avrupa film ödülü
2015 · sarah blenkinsop
cannes film festivali jüri ödülü
2015 · yorgos lantimos
hellenic film academy award for best foreign language film
2016 · yorgos lantimos
en iyi yardımcı kadın oyuncu dalında britanya bağımsız film ödülü
2015 · olivia colman
en iyi senarist dalında avrupa film ödülü
2015 · yorgos lantimos, efthymis filippou
en iyi kostüm tasarımcısı dalında avrupa film ödülü
2015 · sarah blenkinsop
öne çıkanlar | diğer yorumlar
başlık "bjartur" tarafından 13.12.2020 17:44 tarihinde açılmıştır.
1.
yorgos lanthimos’un 2015 yapımı filmi.
harika bir filmdir ama lanthimos’u yunanistan’dan uzaklaştırıp, amerika’ya yol almasına vesile olduğu için biraz uğursuzdur. yine de yunan tuhaf dalgasının esintileri zihninizi okşar. bu filmden sonra ise yönetmen tam amerikancı olmuştur. ve görünen o ki amerikancılar bu sözlükte tutunamaz.
harika bir filmdir ama lanthimos’u yunanistan’dan uzaklaştırıp, amerika’ya yol almasına vesile olduğu için biraz uğursuzdur. yine de yunan tuhaf dalgasının esintileri zihninizi okşar. bu filmden sonra ise yönetmen tam amerikancı olmuştur. ve görünen o ki amerikancılar bu sözlükte tutunamaz.
devamını gör...
2.
kutsal geyiğin ölümü ve köpek diş filmlerinden tanıdığımız lanthimos'un distopik filmi. başrolde colin farrell oynamaktadır.
--! spoiler !--
filmde toplum dayatmaları, bunlardan biri olan evliliğin etkileri ve ağırlığı, insanların yalnız kalma hakları ama çoğu zaman izin verilmemesi, yalnız kalan insanın neye dönüşeceği gibi konular metaforlarla anlatılmıştır.
--! spoiler !--
--! spoiler !--
filmde toplum dayatmaları, bunlardan biri olan evliliğin etkileri ve ağırlığı, insanların yalnız kalma hakları ama çoğu zaman izin verilmemesi, yalnız kalan insanın neye dönüşeceği gibi konular metaforlarla anlatılmıştır.
--! spoiler !--
devamını gör...
3.
yorgos lanthimos'un ingilizce ilk filmi. yapım yılı 2015.
film, günümüz sorunlarından ve belki de en popüler konularından biri olan modern sevgi'yi işliyor. olmak ya da olmamak.. ''evli olmak, ya da olmamak'' işte bütün mesele bu. eğer evli değilseniz, bir yere götürülüyorsunuz ve 40 gün içinde gerçek(?) aşkı bulup evlenmeniz isteniyor. eğer evlenemezseniz istediğiniz bir hayvana dönüştürülüyorsunuz. yani tam bir distopya.
filmin karamsarlığı renklerle mükemmel dengelenmiş. hatta filmin belki de en ve tek sevdiğim yanı renkleriydi diyebilirim.
fakat filmin sevgiye bakış açısı, iki kişinin ortak özelliklerinin olması gerektiği. bir kişi miyop mu? diğer miyop olan başka biriyle evlenebilir. tabii ki illa miyop biriyle evlenmek zorunda değil lakin muhakkak aralarında ortak bir yön olmalı. ortak yön yoksa sevgi de yok
izlediğim en değişik ve aşırı bir şekilde işlenen, absürt filmdi. o yönüyle etkileyici olsa da ben pek beğenmedim. hatta hiç beğenmedim. ama konusu uzun yıllar aklımda kalır. o yüzden başarısız olduğunu söyleyemem ve izlenmesini öneririm.
film, günümüz sorunlarından ve belki de en popüler konularından biri olan modern sevgi'yi işliyor. olmak ya da olmamak.. ''evli olmak, ya da olmamak'' işte bütün mesele bu. eğer evli değilseniz, bir yere götürülüyorsunuz ve 40 gün içinde gerçek(?) aşkı bulup evlenmeniz isteniyor. eğer evlenemezseniz istediğiniz bir hayvana dönüştürülüyorsunuz. yani tam bir distopya.
filmin karamsarlığı renklerle mükemmel dengelenmiş. hatta filmin belki de en ve tek sevdiğim yanı renkleriydi diyebilirim.
fakat filmin sevgiye bakış açısı, iki kişinin ortak özelliklerinin olması gerektiği. bir kişi miyop mu? diğer miyop olan başka biriyle evlenebilir. tabii ki illa miyop biriyle evlenmek zorunda değil lakin muhakkak aralarında ortak bir yön olmalı. ortak yön yoksa sevgi de yok
izlediğim en değişik ve aşırı bir şekilde işlenen, absürt filmdi. o yönüyle etkileyici olsa da ben pek beğenmedim. hatta hiç beğenmedim. ama konusu uzun yıllar aklımda kalır. o yüzden başarısız olduğunu söyleyemem ve izlenmesini öneririm.
devamını gör...
4.
günümüz ilişkilerini çok güzel bir şekilde özetleyen bir film olmuş.
bir tarafta evliliği baş tacı görüp evli olmayanları hayvana çeviren algı;diğer tarafta tam tersi birlikteliğin yasak bireyselliğin ön planda olduğu bir benimseyiş.
insanların beraber olmak ya da olabilmek için diğer kişiye benzemesi ya da benziyor gibi sahte görünme çabası da filmde çok güzel bir şekilde işlenmiş.
burnu spontan kanayan kızla hayvan olmamak için birlikte olan adamın kendisinin de kanadığını söyleyerek çift olmaları
ayrıca filmdeki karakterlerin her iki tarafta da çok soğuk, donuk,ruhsuz olması gerçekten can sıkıcı. sanki gerçekten robotize edilmiş insanlar gibi.
sanki bir mesaj bundan 50-100 sene sonra olabilecek olaylar silsilesi için.
bir diğer algı da çiftlerin ilişkilerinde bir sorun olduğunda bunun çocukla çözülebilecek anlayışı ancak ben buna katılmıyorum.
böylelikle geçimsizlik devam ederse olan o yeni bebeğe daha konuşmayı bile öğrenmemişken yapılan bir haksızlık olduğunu düşünüyorum.
beni etkileyen bir diğer an ise
sevdiği kadın âmâ olduğu için kendi gözlerini de kör eden baş rolümüz gönlümü fethetmiştir.
bir tarafta evliliği baş tacı görüp evli olmayanları hayvana çeviren algı;diğer tarafta tam tersi birlikteliğin yasak bireyselliğin ön planda olduğu bir benimseyiş.
insanların beraber olmak ya da olabilmek için diğer kişiye benzemesi ya da benziyor gibi sahte görünme çabası da filmde çok güzel bir şekilde işlenmiş.
burnu spontan kanayan kızla hayvan olmamak için birlikte olan adamın kendisinin de kanadığını söyleyerek çift olmaları
ayrıca filmdeki karakterlerin her iki tarafta da çok soğuk, donuk,ruhsuz olması gerçekten can sıkıcı. sanki gerçekten robotize edilmiş insanlar gibi.
sanki bir mesaj bundan 50-100 sene sonra olabilecek olaylar silsilesi için.
bir diğer algı da çiftlerin ilişkilerinde bir sorun olduğunda bunun çocukla çözülebilecek anlayışı ancak ben buna katılmıyorum.
böylelikle geçimsizlik devam ederse olan o yeni bebeğe daha konuşmayı bile öğrenmemişken yapılan bir haksızlık olduğunu düşünüyorum.
beni etkileyen bir diğer an ise
sevdiği kadın âmâ olduğu için kendi gözlerini de kör eden baş rolümüz gönlümü fethetmiştir.
devamını gör...
5.
kynodontas'dan sonra beni sinir hastası yapan yorgos lanthimos filmi. günümüz toplumuna ve ilişkilerine getirdiği eleştiriden dolayı bir parça sevgimi kazanmış olsa bile görüntü yönetmeninin gözlerinden öpmek dışında bu filme övgü dizemiyorum.filmekimi'nde bilet bulup son dakika aksiliği ile kaçırmıştım, film 2017 gibi aklıma düşünce evde pinekleyerek izledim belki ondan filme biraz gereksiz sinir oluyorum ama şu var ki film oldukça iyi sadece lanthimos için yetersiz kalıyor. lanthimos'un o sade ve doğal bir şekilde sunulmuş şiddeti bu filmde de var ama sanki bu sahnelerin yarısını çıkarmışlar filmden, öyle bir havası var. zekice tasarlanmış bir senaryo, iyi oyunculuklar - colin farrell için ayrı bir parantez açmak gerek, true detective sevgimden arınıp objektif bir biçimde adam rolünü oynamamış yaşamış dedirtiyor- ve iyi bir görüntü yönetmeni ama sonuç vasatın biraz üstü bir film. o distopik ortam güzel yakalanmış ama eksik ve tatsız gelen bir şey var yine de film bir noktadan sonra güzel bir ivme yakalıyor ve tamamen izleyiciye bırakılmış bir final sahnesi ile kapanıyor.
david karakteri -colin farrell etkisi ile- bize güzel bir sorgulama yaptırıyor. içine tıkılı kaldığımız sistemden sıyrılsak bile farkında olmadan yine de ona boyun eymeye devam ediyoruz ki david karakteri bunu shortsighted ablamız ile birlikteliğinde net bir şekilde gösteriyor. ( kadına ilgisinin başlama sebebinin onunda miyop olduğunu farketmesi ve daha sonra kadın kör olduğunda sistemin onaylayacağı bir birliktelik için kendi gözünü bıçakla oymaya karar vermesi buna net bir örnek.)
otelin kurallarının daha katı ve daha rahatsız edici olmasını beklerdim ama lanthimos beklediğimden daha az şiddet ögesini ön plana çıkarmış ve heartless woman olarak adlandırılan ablamızın donuk bir ifade ile bir köpeği tekmeleyerek ve karnını boydan boya keserek öldürmesi bile bu doğal vahşet noksanlığını kapatmaya yetmemiş. ayrıca bir diğer eksiklik loners dediğimiz ekibin avlanma riski olmasına rağmen inatla ormanda kalmaya devam etmesi. filmin ilerleyen dakikalarında otele karşı bir yıldırma politikası izlemeyi seçtikleri için bunu yaptıklarını öğrensek bile yine de bir eksiklik var; filmde diğer ülkelerden söz edilse bile asla aynı sistemi uygulayıp uygulamadıklarından söz edilmiyor, ee bu salaklar ne diye kaçıp başka bir ülkeye gitmiyorlar diye sorgulamaya başlıyoruz bir noktadan sonra. onun dışında muhtemelen filmin final sahnesi dışında en etkileyici sahnesi bana kalırsa david'in sevmediğimiz şeyleri seviyormuş gibi yapmanın, sevdiğimiz bir şeyi sevmiyormuş gibi yapmaktan daha zor olduğunu idrak ettiği sahneydi.
hotel manager: why a lobster?
david: because lobsters live for over one hundred years, are blue-blooded like aristocrats, and stay fertile all their lives. ı also like the sea very much.
he didn't burst into tears and he didn't think that the first thing most people do when they realise someone doesn't love them anymore is cry.
one day, as he was playing golf, he thought that it is more difficult to pretend that you do have feelings when you don't that to pretend you don't have feelings when you do.
david karakteri -colin farrell etkisi ile- bize güzel bir sorgulama yaptırıyor. içine tıkılı kaldığımız sistemden sıyrılsak bile farkında olmadan yine de ona boyun eymeye devam ediyoruz ki david karakteri bunu shortsighted ablamız ile birlikteliğinde net bir şekilde gösteriyor. ( kadına ilgisinin başlama sebebinin onunda miyop olduğunu farketmesi ve daha sonra kadın kör olduğunda sistemin onaylayacağı bir birliktelik için kendi gözünü bıçakla oymaya karar vermesi buna net bir örnek.)
otelin kurallarının daha katı ve daha rahatsız edici olmasını beklerdim ama lanthimos beklediğimden daha az şiddet ögesini ön plana çıkarmış ve heartless woman olarak adlandırılan ablamızın donuk bir ifade ile bir köpeği tekmeleyerek ve karnını boydan boya keserek öldürmesi bile bu doğal vahşet noksanlığını kapatmaya yetmemiş. ayrıca bir diğer eksiklik loners dediğimiz ekibin avlanma riski olmasına rağmen inatla ormanda kalmaya devam etmesi. filmin ilerleyen dakikalarında otele karşı bir yıldırma politikası izlemeyi seçtikleri için bunu yaptıklarını öğrensek bile yine de bir eksiklik var; filmde diğer ülkelerden söz edilse bile asla aynı sistemi uygulayıp uygulamadıklarından söz edilmiyor, ee bu salaklar ne diye kaçıp başka bir ülkeye gitmiyorlar diye sorgulamaya başlıyoruz bir noktadan sonra. onun dışında muhtemelen filmin final sahnesi dışında en etkileyici sahnesi bana kalırsa david'in sevmediğimiz şeyleri seviyormuş gibi yapmanın, sevdiğimiz bir şeyi sevmiyormuş gibi yapmaktan daha zor olduğunu idrak ettiği sahneydi.
hotel manager: why a lobster?
david: because lobsters live for over one hundred years, are blue-blooded like aristocrats, and stay fertile all their lives. ı also like the sea very much.
he didn't burst into tears and he didn't think that the first thing most people do when they realise someone doesn't love them anymore is cry.
one day, as he was playing golf, he thought that it is more difficult to pretend that you do have feelings when you don't that to pretend you don't have feelings when you do.
devamını gör...
6.
çok fazla soru sordurtan film.
herkes çift olmak zorunda mı?
ilişkilerde kişileri birbirine bağlayan şeyler nelerdir?
yalnızlığın yüceltilmesi ne kadar doğru?
insan ne zaman yalan söyler?
biri için neleri feda edersiniz?
hal böyle olunca izlemesi bir hayli keyifli.
herkes çift olmak zorunda mı?
ilişkilerde kişileri birbirine bağlayan şeyler nelerdir?
yalnızlığın yüceltilmesi ne kadar doğru?
insan ne zaman yalan söyler?
biri için neleri feda edersiniz?
hal böyle olunca izlemesi bir hayli keyifli.
devamını gör...
7.
toplum dayatmaları: selamun aleyküm kardeşim
toplumun ferdi: aleyküm selam abi gel buyur, başım gözüm üstüne tarzında bir yorgos lanthimos filmi.
benim anladığım kısa ve öz olarak nereye kaçarsan kaç toplum ensendedir teması. zeus razı olsun kimse bu filmdeki gibi kimse evlilik zart zurt diye dayatmıyor şahsıma ama uff çok korkunç düşman başına. bi de bozuk bi ilişki üzerine "size çocuk tahsis edelim, genelde işe yarıyor" repliği kendimi tokatlamama neden olacaktı. dur dedim lahmacun, alt tarafı bi film..
sonunda bence colin abi gözünü oymadı, diktir olup gitti. çünkü otelden kaçanlar bile aslında tıpkı oteldeki sistem gibi birbirlerinde paralel özellikler arıyorlardı önünde sonunda. e oteldekilerin akıbeti ortada, her şey sahte. muhtemelen colin abi de topukladı deyişim o yüzden..
sadece bu evlilik iyidir bekarlık kötüdür eleştirisi dışında bir de kendini birine adapte etme (hatta beğendirme arzusu bile diyebiliriz) özetle düpedüz tavlama şaklabanlıkları dediğimiz şeylerin sahteliğinin eleştirisi de vardı. sağda solda burada okulda işte her yerde var olan bu şaklabanlıklarla güzel dalga geçmiş.. abi partner bulayım diye kafanı duvarlara masalara vurup burnunu kanatmazsın be awk..
karakterlerin, basitçe, sistemin çarklıları oldukları için robotik rollerde olduklarını düşünüyorum.. düz mantık hayat kurtarır.
güzeldi, sardı. yorgos abi bunu 1 bucuk saatte de anlatırdı laaaaakin uzatmış biraz gereksizce.
gibi geldi şahsıma.
10/7..
toplumun ferdi: aleyküm selam abi gel buyur, başım gözüm üstüne tarzında bir yorgos lanthimos filmi.
benim anladığım kısa ve öz olarak nereye kaçarsan kaç toplum ensendedir teması. zeus razı olsun kimse bu filmdeki gibi kimse evlilik zart zurt diye dayatmıyor şahsıma ama uff çok korkunç düşman başına. bi de bozuk bi ilişki üzerine "size çocuk tahsis edelim, genelde işe yarıyor" repliği kendimi tokatlamama neden olacaktı. dur dedim lahmacun, alt tarafı bi film..
sonunda bence colin abi gözünü oymadı, diktir olup gitti. çünkü otelden kaçanlar bile aslında tıpkı oteldeki sistem gibi birbirlerinde paralel özellikler arıyorlardı önünde sonunda. e oteldekilerin akıbeti ortada, her şey sahte. muhtemelen colin abi de topukladı deyişim o yüzden..
sadece bu evlilik iyidir bekarlık kötüdür eleştirisi dışında bir de kendini birine adapte etme (hatta beğendirme arzusu bile diyebiliriz) özetle düpedüz tavlama şaklabanlıkları dediğimiz şeylerin sahteliğinin eleştirisi de vardı. sağda solda burada okulda işte her yerde var olan bu şaklabanlıklarla güzel dalga geçmiş.. abi partner bulayım diye kafanı duvarlara masalara vurup burnunu kanatmazsın be awk..
karakterlerin, basitçe, sistemin çarklıları oldukları için robotik rollerde olduklarını düşünüyorum.. düz mantık hayat kurtarır.
güzeldi, sardı. yorgos abi bunu 1 bucuk saatte de anlatırdı laaaaakin uzatmış biraz gereksizce.
gibi geldi şahsıma.
10/7..
devamını gör...
8.
kimlik kaybı diyorum, başka bir şey de demiyorum. bu film öyle çok abartılacak bir film değil. yorgos lanthimos sinemasının yanında bu film sönük kalmış bile. sinematografisi çok çok güzeldi. tamı tamına 100 ekran görüntüsü aldım, albümüme dizdim. hoşuma gitti. zaten doğal ışıklandırma kullanılmış filmde. bir de bir buçuk ayda çekmişler falan. epey gülümsetici.
yine de öyle abartılmamalı. aslında bakarsanız yönetmen de abartılmamalı öyle. lars von trier sineması yanında pek bir büyüklüğü yok. aslında andrey tarkovski sinemasını bile andırıyor çoğu yerde. müzik seçimlerini beğendim filmde ama keşke daha özgün müzikler seçselermiş.
yine de öyle abartılmamalı. aslında bakarsanız yönetmen de abartılmamalı öyle. lars von trier sineması yanında pek bir büyüklüğü yok. aslında andrey tarkovski sinemasını bile andırıyor çoğu yerde. müzik seçimlerini beğendim filmde ama keşke daha özgün müzikler seçselermiş.
devamını gör...
9.
9/10 verdiğim film. tam bir eski yunan tragedyası ikilemini barındırır. ortada iki ayrı norm var, ikisi de insanlığa aykırı. günümüzün yalnızca ilişkilerine değil, ideolojilerine de lafı atıyor diye düşünüyorum. "benden olmayanın yaşamaya hakkı yok" mottosu, ilişkiler üzerinden tanımlanmış, çok da güzel tanımlanmış.
sonu üzer, kızdırır, yıkar
sonu üzer, kızdırır, yıkar
devamını gör...
10.
plot twist çöplüğüne dönmüş endüstrinin, sınırları zorlayan konuları da tüketmeleri sebebiyle çığır açan eserler vermesi artık mümkün değil. bu film de diğerlerinin suyunu çıkardığı mekaniğe sahip. peki the lobster'ı diğerlerinden farklı kılan ne? biriyle olamamanın katlanılmazlığı, sahte de olsa birinin varlığına sarılma, otoritenin mantıklı olmayan kurallarının yasalaşması ve bunun makul görülmesi gibi şu an içinde yaşadığımız tüm gerçekliği distopik film adı altında izletmesi.
the lobster benim gözümde derdi olan filmlerden. kıvrılıyor ama kırılmıyor. rahatsız edici gerçekler var. fikir aşaması bile iğrendirir. yorgos beyimiz bu fikirleri izlettirmeden bile iğrendirebiliyor.
ben bu filmde başka bişey daha gördüm. cinsellik aşktan koparılamaz arkadaşlar. sözlük formatı izin verdiği sürece bu iki kavramı trolleyip dursak da aşk=cinselliktir. bakın film bize yalnız kalanın hayvan olacağı gerçeğini şüpheye yer bırakmayacak kadar kanıksattı ama en temel güdümüz olan cinselliği de sorgulattı.
medeni olmanın koşulu nedir? dürtülerinizi kontrol etmek. peki biz napıyoruz? cinselliği baskılıyoruz. dürtümüzü yok sayıyoruz. işte bu açıdan bakınca "bunlar sadece filmde olur ya" denecek olayların aslında gerçekten var olduğu sahneleri izlerken bile kendimizi inkar ettik. vallahi sinemanın büyüsü bu işte. metafor sandığımız nice göndermeyi yaşayıp duruyoruz. soran olursa yunanistan'a iteleriz.
son olarak bu filmi size sistem eleştirisi diye öneren biri olursa filmi yine de izleyin ama o arkadaşla iletişimi kesin.
the lobster benim gözümde derdi olan filmlerden. kıvrılıyor ama kırılmıyor. rahatsız edici gerçekler var. fikir aşaması bile iğrendirir. yorgos beyimiz bu fikirleri izlettirmeden bile iğrendirebiliyor.
ben bu filmde başka bişey daha gördüm. cinsellik aşktan koparılamaz arkadaşlar. sözlük formatı izin verdiği sürece bu iki kavramı trolleyip dursak da aşk=cinselliktir. bakın film bize yalnız kalanın hayvan olacağı gerçeğini şüpheye yer bırakmayacak kadar kanıksattı ama en temel güdümüz olan cinselliği de sorgulattı.
medeni olmanın koşulu nedir? dürtülerinizi kontrol etmek. peki biz napıyoruz? cinselliği baskılıyoruz. dürtümüzü yok sayıyoruz. işte bu açıdan bakınca "bunlar sadece filmde olur ya" denecek olayların aslında gerçekten var olduğu sahneleri izlerken bile kendimizi inkar ettik. vallahi sinemanın büyüsü bu işte. metafor sandığımız nice göndermeyi yaşayıp duruyoruz. soran olursa yunanistan'a iteleriz.
son olarak bu filmi size sistem eleştirisi diye öneren biri olursa filmi yine de izleyin ama o arkadaşla iletişimi kesin.
devamını gör...
11.
yorgos lantimos’un 2015 yapımı filmi. bu film aynı zamanda yönetmenin izlediğim ikinci filmi. diğeri kutsal geyiğin ölümü filmiydi. bu film hakkındaki yazımda , filmde açık kalan yerlerin olduğunu belirtmiştim. bu filmin sonunda da bir son yoktu diğeri gibi. iki filmde de karakterler ruhtan yoksundu. bu filmi de izleyince, yönetmenin tarzını daha da iyi anladım.
filme geçmeden önce belirtmem gereken bir husus var: filmi izlemeden önce 1984 ve hayvan çiftliği kitaplarına ufak göndermeler var. kitapları okuduysanız, bu göndermeleri çok daha rahat görebilirsiniz.
film en sevdiğim evren olan, distopik evrende geçiyor. toplumun herkesin çift olması gerektiği hususunda dayatması var. burada kanunlar böyle görünse de, bunu alın günümüz toplumuna koyun, sırıtmaz. ne kadar modern görünürsek görünelim, toplum bizi bir şekilde çift olmaya zorluyor. bunu 39 yaşıma kadar bekar kalmış biri olarak çok rahat söyleyebilirim. tatile çıkarken dahi, tek kişilik oda bulmanız çok zor; turlar dahi çift halinde hareket etmeye zorluyor bizleri. bekara ev verilmez muhabbeti hala geçerli. çalışırken, çocuğunuz var ise maaşınız bile değişebiliyor.
yani yönetmen, aslında toplumda var olan bir gerçeği dile getiriyor kendi yöntemiyle.
otele gelelim; oyel çalışanları tarafından yapılan bazı canlandırmalar var. yaşlı bir otel çalışanının yaptığı canlandırmada, tek başına yemek yerken boğazına bir şey takılıyor ve yalnız olduğu için ölüyor. yine diğer kadın otel çalışanı tek başına gezdiği için tecavüze uğruyor.yani insanları çift olmaya zorlarken, duyguları hesaba katmıyorlar. evlilik=sevgi değil; evlilik=ihtiyaç.
devam edelim… otelden bir şekilde kaçan kahramanımız dışlanmış yalnızların arasına katılıyor. ama burada da özgür değil; çünkü burada da ilişki /sevgi yasak. yağmurdan kaçarken doluya tutuluyor yani. kapitalizmden çıkıp komünizmin kucağına düşüyor ki burada da bir diktatör var. grubun liderinden bahsediyorum. kahramanımızı ilk gördüğünde kuralları anlatıyor ve ona sarılıyor; sıcacık kollarını ona açıyor (!) ama gelin görün ki, burası da diğer kaçtığı yerden pek de farklı değildir. grubun lideri, üyeleri korkutuyor, katı kurallar koyuyor, kurallara uymadığında ( kahramanımız dans etmediğinde niye dans etmiyorsun demesi gibi) katı bir şekilde cezalandırıyor. evet şimdi çokomelli kısma geliyorum: bu grup liderinin bir sahnesinde kocaman bir domuz var. hayvan çiftliği’ne gönderme işte burada. grup lideri görünürde herkes eşitmiş gibi hareket ederken, aslında hayvan çiftliği’ndeki lider domuz gibi hareket ediyor.
bağlıyorum artık… filmi gerçekten çok sevdim. yönetmen yine yapmış yapacağını ve sonunu açık bırakmış. izlenecek bir filmdir efendim; izleyin izlettirin. iyi seyirler.
filme geçmeden önce belirtmem gereken bir husus var: filmi izlemeden önce 1984 ve hayvan çiftliği kitaplarına ufak göndermeler var. kitapları okuduysanız, bu göndermeleri çok daha rahat görebilirsiniz.
film en sevdiğim evren olan, distopik evrende geçiyor. toplumun herkesin çift olması gerektiği hususunda dayatması var. burada kanunlar böyle görünse de, bunu alın günümüz toplumuna koyun, sırıtmaz. ne kadar modern görünürsek görünelim, toplum bizi bir şekilde çift olmaya zorluyor. bunu 39 yaşıma kadar bekar kalmış biri olarak çok rahat söyleyebilirim. tatile çıkarken dahi, tek kişilik oda bulmanız çok zor; turlar dahi çift halinde hareket etmeye zorluyor bizleri. bekara ev verilmez muhabbeti hala geçerli. çalışırken, çocuğunuz var ise maaşınız bile değişebiliyor.
yani yönetmen, aslında toplumda var olan bir gerçeği dile getiriyor kendi yöntemiyle.
otele gelelim; oyel çalışanları tarafından yapılan bazı canlandırmalar var. yaşlı bir otel çalışanının yaptığı canlandırmada, tek başına yemek yerken boğazına bir şey takılıyor ve yalnız olduğu için ölüyor. yine diğer kadın otel çalışanı tek başına gezdiği için tecavüze uğruyor.yani insanları çift olmaya zorlarken, duyguları hesaba katmıyorlar. evlilik=sevgi değil; evlilik=ihtiyaç.
devam edelim… otelden bir şekilde kaçan kahramanımız dışlanmış yalnızların arasına katılıyor. ama burada da özgür değil; çünkü burada da ilişki /sevgi yasak. yağmurdan kaçarken doluya tutuluyor yani. kapitalizmden çıkıp komünizmin kucağına düşüyor ki burada da bir diktatör var. grubun liderinden bahsediyorum. kahramanımızı ilk gördüğünde kuralları anlatıyor ve ona sarılıyor; sıcacık kollarını ona açıyor (!) ama gelin görün ki, burası da diğer kaçtığı yerden pek de farklı değildir. grubun lideri, üyeleri korkutuyor, katı kurallar koyuyor, kurallara uymadığında ( kahramanımız dans etmediğinde niye dans etmiyorsun demesi gibi) katı bir şekilde cezalandırıyor. evet şimdi çokomelli kısma geliyorum: bu grup liderinin bir sahnesinde kocaman bir domuz var. hayvan çiftliği’ne gönderme işte burada. grup lideri görünürde herkes eşitmiş gibi hareket ederken, aslında hayvan çiftliği’ndeki lider domuz gibi hareket ediyor.
bağlıyorum artık… filmi gerçekten çok sevdim. yönetmen yine yapmış yapacağını ve sonunu açık bırakmış. izlenecek bir filmdir efendim; izleyin izlettirin. iyi seyirler.
devamını gör...
12.
yorgos lantimos’un kutsal geyiğin ölümü ve köpek dişi filmlerini çok sevmiştim özellikle köpek dişi muhteşem ama bu filmde ki distopyaya giremedim. yeteri kadar sarsıcı ve etkileyici gelmedi. filmlerinde yarattığı robotik, ruhsuz karakter evreni bu filmde de çok başarılı, colin farrel’ı izlemeyi sevmesem de karakteri çok güzel resmetmiş. filmin ilk kısmı black mirror’ın hang the dj bölümünü anımsatıyor, o yönüyle yeni bir şey izliyormuşum hissi olmadı bende. ikinci kısmı ise biraz uzun buldum. filmin en güzel sahnesi başlangıç ve son sahnesi bence, nereye çekeceğiniz, nasıl yorumlayacağınız tamamen size bağlı. filmim arka planında sürekli tekrarlanan bir müzik var, distopyaya uydurmak için seçilmiş ama biraz sinir bozucu bir soundtrack olmuş. rachel weisz’ın bu kadar güzel olduğunu bilmiyordum karakterde ki naifliği, hafif deliliği çok güzel yansıtmış. film toplum tarafından onaylanmanın aslında hayatta kalmanın ilk şartı olduğunu çok başarılı bir şekilde resmediyor. yalnızlıkla barışmanın ve özünü kaybetmeden toplumda var olmanın zorluğunu görüyoruz. bireysel ve özgün insanlar filmde ki iki farklı toplum tarafından da istenmiyor. kendin olmaya devam edince de toplum seni izole ediyor.
gelelim filmin ilk kısmında ki biseksüel insanların oyuna bile alınmamasına, cinsel tercihine saygı duyuyoruz ama yaşamanı istemiyoruz gibi bir mesaj veriliyor şu an toplumda da sıklıkla duyduğumuz türden sözler. bu da bir nevi yaşam hakkını kısıtlama, yaşa ama benim istediğim gibi bir hayat süreceksin düşüncesi.
kendi iç dünyanızda sorguladığınız şeylere bağlı olarak filmden daha birçok mesaj alabilirsiniz. bana yeni bir düşünce ve görüş katmadığı için filmi çok yönlü bulmadım. henüz bir şeyleri farkedemeyenler için güzel bir başlangıç olabilir bu film.
gelelim filmin ilk kısmında ki biseksüel insanların oyuna bile alınmamasına, cinsel tercihine saygı duyuyoruz ama yaşamanı istemiyoruz gibi bir mesaj veriliyor şu an toplumda da sıklıkla duyduğumuz türden sözler. bu da bir nevi yaşam hakkını kısıtlama, yaşa ama benim istediğim gibi bir hayat süreceksin düşüncesi.
kendi iç dünyanızda sorguladığınız şeylere bağlı olarak filmden daha birçok mesaj alabilirsiniz. bana yeni bir düşünce ve görüş katmadığı için filmi çok yönlü bulmadım. henüz bir şeyleri farkedemeyenler için güzel bir başlangıç olabilir bu film.
devamını gör...
13.
2015 yapımı yorgos lantimos filmidir.
filmle ilgili göndermelerin neredeyse tamamına değinilmiş, bu yüzden tekrar etmeye gerek yok.
bunların haricinde, bence en temelde her anlamda idealize etme eğilimlerimize karşı olan bir film. çünkü hayatın kendisi kadar olgu ve kavramların da doğrusal bir yapıya sahip olmadığını söyleyen bir film.
pragmatik durumlara karşı şekillenen toplumsal değerlerin bir eleştirisi var ama başkarakterlerin ihtiyaçmış gibi görünen arayışları da özünde aynı şey değil mi? bedensel, fizyolojik ya da ruhsal... her arayışımız, her uğraşımız faydamız hanesinde mi, ihtiyacımız mı? fark ne? yani bazen olumsuzlanan ve olumlanan kavramlar arasında da paradoksal bir ilişki söz konusu ve filmin beğendiğim en güzel ince açısı da buydu. bu yüzden iş, bir fedakarlık veya özveride bulunulmasıyla ilgili kısma gelince o kısımda yönetmen, kesin bir yargıda bulunmaktan kaçınarak ucunu açık bırakmış. (kendi gözüne zarar verme sahnesi)
tam olarak şu veya bu toplumsal düzen eleştirisi olduğunu düşünmüyorum. genel olarak birbirinin değillemesi üzerine kurgulanan ve idealize edilen düşünce biçiminin bir eleştirisi var.
keza otel sakinleri ve ormandaki grup birbirinin tersi olarak tasarlanmış habitatlar ancak özünde, insanı araçsallaştıran yaklaşımlar söz konusu her ikisinde de.
o halde çoğulculuk, demokrasi, birey ve toplum arasındaki uzlaşımsız çelişkinin saptanması çok zor bir yerinde konumlanıyor ve çoğu zaman her ikisinin de eşit korunumunu sağlayabilmekte yetersiz kalıyor. fakat insanlık daha iyisini buluncaya kadar şimdilik olabileceğinin en iyisi bu. bireyin komüne, komünün de bireye ihtiyacını gerekli kılan koşullar oldukça bir yerlerde buluşabilmek de gerekli oluyor.
filmde orijinal bulduğum bir diğer şey de sevgililerin kendilerine özgü oluşturdukları iletişim dilleriydi. insanları bizim için özel kılan şey nedir? onlarla bizim aramızda özel olan bağ, duygu ya da yaşanmışlıklardır. kalabalığın içinde birini fark etmemizi ve onu diğerlerinden ayırt etmemizi sağlayan bir müştereklik yoksa o insan, kalabalığın parçası olmaya devam eden herhangi biridir. öte yandan akrabalık, arkadaşlık, sevgililik gibi müştereklikler bile birbirinin benzeri çağrışımlara maruz kalabilir. ama iki
insan arasında, tekrarı ve benzeri olmayan bir ortak payda varsa o bağ, o iki insanı da tekrarsız ve benzersiz bir şeye dönüştürebilir.
sadece göz göze gelmenizin bile aynı ortamda kimsenin fark edemediği bir şeyi fark etmenizi sağlayan ve aynı anda beraber gülebildiğiniz arkadaşlarınızı düşünün. ilk öptüğünüz ya da elinizi ilk tutan kişi...
film, bir iddia veya propaganda içine girmeden, iddiası ve propagandası çokça yapılan şeyler üzerine düşünmemizi sağlıyor. bununla birlikte tamamen yansız olduğunu söyleyemeyiz çünkü otoriteyi sevmeyen bir film. kurgusu, bakış açısı ve sinematografisiyle zeki, orijinal ve özgün. izlenilesi.
filmle ilgili göndermelerin neredeyse tamamına değinilmiş, bu yüzden tekrar etmeye gerek yok.
bunların haricinde, bence en temelde her anlamda idealize etme eğilimlerimize karşı olan bir film. çünkü hayatın kendisi kadar olgu ve kavramların da doğrusal bir yapıya sahip olmadığını söyleyen bir film.
pragmatik durumlara karşı şekillenen toplumsal değerlerin bir eleştirisi var ama başkarakterlerin ihtiyaçmış gibi görünen arayışları da özünde aynı şey değil mi? bedensel, fizyolojik ya da ruhsal... her arayışımız, her uğraşımız faydamız hanesinde mi, ihtiyacımız mı? fark ne? yani bazen olumsuzlanan ve olumlanan kavramlar arasında da paradoksal bir ilişki söz konusu ve filmin beğendiğim en güzel ince açısı da buydu. bu yüzden iş, bir fedakarlık veya özveride bulunulmasıyla ilgili kısma gelince o kısımda yönetmen, kesin bir yargıda bulunmaktan kaçınarak ucunu açık bırakmış. (kendi gözüne zarar verme sahnesi)
tam olarak şu veya bu toplumsal düzen eleştirisi olduğunu düşünmüyorum. genel olarak birbirinin değillemesi üzerine kurgulanan ve idealize edilen düşünce biçiminin bir eleştirisi var.
keza otel sakinleri ve ormandaki grup birbirinin tersi olarak tasarlanmış habitatlar ancak özünde, insanı araçsallaştıran yaklaşımlar söz konusu her ikisinde de.
o halde çoğulculuk, demokrasi, birey ve toplum arasındaki uzlaşımsız çelişkinin saptanması çok zor bir yerinde konumlanıyor ve çoğu zaman her ikisinin de eşit korunumunu sağlayabilmekte yetersiz kalıyor. fakat insanlık daha iyisini buluncaya kadar şimdilik olabileceğinin en iyisi bu. bireyin komüne, komünün de bireye ihtiyacını gerekli kılan koşullar oldukça bir yerlerde buluşabilmek de gerekli oluyor.
filmde orijinal bulduğum bir diğer şey de sevgililerin kendilerine özgü oluşturdukları iletişim dilleriydi. insanları bizim için özel kılan şey nedir? onlarla bizim aramızda özel olan bağ, duygu ya da yaşanmışlıklardır. kalabalığın içinde birini fark etmemizi ve onu diğerlerinden ayırt etmemizi sağlayan bir müştereklik yoksa o insan, kalabalığın parçası olmaya devam eden herhangi biridir. öte yandan akrabalık, arkadaşlık, sevgililik gibi müştereklikler bile birbirinin benzeri çağrışımlara maruz kalabilir. ama iki
insan arasında, tekrarı ve benzeri olmayan bir ortak payda varsa o bağ, o iki insanı da tekrarsız ve benzersiz bir şeye dönüştürebilir.
sadece göz göze gelmenizin bile aynı ortamda kimsenin fark edemediği bir şeyi fark etmenizi sağlayan ve aynı anda beraber gülebildiğiniz arkadaşlarınızı düşünün. ilk öptüğünüz ya da elinizi ilk tutan kişi...
film, bir iddia veya propaganda içine girmeden, iddiası ve propagandası çokça yapılan şeyler üzerine düşünmemizi sağlıyor. bununla birlikte tamamen yansız olduğunu söyleyemeyiz çünkü otoriteyi sevmeyen bir film. kurgusu, bakış açısı ve sinematografisiyle zeki, orijinal ve özgün. izlenilesi.
devamını gör...
14.
yorgos lanthimos'un yönettiği ve 2015 yapımı bir filmidir. film, toplumsal normların ve beklentilerin insanların yaşamlarını nasıl etkilediğini ele alır. lobster oteline gelen insanların, bir eş bulmak için belirli bir süreleri olduğu bir dünyada geçer. bu, evlilik ve ilişki gibi toplumsal normların ne kadar baskıcı olabileceğini ve insanların bu normlara uyma baskısı altında nasıl stres yaşadıklarını gözler önüne seriyor. bu film izleyicide insan ilişkileri ve yalnızlık konusunda derin bir etki bırakıyor. karakterler, bir eş bulmak için sürekli bir arayış içindedirler. ancak, bu arayışta insanlar özgürlüklerini kaybeder ve sahte birliktelikler içinde bulunurlar. film genel olarak karakterlerin kimliklerini korumak veya dönüştürmek arasında bir seçim yapma konusunu işliyor. filmin sonunda ana karakter, kendi kişiliğiyle bağdaşmayan bir dönüşüm geçirmek zorunda kalıyor.
devamını gör...
15.
dingin ilerleyişi bana düşünmem ve olanları tartmam için yeterince zaman kazandırdı. nedense bizim dünyamızın abartılmış hali gibi geliyor. tam anlamıyla olmasada asıl fikri bu şekilde yorumlamakta sıkıntı görmüyorum. otelde herkesin çift olması konusunda aşırı bir zorunluluktan bahsetiyoruz bunun yanı sıra yalnız olanlar kurban durumuna düşüyor. yalnız olan ölmeye mahkumdur. yalnızken kendini koruyamaz, mutlu olamaz, ölüme çok daha yakın olursun. nedense tüm bu bahsedilenler etrafımdaki dünyanın dev aynasında yansıması gibi. bu hayattaki yalnızlık sert ve acımasız. siyah ve beyazların filmi denilebilir, grilere yer yok.
bazı ayrıntılar da çok ilginçti mesela ilişkiyi sağlam tutmak için çiftlere çocuk verilmesi ya da otele girişte adamın cinsel yönelimini bir noktada değişmeksizin seçmek zorunda kalması ve şu çiftler arasındaki uyum meselesi. bu uyum meselesi o kadar önemli ki sevginin bir önemi yok. bu biraz kalp kırıcı. ömürünü yabani bir hayatta yalnız geçirmek istemiyorsan, sevginin değilde ortak noktaların esas alındığı bir yol arkadaşı bulman ve tüm ömrün boyunca bu yol arkadaşına katlanman gerekiyor. ortak noktaların değişmemesi için dua etmekten başka şansın yok. gerçi filmdeki gibi bir şanstan söz edilebilir ortak noktalar yaratmak gibi. film sonunu net bir şekilde vermemiş genelde bu gibi durumda yarım kalmasın diye kendim bir son yazarım ve benim sonumda adam gözlerini feda edemiyor. o kadar cesur olduğunu düşünmüyorum ya da bunu yapacak kadar sevgi beslediğini de.
bu dünyanın distopik olmasına çok mutlu oldum ama eğer bu dünyada yaşamış olsaydım açık yüreklilikle itiraf edebilirim ki yalnızlığı tercih ederdim.
bazı ayrıntılar da çok ilginçti mesela ilişkiyi sağlam tutmak için çiftlere çocuk verilmesi ya da otele girişte adamın cinsel yönelimini bir noktada değişmeksizin seçmek zorunda kalması ve şu çiftler arasındaki uyum meselesi. bu uyum meselesi o kadar önemli ki sevginin bir önemi yok. bu biraz kalp kırıcı. ömürünü yabani bir hayatta yalnız geçirmek istemiyorsan, sevginin değilde ortak noktaların esas alındığı bir yol arkadaşı bulman ve tüm ömrün boyunca bu yol arkadaşına katlanman gerekiyor. ortak noktaların değişmemesi için dua etmekten başka şansın yok. gerçi filmdeki gibi bir şanstan söz edilebilir ortak noktalar yaratmak gibi. film sonunu net bir şekilde vermemiş genelde bu gibi durumda yarım kalmasın diye kendim bir son yazarım ve benim sonumda adam gözlerini feda edemiyor. o kadar cesur olduğunu düşünmüyorum ya da bunu yapacak kadar sevgi beslediğini de.
bu dünyanın distopik olmasına çok mutlu oldum ama eğer bu dünyada yaşamış olsaydım açık yüreklilikle itiraf edebilirim ki yalnızlığı tercih ederdim.
devamını gör...
16.
çok üzücü bir film ya. aynı zamanda korkunç. distopya olduğu için normal. ama benim kalbimi kırdı. sonu izleyiciye bırakıldığı için ben hiç iyi şeyler hayal edemedim.
efendim film 2015 yapımı ve 6 ülkenin ortak çalışmasıyla yapılmış. (yazmaya üşendim) şöyle bir dünya düşünün ki yalnız kalmanıza izin verilmiyor. yalnızlar toplum için bir tehlike olarak görülüyorlar. evlisiniz ve eşiniz mi öldü ya da sizi terk mi etti? şimdi siz naneyi yediniz. bir otele gidiyorsunuz ve size 45 gün süre veriliyor. çift oldunuz oldunuz. yoksa bir hayvana dönüştürülüyor ve doğaya bırakılıyorsunuz. karınca olsan biri üstüne basabilir, tavşan olsan yerler, balık olsan tutarlar, hayvan olmak da çok zor. film eş bulamazsa ıstakoza dönüşmek isteyen bir adamı anlatıyor. eş bulma gibi bir derdi de yok filmin başında. ıstakoz olacağı günü bekliyor. fikri değişip planlar yapınca başına gelmeyen kalmıyor.
film kendi kuralları dışına çıkana acımayan bir toplumun nelere yol açacağını çok güzel özetliyor. baskıcı bir topluluktan kaçıp karşıt bir gruba sığınsanız bile onlar da karşıt grup gibi sizi en ufak bir muhalif davranışınızda affetmiyor. ne kadar da dünyanın özeti. ya bizdensin ya değilsin. ortası yok. ya solcusun ya sağcısın gibi.
filmde insanlara yalnızlığı öyle kötü bir şey olarak anlatıyorlar ki eş bulmak da onlara göre sadece ortak nokta olursa anlamlı gibi geliyor ve insanlara da böyle hissetmeleri dayatılıyor.
filmin sonunda adam artık kadınla bir ortak noktası kalmadığını ve kör olmak gerçekten buna değecek mi diye düşünerek bence kadını yalnız bırakıyor. ilk böyle düşündüm ama böyle yapsa yakalanma ihtimali çok. geri dönüp yalnızlara da katılamaz. kadının yanında olup hayatına kör taklidi yaparak devam ettiğini düşünüyorum.
efendim film 2015 yapımı ve 6 ülkenin ortak çalışmasıyla yapılmış. (yazmaya üşendim) şöyle bir dünya düşünün ki yalnız kalmanıza izin verilmiyor. yalnızlar toplum için bir tehlike olarak görülüyorlar. evlisiniz ve eşiniz mi öldü ya da sizi terk mi etti? şimdi siz naneyi yediniz. bir otele gidiyorsunuz ve size 45 gün süre veriliyor. çift oldunuz oldunuz. yoksa bir hayvana dönüştürülüyor ve doğaya bırakılıyorsunuz. karınca olsan biri üstüne basabilir, tavşan olsan yerler, balık olsan tutarlar, hayvan olmak da çok zor. film eş bulamazsa ıstakoza dönüşmek isteyen bir adamı anlatıyor. eş bulma gibi bir derdi de yok filmin başında. ıstakoz olacağı günü bekliyor. fikri değişip planlar yapınca başına gelmeyen kalmıyor.
film kendi kuralları dışına çıkana acımayan bir toplumun nelere yol açacağını çok güzel özetliyor. baskıcı bir topluluktan kaçıp karşıt bir gruba sığınsanız bile onlar da karşıt grup gibi sizi en ufak bir muhalif davranışınızda affetmiyor. ne kadar da dünyanın özeti. ya bizdensin ya değilsin. ortası yok. ya solcusun ya sağcısın gibi.
filmde insanlara yalnızlığı öyle kötü bir şey olarak anlatıyorlar ki eş bulmak da onlara göre sadece ortak nokta olursa anlamlı gibi geliyor ve insanlara da böyle hissetmeleri dayatılıyor.
filmin sonunda adam artık kadınla bir ortak noktası kalmadığını ve kör olmak gerçekten buna değecek mi diye düşünerek bence kadını yalnız bırakıyor. ilk böyle düşündüm ama böyle yapsa yakalanma ihtimali çok. geri dönüp yalnızlara da katılamaz. kadının yanında olup hayatına kör taklidi yaparak devam ettiğini düşünüyorum.
devamını gör...
17.
yorgos lanthimos tarafından yönetilen 2015 yapımı distopik film.
film sonuyla birlikte beni çıldırtmayı başardı resmen, hâlâ çok sinirliyim filmdeki birçok şeye.
gösteripte vermemenin tam olarak film hâli olduğunu düşünüyorum.
filmde garip olan çok fazla şey var ve bu gariplikler merak uyandırsa da aslında sadece farklı olma çabasıyla ortaya fırlatılmış birkaç unsur gibi.
ne olacak acaba düşüncesiyle filmi sonuna kadar izledim ve sonuç olarak hiçbir bok olmamış olmasının sinirini yaşadım bir süre.
asıl sıkıntı ise çok fazla şey varmış gibi gösterilmesi. görselleri öyle seçmişler, her konuyu o kadar birbirine karıştırmışlar ki film boyunca acaba ben mi anlayamadım düşüncesine maruz kaldım.
ben de anlayamamış olabilirim, bu ihtimal her zaman var fakat metaforik unsurların düzgün bir biçimde anlatıldığını düşünmüyorum. hiç değilse bana hitap eden bir anlatım tarzı değil.
aslında ilker bey şu videosunda daha net anlatmış, ben lanthimos' un diğer filmlerini izlemediğim için tam olarak emin olamasam da bu film hakkında söylediği her şeye katılıyorum.
film sonuyla birlikte beni çıldırtmayı başardı resmen, hâlâ çok sinirliyim filmdeki birçok şeye.
gösteripte vermemenin tam olarak film hâli olduğunu düşünüyorum.
filmde garip olan çok fazla şey var ve bu gariplikler merak uyandırsa da aslında sadece farklı olma çabasıyla ortaya fırlatılmış birkaç unsur gibi.
ne olacak acaba düşüncesiyle filmi sonuna kadar izledim ve sonuç olarak hiçbir bok olmamış olmasının sinirini yaşadım bir süre.
asıl sıkıntı ise çok fazla şey varmış gibi gösterilmesi. görselleri öyle seçmişler, her konuyu o kadar birbirine karıştırmışlar ki film boyunca acaba ben mi anlayamadım düşüncesine maruz kaldım.
ben de anlayamamış olabilirim, bu ihtimal her zaman var fakat metaforik unsurların düzgün bir biçimde anlatıldığını düşünmüyorum. hiç değilse bana hitap eden bir anlatım tarzı değil.
aslında ilker bey şu videosunda daha net anlatmış, ben lanthimos' un diğer filmlerini izlemediğim için tam olarak emin olamasam da bu film hakkında söylediği her şeye katılıyorum.
devamını gör...
