bir genç adam, yatalak babasına hayatının her alanında destek olurken kendi iç dünyasıyla da yüzleşir. film, fedakarlık ve sevgi üzerinden insanın sevdiklerine nasıl ışık olabileceğini duygusal bir dille anlatır.
öne çıkanlar | diğer yorumlar
başlık "son singapur vapuru" tarafından 30.04.2026 21:21 tarihinde açılmıştır.
1.
senaryosu ataberk yüzat tarafından yazılan ve aynı isim tarafından yönetilen kısa film; oyuncu kadrosunda da yönetmenin kendisi ve sefer yüzat adlı kişi rol almıştır.

yatalak babasına kol kanat geren, onun eli ayağı ve her şeyi olan genç bir adamın, babası için verdiği mücadele konu ediniliyor.
babasının konuşma yetisini yitirdiği görülüyor ama her şeyin farkında, oğlunun kendisi için yaptığı her fedâkârlığın farkında, görüyor, biliyor ve hissediyor, bir pencere'nin hasretini çekiyor hasta adamcağız, odasına ışık dolmasını istediği anlaşılıyor, manzarasına doyum olmayacak bir pencere şimdi istediği...
insanın manzarası neyse insan da o manzaraya baka baka ona benziyor sanki zamanla.
genç adamın babasına bakabilmek için resim yaptığı da görülüyor, parkta bir kadının portresini çiziyor, para aldığı gözükmüyor ama para kazanmak için yaptığını düşündüm izlerken.
duygusal bulduğum bir kısa filmdi.
bazı açılardan kendime dair şeyler de gördüm biraz, annemin hasta olduğu zamanlarda baktığı pencereyi ve manzarasını düşündüm, onun manzarası bizdik belki de, çocukları...
bağlamdan ayrılmamak ve daha fazla duygusallaşmamak adına yavaş yavaş tanımımı burada bitireceğim.
ayrıca konuyla ilgili yakın zamanda okuduğum bir kitaptan bir şiiri de tanım sonuna bırakıyorum...
ana fikir ise bence şöyleydi;
bazen sevdiğin bir insana pencere olmak istersin, ışık, güneş olmak istersin, nefes olmak istersin, can olmak istersin, mümkün olsa kendi ömrünü de verirdin...
insanın en büyük manzarası bence en sevdiği insanın yüzüdür...
ne tuhaf (kitap)

yatalak babasına kol kanat geren, onun eli ayağı ve her şeyi olan genç bir adamın, babası için verdiği mücadele konu ediniliyor.
babasının konuşma yetisini yitirdiği görülüyor ama her şeyin farkında, oğlunun kendisi için yaptığı her fedâkârlığın farkında, görüyor, biliyor ve hissediyor, bir pencere'nin hasretini çekiyor hasta adamcağız, odasına ışık dolmasını istediği anlaşılıyor, manzarasına doyum olmayacak bir pencere şimdi istediği...
insanın manzarası neyse insan da o manzaraya baka baka ona benziyor sanki zamanla.
genç adamın babasına bakabilmek için resim yaptığı da görülüyor, parkta bir kadının portresini çiziyor, para aldığı gözükmüyor ama para kazanmak için yaptığını düşündüm izlerken.
duygusal bulduğum bir kısa filmdi.
bazı açılardan kendime dair şeyler de gördüm biraz, annemin hasta olduğu zamanlarda baktığı pencereyi ve manzarasını düşündüm, onun manzarası bizdik belki de, çocukları...
bağlamdan ayrılmamak ve daha fazla duygusallaşmamak adına yavaş yavaş tanımımı burada bitireceğim.
ayrıca konuyla ilgili yakın zamanda okuduğum bir kitaptan bir şiiri de tanım sonuna bırakıyorum...
ana fikir ise bence şöyleydi;
bazen sevdiğin bir insana pencere olmak istersin, ışık, güneş olmak istersin, nefes olmak istersin, can olmak istersin, mümkün olsa kendi ömrünü de verirdin...
insanın en büyük manzarası bence en sevdiği insanın yüzüdür...
ne tuhaf (kitap)
devamını gör...
