1.
hatrı sayılır bir üniversitede ekonomi eğitimi aldığım için hayatı ve içinde bulunduğumuz sistemi bir hayli sorgulama fırsatı buldum. öncelikle kapitalizm insanı sürekli tüketmeye iten bir sistem. sanayi devriminin getirdiği etkileri, dış ticaret olaylarını falan es geçeceğim lafı uzatmamak için. yalnız şu anda o kadar gereksiz şeyler tüketiyoruz ki, eminim ki bir çoğuna ihtiyacımız yok. insanın yaşaması için gerekli şeyler, barınacak yer ve tok bir mide. oysa biz ne yapıyoruz, bir tişörtün bile farklı farklı renklerini alıyoruz.
aslında hayatı kazanmaya başlamamız için acilen tüketim çılgınlığından kurtulmamız gerekmektedir.
aslında hayatı kazanmaya başlamamız için acilen tüketim çılgınlığından kurtulmamız gerekmektedir.
devamını gör...
2.
okumamanın zararını @2 de görüyorsunuz.
para dünyaları kurtarmaz. tüketim toplumu olmak dünyayı bitirir, bitiriyor da.
para dünyaları kurtarmaz. tüketim toplumu olmak dünyayı bitirir, bitiriyor da.
devamını gör...
3.
--- alıntı ---
postmodern bir düşünür olan baudrillard’a göre; tüketim toplumu, tüketimin öğrenilmesi toplumu, tüketime toplumsal bir biçimde alıştırılma toplumu olarak tanımlanmaktadır; yani yeni üretim güçlerinin oluşmasıyla ve yüksek verimliliğe sahip ekonomik bir sistemin tekelci yeniden yapılanması ile orantılı olarak yeni ve özgül bir toplumsallaşma tarzı olarak kabul edilmektedir.
tüketim toplumunun genel yapısı, sürekli yeni ihtiyaçların hissettirilmesi ve gündelik hayattaki hoşnutsuzlukların, mutsuzlukların ve gerilimlerin ilacı olarak alışveriş yapmanın sağlayacağı hazzın kullanılabileceği duygusuyla şekillendirilmiştir
tüketim toplumu, toplumların mal ve hizmet üretiminden ziyade, malların ve boş zamanın tüketimi çerçevesinde tüketim etrafında örgütlenmesi anlamına gelmektedir ve temeli kapitalizme dayanmaktadır. tüketim toplumundaki eğilimler tartışmalı da olsa marshall (1999)’a göre şunlardır: artan zenginlik, burjuvalaşma, kitlesel bir popüler kültürün ortaya çıkışı, toplumsal sınıfın ölümü, tüketim sektörlerinin ortaya çıkışı, bireyciliğin artması vb.
--- alıntı ---
nil esra dal'ın tüketim toplumu ve tüketim toplumuna yöneltilen eleştiriler üzerine bir tartışma çalışmasından alıntıdır.
postmodern bir düşünür olan baudrillard’a göre; tüketim toplumu, tüketimin öğrenilmesi toplumu, tüketime toplumsal bir biçimde alıştırılma toplumu olarak tanımlanmaktadır; yani yeni üretim güçlerinin oluşmasıyla ve yüksek verimliliğe sahip ekonomik bir sistemin tekelci yeniden yapılanması ile orantılı olarak yeni ve özgül bir toplumsallaşma tarzı olarak kabul edilmektedir.
tüketim toplumunun genel yapısı, sürekli yeni ihtiyaçların hissettirilmesi ve gündelik hayattaki hoşnutsuzlukların, mutsuzlukların ve gerilimlerin ilacı olarak alışveriş yapmanın sağlayacağı hazzın kullanılabileceği duygusuyla şekillendirilmiştir
tüketim toplumu, toplumların mal ve hizmet üretiminden ziyade, malların ve boş zamanın tüketimi çerçevesinde tüketim etrafında örgütlenmesi anlamına gelmektedir ve temeli kapitalizme dayanmaktadır. tüketim toplumundaki eğilimler tartışmalı da olsa marshall (1999)’a göre şunlardır: artan zenginlik, burjuvalaşma, kitlesel bir popüler kültürün ortaya çıkışı, toplumsal sınıfın ölümü, tüketim sektörlerinin ortaya çıkışı, bireyciliğin artması vb.
--- alıntı ---
nil esra dal'ın tüketim toplumu ve tüketim toplumuna yöneltilen eleştiriler üzerine bir tartışma çalışmasından alıntıdır.
devamını gör...
4.
her şeyin hazıra gelmesine alışmış ve bir şeyler yapmaya üşenen toplum.(bkz:z kuşağı)
devamını gör...
5.
sanki herkesin üzerine ölü toprağı serpili.
dedim: nedir bu tükenmişliğin sebebi ?
dedi: boş lakırdılarla tüketilen nefes,
değersiz şeylere harcanılan zaman.
o an anlam verdim;
"tükettikçe tükeniyor insan".
dedim: nedir bu tükenmişliğin sebebi ?
dedi: boş lakırdılarla tüketilen nefes,
değersiz şeylere harcanılan zaman.
o an anlam verdim;
"tükettikçe tükeniyor insan".
devamını gör...
6.
var oluşun anlamı tüketmektir.
homo dünya sahnesine girdiği günden itibaren, kendi türü dahil olmak üzere, başka canlıları da tüketerek ayakta kaldı. şu bilgi dahi homo sapiens’in tür olarak başarısızlığını göstermekte yeterli: toplumsal barış denen, düşlenebilen, ancak var kılınamayan olgu, henüz insanlık tarihinde sağlanabilmiş değil. zira yaşatmak değil, tüketmektir amaç.
günümüz insanı çalışır, ekmeğini ideolojisi ile böler yer; onlara inanmasından gayrıca bir varlık sebebi olmayan güçlere hizmet eder.
kitleler halinde türü yakıp kül püskürten bacaları olan fabrikalar, çıkış kapılarından tonlarca mal püskürtür. bu nesnelerin temel tüketim gereği, ihtiyaç malzemeleri olmaları değil; tüketenin ihtiyaç duyması. toplama kampları göstermektedir ki homo sapiens çok az yiyecekle dahi ayakta durabilmekte ve hizmet edebilmekte.
arzu, nesnelerle ilişkilerde ihtiyaçların ötesinde güce sahip. arzunun nesnesini bulmak da zor değil, herhangi bir insanı çocukluktan yaşlılığa incelemek yeterli. insan, insanlarsız kendi benliğini anlamlandıramıyor.
nesneler önce sembolik değere sahip. kredi kartları, sizin harcayabilme gücünüzü, yani sanal zenginliğinizi ifade etmedikçe önem arz etmiyor.
kredi kartları: metal tanrıların sunağı’na açılan kapı.
vahşi kapitalizme eklemlenme sürecinde gördü bu yurdun çocuğu:
görsel imgelerle bombalandı, arzuladı, aldıkça ne kadar güzel, ne kadar güçlü olacaktı. hepsi de tek bir nesne ile mümkündü aslında. adios dedi eski hayatına! artık her şey bedavaydı.
ne de olsa kâğıt ya da metal nesneler değil, plastik ve bakırın mükemmel bir karışımı ona istediği her şeyi sunabiliyordu. cennettin anahtarı avucundaydı.
hem de bedava! adios eski hayat!
bedava aldığı kartı harcadı, harcadı, borçlandı, borçlandı. borçlarını ödemek için çalışabiliyordu. çalışmak da yeterliydi bir süre. borçlarını ödeyebiliyordu. daha da aldı, daha da aldı. bir süre sonra almak için değil, borçlanmak için çalışmak başladı. sonra yalnızca borçlarını ödemek için çalışmak…
eline birazcık kağıt para gerekse, gidiyordu otomaton’un mabedine, avcunu açıyordu ve alıyordu. daha ne gerekti ona?
homo sapiens’i yönetmek kolay. ona arzulatın, arzuladığını verin.
insanlar üremedikçe ve tüketmedikçe bu dünyayı yönetemeyeceklerini biliyor tepedekiler. üremenin amacı önce bu başarısız türün devamı içindi.
artık doğal tek bir hücresi kalmamış homo sapiens’te üreme tehdit altınca olunca artar. tehdit altında üreriz, tehdit altında metali, barutu tüketiriz.
doygun bir kitle tüketmez, doygun bir tür belli bir miktarın üzerinde üremez.
biz ise kabımıza sığamayacak kadar üredikçe birbirimizi tüketiyoruz. insanlığın üremesinin tek amacı kendini üretmek ve kendini tüketmektir artık. başka bir canlının var oluşuna katkıda bulunmanın hazzı, diğer arzular gibi yönetilebilir ve denetlenebilir.
homo dünya sahnesine girdiği günden itibaren, kendi türü dahil olmak üzere, başka canlıları da tüketerek ayakta kaldı. şu bilgi dahi homo sapiens’in tür olarak başarısızlığını göstermekte yeterli: toplumsal barış denen, düşlenebilen, ancak var kılınamayan olgu, henüz insanlık tarihinde sağlanabilmiş değil. zira yaşatmak değil, tüketmektir amaç.
günümüz insanı çalışır, ekmeğini ideolojisi ile böler yer; onlara inanmasından gayrıca bir varlık sebebi olmayan güçlere hizmet eder.
kitleler halinde türü yakıp kül püskürten bacaları olan fabrikalar, çıkış kapılarından tonlarca mal püskürtür. bu nesnelerin temel tüketim gereği, ihtiyaç malzemeleri olmaları değil; tüketenin ihtiyaç duyması. toplama kampları göstermektedir ki homo sapiens çok az yiyecekle dahi ayakta durabilmekte ve hizmet edebilmekte.
arzu, nesnelerle ilişkilerde ihtiyaçların ötesinde güce sahip. arzunun nesnesini bulmak da zor değil, herhangi bir insanı çocukluktan yaşlılığa incelemek yeterli. insan, insanlarsız kendi benliğini anlamlandıramıyor.
nesneler önce sembolik değere sahip. kredi kartları, sizin harcayabilme gücünüzü, yani sanal zenginliğinizi ifade etmedikçe önem arz etmiyor.
kredi kartları: metal tanrıların sunağı’na açılan kapı.
vahşi kapitalizme eklemlenme sürecinde gördü bu yurdun çocuğu:
görsel imgelerle bombalandı, arzuladı, aldıkça ne kadar güzel, ne kadar güçlü olacaktı. hepsi de tek bir nesne ile mümkündü aslında. adios dedi eski hayatına! artık her şey bedavaydı.
ne de olsa kâğıt ya da metal nesneler değil, plastik ve bakırın mükemmel bir karışımı ona istediği her şeyi sunabiliyordu. cennettin anahtarı avucundaydı.
hem de bedava! adios eski hayat!
bedava aldığı kartı harcadı, harcadı, borçlandı, borçlandı. borçlarını ödemek için çalışabiliyordu. çalışmak da yeterliydi bir süre. borçlarını ödeyebiliyordu. daha da aldı, daha da aldı. bir süre sonra almak için değil, borçlanmak için çalışmak başladı. sonra yalnızca borçlarını ödemek için çalışmak…
eline birazcık kağıt para gerekse, gidiyordu otomaton’un mabedine, avcunu açıyordu ve alıyordu. daha ne gerekti ona?
homo sapiens’i yönetmek kolay. ona arzulatın, arzuladığını verin.
insanlar üremedikçe ve tüketmedikçe bu dünyayı yönetemeyeceklerini biliyor tepedekiler. üremenin amacı önce bu başarısız türün devamı içindi.
artık doğal tek bir hücresi kalmamış homo sapiens’te üreme tehdit altınca olunca artar. tehdit altında üreriz, tehdit altında metali, barutu tüketiriz.
doygun bir kitle tüketmez, doygun bir tür belli bir miktarın üzerinde üremez.
biz ise kabımıza sığamayacak kadar üredikçe birbirimizi tüketiyoruz. insanlığın üremesinin tek amacı kendini üretmek ve kendini tüketmektir artık. başka bir canlının var oluşuna katkıda bulunmanın hazzı, diğer arzular gibi yönetilebilir ve denetlenebilir.
devamını gör...
7.
üretenler tüketmiyor mu?
üretmeden tüketmek akla zarar zaten.
üretmeden tüketmek akla zarar zaten.
devamını gör...
8.
jean baudrillard imzalı 272 sayfalık eserdir.
bunun yanı sıra üretmek ve tüketmekten başka çaresi olmayan biz insanlığı anlatan kavramdır.
sürekli bir şeyler satın alıyoruz ve tükettiğimiz her şey klozette son buluyor. üret/ tüket/ öl döngüsü içinde yaşıyoruz.
ürettiğimiz ve tükettiğimiz her şey çöp adını alıyor ve doğaya bırakılıyor, bunun ise sonu yok, çünkü insanlar çocuk sahibi olmaya devam ediyorlar.
üretim ve tüketim durmuyor.

çağımızın önemli filozoflarından
baudrillard bu kitabında, çarpık tüketim anlayışını ele alıyor.
gerçek ihtiyaçlar ile sahte ihtiyaçlar arasındaki ayrımın ortadan kalktığı tüketim toplumunda birey tüketim mallarını satın almanın ve bunları sergilemenin toplumsal bir ayrıcalık ve prestij getirdiğine inanır.
böylece genel bir toplumsal farklılaşma mantığı ortaya çıkar.
ihtiyaç artık bir nesneye duyulan ihtiyaçtan çok, bir farklılaşma ihtiyacıdır. tüketici tek tek nesnelere değil, mal ve hizmetler sistemini bütünüyle satın almaya yönlendirilir; bu süreçte bir yandan kendini toplumsal olarak diğerlerinden ayırt ettiğine inanırken, bir yandan da tüketim toplumuyla bütünleşir.
dolayısıyla tüketmek birey için bir zorunluğa dönüşür.
bu anlamda tüketim bireyin özgür bir etkinliği değildir.
-alıntı kısmı/ kitapyurdu'dan alınmıştır.
bunun yanı sıra üretmek ve tüketmekten başka çaresi olmayan biz insanlığı anlatan kavramdır.
sürekli bir şeyler satın alıyoruz ve tükettiğimiz her şey klozette son buluyor. üret/ tüket/ öl döngüsü içinde yaşıyoruz.
ürettiğimiz ve tükettiğimiz her şey çöp adını alıyor ve doğaya bırakılıyor, bunun ise sonu yok, çünkü insanlar çocuk sahibi olmaya devam ediyorlar.
üretim ve tüketim durmuyor.

çağımızın önemli filozoflarından
baudrillard bu kitabında, çarpık tüketim anlayışını ele alıyor.
gerçek ihtiyaçlar ile sahte ihtiyaçlar arasındaki ayrımın ortadan kalktığı tüketim toplumunda birey tüketim mallarını satın almanın ve bunları sergilemenin toplumsal bir ayrıcalık ve prestij getirdiğine inanır.
böylece genel bir toplumsal farklılaşma mantığı ortaya çıkar.
ihtiyaç artık bir nesneye duyulan ihtiyaçtan çok, bir farklılaşma ihtiyacıdır. tüketici tek tek nesnelere değil, mal ve hizmetler sistemini bütünüyle satın almaya yönlendirilir; bu süreçte bir yandan kendini toplumsal olarak diğerlerinden ayırt ettiğine inanırken, bir yandan da tüketim toplumuyla bütünleşir.
dolayısıyla tüketmek birey için bir zorunluğa dönüşür.
bu anlamda tüketim bireyin özgür bir etkinliği değildir.
-alıntı kısmı/ kitapyurdu'dan alınmıştır.
devamını gör...