orijinal adı: the promise
yazar: damon galgut
yayım yılı: 2021
güney afrikalı bir ailenin yıllar içinde dağılışını ve kendilerine hizmet eden kişiye verdikleri sözü tutamamalarını konu alan eser, güney afrika'nın 30 yıllık sürecine de ayna tutuyor.
yazar: damon galgut
yayım yılı: 2021
güney afrikalı bir ailenin yıllar içinde dağılışını ve kendilerine hizmet eden kişiye verdikleri sözü tutamamalarını konu alan eser, güney afrika'nın 30 yıllık sürecine de ayna tutuyor.
- booker ödülü (2021).
öne çıkanlar | diğer yorumlar
başlık "rene" tarafından 08.10.2023 18:29 tarihinde açılmıştır.
1.
güney afrikalı damon galgut'tan bir roman.
kitap genel olarak ölüm teması etrafında ilerliyor. güney afrikalı bir aileyi ele alıyor. beş kişilik bu ailede tek bir kişi kalana kadar nasıl öldüklerini okuyoruz.
uzun zamandır hasta olan annenin ölümü ile başlıyoruz. bu ölümle beraber bir türlü tutulamayan bir söz, bir vaat de ortaya çıkıyor. kitabın ana karakteri diyebileceğimiz amor çıkarıyor bunu ortaya.
roman babanın, astrid'in ve anton'un ölümüyle devam ediyor. her bir ölümde bambaşka bir cenazeye tanık oluyoruz. yazar bu farklılıklarla güney afrika'nın çesitli ve geniş kültürünü de anlatmak istemiş bence. kitap boyunca da yine ırkçılık ve sınıf ayrımı gibi birçok sosyopolitik konuya da değiniyor zaten. bu konulara değinmesi kitabı zorlaştırmıyor ama, aksine güzelleştiriyor. o coğrafyanın tarihi ve kültürü hakkında bilgili olmasanız da rahatça okuyup keyif alabileceğiniz bir kitap.
kitabın her ne kadar masumu gibi gösterilmeye çalışılsa da benim en sinirlendiğim karakter amor oldu. verilen sözü ortaya çıkarıp daha sonra bundan kaçması ve çaba harcamaması çok zayıf ve iticiydi. çok daha fazlasını yapabilirdi, zamanında.
kitap genel olarak ölüm teması etrafında ilerliyor. güney afrikalı bir aileyi ele alıyor. beş kişilik bu ailede tek bir kişi kalana kadar nasıl öldüklerini okuyoruz.
uzun zamandır hasta olan annenin ölümü ile başlıyoruz. bu ölümle beraber bir türlü tutulamayan bir söz, bir vaat de ortaya çıkıyor. kitabın ana karakteri diyebileceğimiz amor çıkarıyor bunu ortaya.
roman babanın, astrid'in ve anton'un ölümüyle devam ediyor. her bir ölümde bambaşka bir cenazeye tanık oluyoruz. yazar bu farklılıklarla güney afrika'nın çesitli ve geniş kültürünü de anlatmak istemiş bence. kitap boyunca da yine ırkçılık ve sınıf ayrımı gibi birçok sosyopolitik konuya da değiniyor zaten. bu konulara değinmesi kitabı zorlaştırmıyor ama, aksine güzelleştiriyor. o coğrafyanın tarihi ve kültürü hakkında bilgili olmasanız da rahatça okuyup keyif alabileceğiniz bir kitap.
kitabın her ne kadar masumu gibi gösterilmeye çalışılsa da benim en sinirlendiğim karakter amor oldu. verilen sözü ortaya çıkarıp daha sonra bundan kaçması ve çaba harcamaması çok zayıf ve iticiydi. çok daha fazlasını yapabilirdi, zamanında.
devamını gör...
2.
biliyorum. hayatta hepimizin kafası karısık. ve hepimiz ne yaptıgımızı tam olarak bilmiyoruz.
bir seylere bir an icin bir inanıyoruz. bi heycanlanıyoruz. ve hayaller kurmaya baslıyoruz. ardından vaatler geliyor:
-seni hayatım boyunca sevicem.
-sen cok baskasın.
-ben sensiz yasayamam.
-hep yanındayım.
gibi gibi.
o an gereckten inanıyoruz buna. ama zamanla geciyor.
yani cok sekersiniz. cok cicisiniz. guzel seyler de yapmak istiyorsunuz. farkındayım. ama ben vaatlere inanamıyorum artık. eylemler olmadan bana cok anlamlı gelmiyor. agızdan cıkanlarla yapılanların bir oldugu gun tekrar konusalım.
bir seylere bir an icin bir inanıyoruz. bi heycanlanıyoruz. ve hayaller kurmaya baslıyoruz. ardından vaatler geliyor:
-seni hayatım boyunca sevicem.
-sen cok baskasın.
-ben sensiz yasayamam.
-hep yanındayım.
gibi gibi.
o an gereckten inanıyoruz buna. ama zamanla geciyor.
yani cok sekersiniz. cok cicisiniz. guzel seyler de yapmak istiyorsunuz. farkındayım. ama ben vaatlere inanamıyorum artık. eylemler olmadan bana cok anlamlı gelmiyor. agızdan cıkanlarla yapılanların bir oldugu gun tekrar konusalım.
devamını gör...
