1.
1950'li yıllarda ankara'da komilik yaparak başlamıştı rize'nin köyünden gelen bu adamın aslında ülke tarihinde yer etmesi gereken hayatı. ulus'un arkalarında hemşerilerinin yardımıyla kiraladığı gecekondudan çıkıp şık hanımların, şık beylerin yiyip içtiği bir iki restoranda kül tablası topluyordu başlarda. yine rizelilerin açtığı restoranlarda.
sonra sonra meşhur piknik'in işletme müdürü oldu. kimler kimler yoktu misafirler arasında ismet inönü'den ingiliz büyükelçiliği diplomatlarına kadar. rizeli orada tüm kıvraklığıyla kotardı ingilizceyi: derdine yetecek kadar.
sonra bu genç askere gitti. gitti gitmesine de o bir yazıcı er iken 60 ihtilali olmuştu. ama askerde komutanın evladına ingilizce öğretebilecek kim var diye sorulduğunda uzunca boyuyla bir adım öne çıkmıştı. e hani yalan da değildi. diplomatlara kızarmış patates ve fıçı bira satan piknik'in işletme müdürüydü bu adam.
komutanın çocuğu hem öğrendi hem de onun kitaplarından iyice öğrendi ingilizceyi yazıcı er yahya.
çıktı geldi yine ankara'ya sonra. bir gün dediler ki bulvar palas, müdür arıyor. binlerce amerikan askeri indirilmişti şimdi ankara'da. müdür dediğin elbette şöyle olacaktı: ingilizce bilen...yahya idi işe alacakları. ya kim olacaktı? hem piknik'te işletme müdürü olmuş hem askerde iyice bellemiş ingilizceyi. rize'den çıkıp gelirken tek derdi kendi vatanında bir ekmek olan yahya, ankara ayazlarında düşmüştü jussmat ile kapitalizmin el ele birlikteliğinde bir ekmeğin kavgasına.
üstüne kitaplar yazılan piknik'te, romanlarda anılan bulvar palas'ta hiç değinilmeyen bir önemsiz detaydı yahya. sonra yine bir çok ankara romanında bahsedilen r&v restoran da aynı yahya'ya emanetti ama kim ne bilsindi yazan olmadıkça işte...reşat vedat desem herkes bilirdi peki yahya?
ankara'nın bir başka yerinde filistin elçiliğinin sokağında, şimdi artık cadde, kendi restoranını açtı sonra. yahya restaurant! bu genç adam diyordu ki aslında bunca alın terim, bunca senelerim bu sektörde anonim gitti bi duyun adımı insafsızlar!
başbakanları, diplomatları hatta tahsin şahinkaya'yı kenan evren'i ağırladı o restoranın vip salonlarında, sağır odalarında bizim yahya. hani adamın özel bir muhabbeti olmasa da kim diyebilirdi ki bunlara "sen gelme ulan ayı" o senelerde.
sonra ankara'dan sıkıldı yahya. dedi ki varayım tarabya'da devam edeyim bu işlere. dükkanı kapattı, toparlayabildiğiyle tarabya'ya uygun bir konsept için harcadı parasını. bürokratların bayıldığı kadehler tarabya'da ucuz kaçıyordu falan. ama insanın talihi bir kere kırılmaya görsün: restoranın açılış günü 18 ağustos 1999 idi...o da utanmadan depremin üstüne eğlence yeri açacak bir kalbe sahip değildi.
sonra işte gelsin alacaklılar gelmesin müşteriler falan.
türkiye'nin son 55 senesine komilikten başlayıp tarabya'da açılamayan bir restorana kadar şahit olmuş bu insan 2019 yılının ocak ayında vefat etti de yine evlatları ile bir kaç dostu dışında kimse duymadı. yahya restaurant ismini bin oyunla uhdesine geçirip sonra ona buna satanlarla; son senelerinde açtığı şöyle bir hesap kaldı buradan yanında büyüttüğü niceleri bugün yemek sektörünün lideriydi oysa...
sonra sonra meşhur piknik'in işletme müdürü oldu. kimler kimler yoktu misafirler arasında ismet inönü'den ingiliz büyükelçiliği diplomatlarına kadar. rizeli orada tüm kıvraklığıyla kotardı ingilizceyi: derdine yetecek kadar.
sonra bu genç askere gitti. gitti gitmesine de o bir yazıcı er iken 60 ihtilali olmuştu. ama askerde komutanın evladına ingilizce öğretebilecek kim var diye sorulduğunda uzunca boyuyla bir adım öne çıkmıştı. e hani yalan da değildi. diplomatlara kızarmış patates ve fıçı bira satan piknik'in işletme müdürüydü bu adam.
komutanın çocuğu hem öğrendi hem de onun kitaplarından iyice öğrendi ingilizceyi yazıcı er yahya.
çıktı geldi yine ankara'ya sonra. bir gün dediler ki bulvar palas, müdür arıyor. binlerce amerikan askeri indirilmişti şimdi ankara'da. müdür dediğin elbette şöyle olacaktı: ingilizce bilen...yahya idi işe alacakları. ya kim olacaktı? hem piknik'te işletme müdürü olmuş hem askerde iyice bellemiş ingilizceyi. rize'den çıkıp gelirken tek derdi kendi vatanında bir ekmek olan yahya, ankara ayazlarında düşmüştü jussmat ile kapitalizmin el ele birlikteliğinde bir ekmeğin kavgasına.
üstüne kitaplar yazılan piknik'te, romanlarda anılan bulvar palas'ta hiç değinilmeyen bir önemsiz detaydı yahya. sonra yine bir çok ankara romanında bahsedilen r&v restoran da aynı yahya'ya emanetti ama kim ne bilsindi yazan olmadıkça işte...reşat vedat desem herkes bilirdi peki yahya?
ankara'nın bir başka yerinde filistin elçiliğinin sokağında, şimdi artık cadde, kendi restoranını açtı sonra. yahya restaurant! bu genç adam diyordu ki aslında bunca alın terim, bunca senelerim bu sektörde anonim gitti bi duyun adımı insafsızlar!
başbakanları, diplomatları hatta tahsin şahinkaya'yı kenan evren'i ağırladı o restoranın vip salonlarında, sağır odalarında bizim yahya. hani adamın özel bir muhabbeti olmasa da kim diyebilirdi ki bunlara "sen gelme ulan ayı" o senelerde.
sonra ankara'dan sıkıldı yahya. dedi ki varayım tarabya'da devam edeyim bu işlere. dükkanı kapattı, toparlayabildiğiyle tarabya'ya uygun bir konsept için harcadı parasını. bürokratların bayıldığı kadehler tarabya'da ucuz kaçıyordu falan. ama insanın talihi bir kere kırılmaya görsün: restoranın açılış günü 18 ağustos 1999 idi...o da utanmadan depremin üstüne eğlence yeri açacak bir kalbe sahip değildi.
sonra işte gelsin alacaklılar gelmesin müşteriler falan.
türkiye'nin son 55 senesine komilikten başlayıp tarabya'da açılamayan bir restorana kadar şahit olmuş bu insan 2019 yılının ocak ayında vefat etti de yine evlatları ile bir kaç dostu dışında kimse duymadı. yahya restaurant ismini bin oyunla uhdesine geçirip sonra ona buna satanlarla; son senelerinde açtığı şöyle bir hesap kaldı buradan yanında büyüttüğü niceleri bugün yemek sektörünün lideriydi oysa...
devamını gör...